Hepimizin Hayali: Mavi Boncuk Gazinosu

 

Emel Sayın Kaçırıldı!

Birkaç gündür haber alınamayan şarkıcının kimliği henüz belirlenemeyen kişilerce kaçırılmış olduğu ortaya çıktı. Gece yarısı Emel Sayın’ın evine giren failler, hizmetçi kadını bayılttıktan sonra yatağında uyumakta olan ünlü sanatçıyı kaçırarak kayıplara karıştı. Faillerin evdeki bir halıyı da yanlarında götürdükleri belirtildi.

Mavi Boncuk (1974) filminde Emel Sayın’ın kaçırıldığı ortaya çıksaydı, gazeteler herhalde buna benzer haberlerle dolmuş olurdu. Böyle bir haberi görsek, Emel Sayın’ın evine zorla giren, onu yatağında yakalayıp bayıltan, kaçırıp alıkoyan kişilere, Mıstık’ın annesinin yaptığı gibi lanet eder, beddualar okur, yakalanıp cezalandırılmalarını isterdik. Bu kişilerin onu fidye için kaçırmalarına ve zorla alıkoymalarına rağmen ona çok iyi davrandıklarını, üstelik Emel Sayın’ın da Stockholm sendromuna tutularak onları sonradan çok sevdiğini, içlerinden birine aşık olduğunu, hatta salıverilmesine rağmen onları terk etmeyip yanlarında kalmaya devam etmek istediğini öğrensek buna hayatta inanmazdık.

Bir Zamanlar 6 Yoksul Arkadaş Varmış…

Mavi Boncuk, büyükler için bir masal filmidir. Hatta film ikinci yarısından itibaren Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler hikayesini andırmaya başlar. Emel Sayın’ı kaçıran, “daha önce bir kadına hiç hediye almamış olan” 6 bekar erkeğin onun hakkında tek bir kötü düşüncesi ve hareketinin gösterilmemesi de bu masal anlatısını destekler. Ama her masalda olduğu gibi Mavi Boncuk’ta da gerçeklere işaret eden başka başka anlatımlar bulunur.

Mavi Boncuk (3)Film Emel Sayın’ın sahne aldığı gazinoda açılır. 6 arkadaş (Baba Yaşar, Yakışıklı Necmi, Şeker Kamil, Kanuni Süleyman, Kaymakam Cafer ve Mıstık) sahneye en yakın masaya kurulmuş, hayranı oldukları şarkıcıyı izleyerek gönüllerince eğlenmektedirler. Kapanış vakti geldiğinde ise -böyle bir gazinoya ilk defa geldiklerinden- burada eğlenmenin o kadar ucuz olmadığını anlarlar. Fiks menü fiyatına kanarak gazinoya gelmişler ama garsonun masayı donatıp durmasından işkillenmeyip yiyip içmişlerdir. Dolayısıyla hesap da ummadıkları kadar yüksek gelir. Ödeyemeyince de bir güzel dayak yerler. Bu sahneyle 6 arkadaşın saflığı ve naifliği verilmiş olur. Ama bu kişiler kazıklanmayı ve dayak yiyerek atılmayı içlerine sindirip hayatlarına devam etmezler, onurları kırılmıştır ve bunun öcünü almaya karar verirler.

Ortaya atılan ilk fikir garsonları dövmek, ikincisi gazino sahibini dövmektir. Ama bunlar öçlerini almak için yeterli gelmez, intikam senaryosunun dozajı giderek artar; Mıstık gazinoyu yakmayı önerir. Hesabı ödeyemedikleri için dayak yemelerinin intikamı olarak gazinoyu kundaklamak fazla abartılı bir yöntemdir. Bu fikirden “Biz kundakçı değiliz” diye vazgeçerler. Süleyman’ın Emel Sayın’ı kaçırma fikrine ise hemen ısınırlar, kundakçılığı fazla kötücül bulup, suçsuz birini kaçırmayı onaylayan bir ahlak anlayışları vardır. Oysa bu kaçırma eylemiyle; haneye zorla girme, adam yaralama, adam kaçırma, hırsızlık, zorla alıkoyma, tehdit ve şantaj suçlarının hepsini işlemiş olurlar ve herhalde yakalanmış olsalar kundaklamadan çok çok daha fazla yıl hüküm giyecekleri kesindir. Film bu gerçeği görmezden gelir, seyircilerin oyunculara olan sempatisini de kullanarak ulaşmak istediği noktaya atlar. Ne de olsa bu sadece bir masaldır.

Stockholm Sendromu

Emel Sayın’ı kaçırırlar ama ona çok iyi davranır, olanakları kadarıyla isteklerini yerine getirirler. Odasını iyice temizleyip düzenler, diş macunu, sabun, ayna, havlu, terlik, elbise gibi ihtiyaçlarını karşılar, yıkanabilmesi için bir küvet alıp gelir, iyi bir yemek yiyebilmesi için tavuk çalıp pişirirler. Böylece fidyenin ödenmesini beklerken onları ve hayatlarını daha iyi tanımaya başlarız. Emel Sayın da giderek bu iyi, sevecen, dostça davranış ve tutumlardan etkilenmeye başlar. Türk Sineması melodramlarındaki zengin kimselerin, halk arasına karışınca gerçek insanlığı tanıyıp aydınlanması klişesini Emel Sayın da yaşar. Son derece saf, bazen çocuk gibi olan, dost canlısı, neşe dolu insanlarla arkadaş olur. Daha da ileri giderek içlerinden Necmi’ye tutulur.

Mavi Boncuk (2)Mavi Boncuk çekilmeden 1 yıl önce, 23 Ağustos 1973 günü Stockholm-Normalmstorg kentindeki KreditBank’ı soymaya girişen bir soyguncu, bankanın polislerce kuşatılması üzerine içerdeki 4 kişiyi rehin aldı. Kendisine sonradan katılan arkadaşıyla birlikte, hızlı bir araba, silah, kurşungeçirmez yelek, para gibi isteklerde bulundu. Rehineler ise bizzat yaptıkları telefon görüşmelerinde, soyguncuların isteklerini yerine getirmediği için Başbakan Olof Palme’ye kızdılar ve polisin geri çekilip iki arkadaşın kaçmasına izin verilmesini istediler. 6 gün süren alıkonma sonunda polis bankaya gaz bombası atarak içeri girdi ve soyguncuları yakaladı. Rehinelerden Kristin Emmark kurtarıldıktan sonra polisin tutumunu eleştirdi ve soyguncularla ailecek görüşmeye devam etti. Rehine alınmış kimselerin benzer tutumları bu olaydan sonra Stockholm Sendromu olarak adlandırıldı.

Mavi Boncuk’ta da Emel Sayın, Kristin Emmark gibi bu sendromu sonuna kadar yaşar. Film, suçlu kahramanlarını melekler kadar iyi gösterdiği ve seyircileri buna tamamen inandırdığı için biz de bu adamları hiç suçlu gibi görmez, topluca Stockholm sendromunun kurbanları oluruz. Senaryodaki açıklara, bir net bir flu görüntülere, Emel Sayın’ın perukla uyuma garipliğine, film boyunca bir uzayıp bir kısalan sonra tekrar uzayan saçlarına aldırmadan filmi çok severiz.

Asi Avareler

Evlerinin duvarları film afişleriyle kaplıdır. Bir sahnede Baba Yaşar Emel Sayın’a, zamanında Türkiye’de gişe rekorları kırmış Avare filminin afişini gösterirken o günleri özlemle anar. Avare (1951) barındırdığı aşk, acı, gözyaşı, gülmece, kadercilik, inanılmaz rastlantılar, uğranılan haksızlıklar, pişmanlıklar, onuru parayla satın almaya çalışma gibi öğelerle Türk Sinemasının pek çok filmine örnek olmuş bir filmdir. Bu filmdeki işsiz güçsüz kahraman, işlediği suçları zorunlu olduğu için yapar. Mavi Boncuk’ta ise kahramanlar zorunlu olmadan, bilerek ve isteyerek bu “pembe” suçları işlerler…

Mavi Boncuk (5)Filmdeki 6 arkadaş için, sistemin çarklarına girmeyi reddetmiş olan asiler desek yeridir. Araba tamircisi Kamil, motor tamirini iş olarak değil, yapabilmekten “zevk” duyduğu için yapar. Bir sahnede, yeni motor alamadıkları için eski motorun tamiriyle uğraşırken, evde olduğu zamanlar tamirat yaptığını, böylesinin daha zevkli olduğunu söyler. Süleyman aşçıdır ama bir lokanta veya benzeri bir yerde çalışmaz. Cafer’in, Türk Sinemasının gördüğü en külüstür aracıyla zaten taksicilik/dolmuşçuluk yapması mümkün değildir. Hepsi de karaborsa bilet satarak, belki geçici işlerde çalışarak, maçlarda kuru gürültüye getirip stada giriş sıralarını satarak günlük kazançlarıyla yaşamaktadırlar. Buna rağmen her akşam kurdukları alçak gönüllü sofraları kıskanmamak elde değildir. İzleyicide o sofrada bulunup onlarla arkadaşlık etmek, birlikte sohbet edip şarkılar türküler söylemek isteği uyanır. Patronları yoktur, kimse adına çalışmaz, özgürlükleri yoksulluğa mal olsa da en temel ihtiyaçlarını karşılamakla yetinirler. Emel Sayın’ı fidye için kaçırma fikri ortaya çıkınca Necmi, “Ne yapacağız o kadar parayı?” diye sorar, lüks bir hayat standardına ulaşmak akıllarına bile gelmez. Alacakları fidyeyle, bir gazino açacaklar ve yoksul insanlara sudan ucuza hizmet sunacaklardır. Mevcut sistemde bu şekilde işletilen bir gazinonun fazla ayakta kalamayacağını ve çok geçmeden batacağını bilirler ama bu “ne güzel bir batış” olacaktır. Zenginden çaldıklarını fakire dağıtma düşüncesiyle gözümüzde Robin Hood’laşırlar.

Mavi Boncuk aynı zamanda Emel Sayın için bir imaj çalışması ve şarkılarının tanıtılması için çeşitli klipler barındıran filmlerden biridir. Emel Sayın’ın söylediği şarkı filme adını vermiştir ve mavi gözlerinden yola çıkarak yine Emel Sayın’ı ifade eder. Emel Sayın kendini canlandırır gibi görünür, buna göre de; kendini kaçıran eğitimsiz, yoksul ve iyi kişilerle arkadaş olabilecek, içlerinden birine aşk besleyecek, evlerini temizleyip çamaşırlarını yıkayacak, arkadaş ve dostluklarını takdir edip onlara katılmak isteyecek biri imajı oluşturulur… Emel Sayın kendini canlandırmıştır yerine; Emel Sayın, Emel Sayın adlı ünlü bir şarkıcı karakterini canlandırmıştır desek daha doğru olur.

Mavi Boncuk Gazinosu

Ertem Eğilmez’in 70’li yıllardaki filmlerinin genel özelliklerinden biri, filmlerde tek bir kişinin öne çıkmamasıdır. Arzu Film’in o dönemki senaryo grubu, aynı zamanda oyuncuları da kapsadığından filmlerde her oyuncudan eşit yararlanma yoluna gidilmiştir. Bu durum Mavi Boncuk’ta da değişmez. Emel Sayın’la aşk yaşayan Yakışıklı Necmi bile başkarakter değildir, 6 arkadaş için “bu daha az görünüyor, bu karakter daha çok önemseniyor” demeyiz. Hepsini de eşit sever ve öyle görürüz. Böylece filmdeki Mavi Boncuk Gazinosu, tek bir bireyin değil, bir topluluğun ortak hayali olarak var olur…

Mavi Boncuk (1)Filmin sonunda, aldıkları fidyeden pişman olan kahramanlar onu geri verirler ve gazinolarını, plakasını sattıkları külüstür araçlarının parasıyla, kendi olanaklarıyla açarlar. Mavi Boncuk Gazinosu, 6 arkadaşın hayali mekanıdır. Bu hayal aslında salonlarında otururken, ıssız bir dağ başına, el ele verilerek kurulur. Bu gazinonun tek müşterisi kendileridir, fiyatlar da inanılmaz ucuzdur ve Emel Sayın da yalnızca onlar için şarkı söyler bu gazinoda.

Emel Sayın, “Sizin yanınızda dostluğu, sevgiyi, iyiliği gördüm” der. Bu duygulardan ayrılmayı istemez ve artık serbest olmasına rağmen onlarla kalmakta ısrar eder. 6 arkadaş da elbette ondan ayrılmayı istemezler ama Emel Sayın’la olan maceraları, o birkaç haftalık mutluluk dolu günler sona ermek zorundadır. Kaçırdıklarında olduğu gibi onu bayıltıp halıya sararak ıssız bir yere bırakıp kaçarlar. Necmi, Emel Sayın’la bir ilişkisinin olamayacağını bilmektedir. Çünkü böyle bir ilişki gerçek hayatta değil ancak masallarda var olabilir. Filmin sonunda ise Emel Sayın, tüm bu sınıfsal ve kültürel farkların oluşturduğu tabuları yıkarak yeni arkadaşlarının gazinosuna gelir ve onlara katılır. Artık o gazinoda yine hep beraber olacaklar, beraber gülüp beraber eğlenecekler, “iyiliğin, dostluğun ve sevginin” tadını doya doya çıkaracaklardır.

Mavi Boncuk Gazinosu, bizim de kendi dünyalarımızda kurduğumuz toplumsal hayalimizdir. Orada başrolde hepimiz oluruz ve normalde karşılaşmayacağımız kişilerle orada buluşuruz. Aynı sofraya oturmanın, sohbet edip birlikte gülüp eğlenmenin imkansız görüldüğü kişileri orada ağırlarız. Farklı olsak da aynı evrensel idealleri ve aynı tutkuları paylaştığımız, üyesi olmaktan gurur duyduğumuz bir toplulukla beraber olmanın kıvancıyla coşarız bu gazinoda.

Mavi Boncuk Gazinosu, acımasız “büyük patron”a baş eğmeyenlerin, uğradıkları haksızlıklar karşısında susmayanların, haklarını elde etmek için savaşmaktan yılmayanların beraberlik ve dayanışma içinde yaptıkları, özgürlüğün ve eşitliğin en temel kural olduğu, sonsuz eğlenceli, sevgi ve umut dolu biricik mekandır. Hayal edilen ve masallara özgü dediğimiz sonlar, onları gerçek kılma isteğimizin kanıtıdır. Bu gazinoyu gerçekten kurup işletebilmek de, tüm sınıfsal ve kültürel farkların oluşturduğu tabuları yıkarak ve el birliği içinde çalışarak mümkün olur.

26221083

Yazar hakkında: Murat Kirisci

1979 yılında Aydın’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Radyo-TV Bölümünü birincilikle bitirdikten sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV bölümünden 2008 yılında mezun oldu. 2000 yılında ilk kısa filmi olan “Bebek”le Altın Portakal Jüri Ödülü ve Seyirci Ödüllerini kazandı. 2006’da ilk 3D animasyon filmi olan “Gazap”, IAF İstanbul Uluslararası Animasyon Festivali Jüri Ödülü ve Yıldız Kısa Film Festivali En İyi Animasyon Film ödüllerini aldı. Senaryo ve yönetmenlik çalışmalarının yanında 2013’ten beri Öteki Sinema’da sinema üzerine yazılar yazıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir