Metropolis (1927)

Metropolis 153 dk’lık, Avusturya’lı yönetmen Fritz Lang tarafından yönetilen sessiz bir film. Günümüze kadar olan süre içerisinde filmin bir kısmının kaybolduğunu da eklemek isterim. Sesi yapımın ellerinde, beyninde ve kalbinde saklı…

Yıl 2020… Makineleşen ve tamamen yapay ışıklara boğulan şehir korkunç bir gerçeği saklamaktadır. Bir fabrikanın önünde açılan kamera bize gösterir ki yorgunluktan başı yerden kalkmayan işçi güruhu yerini yine başı eğik ve yüzlerini saklayan diğer işçi güruhuna teslim edip ait oldukları yere şehrin altına dönerler. Üç katmandan oluşan bu distopik şehirde işçiler, onları yöneten makineler ve koca şehri kendi yüksek sarayından seyreden, zevk içinde yaşayan patronlar vardır.

Aşağıdakiler karanlığa rağmen umudunu yitirmemeye çalışırken yukarıdakiler bu ölüm kalım savaşını bilmeksizin onların inşa ettikleri şehrin kolezyumunda eğlenmektedirler. Bunlardan biri de şehrin patronunun oğlu Freder’dir. Tüm kadınları kendine hayran bırakan bu adam bir gün Maria adında güzel ve iyi yürekli bir kadınla karşılaşır, ona âşık olur. Maria işçilere tüm acılarına rağmen umut vermektedir. Hala inanıyordur. Üreten el ile beyin arasında mutlaka bir orta yol vardır. Bu yol ise kalpten geçmektedir. Oysaki sadece yapılan işe odaklanan patronun daha ilginç planları vardır. O insana benzeyen ve asla hata yapmayan robotlar üretmek istemektedir işçilerinin yerine…

Lang öyle bir yapıma imza atmıştı ki gösterime girdiği anda iki saati aşan konusuyla bu hikâyeye kimse bir anlam veremedi. Yönetmen 2020 yılını ve makineleşmenin insanlığı nasıl bölüp parçaladığını anlatıyordu. Kötü bir ütopyadan yani distopyadan dem vuruyordu. Alman yapımı olan film Babelsberg Stüdyolarında rekor bir bütçe ve oyuncu kadrosuyla çekilmişti. Filmde tam 758 aktör rol almış bazı sahneleri için 1100 figüran kullanılmıştı. Yapım yaklaşık günün parasıyla 200 milyon dolara mal olmakla beraber Almanya’nın ilk pahalı filmidir. Metropolis’in en önemli olaylarından biri de 1927 yılında Weimar Cumhuriyet’inin en güçlü döneminde gösterime girmesiydi. Alman Naziler filmi büyük bir coşkuyla karşılamışlardı. Hitler filmde geçen üreten el ile beyin arasındaki aracı kalp olmalıdır sloganında yer alan kalbi devlet olarak addetmiş ve kendi ideolojisine yakın bulmuştu. Film alman dışavurumcu sinemanın en önemli yapımlarından biri olarak kabul edilirken yönetmen Nazi yanlısı olarak suçlanmış ve bunu ret edercesine daha sonra 1923’de Dr. Mabuse’nin Vasiyeti’ni çekmişti.

Metropolis’in senaryosu 1924’de Lang ve eşi Thea von Harbou tarafından yazıldı. Daha sonra 1926’da Harbou senaryoyu romanlaştırdı. Lang’in kapitalizme eleştirisi olan Metropolis birçok filme ve şarkıya ilham kaynağı oldu. Ayrıca insan biçimli robotun görüldüğü ilk filmde Metropolis’tir. İlk gösterim tarihi olan 10 Ocak 1927’den sonra Ekim 1927’de İstanbul’da da gösterime girmesi beklenen yapım kapitalizm ve ateizmi övdüğü gerekçesiyle yasaklanmıştı.

Film bir aşkın gözünden bir toplumsal yapıyı gerçekçi bir dille eleştirmeyi başarmıştı. Tüm sistemler insandan üstün tutulurken yapımda aşk, her sistemden üstündür vurgusu hikâyenin dokusuna can katmıştı. Atmosferine uygun olmayan naif bir sonla bitmesi üzerine eleştiriler alsa da yapım halen sinema tarihinin en iyi on bilimkurgu filmi arasında gösterilmektedir.

Filmi etkileyen atmosfer, hayal gücü ve kullanılan teknik zamanın şartlarında ancak bir dâhinin elinden çıkmışa benzer. Oyuncu koltuğunda dönem için başarılı oyunculuklarıyla Brigitte Helm, Alfred Abel ve Gustav Fröhlich’i görmekteyiz.

Üreten eller, planlayan beyin, aracı kalp sloganıyla yola çıkan film herkes tarafından farklı anlayışlara yol açsa da aslı şudur ki filmde yer alan birçok konu hala güncelliğini korumaktadır. Hala yükseklerde bir yerde başı önde hayatını kazanmaya çalışan kesimi anlamayan, onları sadece üretim aracı olarak gören bir kesim var. Hala üreten eller ile beyin arasındaki denge de dalgalanmalar var. Uçurum git gide keskinleşmeden sanırım artık birilerinin durup kalbini ortaya koyması gerekiyor. Birilerinin sevginin tüm sistem ve araçlarından daha üstün olduğunu anlaması gerekiyor. Yani hepimizin…

Metropolis çok önemli bir yapım hala seyretmediyseniz mutlaka seyredin ve kendi yüreğinizle görün…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

2 Yorumlar

  1. Bu filmin 1920’lerde yapıldığına inanmak cidden güç, ilk izlediğimde epey şaşırmış ve etkilenmiştim. Zamanının çok, çok ötesinde bir yapım.

  2. Merhaba filmde dikkat çeken çok detay var. Bunlardan bir tanesi de saat detayı. Duvarlardaki saatler 10 saatlik bir dilime bölünmüşken joh fredersen’in kol saati neden 12 saatlik bir dilime sahip sizce? Benim bir düşüncem var. Ne kadar katılırsınız bilmem. Şimdi bu 3 tabakadan oluşan toplumda makinaların işleyişi toplumun babalar diye adledilen kesminden oluşmakta en üst kat ise babil kulesinde kibirle yaşayan zenginler oturmakta. Makinaların işleyişi için 10 saatlik dilimde vardiyalı çalışanların iş dışında kendine ait bir saati olmaması gerektiğini mi belirtiyor bu saatlik duvar saatleri? Zengin kesimin ise zengin oldukları için daha fazla zamana hakkı var anlamına mı gelmektedir. Beynimi kanırttım bulamadım. Moloch, yeni babil kulesi vb. daha birçok göndermeleri buldum. Bir bu kaldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: