Mehmetcan İncedal: ‘Dert olmadan belgesel film olmaz’

Toplumsal konularda başarılı belgeseller çeken genç bir yönetmen Mehmetcan İncedal. Tarlataban filmi sayesinde tanıştık ve diğer belgesellerini hemen izledim. Genç, ne yaptığının farkında ve duyarlı bir gözle daha iyi işler çekeceğini umut ediyorum…

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz Mehmetcan? 

1994 Kadıköy doğumluyum. Üniversiteyi Maltepe üniversitesinde Sinema TV bölümünde okudum yeni mezunum. Üniversite döneminde belgesel filmler çektim. Şu an Arka Sokaklar dizisinde çalışıyorum.

Daha çok belgesel çekiyorsun ve biraz daha toplumsal sorunlara parmak basan belgeseller, öncelikle bunun sebeplerini senden dinleyebilir miyiz? 

Evet daha çok belgesel çekiyorum. Üniversitedeki hocam aynı zamanda Sinema TV bölüm başkanı olan belgesel sinemacı Hakan Aytekin. Onun yol göstermesiyle daha çok belgesel film ürettik. Toplumsal sorunlar ilgimi çekiyor, bana konu bulun deseniz ben size yine toplumsal sorun olan bir meseleyi ele alırım. Toplum içinde ötekileşmiş ya da az duyulmuş olan bir konuyu üstüne basa basa var olanı yok sayan topluma anlatmak istedim.

Tarlataban belgeseli Boğaziçi üniversitesinde alternatif tarım üzerine üretken bir grup. Onlarla yolun nasıl kesişti, onları diğer tarım yapan gruplardan ayıran bir özellik var mı? 

Başka bir konu üzerine çalışmalar yaparken birtakım aksaklıklar yaşadık. Oradan tanıştığımız bir arkadaşımız böyle bir konu var bir düşün istersen dedi. Tarlataban serüveni konu olarak bizi de bağlamasıyla belgesele dönüştü. Diğer tarım (bostan vs.) yapan gruplarla farklar var. Tarlataban da perma kültür tekniği,  doğayla dost tarım yapılıyor. En büyük fark üniversitede böyle bir oluşumun yaratılmasıdır.

Çektiğin belgesellerle kısa film yarışmalarında finale kalma, kabul edilme sorunu yaşıyor musun, biraz toplumsal konularda çektiğin için soruyorum. 

Festivallere gönderiyorum filmlerimin kabul edildiği festivaller oluyor ama kabul edilmeyenler de var.  Bunun sebebi konudan dolayı mı bilmiyorum, bilmek isterdim.

Çevre, ekoloji belgeselleri üzerine araştırma imkânı yakalayabildin mi Tarlataban’ı çekerken, dünyada ekoloji sorunu nasıl algılanıyor ve nasıl filmler çıkıyor ortaya. Biz de nasıl yansıyor? 

Çektiğim belgesellerdeki içeriğe odaklı bir çalışma disiplini içinde olduğum için, farklı belgesellerde ele alınan konularla alakalı pek fazla araştırma içine girmiyorum. Çekim sırasında anlatılanlar ve yapılan çalışmalar benim için aktif bir araştırma niteliği taşıyor zaten. Türkiye’den izlediğim ekolojik filmler genelde termik santrallerin yarattığı tahribatı anlatan belgesellerdi. Ülkemizde doğa katliamları çok olduğu için ekolojik olarak da birçok konu üzerinde durabiliyoruz. Tarlataban’la başka yaşamı da anlatmak istedik. Kimse öyle olmak zorunda değil ama alternatif olarak insanlara üretici olunabiliri de göstermek diye düşünüyorum.

Poyraz belgeseli annesiyle cezaevinde kalan otizmli Poyraz Ali bebeği anlatan bir belgesel. O hikayeyle kesişmeniz nasıl oldu? Ve son durum ne? 

Poyraz belgeseli üniversite dönemi ikinci sınıftayken yaptığımız belgesel. Cengizhan Onat’la ilk belgesel deneyimimiz, ilk zor bir yola girdiğimiz belgeseldir. Poyraz belgeseli bitirdikten sonra belgesel alanına iyice yönelmeye başladık. Yani belgeselin tadına baktık, belgeselin tadına bakan hiçbir zaman belgeselden tamamen kopamaz. Konu araştırması yaparken cezaevinde büyüyen çocuklar hakkında düşündük ilk etapta.  Daha sonra Poyraz bebeği gördük, internette bir video vardı. Poyraz Ali’nin annesinin haykırışı… Konu tamamen politikti ama biz çekerken veya konu araştırmasında kurguda hiçbir zaman politikayı öncelik yapmadık sadece bir çocuk var, hem de otizmli ve cezaevinde büyüyor. Önemli olan buydu bizim için hiçbir çocuk ne olursa olsun cezaevinde büyümemeli… Sonuç olarak belli bir süre cezaevinde büyüdü Poyraz bebek. Şimdilerde okul çağına geldiği için artık cezaevinde değil. Annesiz bir şekilde babasıyla büyüyor, ilkokula başladı.

Ali İsmail Korkmaz’ın belgeseli de keza öyle… Annesi Emel Korkmaz oğlunun adını yaşatmak için uğraş veren annelerden. Onunla ve yapmak istedikleriyle yolunuz nasıl kesişti.

Cengizhan Onat’la yaptığım belgeseldir. Ali’siz belgeseli sosyal medyada karşılaştığımız Emel annenin oğlunun düşleri için İstanbul maratonunda koşacak haberiyle biz de o düşlere ortak olduk. Gürkan Korkmaz ile iletişime geçtik, Emel anneyle tanıştık, düşlerine ortak olduğumuzu hissettiler. Biz de elimizden geleni yaptık ve yakın zamanda tekrar maratonda koştular. Emel anne ve düşlerine ortak olan insanlarla birlikte. Biz belgeselde tam olarak bunu anlattık; Emel annenin oğlunun düşlerinin peşinden koşması. Şimdi festival sürecindeyiz umarım konudan dolayı bir sansür yaşamayız.

Cevat Cengizhan Onat belgeselleri beraber çektiğin isim. Onunla nasıl bir paslaşma içerisindesiniz? Onu da anmış olalım. 

Cengizhan sevdiğim ve çok iyi anlaştığım bir dostum. Onunla üniversite vasıtasıyla sınıfta tanıştık ve daha sonra birlikte bir yola baş koyarak genelde belgesel projelerimizde birlikte calıştık. Onunla çıktığımız bu yolda belgesel sevdasını birlikte kazandık. Birlikte çektiğimiz her filmde zevk aldık, birlikte her seferinde bir şeyler daha öğrendik. Benim yetersiz kaldığım yerde o, onun yetersiz kaldığı yerlerde birbirimizi tamamladik. Poyraz adlı filmimizde ilk proje heyecanımızı yaşadık daha sonra benim yönetmenliğini yaptığım Tarlataban’da elinden geldiği kadar bana yardımcı oldu ve görüntü yönetmenliğini yaptı. Bunların dışında birlikte Fide adlı bir çevreci belgesel filminde daha çalıştık, o filmde ona görüntü yönetmeni olarak ben yardımcı oldum. Daha sonra ilk kez birlikte bir belgesel macerası için birlikte başka bir şehre yolculuğa çıktık. Bu yolculuğumuzda katledilen oğlunun hayallerini gerçekleştirmek için koşan Emel annenin hikayesini Ali’siz filminde ekranlara getirdik.

‘Seçmedim’ lezbiyen bir bireyin hayatına bakış. Bu belgeselden biraz bahseder misin? 

Bitirme projesi olarak düşündüğüm belgesel Seçmedim. Genel olarak eşcinsel bir bireyin yaşamı üzerinden çektiğimiz belgesel. Türkiye’deki önyargılara rağmen kendini tanıması, bunun seçim değil de zaten doğal olduğunu anlatmak en büyük hedefimdi. Festival sürecindeyiz konu olarak seçilmeme durumu daha yüksek bir belgesel, yaşayıp göreceğiz.  Engellerle karşılaşırsak ekip arkadaşım görüntü yönetmeni Emre Göyçimen ile beraber birçok yerde gösterim yapmak istiyoruz.

Belgesel çok fazla örnek verilebilen ama bir yandan da zor bir alan. Hiç kurmaca ya da deneysel çekmeyi düşündün mü? Belgesellerin için nereden kaynak sağlıyorsun? Ödenek aldığın oluyor mu?

Şu ana kadar çektiğim belgesel filmlerde hiçbir destek ödenek almadım, tamamıyla bağımsız projeler, bu tabi ki zorluyor seni kısıtlıyor, şöyle diyeyim Tarlataban filminin gideri 50 TL’yi geçmez önemli olan bir şeyler üretmek… Ali’siz belgeselinde Ali İsmail Korkmaz vakfının destekleri oldu tekrardan teşekkür ederim.

Belgesel konu olarak sınırsız konuya sahip ama önemli olan sen neyi anlatacaksın senin derdin ne?

Yaptığım filmlere göre toplumsal olaylar üzerine kurulu mesela ben belgesel film yaparken politik bir konu üzerinde duralım özellikle politik olmasını istemedim ama bir bakmışsın politik olmuş bu nedenle belgeselin duruşu olmalı… Şu aralar kısa film (kurmaca) çekmek istiyorum ve senaryo yazıyorum kendi planlarıma göre bu yaz kurmaca film çekeceğim.

Biraz belgesellerine hazırlanma, çekme, montaj ve sunum aşamalarından bahsetsen. Kısaca… 

Belgesellere hazırlanma aşamasında öncelikle iyi bir şekilde bulabildiğimiz kaynaklardan konuyu araştırmaya başlıyoruz. Daha sonra zaten bir dert ediniyorsun ve üzerinde durduğun derdi anlatmaya geliyor iş. Dert olmadan belgesel film olmaz. Çekim esnasında kameraman ve konuya hâkim olduğum için neler çekeceğimi biliyorum az çok. Ama her şeye kendini adamamın yararları var senaryo kamera kurgu alanlarında bulununca zararları da oluyor,  zamanla yaratıcılığı öldürüyor. İnsanlara danışmak istiyorsun beni en çok zorlayan da buydu her şeye hâkim olmaya çalışmak. Festival sürecine gelince kısıtlı festivallere gönderiyoruz çünkü festivaller içinde bir bütçe lazım biz filmi bütçesiz çekince sıkıntı oluyor tabi. Şahsi fikrim festivallerin online başvurusu olmalı ve daha çok gösterim imkânı olmalı. Finale kalan filmlere düşük de olsa gösterim ücreti verilmeli. Bunu başaran, başarmaya çalışan festivaller var, kutluyorum onları.

Son olarak neler söylersin? 

Son olarak röportaj vermek zor işmiş. Benimle röportaj yaptığınız için size teşekkür ediyorum.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu… Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan’da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, “sanat ve sevgilim İstanbul” programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir