Lone Wolf McQuade (1983)

Makkueyydddd!” diye bağırıyordu David Carradine… Filmi her hatırladığımda aklıma gelen ilk şey bu nara ve sonrasında Çak (Chuck) abimizin önüne atlayarak hain kurşunlara hedef olan ve bu El paso rangerinin kollarında ölen güzeller güzeli bir Barbara Carrera

80’lerde, Adem elması fırlamış, yüzü sivilceli bir ergen olarak yapmayı en sevdiğim şey her zaman olduğu gibi sinemaya gitmek di. Favori türlerim ise her zaman Post Apokaliptik blimkurgular olmuştur. Bir Cumartesi annemi son anda ikna edip bilet ve gazoz parasını denkleştirerek koşar adım Gölcük Garnizon sinemasına gittim. filmin afişine bile bakacak zamanım yoktu ama eskaza gözüm afişe kaydığında “Ahanda süper bi nükleer savaş sonrası film!” diye heyecanlanıp, hoop! sinemaya daldım. akabinde bir arkadaşımın “macara filmi olm bu! çuk norris oynuyo (o zamanlar adının böyle söylendiğini sanıyorduk) demesiyle irkildim ve içimi bir üzüntü kapladı… oysaki az sonra tüm zamanların en beğendiğim patlat-çatlat aksiyon filmlerinden birini izleyecektim.


Yine afişe az bakmamla alakalı bir yanılsama olabilir ama sanki bu film bizim sinemalarımızda “Beyaz Kurt” adıyla gösterilmişti? Neyse, salona girdikten hemen sonra ışıklar karardı ve her zamanki büyülü sinema yolculuğum başladı. O’da ne! spaghetti westernlerinden alışık olduğumuz ıslık, gitar ve ağız armonikası ile yapılmış muhteşem bir müzikle açılan film bir anda aklımdaki tüm olumsuzlukları sildi. Sonraları bu inanılmaz film müziğinin Francesco de massi adlı bir İtalyan tarafından yapıldığını öğrendim.

İntronun ardından, Meksikalı pis at hırsızları çaldıkları atları bir yerlerde toplamaya çalışıyordu fakat Çak abim dağın tepesinden çalan müziğin de havasına girmiş bir şekilde onları kesiyordu. az sonra arıza çıkacaktı bunu hissedebiliyordum ve çok seviniyordum!…

“Lone Wolf” şu anda yüzlerce örneğini izlediğimiz standart bir avantür temasını işliyor. Yalnız ve yorgun bir Teksas ranger’i, sert ve vakur tavırlarla ortalığa düzen getirmeye çalışırken yolu silah kaçakcılığı yapan çok tehlikeli bir adamla kesişiyor. Adamın güzel metresi ona aşık oluyor, Ranger başlarda ilgisiz davransa da “bende insanım” diyerek bu aşk kuyusunun içine düşüyor, Adam işlerine sekte vuran bu kızıl sakallı, pasaklı polise, bir de sevgilisine kanca atınca hepten uyuz kapıyor ve ailesine musallat oluyor ve hayatının hatasını yapıyor. Finalde Ranger ve sanço panço’su genç bir meksikalı polis, herkesi döverek ve her yeri havaya uçurarak kötü adamları temizliyorlar. El Paso daha güvenli bir yer oluyor vs. vs.

Okuduğum bir yazıda, Senaryonun Clint Eastwood düşünülerek yazıldığı fakat kabul etmeyince Chuck Norris‘e önerildiği bilgisine ulaşmıştım. Filmi izlediğim tarihe kadar sadece tek bir Norris filmi görmüştüm, o da Bruce Lee‘nin kendisini Collesium’da madara ede ede dövdüğü ünlü “The Way of The Dragon” idi. orda da kendisine pek sempati beslememiştim açıkcası… Ezilen bir Asyalının bu ukala Amerikalıyı dövmesi pek bir hoşuma gitmişti! Fakat “Lone Wolf Mcquade” kafamdaki tüm Chuck Norris önyargılarını sonsuza dek değiştirdi. öyleki hayatımda ilk kez bir filme sinemadan çıkar çıkmaz tekrar girmiştim! (sonra “No retreat, No Surrender“da da tekrarladım bunu) Filmde ki dikkat çekici bir noktada başroldeki iki aktörün zıt performansı : iyi aktör, kötü dövüşcü : David Carradine vs. iyi dövüşcü, kötü aktör Chuck Norris.. Barbara Carrera ise filmin güzeli rolünde çok başarılı

“Lone Wolf” aslına bakarsanız tam bir tür kırması: biraz “Cehennem Silahı”, biraz “İyi Kötü ve Çirkin” Biraz da “Ejderin Yolu” Karate, Western, Avantür… üçünün harmanı ve içindeki “kitsch” aşk temaları ile havai fişek eğlencesi tadında bir aksiyon pakedi…

aktörün son zamanlarda çevirdiği “Orman Savaşcısı” gibi ekolojik, organik aksiyon saçmalarına kadar ilgili bir takipcisi oldum. Bay Norris, bizim Cüneyt Arkın’ımızın USA’daki özdeşi adeta… Amerikalılar tarafından kendisinin ve sinemasının algılanışı da bizdeki Cücü filmleri ile eşdeğer…

Bu aralar Genç bir üniversite öğrencisinin sitesinde yayınladığı “Chuck Norris Gerçekleri” mottoları ile yine gündemde ve Kült imajını sağlamlaştırarak devam ettiriyor.

“Chuck Norris gerçekleri”

* evrim teorisi diye bir şey yoktur. sadece Chuck Norris’in yaşamasına izin verdiği bir yaratıklar listesi vardır.
* Chuck Norris saat takmaz. saatin kaç olacağına o karar verir.
* Irak’ta kitle imha silahı bulunmamaktadır. Chuck Norris oklahoma’da yaşamaktadır.
* genel kanının aksine ABD demokrasiyle yönetilmemektedir. ülkenin rejimi Chucktatörlüktür.
* Chuck Norris seyrederken su daha hızlı kaynar.
* İsa suyu şaraba dönüştürdü. Chuck Norris de o şarabı biraya dönüştürdü.
* Chuck Norris’in göz yaşları kanseri iyileştirebilir. ancak ne yazık ki kendisi bugüne kadar hiç ağlamadı.
*
“lezbiyen diye birsey yoktur – sadece chuck norris’le henuz karsilasmamis kadin vardir”

Murat Tolga Şen

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir yorum var

  1. bu posterler muhtesemmis ya!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: