Moolaade (2004)

Moolaadé posterBu güne kadar daima Holivud zihniyetindeki filmlere fon olarak görmeye alıştığımız Afrika’nın; özünü, kültürünü ve yaşantısını içtenlikle ortaya koyarken, günümüzde hala devam etmekte olan kadın sünnetleriyle ilgili samimi ve bir o kadar da sert bir film Moolaade.

Öteki Sinema için yazan: Nuri Şimşek

Kıta Afrikası’nın en önemli yönetmeni olarak kabul edilen bir isim; Ousmane Sembene. 1923 yılında Senegal’de dünyaya gelen Sembene, 14 yaşında eğitimini yarım bırakarak geçimini sağlamak amacıyla araba tamirciliği, marangozluk ve balıkçılık yapmıştır. Boş zamanlarını değerlendirmek için dernek tabanlı tiyatro gösterilerini ve griot olarak bilinen geleneksel öykü anlatıcılarının performanslarını izleyen Sembene, zamanla edebiyatla ilgilenmeye ve yazarlık yapmaya başlamıştır. En büyük amacı yazdıklarıyla Senegal ve Aşağı Sahara Afrika’sında yaşayan insanlara ulaşmak ve onların içinde bulundukları sömürülme durumdan kurtulmalarını sağlamak adına bilinçlenmelerini isteyen yazar, ülkedeki %10luk okuma-yazma oranıyla bunun pek mümkün olmadığını anladıktan sonra daha büyük kitlelere ulaşmak adına sinemaya yönelmiştir.

Ousmane Sembene’nin sinema hakkında bilgi birikimi çok sınırlıydı ve her şeye en baştan başlaması gerekiyordu. 1961 yılında sinema eğitimi almak için Moskova’ya giden ve burada ilerde beraber çalışma fırsatı bulacağı Marc Donskoi ile tanışan Sembene, 1963 yılında Senegal’e döner dönmez ilk filmi olan kısa metrajlı “Borrom Sarret”i çekti ve bu andan itibaren ismini bağımsız Afrika sinemacıları arasına yazdırdı. Aşağı Sahara Afrikası’nın ilk yönetmeni Paulin Vieyra olmasına rağmen Ousmane Sembene Afrika sinemasının babası hatta “papa”sı olarak kabul edilmektedir. Bu nitelendirmeyi daha ilk filminden itibaren Senegal’e özgü dil ve anlatım tarzını kullanarak kazanan yönetmen, 82 yaşındayken çektiği son filmi Moolaade ile kendi toplumunu ve o coğrafyada yaşananları sade fakat bir o kadar da etkileyicilikle anlatmayı başarmıştır. Çektiği filmler dışında hayata bakışı ve söylemleriyle de sık sık gündeme gelen Sembene’yi tanımıyor olsak bile, İngiliz Kraliyet Özel Onur Ödülü’ne layık görüldüğü 1997 senesinde ödülü reddederken kraliçenin gözlerine bakarak söylediği şu sözleri birçoğumuz duymuşuzdur: “İngilizler geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözlerimizi açtığımızda ise; Bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.”

Moolaadé 01

Moolaadé 02

2004 yılında Cannes Film Festivali’nde dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış olan Moolaade, çocukluğunda sünnet edilmiş yerel halktan Collé isimli kadının, yaşadığı köyde çocuk yaştaki kızların sünnet edilmelerine kendi çapında savaş açar. Kendisi de aynı törenin kurbanı olan Collé, bu yüzden doğum sırasında iki çocuğunu kaybetmiştir. Yanına sığınan dört küçük kızın sünnet edilmesine izin vermemek amacıyla müslümanlık öncesi inanca ait Moolaade ruhunu çağırır ve evin etrafına bir kalkan oluşturur. Bu büyüyü sadece başlatan kişi bitirebilir. Başka biri tarafından bozulduğu takdirde büyük felaketlerin yaşanılacağına dair bir inanç hâkimdir ve bu yöntem çocukları korumanın tek yoludur.

moolaadeBaşlangıçta seyirciyi şaşırtan bir yapıya sahip Sembene’nin filmi. Konuşulan dil, mekânlar, insanlar hepsi bizim için o kadar yeni ki filmin başlangıcından itibaren bir yabancılaşma sarıyor her yanımızı. Bütün film böyle mi devam edecek diye düşünürken, usta yönetmen hiç acele etmeden gayet sakin fakat yaptığı işinde bilincinde olarak bizleri yavaş yavaş alıyor filmin içine. İslam inancının toplumun her alanına yayıldığı fakat geçmişteki inanç sisteminin etkilerinin de görülmeye devam ettiği bir köyde, uzun zamandır süren bir yanlışa dur deme cesareti gösteren kahraman bir kadının resmedildiği film, kadının toplumdaki yerini sorgularken hiçbir zaman abartıya kaçmamasıyla dikkat çekiyor. Sürü psikolojisiyle hareket eden erkeklerin kendileri gibi düşünmediği için öldürdükleri köye çeşitli mallar getiren çerçi, değişimin çok kolay olamayacağını gösterirken; sahip oldukları gücü kaybetmekten korkan kadınların gelenekleri bahane ederek kendilerini aklama çabaları ile beraber; yeniliklere ve gelişime kapalı kalarak otoritelerini korumayı düşünen toplumun ileri gelenlerinin en yakınlarına karşı bile nasıl değişebileceklerinin anlatıldığı Moolaade, bütün bunları gerçekleştirirken hiçbir zaman ajitasyona kaçmadan yapmak istediğini yapıyor.

Afrika’nın egzotizminin öne çıkarıldığı ve ağaçlarıyla, çölleriyle fon olarak kullanıldığı sabun köpüğü filmlerden ayrılarak, bize bölgenin tam kalbinden bir film sunuyor Sembene. İnsanların örgütlenmeyi başardıkları takdirde yüzyıllardır süren saçmalıklara karşı zafer kazanabileceklerinin anlatıldığı bu muhteşem filmin herkes tarafından izlenmesi gerektiğine inanıyor ve usta yönetmen Sembene’ye bizlere böylesine güzel bir film izletme imkânı verdiği için teşekkür ediyor, kendisini saygıyla anıyorum.

Sayın baylar ve bayanlar. Konuşmama ingiliz dilinde devam etmeyeceğim için hepinizden özür dilerim. Sizin topraklarınızdayım ve sizin sahibi olduğunuz sistem içinde sizin tarafınızdan payelendirliyorum. Ancak asıl konuşmam kendi öz dilimde olacaktır. merak edenler, konuşmamın İngiliz diline tercümesini koltuklarında bulabilirler.

İngilizler geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı.
Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.
Gözümüzü açtığımızda ise;
bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.

İngilizlerin dininini, dilini öğrendik. Uzak dünyadan gelen yeni dil ve din bizi hep çalışmak zorunda kalan itaatkar köleler yaptı. Özgürlük için her karşı geldiğimizde, bizi birbirimizle savaşmak için ikna ettiler ve silah verdiler. İngilizler gelmeden önce topraklarımızda sadece kavga vardı. İngilizlerin kutsal dini bizim kavgacılığımızı kullandı; evlatlarımızı savaşçı yaptı. hemde sadece kendi kardeşleriyle savaşan dünyayı İngiliz dilinden ve İncilden ibaret sanan vahşi savaşçılar.

Hastalıklar yaydılar. Ne olduğunu bilmediğimiz içeceklerle bizleri hasta ve zayıf yaptılar. Atalarımızı zincirleyerek büyük şehirlerine köle olarak götürdüler. O büyük binaları, caddeleri, tünelleri ve kliseleri insan etinin üzerine inşa ettiler. Kendilerini temizlemek için sanatçılarına fikir adamlarına; sadece kendilerini kapsayan insan tariflerini yaptırdılar. Her çeşit yiyeceklerin büyüdüğü topraklarımıza ilaçlar döktüler. Toprağın altındaki yanıcı siyah cehennem kanı için bizleri öldürdüler. Büyük acılar ve ölümcül işkenceler ördüler. Her gelen gemiden; kıyılarımıza hep ikiye bölünmüş tekneler yanaştı. İlk gelenler zulüm ettiler, arkasından gelen arkadaşları zulmü durdurma vaadiyle bizleri ele geçirdiler. Bugün gelenlerde aynı sistemle hala işgale devam etmekteler.

Yeni ilaçları, biyolojik silahları ve hastalıkları deneyen gönüllü doktorlarınızı istemiyoruz. Emperyalist sisteminizde geri dönüşüm ekonmisiyle aslında sömürü olan yiyecek yardımlarınızı kabul etmiyoruz. Birbirimizi anlamamızı zorlaştıran, şarkılarımızı ve masallarımızı unutturan fakir dilinizi red ediyoruz. Çağdaş dünya daveti içindeki, bizi zorla şekillendiren yüzeysel sanat kuramlarınıza karşı çıkıyoruz.

Özgürlüğümüzü ilan ediyor, Afrika’lı insanlar olarak doğduk, Afrika’lı ölmek için bütün Avrupayı topraklarımızdan kovuyoruz. Birbirimizi öldürelim diye bize öğrettiğiniz ırkçılığı, felsefe adına önümüze sürdüğünüz batının sığ kafalı laflarını, hukuk adına yaptığınız bütün şövenistliklerinizi ve sanat diye dayattığınız bütün estetik öğretilerinizi, Afrika topraklarından silene kadar Afrika sizinle savaşacaktır. Siz kabul etmesiniz de bir Afrikalı en az dünyanın herhangi bir yerindeki bir batılı kadar onurludur. İnsan onurlu doğar. Hiçbir insanın kraliçenin vereceği onura ihtiyacı yoktur.

Ousmane Sembène

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir