Mahsun Kırmızıgül Mucize’sine İnanalım mı?

Başvuran 19 film arasından seçim yapıldı ve Türkiye’nin Oscar aday adayı filmi belli oldu: Sivas!

Geçtiğimiz yıl izlediğim, beni oldukça heyecanlandıran ve Türk sinemasının geleceğine dair umutlandıran bir filmdi Sivas, filmi izledikten hemen sonra heyecanla övgü dolu bir yazı kaleme almış ve, “Nuri Bilge Ceylan bu filmi çok kıskanacak” demiştim.

Sivas epey bir festival dolaşmasına rağmen, Anadolu’yu dışarıdakilerin gözünde ilginçleştirecek şekilde, festivaller için paketlenmiş bir yapım olmadığı izlenimini uyandırmıştı bende… Algı tuzakları yok, yaşamdaki hali neyse o; film tezek, çimen, saman, ahır, duman kokuyor. İddialı bir söylem olacak ama ben içine bu kadar “Anadolu” sinmiş bir filmi daha önce izlememiştim.

Sonuç olarak Sivas “en iyi yabancı film” dalında Oscar aday adayı oldu (Oscar diyoruz bak, Akademi ödülü demiyoruz sevgili Antalya).

Kaan Müjdeci’nin filmiyle ilgili bu haber bize de müjde gibi geldi ancak öte tarafta kendi filmiyle bir mucizeyi gerçekleştirmek isteyen Mahsun Kırmızıgül’ün isyanı vardı. Kırmızıgül, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile sinema alanındaki meslek örgütlerinin temsilcilerinden oluşan kurulun 19 film arasından ‘En İyi Yabancı Film’ dalında aday adayı olarak ‘Sivas’ı seçmesine sosyal medyada tepki gösterdi.

‘Güneşi Gördüm’ filmiyle 2009’da Oscar aday adayı olan Kırmızıgül, sinema yazarı Kerem Akça’nın film seçimiyle ilgili attığı tweete cevap olarak “Halkın büyük beğenisini kazanan ‘Mucize’ maalesef Oscar jürisinin dikkatini çekmedi. İzleyenlere, emeklerimize haksızlık yapıldı” yazdı.

Dahası da geldi. Mahsun Kırmızıgül’ün bu konuyla ilgili attığı tweetleri derledim ve yazıya ekledim, lütfen okuyun.

“Oscar için yaptığım açıklamadan dolayı bazı çevreler yine bel altından vurmaya başladı. Onlar birazdan yazacaklarımı iyi okusunlar.

Her şeyden önce şunu anlamanızı istiyorum. Ben filmlerimi halk için yapıyorum. Halkıyla bir bağ kuramayan, henüz senaryo yazımı aşamasından itibaren festivallerden nasıl ödül koparabilirim endişesi ile film yapmıyorum. Ben film sektöründe çalışkan sinemacıların emeklerinin talan edilmesinden rahatsızım! Başarının suç sayıldığı yer bizim ülkemizdir.

Filmlerimde çalışan, emek harcayan değerli oyuncu ve teknik ekibime yapılan haksızlıkların karşısındayım. Sinemada “hızlı, dinamik, sorunsuzca ilerleyen ve gişede iş yapan bir film mutlaka ticarî bir filmdir ve böyle filmler kötüdür e karşıyım. Sanat filmleri ise kağnı gibi ilerler, bunlar da çok kaliteli birer sinema örneğidir” şeklinde bir âyette yok!

Sonuç olarak, yeryüzündeki hiç bir otorite sinemada neyin ticarî film, neyin yüksek sanat filmi olduğuna karar verme hakkına sahip değildir. Sinemada, gerekse güzel sanatların genelinde bir ürünü sanat eserine dönüştüren ya da bu klasmandan çıkartan tek gerçek otorite zamandır. Ben 2007’den beri çok sevdiğim bir işi yapıyorum; o işi yaparken de çok büyük riskler alarak yapıyorum. 4 filmi çekebilmek için girdiğim riskleri, katlandığım sıkıntıları Kültür Bakanlığından, Euroimage’dan para alan sinemacılar anlayamazlar. Bugüne kadar çektiğim filmlerde, herkesin yardım alabilmek için önünde sıraya girdiği Kültür Bakanlığından tek kuruş yardım almadım. Benim filmlerimin gişe başarıları üzerinden Kültür bakanlığına aktardığım paralarla, beni yok sayan sinemacılara katkıda bulundum. Dahası, bu ülkenin bir sinemacısı olarak, böylesine ağır bir saygısızlık furyasına boyun eğmiyorum.

Türkiye’de ki festivallerde kendi kankalarını ödüllere boğan sinemacıların hali ortadadır. Ben yıllardır sürüp giden haksızlığa karşıyım. Yerli festivallerin bu tavırlarına karşı Güneşi Gördüm, New York’ta Beş Minare ve Mucize’yi festivallere çok istedikleri halde göndermedim. Her ne olursa olsun, haksızlıklara karşı gelerek tepkilerimi ortaya koymaya sonuna kadar devam edeceğim. Yeter ki sizler yanımda olun.”

Mahsun Kırmızıgül fazlaca içerlemiş ancak yazdıklarını şu Oscar aday adaylığı meselesinden sıyrılıp okuduğumuzda oldukça haklı bir sitem olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de iyi sinema yaptıkları halde sinemacıdan saymadığımız iki isim var; biri Cem Yılmaz, diğeri de Mahsun Kırmızıgül. Biri şovmen, öbürü türkücü diye herhalde…

Mucize’yi seyircili gösterimde izledim ve dikkatimi çeken ilk şey şu oldu. Bu film her yaştan seyirciyi salona toplamayı başarmıştı, gençler-yaşlılar-teyzeler-amcalar… Bakın bu gerçekten önemli bir hadise çünkü artık sadece gençler sinemaya gidiyor. O yüzden bir filmin gişesinin yanında kimleri sinemaya götürebildiğine de dikkat ediyorum.

Başlarda benim kafamda da soru işaretleri vardı ancak artık kabul edelim; bu adam sinemacı… “En iyi görüntü yönetmeniyle çalışıyor”, “sette sadece dikiliyor” vs. muhabbetlerine hiç girmeyeceğim, setindeki insanlarla konuşuyorum; içinde büyük bir sinema sevgisi taşıdığını söylüyorlar. Öğreniyor, uyguluyor, film çekiyor, filmleri iş yapıyor. Üstelik bu filmler suya sabuna değmeyen gişe komedileri değil.

Ama ortada bir “aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni” sendromu var. Mahsun Kırmızıgül ağzıyla kuş tutsa onu da minimalist film yapsa yine de ülkenin elit sinema çevrelerine yaranamaz. Yazıyı okursa ondan ricam Yavuz Turgul’un bu başyapıtını bir kez daha izlesin. Değişen hiçbir şey yok. Gerçekten de yazdığı gibi hısım akraba kollayarak dağıtılır ödüller ama merak etmesin, festivaller kendilerini bitiriyor, yakında tek ölçüt yine seyirci olacak.

Filmler insanlar için çekilir, sinema bir halk sanatıdır. Bunu umursayan ve iyi filmler çeken sinemacılar çoğaldıkça bu tartışmalar da anlamsızlaşacak.

MURAT TOLGA ŞEN – [email protected]

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir yorum var

  1. Mehmet Sinan ÜNLÜ

    Murat Bey merhaba,

    Beyazperde’deki kritiklerinizi mümkün oldukça takip eden birisiyim. Yukarıdaki konuda hak verdiğim birçok doğru var. Fakat Mahsın Kırmızıgül sineması kendine özgü bir sinema mı? Bana kalırsa kendine özgü değil. Peki çektiği filmler iyi filmler mi? Bu yorumu benim yapmam doğru olmaz. İşin doğrusu bana biraz taklitçi filmler gibi geliyor. Mahsun 70-80’li yılların aile filmlerini doğulaştırıp içine biraz da sosyalist sosu döküp önümüze koyuyor. Nasıl ki Yaşar Usta fabrika sahibini azarlıyor ise ya da aile şerefi için katil oluyor ise Mahsun’da eşcinsel birey hakları-köyünden sürülmüş insanların ızdarapları gibi haklı olunan konuları önümüze sürüyor. Asıl benim kafamı kurcalayan Mahsun’un bu işleri yaparkenki içtenliği ve dürüstlüğü. Gerçekten bu konularda dürüst mü yoksa sadece para kazanma kaygısı mı var?

    Elbette konu içtenlik ve dürüstlük değil. Konu iyi bir sinemacı olmak ya da iyi film yapmak.
    Ama sinema duygulara hitap ediyor ise insan aklında hep bu kuşkuyu taşıyarak nasıl bir yönetmenin filmini izlerki. Hele ki yönetmen toplumsal mesaj vermek istiyor ise….

    Aklıma gelenler bunlar. Dönüş yaparsanız sevinirim . Saygılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: