MTV Türkiye Fantastik Filmler Kuşağı

MTV Türkiye ile Türk sinemasının renkli kahramanlarıyla hafızalarımıza kazınan kült filmlerini yeniden izleme şansımız olacak…

80’li yıllardan hatırımızda kalan, Sadri Alışık, Cüneyt Arkın gibi isimlerin oyunculuklarını konuşturduğu Türk sinemasının kült filmleri yeni yayın döneminde MTV Türkiye’de! Dünyayı Kurtaran Adam, Atını Seven Kovboy, Süper Adam İstanbul’da gibi klasiklerin yanı sıra, Zagor: Kara Bela ve Zagor: Kara Korsanın Hazinesi gibi televizyonda ilk kez yayınlanacak olan çok özel yapımların dahil olduğu tam 13 filmlik muhteşem bir seçki “Kült Filmler Kuşağı”nda MTV Türkiye ekranlarında.

Her Pazartesi saat 21.00’de MTV Türkiye Fantastik Filmler Kuşağı’nda, tarihin tozlu raflarında unutulmaya yüz tutmuş Türk sinemasının en fantastik örnekleri karşınızda. Kaçıranlar için tekrarları Pazar 11.00’de. Şimdiye kadar yayınlanan filmler ise şunlar:

Zagor: Kara Korsanın Hazineleri
1961 yılında ilk kez yayınlandığı ülke İtalya’dan sonra dünyanın dört bir yanında beğeniyle okunan çizgi roman Zagor, Türklerin de gözdesi olmayı başardı. 1971 yılında Türk sinemasına uyarlanan Zagor’un maceralarında Baltalı İlah olarak da tanınan kötülerin bir numaralı düşmanı Zagor’u Levent Çakır canlandırmıştır. Baltalı İlah Zagor, filmde en yakın dostu “yağ tulumu” diye adlandırdığı Çiko’yla birlikte Albay Nikola’nın haksız yere cinayetle suçlanan kardeşini kurtarmak için Kazmakürek Bill’in peşine düşer. Gemileri karaya oturtup hazinelerini çalan korsanlarla mücadele ederken, maceradan maceraya koştukları bu yolculukta dostu Çiko’da yarardan çok zarar sağlasa da Zagor’un hep yanında olacaktır.

3 Dev Adam
Marvel Comics’in iki süper kahramanı Kaptan Amerika ve Örümcek Adam ile Meksikalı ünlü “Lucha Libre” kahramanı El Santo sinema tarihinde ilk defa, 1973 yapımı fantastik Türk filmi “3 Dev Adam”da bir araya geliyorlar. Bir örümcek tarafından ısırılıp özel güçler kazandığından beri kötülerle savaşan Örümcek Adam yine ilk kez bu filmde kötü karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Örümcek Adam ve çetesi, tarihi eser kaçakçılığı ve sahte para işleri ile herkesin kabusu haline gelince, Türk polis teşkilatı bu acımasız suçluların yakalanması için harekete geçer ve yurtdışından güreşçi Santo, Yüzbaşı Amerika ve kız arkadaşı Julia’yı İstanbul’a getirir. Komiser Orhan’ın da desteğiyle Örümcek Çetesinin peşine düşen kahramanların macera dolu hikayesi…

Uçan Daireler İstanbul’da
Uçan Daireler İstanbul’da1955 yapımı siyah-beyaz Türk filmi “Uçan Daireler İstanbul’da” dönemin imkansızlıklarına rağmen tamamlanmış bir fantastik komedi. Film için strafordan gezegen şeklinde kesilmiş şekilleri misinayla tavana tutturarak gerçek anlamda bir ‘uzay yolu’ yaratan yönetmen Orhan Erçin ve O’na inanan ekibi, 1955 yılı için oldukça fantastik sayılan bir film ortaya çıkardılar.

İstanbul ve dolaylarında uzay gemisi görüldüğü haberleri yayılınca bir gazeteci gerçekleri araştırması için olay yerine gönderilir. Evet, bir uzay gemisi vardır, içinde uzaylı kadınlar olan ve bu kadınların niyeti dünya üzerinde çoğaşmak, üremektir. Bir çeşit “erkek detektörüyle” çalışan bu uzaylılar vearaştırmacı gazeteci kahramanımız çok eğlenceli bir maceraya doğru yol alırlar.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

15 Yorumlar

  1. Cüneyt Arkın’ın İnsanlık İçin Savaştığı Dünyayı Kurtaran Adam Fantastik Filmler Kuşağı’nda Bu akşam MTV ‘de.

  2. Dünyayı Kurtaran Adam’a ait başlık aradım ama bulamadım. O yüzden buraya yazmak istedim.

    Filmi geçen akşam Mtv’de dikkatle tekrar izledim. Bence bu filmin çok önemli iki hatası var, birincisi başka filmlerden çok fazla kare(ler) kullanılması, ikincisi, finalde kötü adamın ikiye bölündüğü sahnedeki abukluk(kötü adamın burnunun her iki karede de görünmesi, burada seyirci açıkça ‘aptal’ yerine konmuş). Bu iki hata olmasaydı film gene kötü filmdi ancak worst of the worst olmayacaktı belki de. Biz de kötü de olsa bir bilimkurgumuz var diye sevinecektik. Ancak bu iki (aslında hata demek yersiz bilinçli yapılmış çünkü) ‘yanlış’ filmi gerçekten çekilmez kılıyor.

    İnanç, film için Türk Mafyası ile dükkâncılar arasında sûren güç çatışmalarından esinlendiğini iddia etmekteymiş (http://www.otekisinema.com/pete-tombs-sunar-turk-fantastik-sinemasi/80ler-turun-tukenis-yillari/ ). Ama o farkında olmadan aslında Türkiye’nin batılılaşma serüvenine ayna tutmaktadır. Görüşlerine çok katılmasam da, Uğur Mumcu’dan bir alıntıyı aktarmak isterim: “Bir gülmece dergisinde türk vatandaşı şöyle tanımlanıyor: Türk, isviçre medeni kanuna göre evlenen, italyan ceza yasasına göre cezalandırılan, alman yasasına göre yargılanan, fransız idare hukukuna göre idare edilen, islam hukukuna göre gömülen kişidir” (0:27-1:33 http://www.youtube.com/watch?v=7ynyRPB9jHE )

    Olaya bu şekilde bakarsak, dünyayı kurtaran adam filmini tek başına değerlendirmek anlamsızdır, o, aslında sonuç olmaktadır. Türkiye’nin gerçek anlamda batılılaşamamasının sonucu… Bizim yamalı hayatımızın yamalı filmidir, gerçekte, Dünyayı Kurtaran Adam…

    Saygılar.

  3. Filmin yamalı hayatımızın yamalı filmi olduğu noktasını biraz açarsam(çünkü yukarıda hafif biraz hafif kalmış), ülkemizin Batılılaşması -maalesef- aynı dünyayı kurtaran adam filminde star wars’dan ya da başka filmlerden sahnelerin birebir alınması gibi başka ülkelerden kanunların birebir alınmasıyla gerçekleşmiş ve (derme çatma zayıf da olsa) varolan kültür hiçe sayılmış ve ortaya ‘bugün/günümüz’ çıkmıştır. Bugün ne batılı bir ülkeyiz, ne de doğulu…

    Peki olması gereken neydi?

    Batı’yı kuralları ile alırken kendi kültürümüzü yok saymamak, bunun yanında (bize/yaşamımıza sinmiş) Sufizm gibi insan sevgisi temelli değerleri Batı’ya ekleyebilme becerisi gösterebilmekti(gerçi Batı bu eksikliğini 60’larda Budizm’i ithal ederek kapattı sayılır). Batı’nın geçtiği süreçleri bilmeden birden Batılı olmaya kalkışmak ancak bir macera olabilirdi. Nitekim din eksenli partilerin bugün başa gelmesinden de anlıyoruz ki, böyle de oldu… Gerçek anlamda batılılaşmak kendimizle barışık olup Batı’ya uyum sağlayabilmekti…

    Özetle; Dünyayı Kurtaran Adam filminin ‘Türkiye’nin batılılaşma şekli ve kalitesi’ açısından bakıldığında, önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. Saygılarımla.

  4. bir de sadri alışık’ın turist ömer uzay yolunda diye bir filmi vardı.o dünyayı kurtaran adam’dan daha bombadır.o filmde en çok güldüğüm sahneler:abuk sabuk bir makina var,makinanın da bir kolu ama kolun topuzu komik olan.eskiden su bidonları vardı,-gerçi hala var- onun kapağını takmışlar.bi de şu uzaylıların insan tuzu yedikleri sahneler.BAYILIYORUM BU FİLME.bi fırsatınız olursa izleyin.ben her karşılaştığımda izlerim mutlaka.

  5. Yalnız Turist Ömer Uzay Yolunda bir komedi filmidir, ayrıca imkansızlıklar nedeniyle bugün komik duran sahneler olabilir yani tolere edilebilir bir film o. Fakat Dünyayı Kurtaran Adam için aynısı söylenemez. Ciddi bir bilimkurgu iddiasıyla yola çıkan bir film: DKA. Saygılar.

  6. Xebdor’a ek olarak; Turist Ömer Uzay Yolunda filminin senaryosunun tutarlılığı, aslında TV dizisinin “Man Trap” adlı bölümünün iskeletini koruyarak, yerlileştirme ve parodileştirmesinden geliyor.

  7. yarın akşam bu kuşakta zagor: kara bela isimli film gosterilecek..bilginize..

  8. yani “turist ömer uzay yolunda” komedi olduğu için komik duran sahneleri tolere edilebilir, “dünyayı kurtaran adam” ise bilim kurgu olduğu için senaryosunun tutarsızlığı tolere edilebilir. öyle mi?

  9. @xebdor: DKA hakkinda yaptığın yorumların hiçbirine katılmıyorum.

    Ayrıca kurduğun ne batılıyız ne doğulu mantığıda saçma…

    Nereli olmak istiyorsun doğulu mu?
    Yeşilçam tarihini iyice oku bence kimler çalışmış falan filan.

    Bu batı kompleksi, batı doğulu çelişkisi artık çok komik oldu.

    Arkadaşlar bu bizim zenginliğimiz, çelişkimiz değil. Biz hem batılı hem de doğuluyuz. Çünkü yaşadığımız coğrafya Anadolu ve bir doğal köprü tabiki sanatına da etki edecek.

  10. Öncelikle, herkes aynı şeyleri düşünmek zorunda değildir, fikirlerime katılmayabilirsiniz. Yalnız fikire, fikir ile karşılık vermek, yerinde olacaktır. Türk Sineması olarak adlandırılan sinema, altı-yedi bin tane filme sahip olsa da, ‘özgün bir sinema’ değildir. Yeşilçam’ın kuruluşunu iyi oku falan demişsiniz (ki sinema eğitimi aldım üniversitede az çok da biliyorum) ancak kuruluşundan öte, Türk sineması’nın orjinal olmadığı üzerinde durmak çok daha doğru olacaktır. Türk Sineması; Mısır, Hint ve İtalyan sinemasının kırmasıdır ve Lütfi Akad ve bazılarının üslup çalışmaları olsa da, (bireysel/bireylerle sınırlı kalmış başarıları bir kenara koyarsak) ‘kendine ait dili olmayan bir sinema’dır. Bu yönden, dil özgünlüğü açısından ele alındığında, Türk Sineması’nın varolmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. DKA da olmamış bir Türkiye’nin, olmamış sinemasının, olmamış bir örneğidir. Saygılarımla.

  11. Medyadaki aptallar gibi olumsuz şeyler yazıp da, çözüm kısmına dokunmamak, hoşuma gitmiyor. Bu sebeple geçmişe ‘olan olmuştur’, gözüyle bakalım ve Türk Sineması için çözümün, devletin ‘halkı yapım şirketleri kurmaya teşvik etmesi ve (filmlerimizin yurtdışına ihracıyla birlikte ülke yararı/tanıtımı söz konusu olduğu için) vergileri düşük tutması’ olduğunu söyleyelim. Keza Türkiye’nin kendisi için de benzer şeyler söylemek yerinde olacaktır. Ülkemizde yerli yabancı yatırımlardan 100-200 milyon dolar üstündekilerden düşük vergiler alınırsa bu tip yatırımların sayısı artar, ülkede iş bulma sıkıntısı azalır. Günümüz modası (şu an krizde de olsa) kapitalizmdir, bu sebeple, ona göre davranmak gerektiğini düşünüyorum. Fakat sosyalist bir ülke olsaydık ya da temelimiz Rusya gibi sosyalist olsaydı, çözüm önerileri de tabii ki değişecekti. Saygılar, sevgiler..

  12. Sevgili Murat;

    Öncelikle haber için çok teşekkürler. Yorumlarda DKA ile ilgili yazışmaları gördükten sonra bu konuda bilinmeyenleri bilen bir kişi olarak düşüncelerimi paylaşmam gerekiyor,

    Pete Tombs’un paylaşımları kesinlikle bir referans noktası değil. Çünkü Çetin İnanç’ın mafya-dükkancı şeklinde bir ilham noktası yoktur. Ayrıca D.K.A’da “Bir sahnede Arkın’a saldıran akrepler, arkalarına kağıt kuyruklar yapıştırılmış iri hamamböcekleridir. ” şeklinde bir sahnede yoktur. Burada anlatılan sahne Arkın’ın Savulun Battal Gazi Geliyor filminde kafasının akrep fıçısına sokulduğu sahnedir. Çevirmen kişi veya Tombs’un bu bilgi kirliliğini bilinçli olarak yapmadığını ümit ediyorum.

    D.K.A’nın yapım mantığının Yeşilçam’da süregelmiş seri üretim mantığından bir farkı yoktur. Star Wars’ın gördüğü ilgi üzerine “iş yapan” bir filmin bizde çekeriz düşüncesiyle hayata geçirilmesidir. İş tutanı uygulama sistemi, iç pazara yönelik üretimi güçlü olan her ülke gibi bizde de uygulanan garantili bir metottur. Bugün ki televizyonculuk anlayışınında birkaç sene öncesine kadar bundan bir farkı yoktu ancak son yıllarda bu konuda arap ülkeleri, balkanlar ve bazı Türk cumhuriyetlerine hitap eden bir pazarı oluşturmaya başladık.

    DKA’ya 90’larda Metin Demirhan’ın çalışmalarıyla yeniden bir popülarite kazandırıldı. Burada ki hata, Türkiyede “kült” film anlayışının dünyada kabul gören şeklinden farklı olması. D.K.A’dan önce ele alınması, gün ışığına çıkarılması gereken pek çok film vardır. ÇIKO olarak birkaç senedir bu işin ucundan tutmaya çalışıyoruz ve en azından DKA’dan başka Vahşi Kan, Çöl, Korkusuz, Kara Şimşek ..vb filmlerin Avrupa, Amerika, Japonya..vs de bir nebze olsa tanıtılabilmesini sağladık.

    Peki internet üzerinde veya basılı yayında kendi sinema tarihimizin öteki yüzü üzerine yapılan kaç adet ciddi araştırma bulunuyor ? Nerdeyse bir elin parmakları kadar az.

    Filmlerin sadece künyesini yazıp, afişini paylaşmak literatüre girecek anlamda araştırma yapmaya kıyasla sığ bir yöntemdir ve bilgi dağarcığı sıfır, tembellik oranı üst seviyede bir toplum olarak ta çoğu insanın işine gelen yöntemdir.

    İnsanların D.K.A ile kendi sinemamızın öteki yüzünü yeniden keşfetmesi, işe sona yakın bir noktadan başlayıp sona doğru gitmek anlamına geliyor.

    D.K.A’nın bugün internet ve piyasada bulunan yeşil renkli versiyonuda eksiktir. Eksik bölümler filmde zaten zar zor kurulmaya çalışılmış bağların büyük bölümünü de koparmıştır. Bilinen tam versiyonu Almanyada basılan Çerkelez Video kayıdında bulunabilir.

    Bununla beraber eğer film ilk montajıyla yayınlanmış olsaydı 2.5 saate yaklaşan bir metrajı olacaktı ve o günün şartlarında zaten sinemada gösterilebilmesi mümkün değildi. Çünkü şu anda bile yama olarak gözükecek kadar çok olan alıntı sahneler daha uzun olacak ve seyirci filmin neredeyse yarısını Star Wars olarak izleyecekti ayrıca uçsuz bucaksız karate şovlarıda izlenenin iki katı kadar artacaktı.

    Cüneyt Arkın’ın bugün “biz o filmde eğlendik” şeklindeki beyanlarını kesinlikle göz önüne almıyorum. Çünkü o dönem ne konuştuğu ve bu konudaki samimiyeti öncelikli olmalıdır. Çetin İnanç ise bugün bile filmi tam anlamıyla çözümleyemediğini ve izledikçe yeni şeyler keşfettiğini söylemiştir.

    Ortada başından sonuna hesaplanmış, kurgusu tamamlanmış bir hikaye yoktur. Filmin ana teması, iyi ve kötünün savaşını o dönemin iş yapan farklı bir atılımı içerisinde ele almak olmuş ve bunun yanına Yeşilçam’ın garantili konu öğeleri yedirilmeye çalışılmıştır.

    Çetin İnanç ve Cüneyt Arkın, beraber çevirdikleri filmlerde senaryoları ortaklaşa tasarlamıştır. D.K.A’da ileri seviyede bir bilim kurgu izleyicisi olmayı gerektirecek bir birikimede ihtiyaç yoktur. Çünkü filmden de anlaşılacağı gibi o zamanlar en çok işi yapmış olan Maymunlar Cehennemi, Star Wars..vs ve Seriyaller döneminde yetişmiş olan yönetmenimizin aklında iz bırakmış tüm filmlerden temalar biraraya getirilerek salata yapılmıştır.

    Eğer böyle bir tartışma gerçekten bilinçli bir şekilde yapılmış bir film için olsaydı daha faydalı olabilirdi.

    Film üzerine birkaç yıl önce yaptığım bir çalışma için;

    http://sinematik.blogspot.com/2007/08/dunyayi-kurtaran-adam-soundtrack.html

    Türk sinemasına kendine özgü orjinalliği kazandırabilecek olan ulusal atılımların 70’lerde sansür kurulu ve 1980 sonrasında postal iziyle kökünün kazınması için elinden geleni ardına koymayanlarada böyle bir tartışmada yer verilmesi ve okuyacak insanların aydınlatılması gerekli. O yüzden batılı olmak kısmından önce ne kadar ulusal olabildiğimizi sorgulamamız gerekiyor.

    Zamanında Yılmaz Güney’in Umut filmini Cannes’e yetiştirebilmek için, makarayı yurtdışında çalışan bir Türk’ün bavuluna koyarak yurtdışına çıkartabilmesi zaten kendi varoluşu Fantastik olan bir sinemadan bile iyi şeylerin çıkmasına tahammül edemeyen bir sistemin korkaklığıdır.

    Sevgiler;

  13. Ünlü Alman bilim adamı Wart Bong Gong gibi ( http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/4379/ali-sen-ve-zaman-makinasi ) zaman makinemiz yok ki, geçmişe gidip olayları izleme ya da değiştirme fırsatımız olsun.. ;)

    Batılı olabilmek ile ulusal olmak/ulusal düşünebilmek arasında büyük ayrılık görmüyorum, birbirini tamamlayan şeyler bence, ikisi de. Klas yazı olmuş, sn Yojimbooo, teşekkürler, saygılar.

  14. Güzel kuşak olmuş bence….

    Benim yazacağım alttaki yorumlara ve DKA’ya

    Öncelikle Gökay öyle bir yazı yazmışki bunca sene birşeylere neden giriştiğimizin de özeti olmuş :)

    xebdor’un ise yaklaşımı ile hemfikir değilim. Maalesef arkadaşımız Türk filmlerini çok fazla anazliz etmemiş ve bana biraz medyatik birikimden yola çıkarak eleştiriyor düşüncesini yarattı. Öyledir demiyorum sinema eğitimi de almış ama zaten Türkiyede sinema eğitimi en başta kendi sinemasını yok sayıyor :)

    Yeşilçam özellikle siyah beyaz film döneminde Hollywood etkilidir. Bunu çok güzel bir şekilde Türkiyeye uyarlamıştır. Bu İtalyada da böyledir Fransada da yani o dönemlerde sinemayı hollywoodtan kopartmak mümkün mü? Hele hele 2. dünya savaşı sonrası????
    Türk sinemasında başlangıçta çoğu emekçi ermeni, rumdur yani bugün o ortaya konulan (80den sonra) bazı dayatmalardan önce zaten Türk sinemasının yapısı çok daha renkli ve Türkiyedir…
    Şimdi bugün batılılaşma diye garip bir köprü kurulsa da aslında olayın özü farklıdır gerçektir özenti değildir…

    Bu konu üzerine çok detaylı bir yazıyı blogumuza ekleyeceğim o yüzden detaya girmiyorum ancak DKA’nın bu kadar ciddiye alınıp, bütün fantastik sinemamızın DKA üzerinden değerlendirilmesi beni çok rahatsız ediyor.

    Öteki Sinemada bizimle birlikte yer alırsa çok sevinirim ancak benim bundan sonraki mücadelem Fantastik Türk sinemasındaki bazı değerleri daha öne çıkartmak olacak.
    Zaten fantastik türk sineması çok dar bir alan fazla eser yok, çok fazla kolaj işle dolu. İlgilisinin devamlı bu eserleri yanlış örneklerle karşılaştırması ve bizim holding medyanın makara kukara ile 2-3 tane öne attığı DKA falan gibi aslında çokta önemsenmemesi gerekenden Kült olayına girmesi yerine artık hepimizin daha tutarlı işlere girişmesi gerekiyor…

    Ayrıca herkes DKAya türkish star wars der ama bence harbidende aslında Turkish Galactica’dır. Star warstan sahneleri alıp aslında galactica gibi bir hikaye yapılmnıştır… bunu çok detaylı yazacağım.

    xebdor’u rahatsız eden özentilik ise yani bulduğu ilişki sinemanın özentilikle hareket etmesi ise bazı yönlerden hak verebilirim ancak herşeyi özentilik olarak ele almayalım bence bazen bu batılılaşma sorunsalı gereğinden fazla doğululaşma yanlışı ile de özentiliğe dönüyor..

  15. Aslında, tek bir soruya indirgenebilir her şey: “Türk Sineması’nda (Fantastik Sinema söz konusuysa) bir Bruno Mattei(örn; Predator kopyası Robowar’ı çekerken Predator’den sahneleri kullanabilirdi ama kullanmadı bir çeşit replika da olsa emek verip yeni sahneler çekti) http://en.wikipedia.org/wiki/Bruno_Mattei var mıdır, yok mudur?” Türk Fantastik Sineması örneklerini izledim, fırsat/imkan buldukça da izlemeye çalışıyorum. Sn Yojimbo’nun DKA için demiş olduğu gibi “…D.K.A’nın yapım mantığının Yeşilçam’da süregelmiş seri üretim mantığından bir farkı yoktur. Star Wars’ın gördüğü ilgi üzerine “iş yapan” bir filmin bizde çekeriz düşüncesiyle hayata geçirilmesidir… ” Örümcek Adam, Drakula istanbul’da ve nadir (şu an hatırlayamadığım) örnekler dışında genel olarak da böyledir, kolay yoldan para kazanma düşüncesi… DKA hakkındaki (kendimin de anlam yükleme çabalarına karşın) yorumların hepsini bir anda silen bir durumu vardır DKA’nın:

    “…finalde kötü adamın ikiye bölündüğü sahnedeki abukluk(kötü adamın burnunun her iki karede de görünmesi, burada seyirci açıkça ‘aptal’ yerine konmuş)…”

    Bunu, hiçbir şekilde açıklayamazsınız. Açıklamaya çalışırsanız eğer, ‘kesinlikle’ davranışınızın etik olup olmadığını gözden geçirmeniz gerekir. Galactica..vs falan demeden önce…

    Sinemamızdır sahip çıkalım, tamam ancak abartmaya da gerek olmadığını düşünüyorum.

    Saygılarımla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: