Maymunlar Gezegeni

Sinemanın besin kaynaklarından biri her daim edebiyat olmuştur. Bu durum bir asır önce ne kadar geçerliyse günümüzde de aynı geçerliliği kararlılıkla idame ettirmektedir. Klasikleşmiş sinema yapıtlarının arkasında da çoğunlukla edebi ürünler yattığı bir başka gerçektir. Muhakkak özgün senaryolardan doğan başarılı filmler mevcutsa da; roman ve öykü uyarlamaları diğer yapıtlardan farklılık arz etmektedir. Her şeyden önce detaylar üzerine kurulu, yazarın duygu ve düşüncelerini ayrıntılarıyla anlatan romanlar, başarılı bir senaryo ile ekrana aktarıldığında derinlemesine inceleme gerektiren filmler doğurmaktadır. Pierre Boulle’nin “La planète des singes” (Maymunlar Gezegeni, 1963) novellasının sinema uyarlaması da bunlardan biridir. Tim Burton’un serbest uyarlamasını, 2011 yılında başlayan ve bir seri devam edeceğe benzeyen yeni uyarlamaları derinlemesine anlamak için öncelikle yazarın ve daha sonra da öncü filmlerin dünyasına girmek gereklidir. Bunun için hem ilk sinema uyarlamalarını, hem de sinemasına esin kaynağı olan kitabı incelemek uygun olacaktır.

planet-of-the-apes-1968

Pierre Boulle’nin Maymunlar Gezegeni

Fransız yazar Pierre Boulle 60’lı yıllarda Maymunlar Gezegenini yazdığında hiç şüphesiz ki bilimkurgu edebiyatı dünyanın pek çok yerinde bir tür olarak kendini kabul ettirmiş bulunuyordu. 30’lu yılların ortaya çıkardığı ucuz bilimkurgu dergileri (Amazing Stories, Astounding Science Fiction, Unknown, vb.) yalnızca Yeni Kıta Amerika’da değil Avrupa’da da bir kuşağı etkilemiş, uzak gelecek ya da evrenler hakkında romanların doğmasına neden olmuştur. Böylece bilimkurgu bir tür olarak kendini ispat ettiğinde “Space Operas”, “Hard SF” gibi alt türleri de doğurmuş ve yıllar içinde yeni alt türleri de beraberinde getirmiştir.

Kurguyu (bahsedilen bilimkurgu edebiyatıdır) etkileyen bilimdeki gelişmelerdir ki Soğuk Savaşın neden olduğu ABD ve Rusya arasındaki Uzay Yarışı (1957-1975) da 60’lı yıllarda en hızlı dönemlerinden birini yaşamıştır. Zaten 1961 yılında da Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan olmuştur (Uzaya giden ilk hayvan ise ABD’nin gönderdiği Albert 2 isimli Rhesis cinsi maymun olup romanda bu duruma çok fazla gönderme vardır). Bilimkurgunun yaşadığı ikinci altın çağı (50’li yıllarda ise ülkemiz Çağlayan Yayınevi’nin Yeni Dünyalarda dizisi ise birinci altın çağını yaşıyordu), yazarların yeni kurgular üretmesine, uzaya ve sonsuzluğa bakmalarına bir kez daha sebep olmuştur. Böylece yeni Dünyalardaki yaşamlar, galaksiler arası yolculuklar, paralel dünyalar bilimkurgu edebiyatının besin kaynağındaki yerini daha da sağlamlaştırmıştır. İnsanoğlunun başarıları ve başarısızlıkları, bunların sonuçları da yazarların hayal dünyalarına eklendikçe pek çok ürünün (öykü, roman) ortaya çıkması kaçınılmaz bir durum olmuştur. İşte tüm bu çerçeve içinde, dünya üzerindeki gelişmelere post apokaliptik bir düzlemde bakmasını bilen bir yazardır Pierre Boulle.

Maymunlar Gezegeni, temelinde sarkastik bir yaklaşımla insanoğlunun başarısını temsil eden teknolojik gelişmeleri, aynı zamanda da bu süreçte uyguladıkları yöntemleri hicveden bir romandır. İnsanoğlunun başarılarını bardağın dolu tarafı olarak kabul edersek, bardağın boş kısmına değinmektedir. Zaman zaman ahlaki sorgulama yapan ve insanların yaptığı araştırmalara vicdani bir gözle bakmamamızı sağlayan öğeler de barındırmaktadır. Aynı zamanda yaratılışa ve doğanın kendisine karşı bir tutumdur. Şöyle ki, insan, doğanın bir parçasıdır, tıpkı hayvanların da doğanın bir parçası olduğu gibi. Bu düzlemde insan ve hayvanın (maymun familyası) birbirinden farkı yoktur. Zira aralarındaki tek fark insanların düşünebilen bir varlık yani homo sapiens olarak kendine özgü bir canlı olmasıdır.


05.06.1971, Milliyet, Sayfa 1
Pierre Boulle’nin “La planète des singes” adlı kitabınının Türkçe çevirisini tanıtan Milliyet Gazetesi ilanı.

Yazarın, insan ve maymunları konu edinmesi, her iki tür arasında bir köprü kurması düşündürücüdür. İnsanın evrim sürecinde maymundan geldiği teorisini aklımıza getirdiğimizde ise bir takım cevaplara ulaşmamız mümkündür. Ancak kesin bir hüküm kurmak, şüpheci bir yaklaşımdan öteye gidemez. Roman içindeki kimi öğeleri incelediğimizde bazı ipuçları bulabiliriz. Nihayetinde Soror Gezegeninde maymunlar aslında bizleri taklit etmektedir, insanlar ise hayvandan farksızdır. Gezegendeki arkeolojik çalışmalar esnasında ise bilinmeyen tarihleri ortaya çıkar. Tarihi bulgular da atalarının insan olduğunu göstermektedir. Buraya kadar bir çıkarım yapmak söz konusuysa da bundan sonra yazarın söylevleri bunu bir miktar çürütmektedir. İnsanlık, geçmişte ileri seviyede bir ırksa da (Dünya’daki düzen), maymunlar giderek insanı taklit ederek insanlara benzemeye başlamışlardır. Ehlileştirilen ve insanlara yardım etmek amacıyla kullanılan ve nüfusu giderek çoğalan maymunlar, insanlara karşı baş kaldırmış, zamanla insan dilini konuşmaya başlamış, sonrasında da kendilerine özgü bir dil oluşturmuş, ameliyat masasında iken masadan kalkıp gözlemlediği şekillerde ameliyatı yapar hale gelmiştir. Hayvanat bahçesinde kafeslerin içindeyken, terbiyecisi konumuna geçmiştir. İnsanlar ise bu durum karşısında kaçmayı ve giderek zekâsını kullanmamayı seçmiştir. Yani bir türde zeka ilerlemesi varken, diğerinde tersi bir durum söz konusudur. İşte bu çerçevede düşünülürse, zekânın evrilmesi karşımıza çıkar.

İlk sinema uyarlamasında (Planet of the Apes / Maymunlar Cehennemi, 1968) evrim konusuna geniş göndermeler vardır. Maymun doktorların araştırmaları evrim teorisini de beraberinde getirir. “Maymunlar daha aşağı bir tür olan insandan gelmektedir”[1] cümlesi de bunu destekler niteliktedir. Evrim teorisi sayesinde kesişen iki türe bakışın işlendiği kurguda teorinin karşıtı ise tıpkı gerçek Dünya’da olduğu gibi dindir. Mutlak inanç ve yüce yaratıcı düşünülecek olursa bu teori çöker, ki romanda olmasa da sinema uyarlamasında asıl tema budur. İnsan ile maymunun karşılaşmasından ziyade, bilim ve dinin çatışması, bunun sosyolojik etkileri filmin genel yapısına hakimdir.

planet of the apes 1968 01

Roman[2], alegorik bir dille maymunları, yani insan özellikleri gösteren (konuşabilen, yeni şeyler icat eden, teknolojik, bilimsel, biyolojik gelişmeleri sağlayan, kısaca insan ile aynı özellikler gösteren) ancak maymun görünümünde olan Soror Gezegeni sakinlerini ve hayvandan farksız olan, zekası gelişmemiş çıplak insanları konu alır. Bir ırkı anlatırken aslında diğerini de anlatmasını bilecek kadar usta bir dille ve mizah anlayışıyla yazılmıştır.

Her ne kadar ilk sayfalarında post apokaliptik bir roman kurgusu vermese de (bu anlayışı ilerleyen sayfalarında hissettirir) romanın öyküsü şu şekildedir:

Uzayın derinliklerine seyahat eden iki kişi buldukları şişenin içinden çıkan el yazmalarını okumaya başlarlar. İnsan neslinin tehlikede olduğunu söyleyen yazmalarda hikaye içinde hikaye anlatılır. Yazılanlara göre 2500 yılında, Dünya’dan üç yüz ışık yılı uzakta olan Betelgeuse Galaksisine gitmek üzere gazeteci Ulysse Merou, Profesör Antelle, asistanı Arthur Levain ve Hektor adı verilen bir şempanze yola çıkar. Gezinin amacı yıldızlar arası ilk seyahati gerçekleştirmektir. Soror adını taktıkları Gezegene indiklerinde karşılaştıkları ilk varlık insandır. Ancak insanların hayvandan farkları yoktur; konuşamazlar, hayvanları andıran gırtlaktan gelen bir sesle bağırmaktadırlar ve çıplaklardır.

Daha sonra ise insan gibi giyinen goriller (yalnızca ayakkabıları farklıdır, onun yerine siyah eldiven giymektedirler) tarafından topluluk saldırıya uğra;, bazıları ölür, bazıları ise esir alınır. İnsanların tıpkı birer hayvan gibi avlandıkları bu garip durumun ardından yakalananlar denek olmak üzere araştırma enstitüsüne götürülür.[3] Burada gazeteci Ulysse diğerleriyle birlikte, tıpkı denek hayvanı gibi kafese kapatılır ve üzerinde deneyler yapılır. Davranışları kimi deneylerle şekillendirilmeye, eğitilmeye, yeni davranışlar kazandırılmaya (Pavlov’un köpeklerinde olduğu gibi) çalışılır. Gazeteci kendisini ifade etmek istese de başaramaz, yaptıkları maymunlarda şaşkınlık yaratır ve kahkahadan başka bir şeye neden olmaz. Onu tanımaya çalışan ve özel olduğunu ilk anda anlayan dişi maymun Doktor Zira ise bir süre sonra kim olduğunu öğrenir. Birbirlerinin dillerini öğrendikten sonra insan-maymun evrimi üzerine, Tanrı üzerine ve bu ironik durum üzerine konuşurlar. Ulysse Dünyayı anlatırken, Zira da kendi gezegenini tanıtır. Buna göre insanlar hayvandan farksızdır, düşünebilen ve zekası olan ise maymunlardır. Maymunlar üçe ayrılır, büyük buluşları yapan şempanzeler; etobur olan ve avlanmaktan, örgütlenmekten hoşlanan güç peşindeki goriller; öğrendiklerini kitaplardan öğrenen ve onlara sıkı sıkıya bağlı kalan süslü orangutanlar.[4]

Ulysse, Zira’nın nişanlısı Cornelious’un yardımıyla kamuoyu önünde kimliğini açıklar ve herkesi etkiler. İnsanın başka bir gezegenden geldiği, bu yüzden de üstün olduğu kabul edilir. Geçen zaman içinde yapılan bir arkeoloji çalışmasında insan iskeletlerine ve eşyalarına rastlanır, böylece maymunların bilinmeyen tarihine ışık tutulur. Bir zamanlar insanların hakim olduğu bu gezegende her şeyi taklit etme yeteneği olan maymun nüfusu artmış, gelişen zekaları ile birlikte insanların yerini almışlardır. Ortaya çıkan bu gerçeğin ardından Ulysse tehlike arz etmektedir. Çünkü dişi insan Nova ile birleşmesinden çocuğu olmuştur ve bebeğin gelişimi Dünya üzerindeki insanlara benzemektedir. Ulysse her ne kadar insanları eğitip, eski düzeni yerine getirmek istese de, Nova ve çocuğu ile birlikte Soror’u terk etmek zorunda kalır. Uzun bir yolculuğun ardından Dünyaya dönerler. Aradan yedi yüzyıl geçmiştir ancak Fransa’ya indiklerinde pek bir değişiklik yoktur. Tek değişen ise Dünya’nın kendisidir, çünkü onları karşılayanlar gorillerdir.

Görüldüğü üzere roman, pek çok metaforu barındırmaktadır. Maymunların dünyasında bahsedilenler aslında kendi dünyamızın gerçeklerinden başka bir şey değildir. Onların ahlaki yönden bozuk kabul edebileceğimiz araştırmaları aslında insan davranışlarına ayna tutmaktadır. Kısaca insanların bugüne kadar yaptıkları ve olasılıkla ileride yapacağı hataların sonuçlarına farklı bir gözle bakmamızı sağlayan, ana düşünceyi alt metninde gizlemiş, doğa düzeninden yana olan bir yaklaşımı bilimkurgu içine yerleştirip zekice kurgulamış ve sinemasal bir uyarlama için gerekli materyallere sahip bir eserdir.

Tim Burton’un Dünyası

Pierre Boulle’nin bir hayvanat bahçesi gezisinde kafeste yaşayan maymunların insan benzeri davranışlarını gözlemlemesinin ardından yazmaya karar verdiği ve büyük bir başarı sağlayan kitabının sinemaya uyarlaması Tim Burton’dan çok daha önce gerçekleşir. 1968 yılında perdelere taşınan ilk uyarlamanın sağladığı başarının ardından gelen Maymunlar Cehennemi çılgınlığı (ilk sinema uyarlaması ülkemizde Maymunlar Gezegeni değil de Maymunlar Cehennemi ismiyle gösterime girmiştir) pek çok insanı etkilemiştir. Burton’un 70’li yıllarda çocuk olduğunu ve çocukluğundan itibaren fantastik sinema merakını göz önüne alacak olursak yıllar sonra yeni bir yapımla maymunlara ait bir gezegeni kendi sinema diliyle –Burtonesque[5]– anlatması çok da anormal bir durum değildir. Zaten “Ben maymunlar cehennemi ile büyüdüm, büyük bir hayranıyım” demesi de bunun bir göstergesidir.

planet of the apes 1968 02

60’lı yıllara geri döndüğümüzde sinema salonlarında büyük başarı kazanan iki bilimkurgu filmi karşımıza çıkar. Bunlardan ilki “Fantastic Voyage” (Esrarengiz Yolculuk, 1966), diğeri ise “2001: A Space Odyssey” (2001: Uzay Yolu Macerası, 1968) dir. Dönemi derinden etkileyen bir diğer yapım ise “Star Trek” (Uzay Yolu, 1966-1969) televizyon dizisidir. Bilimkurgu filmlerinin gişedeki başarısından nasiplenmek isteyen ve aynı zamanda eski bir yayıncı olan Arthur P. Jacobs ise bu furyayı değerlendirmesini bilir. King Kong benzeri bir film yapmak isteyen Jacobs, Fransa’da bulunduğu sırada Boulle’nin kitabından haberdar olur. Haklarını satın alarak senaryonun oluşması için Rod Serling (Twilight Zone / Alacakaranlık Kuşağı) ve Michael Wilson ile anlaşır. Yönetmen olarak ise Franklin Schaffner’i seçer. Yıldız oyuncu teklifini Charlton Heston’a götürür, ilk başta çekimser davranan Heston senaryoyu okuduktan sonra teklifi kabul eder. Bundan sonra da geriye 20th Century Fox’u ikna etmek kalmaktadır ki, o da tam olarak 18 ay sürer.

Uzun bir projenin ardından ortaya çıkan “Planet of the Apes” (Maymunlar Cehennemi, 1968) filmini asıl büyülü kılan, konusundan ziyade olağanüstü makyajları olur. Filmde gerçek maymun kullanmak yerine John Chambers’in becerisiyle yaratılan makyaj tekniği kullanılır. Öyle ki, oyuncuların ağız hareketleriyle senkronize bir şekilde hareket eden yüz makyajını uzun uğraşlar neticesinde başarır. Filmin çekimlerine 1967 yılında Page, Arizona’da başlanır. Aşırı sıcaklar, yüz makyajının getirdiği zorluklar (hem yemek esnasında, hem de sigara içerken büyük zorluklarla karşılaşılmıştır) ile boğuşulurken, dış çekimler sona erer ve Fox stüdyolarında (öncesinde Santa Monica’daki çekimleri saymazsak) çekimlere devam edilir. En azından oyuncuların sıcaklar ile yaşadıkları sorun ortadan kaldırılmış olur. Filmin son sahnesi de çekildiğinde geriye gişe macerasını beklemek kalır.

Maymunlar Gezegeni 01
18.11.1968, Milliyet, Sayfa 6
1968 yapımı Maymunlar Cehennemi filminin Milliyet Gazetesindeki sinema ilanı.

Maymunlar Gezegeni 02
23.11.1968, Müzik ve Gençlik, Sayfa 3
1968 yapımı Maymunlar Cehennemi filminin Milliyet Gazetesindeki film kritiği.

Maymunlar Gezegeni 07

Çocuklar maymun makyajlarına, yetişkinler ise filmin sosyal mesajlarına ilgi gösterir ve gişede büyük bir başarı yakalanır. Temelinde film, romanın serbest bir uyarlamasıdır. Özellikle senarist Wilson, filme bazı öğeler ekler. Filmde yapılan arkeolojik kazıların saklanmasının iki nedeni vardır. Birincisi İnsan-Maymun (Maymun-İnsan değil) evrim teorisinin din ile bağdaşmadığı ve bu gibi düşüncelerin sapkınlıktan öte olmadığıdır. Zaten bu sırrı çözmeye çalışan iki bilim insanı dine karşı gelmekten yargılanır. Bir başka eklenti ise Bilim Bakanı Doktor Zaius’un gerçeği saklamasıdır. Bu gerçek de insanların üstün bir ırk iken, tam tersi bir evrim sonucunda maymunların üstün ırk haline gelmesidir. Bunun bilinmesi hem maymunlar hem de kabul ettikleri din içinde kabul görmez bir gerçektir. Tüm bunlardan başka Wilson’un yarattığı ve romandan çok farklı olan son ise filmin en vurucu sahnesidir. Charlton Heston’un oynadığı Taylor karakteri sahil boyunca ilerlerken karşısına yıkıntı şeklinde Özgürlük Heykeli (Statue of Liberty) çıkar. Ve o zaman anlar ki Dünya’dan çıkıp asırlar süren yolculuğu onu başka bir galaksideki başka bir gezegene değil de yine Dünya’ya getirmiştir. Dünyanın sonunu hazırlayan da insandan başkası değildir. Bu öğeyi kuvvetlendiren de Doktor Zaius’un sıkı sıkı sarıldığı Kutsal Yazılarıdır. Filmin sonunda insanın sahip olduğu bozulmuşluğa atıfta bulunmak için sarf ettiği cümleler ise şöyledir:

29. Scroll (Yazı), 6. Verse (Dizi) : Hayvan adama dikkat et, çünkü o şeytanın rehinesi. Tanrının yarattıklarının arasında avlanmak, şehvet veya açgözlülük yüzünden öldürür. Kardeşinin toprağını almak için öldürür. Çoğalmasına izin vermeyin çünkü hem kendi evini hem sizin evinizi çöle çevirecektir. Ondan uzak durun. Onu kendi ormanına geri götürün. Çünkü o ölümün öncüsüdür.[6]

Amerikalılaştırılan film yine Amerika tarafından sömürülür. Tek bir film olarak planlanmış olsa da yakaladığı başarının ardından seri haline gelmesi kaçınılmaz bir durumdur. Devam filminde kendisine götürülen teklifi zorlukla kabul eden Heston vardır ve ilk film kaldığı yerden devam eder, “Beneath the Planet of the Apes” (Maymunlar Cehennemine Dönüş, 1970). “Escape from the Planet of the Apes” (Maymunlar Cehenneminden Kaçış, 1971)’de ise üç astronot maymun 20. yüzyıl Amerika’sına gider. Nasıl ki ilk filmde konuşan insan, maymunlar üzerinde şok etkisi yapıyorsa, bu filmde de tersi durum söz konusu olur. “Conquest of the Planet of the Apes” (Maymunlar Cehenneminde İsyan, 1972) ve son olarak “Battle for the Planet of the Apes” (Maymunlar Cehenneminde Savaş, 1973) ile seri sona erer.

Maymunlar Gezegeni 06
16.04.1973, Milliyet, Sayfa 8
1973 yapımı Maymunlar Cehenneminden Kaçış filminin Milliyet Gazetesindeki sinema ilanı.

Maymunlar Cehennemi çılgınlığı, döneminin en pahalı televizyon dizilerinden biri olan 14 bölümlük “Planet of the Apes” (Maymunlar Gezegeni, 1974) ve Boulle’nin romanına yakın seyreden çizgi serisi “Return to the Planet of the Apes” (Maymunlar Gezegenine Dönüş, 1975)’in ardından bir fenomene dönüşür. Yıllar sonra ise unutulmaya başlanan bu efsaneyi Tim Burton, 2001 yılında yeniden yapımla (remake) gündeme getirir.

Tim Burton her daim öteki olana bir bakış sergilemiştir. Her bir filminin kendine özgü konuları olsa da aslında anlattıkları ve anlatı sanatı birbirinden farksızdır. Normal kabul edilen, ya da edilmeyen; gerçek olan ya da fantastik olan; ölü olan ya da yaşayan; mutlu olan ya da mutsuz olan; kötü olan ya da iyi olan; insan olan ya da hayvan olan… Burton’un dünyasında farklı olan, hatta zıtlık barındıran öğeler bulmak mümkündür. Hatta bu özellik, Burton filmlerinin temel olan ve sürekli tekrarlanan özelliğidir.

planet of the apes 2001 01

“Beetle Juice” (Beterböcek, 1988)’da ölülerin dünyası ve insanların dünyası, “Edward Scissorhands” (Makas Eller, 1990)’de normal bir görünüme sahip olanla olmayan; “The Nightmare Befor Christmas” (Noel Gecesi Kabusu, 1993)’da birbirine zıt özellikleri olan iki bayram, Cadılar Bayramı ve Noel Bayramı; “Ed Wood” (Ed Wood, 1994)’da bir B-filmi yönetmeninin kendi dünyası ile Hollywood’un kendi dünyası; “Sleepy Hallow” (Hayalet Süvari, 1999)’da Ichabod Crane’ın bilim ve fantastik ile çelişen dünyası; “Big Fish” (Büyük Balık, 2003)’de yaşlı bir adamın sahip olduğu hayal dünyası ve daha sıkıcı olan gerçek dünya; “Charlie and the Chocolate Factory” (Charlie’nin Çikolata Fabrikası, 2005)’da şehir yaşamından kendini soyutlayan bir çikolatacının eğlenceli dünyası ile fakir bir ailenin yoksul dünyası; “Corpse Bride” (Ölü Gelin, 2005)’de yaşayanlar ile ölülerin dünyasını; “Alice in Wonderland” (Alice Harlikalar Diyarında, 2010)’de gerçek dünya ve fantastik bir dünya; “Planet of the Apes” (Maymunlar Gezegeni, 2001)’de ise insanlar ile hayvanlar bir araya gelir. Görüldüğü üzere Burton’un Dünyası kendine hastır, bununla birlikte kendini tekrarlar niteliktedir. İki ayrı dünya ve farkları, her iki dünyada yaşayanların yer değiştirmesi ve yaşadığı zorluklar, uyum sorunları anlatılır. Tematik ve görsel olarak farklıdırlar ancak anlatıları her filmle daha da zenginleşir, yaratmaya çalıştığı dünyası her filmiyle biraz daha tamamlanır.

Kariyerine Walt Disney ile başlayan ve kısa filmi “Vincent” (Vicnent, 1982) ile kendi tarzını ortaya koyan Burton’un Amerikan banliyösünde geçen yılları düşünülecek olursa yarattıkları hiç de şaşırtıcı değildir. Tek düze yaşamın olduğu, sıradanlığın ötesine geçilmeyen püriten bir dünyada çocukluk yaşayan Burton, öteki olmayı işte o yıllarına borçludur. Yapıtlarında hem Hollywood kokan, hem de Hollywood’un havasından bir o kadar uzak unsurlar bulmak mümkündür. Maymunlar Gezegeni ise eleştirmenler tarafından Hollywood kalıplarına en uygun filmi olarak kabul edilir.

planet of the apes 2001 02

Burton’ın maymunları vahşidir, güçlüdür ve özellikle goril familyası acımasızdır. Her ne kadar insanın Dünyamızda bulunduğu statü ile özdeşleştirilmiş olsalar da hayvansı özellikleri de mevcuttur. Güçlüdürler, uzun mesafelere zıplarlar, birbirlerine karşı hırlarlar, sevişmeleri farklıdır, dövüşleri de gorillerin kendileri arasındaki dövüşlere benzer. Ağaç dallarında hareket edeler, ayaklarını da beceriyle kullanırlar. Sosyal yaşantıları ise daha çok Ortaçağ düzenindeki küçük bir kasabayı andırmaktadır. Teknoloji gelişmemiştir, kölelik ticareti yaygındır. Ancak bazı sahnelerde modern dünyaya atıflar vardır, ki o sahnelerde Mad-Max filminin kıyafetlerine benzer kimi maymunlar karşımıza çıkar. Gündelik hayatlarında ise eğlence ve sporu eksik etmezler. Peruk ve takma diş takarlar, güzel kokmak için bakım yaparlar.

İlk sinema uyarlamasında değinilmeyen ancak romanda bahsedilen maymunsu özelliklerin olması tesadüfi değildir. Çünkü Tim Burton maymun karakterlerinin %20 oranında maymun özellikleri sergilemesini istemiştir. Maymunlar insanlardan genel olarak nefret ederler, hatta Ordu Komutanı Thade’in tek amacı vardır, o da yalnızca maymunlardan oluşan bir dünya yaratmaktır. Senaryo, bu özelliği ile yaşadığımız Dünyaya bir gönderme niteliği taşır, çünkü üzerinde yaşadığımız Dünya’da gelişen teknoloji ve yeni doğan ihtiyaçlar yüzünden hayvanların yaşam alanları yok olmaktadır.

Her ne kadar insanların, maymunlar tarafından sevilmediğini söylüyorsak da bu genel geçerlilik taşımamaktadır. Çünkü bir kısım insanları sevmiyorsa (kendi Dünyamızda hayvan sevmeyenler), bir kısım da onların maymunlarla eşit olduğunu (kendi Dünyamızdaki hayvan severler) düşünmektedir. Zaten “İnsan Hakları Derneği”nin varlığından bahsedilerek film içinde buna da bir gönderme vardır. İnsanları uzaklaştırmak isteyenler bazı alanlara korkuluk koymaktadır ki bu öğe ilk uyarlamanın en bilindik sahnelerindendir.


Tim Burton’un Maymunlar Gezegeninde insanlar damgalanır. İnsan sever olan Ari’nin Komutan Thade tarafından damgalandığını gösteren iki farklı sahne.

Burton’un insanları ise roman ve ilk sinema uyarlamasından çok farklıdır. Her şeyden önce ilkel kıyafetler giyen, koloniler halinde yaşayan ve konuşma özelliğini yitirmemiş canlılardır. Bununla birlikte düşünebilme kabiliyetlerini büyük ölçüde yitirmişlerdir. Göz teması kurmazlar ancak hayvan davranışlarından ziyade ürkek ve ilkel bir insanın davranışlarını sergilemektedirler. Maymunlar tarafından ev işlerinde kullanılırlar. Dışarıda dolaşmaları yasak olup çocuklar tarafından evcil insan olarak da temin edilebilmektedirler. Bir önceki yapım ve yeniden çevrimin birbirine benzeyen ancak romandan farklı olan tek özelliği ise insanların kıyafetleridir. Romanda insanlar tamamen çıplaktır, çünkü bir hayvanın elbise ile dolaşması Dünyamızda ne kadar anormal bir durum ise insanların hayvan olduğu bir dünyada da aynı durum söz konusudur. Ancak sinema ekranlarında tamamen çıplak insan kullanılması filmin içeriğini, boyutunu ve türünü değiştireceğinden her iki yapımda da insanlar çıplak değil, ilkelliği çağrıştıran kıyafetler giymektedir. Hatta Burton’un insanları yer yer neandertal insanları çağrıştırmaktadır.

Burton’un yarattığı dünyada bulunan canlı türlerine yaptığımız kısa bakışın ardından filmin konusu daha anlaşılır olacaktır:

“Uzay uçuşunda kaybolan şempanzesini aramak için elektromanyetik bir fırtına içine giren Astronot Leo (Mark Wahlberg) ana gemi ile irtibatını kaybeder ve zaman içinde bir atlama yaparak bilmediği bir gezegene iniş yapar. Orada maymunlardan kaçan insanlarla karşılaşır ve maymunlar tarafından yakalanır, köle olarak satılmak üzere tutsak edilir.  Senatörün kızı Ari (Helena Bonham Carter) tarafından sarışın ilkel kız Daena (Estella Warren) ile birlikte satın alınır. İlk günün akşamında yanına Daena ve ailesini de alarak evden kaçar. Ari ve yakın dostu olan eski General Krull da kaçmalarına yardım eder. Amaçları yasak bölge Calima’ya[7] gitmektir. Yasak bölge Calima’ya vardıklarında binlerce yıllık harabeyi görürler ancak bu, Leo’ya ait ana uzay gemisinden başka bir şey değildir. Binlerce yıllık geminin seyir defteri incelenir ve gizli gerçek öğrenilir. Leo’nun peşinden giden Ana Uzay Gemisi bilinmeyen bir gezegene iniş yapmış, hiçbir canlının yaşamadığı bu gezegende beraberindeki maymunlar, Semos adlı maymunun önderliğinde kontrolden çıkmışlardır. Bundan sonraki yıllarda maymunlar, evrim geçirerek de üstün ırk olmuşlardır.

Bu gerçeklerin ardından insanlar Calima’ya gelir ve insanların kurtarıcısı (Mesih) olarak gördükleri Leo’nun etrafında toplanarak maymunlar ile savaşır. Düzenli ve güçlü maymun ordusuna karşı insanların verdiği mücadelede insan ırkı yenilmek üzereyken gökte parlak bir ışık belirir. Yere inen bu ışık da filmin başında kaybolan maymunun kullandığı uzay kapsülüdür. Tüm maymunlar konuşamayan ve Dünya’dan gelen maymunu yaratıcıları Semos[8] olarak kabul ederler ve savaşmayı bırakırlar. Komutan Thade Uzay Gemisi içine hapsedilir, insanlar ve maymunlar da barış içinde yaşamaya karar verir. Leo, maymun Ari ve insan Daena’nın ısrarlarına rağmen Dünya’ya dönmeye karar verir. Dünyaya döndüğünde ise onu yakalamaya gelenler günümüz dünyasının kıyafetlerini taşıyan maymunlardır.”

Hiç şüphesiz ki Burton’un sosyal mesaj kaygısı vardır. Ancak önceki yapımlar ile kıyaslanınca Burton’un Dünyasının çok yetersiz kaldığı görülür. Yapımcı Richard Zanuck da yaptığı açıklamalarda sosyal mesaj kaygısı ve felsefi düşünceler yaratma niyetinde olmadıklarını, sürpriz sonlu eğlenceli bir film yapmak istediklerini ifade eder. Zaten filmdeki dünya, evrim ya da yaratılışın bir getirisinden çok, taşıdığı görsellik ile fantastik bir diyar görünümü verir. Bunda belki de film için tasarlanan kıyafetlerin, abartılı sahnelerin rolü büyüktür. Halbuki ilk uyarlamalarda maymunlar oldukça sadeydi ve bu da inandırıcılığı arttırmaktaydı. Fantastik bir yaratığa dönüşen maymunlar ise bu filmde sosyal mesaj içeriklerini taşımakta zaten zorlanırlar. Bununla birlikte filme hakim olan ince bir mizah da vardır, ki bu romanda da mevcuttur.

Maymunlar abartılı kıyafetleriyle gösterişlidir. Aynı zamanda da ürkütücü… Bunu sağlayan ise makyajdan sorumlu Rick Baker’ın hamlesidir. Ona göre John Chamber’ın maymunlarında eksik olan unsur dişlerin gözükmemesidir. Eksik gördüğü bu durumu düzelterek maymunların hiç olmadığı kadar vahşi gözükmesine sebep olur.

Burton ne bir devam filmi ne de yeniden yapım ile Maymunlar Gezegenine değinmediğini yalnızca hayranı olduğu bu dünyayı tekrar ziyaret ettiğini söyler ve bunda nispeten de başarılı olur. Onun dünyası anlatım tekniği ve kurduğu senaryo ile bildiğimiz Maymunlar Cehenneminden uzaktadır. Romanın ve ilk uyarlamanın taşıdığı özü (evrim ileri mi yoksa geriye mi kayıyor; din mi yoksa Darwinizm mi geçerli; insanlar teknolojik olarak ilerlerken doğayı ve dengesini mi bozuyor; insanlar yaratılışlarından ötürü hep yıkıma mı sebep olur) hissettirememektedir.

100 milyon dolar bütçeli Maymunlar Gezegeni (ülkemizde bu yeni yapım Maymunlar Cehennemi olarak çevrilmemiştir) projesi gerçekleştirilene kadarki süreç tam bir karmaşadır. Önce Oliver Stone 1993 yılında eski çevrimleri eğlenceli bir dille işleyeceğini açıklar. Sonra James Cameron’ın Arnold Scharzenegger’li bir yeni çevrim yapacağı söylentisi dolanır. Nihayet Burton projeyi şekillendirdiğinde bu sefer de astronot rolünü oynayacak yıldız düşünülür. Ben Affleck, Matt Damon ve Leonardo DiCaprio’nun isimleri dolaşırken, Astronot Leo rolü Mark Wahlberg’e gider. Burton’un şimdiki hayat arkadaşı Helena Bonham Carter ise insan haklarından yana olan şempanze Ari’yi canlandırır. Carter makyaj ve bilgisayar desteği ile tanınamayacak hale gelse de, Burton’un vazgeçilmez oyuncularındandır. Kimi yönetmenlerin vazgeçilmezleri vardır ve belki Burton bunlar içinde en takıntılı olanıdır. Çoğu filmlerinde Johnny Depp, Michael Keaton, Helana Bonham Carter, Christopher Lee, Winona Ryder vardır (ölmemiş olsaydı muhakkak Vicnent Price). Bu filmde ise farklı oyuncuları tercih eder. Quentin Tarantino’nun favori oyuncularından Tim Roth, Komutan Thade’i oynarken bu rol için Harry Potter filminde Profesör Snape rolünü reddeder. “Green Mile” (Yeşil Yol, 1999) ile hafızalara kazınan iri yarı Michael Clark Duncan ise Thade’in sağ kolu olan goril Attar rolünü oynar, ilk teklif götürüldüğünde de bir gorili canlandıracağını tahmin eder. Limbo rolündeki Paul Giamatti ise orangutan bir köle tüccarıdır. Genç ve güzel Estella Warren da ilkel kız Daena’yı oynar. Aynı zamanda Kris Kristofferson ve ilk sinema uyarlamasının başrol oyuncusu muhteşem Charlton Heston’un da ufak bir rolü vardır.

Oyuncuların makyajları günlük dört saati bulduğundan filmde en şanslı olan Wahlberg ve Warren olur. Maymun rollerinde oynayanların katlanmak zorunda olduğu bir diğer süreç de Maymun Okuludur. Eski bir “Cirque Du Soleil[9]” akrobatı olan Terry Notary altı haftalık süreçte oyunculara eğitim verir. Bu süreçte ise en başarısız Carter olur.

Yönetmenin bir diğer takıntısı da neredeyse tüm filmlerinin müziklerini yapan Danny Elfman’dır. Neden sorusunu ise Maymunlar Gezegeni için yapılan bir röportajda net olarak açıklar:

“… Danny Elfman’ın oldukça iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum. Tuhaf mix’ini ve müziklerinin enerjisini seviyorum. Müzikler bu film için çok önemliydi. Neredeyse bir karakter gibiydi. Filme yön veren bir unsurdu.”

Burton’un dünyasında Maymunlar Gezegeni’nin önemi büyüktür. Her ne kadar kendisini en iyi anlatan filmi olarak Big Fish’i gösteriyor olsa da (bu duruma kesinlikle katılıyorum) Maymunlar Gezegeni projesi bir çocukluk hayalidir. Öteki olanın, öteki olmanın duygularını anlatabilme imkanını sağlar. Bastırılmış duyguların hakim olduğu dünya düzeninde suçlanan ötekilere bir çeşit ayna tutar.

Her geçen gün hem siyasi, hem de ekonomik olarak tek bir kutba doğru yönelen dünya düzeninde canlılar da bu yolu takip etmektedir. Giderek insan merkezli olan Dünyamızda insanoğlunun her bir başarısı hayatımızı kolaylaştırırken ya da iyileştirirken beraberinde bir şeyleri de götürmektedir. Bu bazen bir neslin tükenmesiyle bazen de kimi manevi duyguların yok olmasıyla gerçekleşmektedir. Bunu belki de en iyi anlatan örneklerden biri 60’lı yıllarda yaratılan ve milenyumda tekrar gündeme gelen Maymunlar Cehennemi/Gezegeni efsanesidir. İşte bu efsane 2011 yılında bir kez daha başlamış ve CGI destekli olarak yeni nesle aktarılmaya devam etmektedir. Bu yeni yapımlarla efsanenin özünden bir şeyler eksildiği ya da eklendiği sorusu ise izleyenlerde saklıdır.

Öteki Sinema için yazan: Fatih Danacı

KAYNAKÇA

Boulle, Pierre: Maymunlar Gezegeni, Okat Yayınevi, İstanbul 1971

Altyazı Dergisi, Sayı 1, Ekim 2001

Empire Dergisi, Sayı 147, Eylül 2001

www.milliyet.com

www.imdb.com

www.wikipedia.com


[1] “Planet of the Apes” (Maymunlar Cehennemi, 1968) filminden alıntı.

[2] Romandan alıntılar, Boulle, Pierre: Maymunlar Gezegeni, Okat Yayınevi, İstanbul 1971 kitabından yapılacaktır.

[3] Bu bölüm, insan konumunda maymun ve hayvan (maymun) konumunda insan olduğunda ortaya çıkabilecek senaryonun fantastik bir üslup ve örneklemelerle anlatıldığı bölümdür. Bu bölüm sayesinde insan ve hayvan arasında empati kurulması sağlanır.

[4] İlk başta her bir maymun türünün farklı özelliklerdeki insanları temsil ettiği düşünülebilir. Ancak kitabın genelinde bu konuya yönelik detaylı bir açıklama ya da gönderme yoktur.

[5] Burtonesque: Tim Burton’un sinema dilini, yaşam felsefesini ifade eden ve Tim Burton hayranları tarafından kullanılan bir tabirdir.

[6] “Planet of the Apes” (Maymunlar Cehennemi, 1968) filminden alıntı.

[7] Calima: Caution: Live Animal (Dikkat: Canlı Hayvan)’dan gelmektedir. Harabelerin tozlu duvarlarında (ki harabe denilen uzay gemisidir) yazılı olan bir ikazdan geriye kalmış harflerdir. Calima, yaratılışın başladığı yer, Tanrı’nın Semos’a ruhunu üflediği yerdir.

[8] Uzay Gemisinin günlüğünden öğrenildiği üzere Semos, kontrolden çıkan maymunlara önderlik eden erkek maymundur.

[9] Akrobatik ve görsel şovlarıyla bilinen ünlü Kanadalı akrobasi topluluğu.

Yazar hakkında: Fatih Danacı

Uçak mühendisliği alanında eğitim alıp mezun olduktan sonra sinema ve edebiyat merakı aktif bir uğraşa dönüştü. 2006 yılından itibaren çeşitli dergi, e-dergi, internet siteleri gibi platformlarda öyküleri, sinema yazıları yayımlandı. Korkunun Canavarları adlı ilk kitabı 2011 yılında basıldı. Aynı yıl Giovanni Scognamillo ve Aylin Ünal ile birlikte hazırladığı Vampir Manifestoları çıktı. Evlidir ve Ankara’da ikamet etmektedir.

Bir yorum var

  1. “Maymunlar Gezegeni”nin 2001 tarihli Tim Burton uyarlaması izleyenler tarafından pek beğenilmezken (ama mutlaka beğeneni vardır), 2011’de başlayan “reboot” serisinin (şimdilik iki film, üçüncüsü yolda) deli gibi beğenilmesi bana pek ironik geldi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: