Meyhane Dedemin Can Evi (2014)

Babamla ilk kez karşılıklı rakı içişimizdi. Üniversiteye yeni başladığım zamanlar. Bir yaz tatilinde, Antalya’nın nemli ve sıcak gecelerinden birinde, denize nazır kadehleri tokuşturduk. İlk kadehte muhabbet biraz kuruydu. İkinci kadehte biraz rahatladık. Üçüncü kadehte iç dökmeye başladık birbirimize. Dördüncü kadehi tokuşturduktan sonra gözlerimi babamın kan tutmuş gözlerine diktim. Derin düşüncelere daldık ikimiz de. Her şeyi bildiğimiz, ne eksik ne fazla olduğumuz, konuşma lüzumu duymadığımız bir tefekkür hali… İşte o anda babamın hatırı sayılır bir süredir, benimse yeni yeni parçası olmaya başladığım bir kültürün ayırdına vardım.  

11003936_10155183789665526_423516820_nİstanbul’da yaşayan İranlı yönetmen Mehdi Shabani’nin yönettiği Meyhane Dedemin Can Evi, kişisel yaşantılardan yola çıkan ve bir büyük geleneği, tükenmeye yüz tutmuşken inceleyen bir belgesel. Shabani, dedesinin ve arkadaşlarının İran Devrimi öncesi müdavimi oldukları bir meyhaneden ve dedesinin – kendi düğününe gitmek yerine arkadaşlarıyla rakı masasına oturacak kadar – bu kültüre duyduğu tutkuyu, Devrim sonrasında kaybolan – ya da ancak evlerde gizli gizli devam eden – bir geleneği anlatarak, Türkiye’de mey ve meyhanenin anlamlarının ve bugünkü durumunun izini sürüyor.

Bizim coğrafyalarımızı, Türkiye’yi, İran’ı, Yunanistan’ı birbirine bağlayan pek çok öğe var, Shabani’nin filminde “eşsiz bir kültür ve yaşam bilgisi mekanı” olarak tanımlanan meyhane de bunlardan biri. Dostluğu, muhabbeti, yeme-içmeyi, düşünmeyi ve bunların adabını sevenlerin, efkar a düşmenin yahut efkar dağıtmanın peşinde olanların sığındığı evrensel bir liman gibidir meyhane. Ve oraya giden herkesin konunun felsefesi hakkında muhakkak söyleyeceği sözler vardır.

9410_a_8206Shabani’nin belgeselinin ana eksenini, Türkiye’de meyhane kültürü üzerine söz sahibi kişilerle yaptığı röportajlar oluşturuyor. Türkiye’de rakı ve kültürü denince akla gelen ilk isimlerden olan Aydın Boysan, duayen barmen Vefa Zat, virtüöz müzisyen Erkan Oğur, İranlı sosyolog Amir Ahmad Fekri, Bekriya Meyhanesinin sahibi Suzan Kardeş, gazeteciler Metin Solmaz ve Musa Ağacık, musiki sanatçısı Güzin Değişmez’in yanısıra, çeşitli meyhane müdavimleriyle yapılan söyleşilerde, meyhaneler kafayı bulmak/sarhoş olmak için gidilen yerler olarak değil, yan yana, can cana muhabbet ile dostluğun harlandığı, toplumsal bir iyilik ve güzelliğin üretildiği mekanlar olarak yansıtılıyor.

Fikir belirten hemen herkes, Türkiye’de meyhanelerin yok olmaya yüz tuttuğunu söyleyip nostaljik bir tavır içine giriyor. Bir yandan modern içki kültürlerinin bu kadim kültürün yok olmasındaki payından bahsediliyor. Öte yandan, İran Devrimi sonrası ile Türkiye’nin güncel siyasi durumu arasında bir paralellik kuruluyor. Meyhanelerin, siyasi iktidarların çekindiği, bastırmak ve kapatmak istediği mekanlar olduğu dile getiriliyor. Her ne kadar siyasi İslam tarafından hoş karşılanmasa da, içinde bulunduğumuz coğrafyadaki heterodoks İslami kültürlerin meyhane ve mey kültürleriyle – zaman zaman metaforik düzlemde de olsa kurduğu olumlu ilişkiler ele alınıyor.

60180_2Shabani’nin belgeseli, sadece konuşan kafalardan ibaret durağan bir belgesel değil. Bu klasik belgesel yapısını kırmak için, öncelikle tüm röportajlar rakı sofralarında çekilmiş. İstanbul’un güzide meyhanelerinde kadehler tokuşuyor, mezeler yeniyor, neşe ile meyhaneler anlatılıyor. Yani bu filmi seyretmek insanda fena halde rakı içme isteği uyandırıyor. Filmi sıradan bir belgesel olmaktan kurtaran bir diğer etken, röportajların arasına kurgulanan bölümlerde, Shabani, dedesinin, arkadaşlarının ve meyhaneci Andre’nin hikayesini anlatıyor. Bu esnada kamera İstanbul sokaklarında geziniyor ve yalnız ve unutulmuş bir gelinin – Shabani’nin büyükannesinin? – izini sürüyor. Burada, görüntü yönetmeni Saeed Nasiri, şiirsel kadrajlarıyla övgüyü hak ediyor.

Shabani, son olarak, meyhanesiz bir şehrin neye benzeyeceğini soruyor röportaj yaptığı kişilere. Cevaplarını belgeselde bulabilirsiniz. Fakat şunu söylemek gerek belki de, Osmanlı kültürünü diriltmeye bu denli gayret gösteren bir iktidar, elbette o kültürün mihenk taşlarından, divan edebiyatının önemli öğelerinden olan meyhaneler içinde bir girişimde bulunmalıdır, herhalde (!) Şerefe!

Not: Yönetmenin web sitesinden bu film ve diğer filmleri hakkında bilgiye ulaşabilirsiniz. www.mehdishabani.com

Yazar hakkında: Can Yalçınkaya

Müzmin öğrenci, Punk Akademik. Avustralya'da yaşıyor ve Türk sineması ve popüler müziğinde melankoli üzerine çalışıyor. Çizgi romanlar, filmler, kitaplar, fanzinler ve saireyle haşır neşir olmayı, yazmayı ve çizmeyi seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir