Leon: The Professional (1994)

Leon genç yaşında sevdiği kadını hayatın kumarına kurban vermişti. Sonrasında o aşk yerine ölümü seçti, öldürdü ve kaçtı. Üzerinde bol paltosu, kısa paça pantolonu vardı. Tek dostu, yanından hiç ayırmadığı yeşil, her daim mutlu, köksüz ve sorgulamayan bitkisiydi. Tek kuralı vardı. Çocuklara ve kadınlara dokunmak yok. Hayatını öldürerek ve sevmeyerek geçirmeye karar vermişti.  Sürekli süt içerdi… Bir gün apartmanında oturan Mathilda adında 12 yaşında bir kızla karşılaştı. Yüzü yaralı bu küçük kız nefret ettiği babası ve üvey annesi ile yaşıyordu. Yaralanmış ve yaşlı bir ruha sahipti.

Biri yukarı geliyor… Ciddi biriymiş.

Leon burnu kanayan küçük kızın yanına geldiğinde elinde kan vardı. “Hayat her zaman bu kadar mı zor, yoksa sadece çocukken mi?” diye soran küçük kıza yaşadığı acıların ve aşkı kaybetmenin sızısıyla cevap verdi Leon, “Bu hep böyle…

Stanfield sürekli Beethoven dinleyen görüntüde adaleti sağlaması gereken ama düzenin çarklarını kendi çıkarları için işleten bir adamdı. Köhne bir apartmana Matilda’nın ailesini katletmek için girdiğinde konuştu; “fırtınadan önceki şu sessizliğe bayılıyorum. Bana Beethoven’i hatırlatıyor. Duyabiliyor musun? Sanki kulağını çimenlere dayamışsında, onların büyüdüklerini duyabiliyormuşsun gibi. Beethoven’i sever misin?

Bu sırada patlayan silahların sesleri kendi senfonisini bestelemekteydi. Küçük kız evinde olanları korkuyla izleyip Leon’nun kapısına doğru yöneldiğinde bu iki insan da yeni seçimlere kapılarını açtılar. Işık yüzlerine vurdu. Gözlerini kamaştırdı. Leon bu mecburi misafirinden hiç memnun olmamasına karşın onu sokağa bırakamamak gibi bir vicdana sahipti. Mathilda ise intikam yemini etmişti. Temizlikçi olmak istiyordu. Kanunun düzeni sağlayamadığı bu cangıl da kendi kanunları olmalıydı. İyiyi kötüden ayırmak için…

Leon’nun tüm karşı çıkmalarına karşın bir kiralık katil, bir çocuk ve bir bitki kendi yollarını seçmek, kök salmak için yollara düştüler. O Leon’a sevmeyi, okumayı öğretti. Leon ise ona öldürerek hayatta kalmayı…

Senin biraz büyümek için zamana ihtiyacın var” derdi Leon. Küçük kız ise acılarını yıllarına katmanın verdiği yükle “ben büyüdüm” derdi “artık yaşlanıyorum

1994 yapımı 110 dakikalık bu film kendi kanunlarını koyan insanlara sevgi dilinde bir hikâye sunuyor. Senaryosu aynı zamanda yönetmenliğini de üstlenen Luc Besson’a ait. Leon, Luc Besson’un en iyi filmi olmamakla beraber derinlemesine işlediği bu iki karakteri ile seyirciyi düşündüren ve irrite etmekle sevmek arasında bırakan bir yapım. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın film sizi düşünmeye ve şartların çarpışıklığına itiyor. Eğer böyle olmasaydı diyorsunuz kendi kendinize. Silahların dünyasında yaşlanan bir çocuğun aşkı bir yanda adaletin her daim kanun yoluyla sağlanmadığı bir dünya öbür yana. Aşk ve ölüm…

Oyuncu kadrosunda akılda kalıcı performansları ile Jean Reno, Gary Oldman ve Natalie Portman boy gösteriyor. Unutulmaz ve filme ayrı bir anlam katan müziklerine ise Eric Serra imza atmış.

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

7 Yorumlar

  1. cok severim bu filmi

  2. Önem verdiğim filmlerden biridir.Beni Besson hayranlığının yanı sıra Eric Serra dinleyicisi durumuna getirmiştir.Nikitadaki temizlikçi ViktorLeonun prototipidir kimi yazarlara göre hatta Besonda bu görüşte sanırım .Bence Leon öncülü Viktordan çok derin ve özgün bir karakterdir acemice bastırmaya çalıştığı sevgiye açlığı ,yine aynı acemilekle yok saydığı şefkati ile .Öldürmekte ne kadar usta ve soğuksada insancıl olan her şeyde sarsak ama bir o kadarda sahici ve sağlamdır.Sonuna kadarda vardır.insana ait o naif duygular onu kırmıştır,çok farklı bir yola götürmüştür yönetemez onları iç güdüsel olarak bilir herkesten daha içten fakat daha beceriksizdir.Bunuda bilir bu nedenle kapıyı açmak istemez ,kapıyı açtığında gideyceği yeri bilir savaşçı önsezileri ile dönüşü olmayan yolun ilk basamaği alışık olmadığı duyguların kulvarında boğulacak çırpınacaktır ne fark ederki beton ormanda av olmuş bir dişi yavru daha ama yapamaz kapıyı açar sonunu getirecek ilk hamleyi yaptığını bile bile.Viktordan ayrıldığı ilk nokta budur koşullanılmış görev bilinciyle hepsini temizleyeceğim diye girmez o yenileceği son dönemece…O kendisini kıran bitiren duygulara kapısını açar ,kaç yıl yaşamış olursa olsun hep naif ,hep yeni yetme olacağı yollara kapısını açar,Bilir o yollarda aksaktır ,hatta biraz soytarı, ama çoğu insandan sahici ve sonuna kadarcıdır.
    Kapısını açar yavaşca çoğu için bir kaos yığını olan hayatın sonu için anlamlı güzel bir ölüme ..
    Sonunda hayatı boyunca gizli tutsağı olduğu bu acının ,yüreğine taş gibi oturmuş yaşanamamışlıkların ,güdük bırakılmışlıkların tutsaklık halkasını uzatır özgürce ,acemi aksak sevgi,hesaplı usta kötüleğe,bir el bombası pimi görünümünde

  3. berat yorumunuz için çok teşekkür ederim. filmin duygusunu tam kalbinden yakalamışsınız.

  4. Her gün iki kutu süt alıp ,çılgınca mekik çekmenin ötesinde bir ifade şansı verdiğiniz için ben teşekkür ediyorum….

  5. Berat agzına saglık gercekten 10 numara bi yorum boyle bir filme boyle bi yorum yakısır zaten …

  6. Ayhan Atasayar

    Luc Besson’ın en iyi filmi.Jean Reno’yu olgunlaştıran,Natalie Portmanı yaratan film.Gary Oldman’sa her zaman ki gibi..Yani mükemmel.Bu çizgiy aşan bir polisiye hala çok zor..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: