Sürüsüne Bereket Katliam: La Horde (2009)

Sadece son birkaç yılda, içinde zombi barındıran ne kadar çeşitlemeye maruz kaldık? Soruya cevap verme gafletinde bulunsak öyle sanıyorum ki, yapılacak listenin dışında kalan bir ton kaliteli yapım olacaktır. La Horde ise, bu türden bir kategorizasyonun biraz daha dışında değerlendirilmesi gereken bir zombi filmi kanımca!

Sosyal medyada, en kaba şekilde “28 Gün Sonra’ya Fransızlar’ın cevabı” diye özetlenmiş. Aslında pek de yanlış bir tarafı yok tanımın. Daha önce Dawn Of The Dead ile de sokaklarda spin atan zombi filmlerine maruz kalmıştık. La Horde’un görsel tonlarının akraba olduğu bir diğer yapım ise Left 4 Dead diye düşünüyorum. Hem atmosfer hem de ana karakterlerin neredeyse nevi şahıslarına münhasır becerilerini göz önünde bulunduracak olursak; her birini Left 4 Dead oyununun bir karakteri gibi düşünebiliriz.

La Horde’u zombi furyası için taze kan olarak nitelendirmek mümkün olmasa da, işin eğlence kısmını sırtlamakta hiç de zorlanmıyor. Öncelikle biraz uzun bir arka plan hikayesine sahip. Meslektaşlarının ölümü sonrasında, uyuşturucu tacirlerini basmak için yola çıkan beş (kötü) polisin, ava giderken avlanması ile hareket kazanıyor hikaye. Polisleri yakalayıp işkence yapmaya başlayan satıcıların partisi ise, sürpriz bir zombi saldırısı ile bölünüyor. Bu noktadan sonra satıcılar ve polisler arasında zoraki bir ateşkes başlıyor ve bu kabustan kurtulmanın yolları aranıyor.

Tabloya buradan bakınca, film pek fazla yenilik ve eğlence vaad etmiyor gibi görünebilir ama girizgah kısmında verilen kurbanların ardından her karakter ayrı bir ağırlık koymaya başlıyor filme. Üstelik karakterlerimizin bir kısmı, Resident Evil serisindeki Alice karakterini kıskandıracak sürprizlerle dolu. İddia ediyorum zombi köteklemekten böylesine keyif alan bir ekip ile pek sık karşılaşamazsınız! Özellikle sapık karakterleri büyük bir şevkle canlandıran Jo Presta’nın suretine büründüğü Greco karakterine dikkat etmek lazım. Apartman koridorunda 2 zombinin saldırısına maruz kaldığı ve zombileri şamar oğlanına çevirdiği sahne, gelmiş geçmiş en keyifli zombi filmi sahnelerinden biri olmaya üst sıralardan aday!

Tabi filmin karakter bazında pek çok kozu var. Daha da garibi, karakterler sahip oldukları silahlara rağmen, bunları pek de başarılı bir biçimde kullanamıyorlar. Mesela hiçbir karakterin aklına zombilerin doğrudan kafalarına nişan almak gelmiyor ne hikmetse. Genel geçer öldürme yöntemleri ise, zombilerin vücudunu kafi miktarda kurşunla doldurduktan sonra tekme tokat girişmekten ibaret. İşte filmin en keyifli yanı da karakterlerinin korkusuzca –ve çoğu zaman da zevzekçe- zombileri dövme eğilimleri kuşkusuz!

Yine de filmin ritm sorununa da şöyle bir değinmek gerekir. Her karesi son derece ince biçimde işlenmiş bir girizgah çatışması ve yine aynı başarı ile kotarılmış baskın sahneleri seyir zevkinizi yıkayıp yağlıyor. Takip eden ilk zombi saldırısının da içerisinde bulunduğu ilk yarım saatten sonra, film hantallaşmaya ve karakterlere yaklaşmaya başlıyor. Yine de buradaki “yaklaşma” tanımı, karakterlerin iliğine kadar işlendiği anlamını doğurmamalı. Polis tayfasından Ouessem ve Aurore’nin çatışmaları ile, uyuşturucu satıcıları arasındaki “patron kim” geyiği, filmin boşluklarını dolduran unsurlar olarak ekleniyor. Ne zaman ki karşımıza ihtiyar kaçık Rene çıkıyor, işte o zaman neşemizi yeniden buluyoruz.

Adet olduğu üzere filmin son çatışma sahneleri de fazlasıyla keyifli. Özellikle filmin sonuna kadar edilgen takılan Ouessem’ın zombilerin arasına kafa göz daldığı ve Rene’in otomatik silahı ile bir koridor dolusu zombiyi üzdüğü sahneler, üzerinden yıllar geçse dahi hatırlanacak cinsten! Oyunun Left 4 Dead akrabalığı da anlayacağınız üzere, bu final sahnelerinde iyiden iyiye kendisini hissettiriyor.

Hikayenin tamamının 20 katlı bir apartmanda geçmesi, aklımıza ister istemez, geçtiğimiz yıl tozu dumana karan Serbaun Maud / The Raid Redemption’ı getiriyor. Bu akrabalık bağlarını, ana karakterlerin dövüş merakı ile biraz daha güçlendirebiliriz. Lafı geçmişken, bünyesindeki belli başlı absürtlüklere rağmen La Horde birkaç “an” dışında parodiye göz kırpan bir korku – aksiyon örneği değil. Aksine, kendini ciddiye almıyor gibi görünse de, oldukça ağır başlı…

Sosyal mecrada yer yer topa tutulmasına rağmen, son yıllarda “zombi parodisi” adı altında suyu çıkarılan türün, yüz aklarından biri olduğunu iddia edebilirim La Horde’un… “Amaaan içimiz dışımız zombi oldu artık” diyenleri de türün meraklılarını da tatmin edebilecek bir yüz akı üstelik!

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

Bir yorum var

  1. guzel bir filmdir kendisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: