Marvel Uyarlamaları ve Süper Kahramanların Yükselişi

Amerikan sinemasında süper kahraman filmlerinin yükselişi sürüyor, son 10 yılda gerek biçim gerekse içerik anlamında bir ilerleme olduğu su götürmez, gişe gelirleri de bu yükselişi doğrular nitelikte. Marvel ve DC gibi iki köklü çizgi roman geleneği bu yükselişin/ilerlemenin omurgası durumunda. Aralarındaki tatlı rekabetin son yıllarda Marvel uyarlamaları lehine bir hayli bozulduğunu görüyoruz. Marvel giderek el yükselten bir şekilde ilerliyor. Box Office Mojo web sitesinden aldığımız rakamlarla analiz edip detaylara inelim.

2008 yılında iki ay arayla gösterime giren Iron Man (2008 Nisan) ve The Incredible Hulk (2008 Haziran) filmlerinden bu yana perdede tam 20 Marvel uyarlaması seyrettik. Avengers: Infinity War, Ant-Man and the Wasp ve Black Panther’ın yapım maliyetleri henüz açıklanmadı ama ilk 17 yapımın toplam maliyeti 3,1 milyar doların üzerinde. İlk 17 filmin ortalama maliyeti 182 milyon dolar. Son üç filmin maliyetini de bu ortalamadan alırsak, sadece 20 Marvel uyarlamasına yapılan yatırımın kabaca 3,65 milyar dolar ettiğini söyleyebiliriz. İnanılmaz, değil mi? Durun, gişe geliri rakamları çok daha inanılmaz. 16 Eylül 2018 itibariyle bu 20 filmin yurt içinde (Amerika) yarattığı gelir 6,8 milyar doların üstünde, yurt dışında yarattığı gelir ise 10,6 milyar doların! Son 10 yılda çekilen 20 Marvel uyarlaması sadece sinema salonlarında 17,5 milyar dolarlık gişe geliri elde etmiş. Doğrudan ya da dolaylı olarak yarattığı ekonomiyi düşünün. Üstelik ortalama bir Hollywood blockbuster’ı (dev bütçeli “üstün yapım”) 300’den fazla iş ortağı ve/veya yüklenici ile çalışır. Bu rakamlara reklam (ve gizli reklam/ürün yerleştirme), oyuncak, bilgisayar oyunları, DVD ve Bluray gibi VOD (video on demand) gelirleri, TV gelirleri ve daha sayısız yan gelirin eklenmesiyle birlikte ortaya çıkan ekonomiyi hayal gücünüze bırakıyorum.

Her ne kadar yapım şirketlerinin bu puanlama işi için özel olarak istihdam ettiği kişiler olduğu tahmin ediliyor olsa da IMDb puanları ilgiyi destekler nitelikte. Asla tek başına önemli bir kriter değil ama paylaşmak istiyorum. İlk 20 Marvel uyarlamasının ortalama IMDb puanı 7,5’un üzerinde. Oylama katılımcı sayısı da film başına 100 binin çok çok üstünde. En düşük puan 6,8 ile The Incredible Hulk’un, en yükseği de 8,6 ile Avengers: Infinity War’un. Özellikle 25 yaş altında büyük bir Marvel hayranlığı olduğu su götürmez. Yeni nesil bu 20 filmin yarısını sinemada seyretti. Marvel’ın çok büyük bir hayran kitlesi var, hem de dünya çapında. Gelelim bu başarının kökenlerine… Şimdi sizlerle Marvel’ın gişe (seyirci) hatta kimi durumlarda (Captain America: The Winter Soldier, Avengers: Infinity War, Black Panther vb.) eleştirmenler nezdinde başarısı konusunda kendi varsayımlarımı ve okuduğum kaynaklarda makul bulduğum bazı tezleri paylaşacağım.

Marvel uyarlamalarının başarısını içsel ve dışsal olmak üzere iki ayrı bölümde incelemek daha doğru olur. İçsel başarılar, yapımın kendinden kaynaklanan başarılardır. Doğru yönetmen (Black Panther), doğru oyuncu kadrosu (The Avengers), doğru başrol oyuncusu (Robert Downey Jr., Chris Hemsworth vb.), iyi senaryo (Iron Man, Captain America: The Winter Soldier vb.) gibi. Dışsal başarılar ise konjonktürel gelişmeler, teknolojik ilerlemeler gibi öğelerdir.

Marvel uyarlamalarına can suyu veren, ilk iki Iron Man filmi oldu. 340 milyon dolara mal olan bu iki film gişede 1,2 milyar doların üzerinde bir gelir yarattı ve diğer uyarlamalar için stüdyoya şevk verdi. Buradaki başarının arkasındaki isim yönetmen Jon Favreau ama bence Favreau bu başarıyı oyuncu yönetimi ve teknik denetimden çok, stüdyonun bütün karşı koymalarına rağmen Robert Downey Jr.’da ısrar etmesine borçlu. O zamana dek adı içki, uyuşturucu ve çeşitli skandallarla (özel hayatında yaşadığı çeşitli sorunlara ilaveten hukuki ve adli sıkıntılar) anılan Downey Jr.’da ısrar etmesindeki asıl neden ise Tony Stark’ı canlandırabilecek en iyi aktörün o olduğuna inanması. Lüks içinde yüzen, yakışıklı, zeki, hırslı, çapkın ama psikolojik açıdan dengesiz (uncanny) ve de suçtan bir türlü uzak duramayan Stark karakterini zaten öyle olan ve öyle bir hayat yaşayan Robert Downey Jr.’a emanet etmesi birçok yazara göre, 21. yüzyıl süper kahraman filmlerini kaderini değiştirdi. Ben de bu görüşe katılanlardanım. Marvel’ın (Amerikan halkının Superman ile birlikte en çok sevdiği kahraman olan) Captain America için Chris Evans ve de Thor için Chris Hemsworth tercihleri de tutunca (gişede karşılığını bulunca) sırtı yere gelmedi. 2014 yılında gösterime giren Guardians of the Galaxy de beklenmedik bir sürpriz yapınca Marvel evrenini birleştirme çabaları öne çekildi.

Gelelim Marvel’ın içsel başarılarının bir başka boyutuna. Marvel uyarlamalarını yöneten ekip, başından beri doğrularını çabuk fark edip hatalarından ders çıkarabiliyor (bence bunun eksikliği DC’nin en zayıf noktası ama o başka bir yazının konusu olsun). Mesela Marvel’ın ilk üç filminde yani The Incredible Hulk, Iron Man ve Iron Man 2’de yapılmış birkaç büyük hata var. Mesela Edward Norton’lı The Incredible Hulk’un kadrosu yanlıştı, kimsenin kimseyle kimyası tutmadı. Seyirci filmi cezalandırdı. 150 milyon dolara mal olan filmin yurt içi, yurt dışı toplam gişe geliri sadece 262 milyon dolar oldu. Diğer gelirlerle hafiften toparladılar ama gişede bariz bir şekilde zarar ettiler (şöyle düşünün, yapımcıya gişe gelirinin üçte biri bile gitmez). Yapımcılar bu hatayı fark etti ve o seriyi kestirip atmasını bildi. Derhal yeni bir Hulk arayışına girdiler. Ayrıca Hulk serisi çekmekten kaçınıp aslında çok sevilen bu kahramanı 2012’deki The Avengers’a joker olarak sakladılar. İkinci The Avengers’a kadar da sadece teaser olarak görüldü. Bir-iki de viral yaptılar. Marvel’ın doğru Spider Man’i bulmak için de çok çabaladığını söylemek lazım.

Marvel yapımcılarının ilk üç filmden çıkardığı ikinci ders, sadece yurt içi gelirlere odaklanmanın yanlış olduğuydu. İlk üç filmin yurt içi geliri yurt dışı gelirinden fazlaydı çünkü yurt dışı için fazla kopya hazırlanmadı ve yurt dışı reklam ve promosyon giderleri için küçük bir bütçe ayrılmıştı. Hatalarını fark edip bu modeli değiştirdiler. İlk üç film ve Black Panther hariç 16 Marvel uyarlamasının yurt dışı gişe geliri yurt içi (Amerika) gelirinin üstünde olmuştu. Black Panther’da yeni bir şey fark ettiler: Ülkedeki siyah topluluğunu ihmal ettiklerini… Hatta belki ona bir Oscar vermek için Akademi’nin kuralını değiştirttiler. Black Panther’ın sürpriz başarısı (gişede tek başına 1,35 milyar dolar elde etti ve 54 milyon dolar farkla yurt içi gişesi yurt dışı gişesinden en fazla olan Marvel filmi!), içinde bulunduğumuz ve belki de ileride “Ötekiler’in Yüceltilme Çağı” olarak adlandırılacak olan dönemsel bir konjonktürün de bir sonucu (tıpkı bu yıl Pakistanlı bir Müslüman olan komedyen Kumail Nanjiani ve beyaz eşi Emily V. Gordon’ın ahım şahım olmayan The Big Sick ile Oscar’a aday gösterilmiş olması gibi). Black Panther’ın zamanlaması mükemmel. Ama eskiden de öyleydi. Black Panther çizgi roman olarak ilk ne zaman çıktı biliyor musunuz? Martin Luther King’in zirve olduğu dönemde. 1966’da! Bu, yakın zamanda kaybettiğimiz Stan Lee’nin atmosferi koklama başarısıdır. Aynısını şimdi Marvel yaptı. Black Panther birçok rekoru kırınca “yeni bir pazar” ortaya çıkmış oldu. Bu fırsatı sağlam devam filmleriyle değerlendireceklerine şüphem yok.

Marvel’ın başarısının altında yatan bir sebep de başka başarılardan çıkardıkları dersler. Marvel; DC Wonder Woman ile “tek başına kadın süper kahraman” (Batman v Superman: Dawn of Justice’daki yan rol bu kapsamda değil) topunun altına girip devasa bir gişeyle sinema salonlarını sallayana kadar Captain Marvel projesine girişmedi. Wonder Woman’ın olağanüstü müziklerinin özellikle dövüş sahnelerine büyük bir dinamizm kattığı görülünce benzer bir tarzı Marvel, hem de hiç zaman kaybetmeden, Thor: Ragnarok’ta (2017) denedi. 850 milyon doları aşan gişesi ve 7,9’luk IMDb puanıyla Thor: Ragnarok’un seyirci nezdinde başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Süper kahraman filmlerinin bir özelliği kimi zaman olası içsel ve dışsal başarıları birbirine bağlar. Bu da hikâyesinin tematik içeriğidir. Süper kahramanların maceralarını anlatan çizgi roman geleneğinin kökleri çok eskilere dayanıyor. İlk başlarda günlük hayatın rutininden bunalanların kaçış noktası olarak görülen çizgi romanlar zamanla devasa bir kültür yarattı. Özellikle savaş ve ekonomik bunalım dönemlerinde (İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş, Küba Krizi, OPEC ve Stagflasyon Krizi vb.) yükselişe geçen süper kahraman çizgi romanlarının okurda bir tür katharsis (rahatlama) yarattığı aşikâr. Bazı ürünlere olan talebin belirli duygulara duyulan gereksinimlerden kaynaklandığını biliyoruz. Bir ihtiyacı karşılayıp bir boşluğu dolduruyorlar. Dünyayı hatta bazen dünyaları/kâinatı kurtaran süper kahramanların yükselişi de süper kahramanlara duyulan ihtiyacın bir göstergesi olsa gerek. Süpermen’in İkinci Dünya Savaşı’nın ayak seslerinin duyulmaya başlandığı 1938 baharında çıkmış olması tesadüf değildir. Örneğin yıllar önce başka bir yazımda ileri sürdüğüm gibi, Yıldız Savaşları’nın (Star Wars) gelişi Amerika Birleşik Devletleri’nde politik sağın (Cumhuriyetçiler’in) yükselişi anlamına gelir. Üç ayrı zaman diliminde peş peşe ortaya çıkan Yıldız Savaşları filmleri Reagan-Baba Bush, Oğul Bush ve Trump dönemlerinin gelişini haber vermiştir.

Sonunda dünyanın kurtarıldığı filmlere olan talebin artışının arka planında, içten içten yeni bir dünya savaşının koşullarının olgunlaştığına dair bir önsezi olsa gerek. HUAC soruşturmalarıyla ilgili bir çalışma kapsamında araştırdığımda, şu an dünyanın içinde bulunduğu sosyo-politik iklimin İkinci Dünya Savaşı öncesi koşullarına benzediğini keşfettim. Günümüzde neredeyse 30’a yakın ülkede aşırı milliyetçiliğin ve yabancı düşmanlığının yükseldiğini ve görece daha tehlikeli politik simaların oy oranlarının tırmandığını görüyoruz, hatta bir düzineyi aşkın ülkede ya iktidardalar ya da ana muhalefet partisi konumundalar. Tıpkı 1930’larda olduğu gibi şimdi de aşırı milliyetçi ve totaliter partiler tüm dünyada yükselişte. Arkalarındaki kitle günden güne artıyor. Süper kahraman filmleri sadece ABD açısından değil, tüm dünya açısından belirli sosyolojik olguların sanatsal soyutlamasını yansıtıyor. Marvel ve DC uyarlamalarının özünde de bu var. “Kötü düşmanı alt eden iyiler” teması. Her ülkede ciddi bir karşılık bulmasının temelinde yatan olgulardan birinin bu olduğuna inanıyorum.

Marvel ve DC filmlerinde İngilizce konuşan karakterlerin tüm dünyayı kurtarmalarını izliyoruz. Sağ olsunlar. Ama bu Amerikan halkında bizdekinden farklı bir algı yaratıyor. Son 10 yıldaki tırmanışın arkasında bir düşünce/fikir var ve bu düşünce/fikir de yurt içindeki seyircinin hissikablelvukusuyla örtüşüyor. Marvel bu bağlantıyı/örtüşmeyi fark edip yakaladı. Anthony Mills, Amerikan süper kahraman öykülerinin Amerikan teolojisinin temaları ve kalıpları üzerinden ilerlediğini ispatlayan müthiş bir kitap yazmış, (genelde Hristiyan terminolojisiyle büyüyen) Amerikan halkının bu eserlerle/kahramanlarla niye kolayca özdeşleşebildiğini anlatmıştı. Bahsettiği eserlerin çoğunun Marvel çizgi romanları olduğunu söylemeye gerek yok. Ama Marvel’ın bir başka özelliği şudur. Marvel karakterleri (tabii DC de) Amerikan devletine çalışan ve çoğu; asker, istihbarat elemanı ve bilim insanından oluşan bir nevi ordudur. The Avengers’ın ve S.H.I.E.L.D’ın özü budur. Bunların alt metinlerine baktığımızda Amerika’nın silah gücünü (hükümranlık yetisini) temsil ettiklerini görürüz. Her Marvel kahramanı bir silahtır hatta bazıları bizzat silah üretir/yapar ya da bizatihi kendisi silah olarak kullanılmak amacıyla üretilmiştir. Başka dünyalardan/evrenlerden/boyutlardan gelen Marvel kahramanları bile Amerikan (derin) devletine çalışır. O nedenle süper kahraman filmlerinin yükselişi, metaforik anlamda ABD’nin özlenen/beklenen yükselişi anlamına gelir. Bu tespiti seçim sloganları üzerinden de açıklamak mümkün. Süper kahraman filmlerinin son 10 yılındaki yükselişi; “Evet, Yapabiliriz”den (“Yes, We Can”, Barack Obama) “Amerika’yı Yeniden Şanlı Yapın”a (Make America Great Again”, Donald Trump) yumuşak bir geçiştir. Hepsi o.

NOT: Bu yazı, ilk kez Rabarba Dergi’nin 19. sayısında yayınlanmıştır.

KAYNAKLAR

  • Dudenhoeffer, Larrie. “Anatomy of the Superhero Film”, 2017. Palgrave Macmillan, ABD.
  • Gray II, Richard J. ve Betty Kaklamanidou (editörler). “The 21st Century Superhero: Essays on Gender, Genre and Globalization in Film”, 2011. McFarland & Company, ABD.
  • Mills, Anthony R. “American Theology, Superhero Comics, and Cinema: The Marvel of Stan Lee and the Revolution of a Genre”, 2014. Routledge, ABD
  • Weiner, Robert G. (editör). “Captain America and the Struggle of the Superhero” (Critical Essays), 2009. McFarland & Company, ABD.
  • https://www.imdb.com/title/tt0371746
  • https://www.imdb.com/title/tt1825683
  • https://www.boxofficemojo.com

Yazar hakkında: Ertan Tunc

Sevdiği filmleri defalarca izlemekten, sinemayla ilgili bir şeyler okumaktan asla bıkmaz. Sürekli film izler, sürekli sinema kitabı okur. Ve sinema hakkında sürekli yazar. En sevdiği yönetmen Sergio Leone’dir. En sevdiği oyuncular ise Kemal Sunal ve Şener Şen. “Türk Sinemasının Ekonomik Yapısı 1896-2005” adlı ilk kitabı; 2012 yılında Doruk Yayımcılık tarafından yayınlanmıştır. Kara filmler, gangster filmleri, İtalyan usulü westernler, giallolar ile suç sineması konularında kitap çalışmaları yürütmektedir. İletişim: [email protected]

Bir yorum var

  1. güzel çıkarımlar yapmışsınız. muhteşem bir makale. elinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: