Mad Max: Fury Road Neyin Distopyası?

İnsanlık olarak kendimizi yok etmek için azimle çalışmamızdan olsa gerek, pek çok kıyamet türümüz var. Süper gelişmiş yapay zekâlardan virüslere, savaşlardan ekolojik felaketlere kadar pek çok şeyin insanlığın sonunu getirdiğini görüyoruz filmlerde. Bu kıyametler de genellikle yine farklı türlerde olabilen distopyaların önünü açıyor.

Öteki Sinema için yazan: Kaan Zanbakcı

Nitekim Mad Max’ filmlerinde de durum bu. Hatta bir “zincirleme felaket tamlaması” diye tanımlayabiliriz George Miller’ın yarattığı dünyayı. Petrolün tükenmesi gibi bir kaynak kıtlığı, bu sebepten çıkan savaş sonrası bir nükleer kıyamete bağlanıyor. Bunun sonucunda koskoca gezegen bir çöle ve distopyaya dönüşüyor. Bütün bunlar olurken mantık biraz sükût ediyor ve Miller, felaketleri yapboz parçaları gibi birleştirirken zücaciye dükkânına girmiş fil gibi davranıyor. “Petrol kıtlığı” ve “yol savaşları” pek bağdaşan şeyler değil. Böyle bir ortamda süperşarjlı V8’lerle fink atmak pek mantıklı olmadığı gibi, petrol sanayiinin yan ürünü olan lastiklerin -ki bir çatışmanın ilk kurbanı oluyorlar genellikle, nereden bulunduğu da meçhul. İşte bu yüzden Fury Road’un fragmanlarındaki “George Miller’ın dehasından” sözünü ilk gördüğümde yüzümde mani olamadığım, istihzalı bir tebessüm oluştu.

Sonra silkindim ve kendime geldim sevgili okur. Zira Miller’ın amacı fiziksel kurallara saygıda kusur etmeyen bir ortam yaratmak değildi. O satacak bir ürün tasarlamaya çalışıyordu ve bunda da son derece başarılı olmuştu. Arka plan hikâyesine hafızalarda hâlâ taze olan petrol kriziyle nükleer silahlanma yarışını yerleştirmiş, ön planın sırtını ise erkeklerin iki büyük fantezisine, kahramancılık ve süperşarjlı V8 otomobillere dayamıştı. Dahası, “George Miller’ın dehası” denen şey detaylarda ortaya çıkıyordu. Derme çatma arabalarından sado mazo çağrışımı yapan kıyafetlerine, çarpık sanat anlayışından ritüellerine, güce aç karakterlerinden çıkara dayalı ilişkilerine kadar oldukça bütünlüklü bir dünyaydı burası. Fakat 2015 model Çılgın Max’i çekerken bazı şeyleri değiştirmek gerekiyordu. Ne de olsa son filmin üzerinden 30 yıl geçmiş, yepyeni bir nesil yetişmişti. Bu nesil petrol kıtlığı gibi bir şeyi hiç yaşamadığı gibi, 80’li yılların haber bültenlerinin vazgeçilmezi “nükleer silahsızlanma” da çift kutuplu dünyanın sona ermesiyle gündemden düşeli uzun zaman olmuştu.

kasa

Gerçekten de bu filmde “petrol için öldüren çete”lere dair hiçbir şey görmüyoruz. Hatta Beyond Thunderdome’a konu olan, domuz pisliğindeki metan gazı gibi alternatif bir enerji kaynağı üzerine bir şey de yok. Hatta ve hatta filmin kötü adamı Immortan Joe’nun yolunu bulmuş, hiçbir kaynak sıkıntısı yaşamayan biri olduğunu görüyoruz. “Petrol Şehri (Gas Town)” ve “Mermi Çiftliği (Bullet Farm)”, Joe’ya kurulu düzeni idame ettirmesi için gereken her şeyi sağlıyor. Fury Road’da bunun yerine günümüzün “moda” kıyametlerinden biri olan çevreye dair birkaç alt metin var. Filmin başında nereden yayın yaptığı belli olmayan bir haber spikeri petrolün yanı sıra su sıkıntısının da baş gösterdiğini söylüyor. “Doğuya giderek 160 günde geçilen büyük tuzla” söz öbeği ise Pasifik Okyanusu’nun kuruduğuna delalet ediyor. Ve fakat ilginç bir şekilde film bunun üzerine gitmiyor. Evet, ulaşılmak istenen nihai nokta “yeşil diyar” adını taşıyor ama filmin bütünü içinde düşünüldüğünde bunun (yazının sonunda değineceğim) daha başka, daha mecazi bir anlamı var sanki. Peki petrol değil, su değil, neyin peşinde bu insanlar?

kelle okşama

Evet, artık baklayı ağızdan çıkarmanın ve yeni Çılgın Max’in öncülleriyle arasındaki en önemli farkı ortaya koymanın zamanı geldi. Eski filmleri tanımlamak için “erkek fantezisi” lafını kullanmam planlı bir hareketti (ve hepiniz tuzağıma düştünüz, hin hin hin) zira Fury Road’la seri tam 180 derecelik bir dönüş yapıyor ve kadınların tarafını tutan bir feminist distopyaya dönüşüyor. Zulümden kaçan eşlerin bir kasada, kilit altında tutulması (altın kafes de diyebiliriz), erkeğin kadın üzerindeki mülkiyet iddiasını simgeliyor. Filmin kahramanlarının doğurganlıkları için orada tutuluyor olması sizi yanıltmasın, Immortan Joe sadece rahim üzerinde hak iddia etmiyor. Filmi izleyen pek çok kişi anlamlandıramamış olsa da Joe’nun ininde gördüğümüz, annelik içgüdüleri oyuncak mı, ya da daha korkuncu ölü mü olduğuna karar veremediğim bebeklerle tahrik edilerek anne sütü üretmeleri sağlayan kadınların görevi, bu mülkiyetin ne kadar ileri boyutlara vardığını göstermek aslında: Kadınlar ineğine dönüşmüş, makinelere bağlanmış, erkeklerin içeceği sütler için sağılıyor.

süt anne

Miller, bunu yaparken dehasını konuşturmayı da ihmal etmiyor. Kadınların kaçmak için yine bir kadından yardım alması önemli bir detay. Bu durum erkek zulmü gören kadının erkek tarafından kurtarılması saçmalığını yerle yeksan ettiği gibi, toplum tarafından kadınlara olduğu kadar erkeklere de dayatılan “beyaz atlı prens” fantezisini elinin tersiyle iten, daha gerçekçi kahramanlar ortaya çıkmasını sağlıyor. Her ne kadar film “Mad Furiosa” diye eleştirilse de, Furiosa karakterinin hikâye üzerinde üstlendiği rol inandırıcılık açısından esas oğlan Çılgın Max’ten daha önemli. Detaylar ve “erkek iktidarına meydan okuma” meselesi bu kadarla da bitmiyor. Kadınlardan ikisinin hamile olması, çocuğu “babasız” yetiştirme konusundaki kararlılıkları da her muhafazakârın tüylerini diken diken edecek cinsten. Daha filmin başında, sperm şekilli havuzun etrafına “çocuklarımız savaşçı olmayacak” yazmalarından tutun gövdelerini kurşunlara siper etmelerine kadar her şeyi bunun için yapıyorlar. “Vajinada diş” vurgusu yapan bekâret kemerleri gibi detaylar da bu yeni bakış açısına bütünlük kazandırıyor.

vajinal diş

Bu konudaki önemli bir diğer vurguysa kaçanlar ve kovalayanlar arasındaki haremlik-selamlık ilişkisi. Eski Çılgın Max filmlerinin orduları hep karmaydı. Bu konuda filmde tek kelime etmemesine rağmen Virginia Hey’in karizmasıyla hafızalara kazınan Road Warrior’un “savaşçı kadın” karakterinden ordusunun başına geçip çılgınlar gibi Max kovalayan, ünlü şarkıcı Tina Turner’ın canlandırdığı Aunty Entity’ye kadar çeşitli örnekler sıralamak mümkün. Buradaysa kaçanlar istisnasız kadın, kovalayanlar istisnasız erkek. Kovalayanlar üç ayrı ordudan meydana gelmelerine sayıları yüzleri bulmasına rağmen aralarında dişi sinek bile görmek mümkün değil. Dahası, bu erkekler kadın öldürmekten de zevk alıyor. (Hemen yakıt tırını kullanan The People Eater’ın Valkyrie’yi ezdikten sonra yüzünde beliren orgazmik ifadeyi hatırlıyoruz.)

orgazmik ifade

Kaçanların kadınlığı ise Furioso’nun klanıyla birleştikten sonra da değişmiyor. Bu savaşçı Amazonların arasında da tek bir erkek yer almıyor. Çılgın Max ve Nux’ın durumu ise istisna. Max zaten o kadar ayırımcı bir karakter olmadığı gibi, kaybettiği eşi ve çocuğunun suçluluk duygusu var işin içinde. Nux’ın taraf değiştirmesi için kızıl dilberin keli okşamasının yeterli olmasından onun içinde de bir hasret veya bir ihtiyaç olduğu sonucunu çıkarabiliriz (George Miller’ın sebep sonuç ilişkileri yazmaktan kaytardığını da iddia edebiliriz ama yazının selameti için böyle düşünmek daha iyi olacak sanki).

muhafazakar kabusu

İşte bu açıdan bakıldığı zaman ulaşılmaya çalışılan Yeşil Diyar bambaşka bir anlam kazanıyor. Burası “çöldeki vaha”dan çok erkeklerin kadın üzerinde hiçbir hak iddia etmediği, kadının rahminin “en az üç çocuk” veya “kürtaj yaptırmayacaksın” vb şekillerde tezahür eden erkek faşizminden uzakta, bedeninin ve ruhunun sadece kadının kendisine ait olduğu, mutlak cinsiyet eşitliğine dayalı bir cennetmiş gibi geliyor. Sadece bu eşitliği isteyen, hatta savunmak için canını verecek olan, akıllı erkeklerin kabul edildiği bir yer. Akıllı diyorum, çünkü kadının özgür olmadığı bir toplumda kendisinin de özgür olmadığını sadece akıllı erkekler fark edebilir.

Yazar hakkında: Kaan Zanbakcı

1976, İstanbul doğumlu. Sinema denen sanatın ne kadar büyülü bir şey olduğunu 1986’da, Şişli Site sinemasında izlediği Return of the Jedi ile farkına vardı. 10 yıldır çevirmenlik yapıyor. Önce Divxplanet bünyesinde, ardından Öteki Sinema’da film eleştirileri yazdı. Sender’in açtığı senaryo atölyelerine katıldı. Hayalî İcraat adında bir bilimkurgu/fantastik sinema sitesi hazırladı ancak o büyüklükte bir siteyi tek başına hazırlamanın zorlukları, hosting firmasının saçmalıklarıyla birleşince 6 yılda büyük mesafe kat eden, 800’ü aşkın makale içeren sitesini kapadı ve Öteki Sinema’ya geri döndü.

Bir yorum var

  1. güzel tespitlerle dolu bir eleştiri olmuş. Kesinlikle bir feminizm distopyası, furiosa max muhabbetinin çıkış noktası da bu olsa gerek. bu arada max, mel gibson çılgını gibi değildi elbette, ilk başlardaki sanheler dışında.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: