My Name Is Khan (2010)

“My Name Is Khan And I’m Not A Terrorist”

“İyi insan ve kötü insan. İnsanlar arasında başka fark yoktur.”

My Name Is Khan, asperger sendromlu (otizmin bir türü) Müslüman bir Hintli’nin hayatını izlediğimiz 2.5 saat boyunca bize sürekli bu mesajı vurguluyor. Vurgularken propagandaya kaçmıyor, herhangi bir dini diğerlerinden ayırmıyor, dini, inancı ne olursa olsun “insan” olmanın önemini anlatıyor. Filmde özellikle 11 Eylül sonrası dünyanın İslam dinine bakışı da sorgulanıyor ama hikâyenin altyazısında terörizm ya da dinlerden değil insan ilişkilerinden ve iyi insan olmaktan bahsediyor.

Karan Johar’ın yönettiği filmin başrollerinde Bollywood’un birbirine en çok yakıştırılan ikililerinden Shah Rukh Khan ve Kajol yer alıyor. Bu ikili daha önce de Baazigar (1993), Karan Arjun (1995), Dilwale Dulhania Le Jayenge (1995), Kuch Kuch Hota Hai (1998) ve Kabhi Khushi Kabhie Gham (2001) filmlerinde başrolü paylaşmış.

Film, iki çerçeve iç içe olarak işleniyor diyebiliriz. İlk çerçeve, Rizvan Khan’ın çocukluğundan başlıyor. Asperger sendromlu Rizvan, hastalığının ne olduğunu bile bilmeyen annesinin ilgisi ve sevgisiyle kendini sürekli geliştirerek ama en önemlisi iyi bir insan olarak yetişiyor ama bu ilgi küçük kardeşi Zakir tarafından sürekli kıskanılıyor ve 18 yaşında Amerika’ya giden Zakir bir daha annesinin yanına hiç dönmüyor.

Annesi öldükten sonra onun son arzusuna uyarak Amerika’ya giden Rizvan, abisinin şirketinde güzellik ürünleri pazarlamacısı olarak çalışmaya başlıyor. Ürün tanıtmak için girdiği bir kuaförde çalışan Mandira’ya aşık oluyor ve uzun uğraşlar sonucu onu evliliğe ikna ediyor. Mandira’nın ilk evliliğinden olan oğlu Sameer’le birlikte üç kişilik bir aile kuruyorlar.

Rizvan, Mandira Hindu olduğu için onunla evlenmesinin Müslümanlığa aykırı olduğunu söyleyip kendisini reddeden abisine insanlar arasında iyi ve kötüden başka fark olmadığını tekrarlıyor.

Filmin ikinci çerçevesinde ülkede sürekli seyahat ederek Amerikan Başkanı’na ulaşmaya çalışan ve tek amacı onun karşısına çıkıp “Benim adım Khan ve ben terörist değilim,” diyebilmek olan Rizvan’ı izliyoruz. Yol boyunca defterine Mandira’ya yüz yüzeyken söyleyemediği duygularını yazıyor.

İlk yarısı eğlenceli sahnelerle geçerek izleyiciyi güldüren film 11 Eylül saldırılarının haberini aldıklarını andan sonra trajediye dönüşmeye başlıyor. Bu saldırılardan sonra ülkede tüm Müslümanlara olduğu gibi Rizvan ve ailesine olan bakış açısı da değişiyor.

Rizvan yolculuğu sırasında defterine bu olayla ilgili şunları yazıyor: “Kuran’da bir masumun ölümü tüm insanlığın ölümüne denktir der. 11 Eylül’de ölen masumların bedelini tüm insanlığın ödeyeceğini biliyordum. Ama en büyük bedeli ikimizin ödeyeceğini bilmiyordum.”

O andan sonra da filmin iki çerçevesi kesişiyor ve Rizvan’ın yolculuğa başlayışını görüyoruz.

İzlemeyenlere daha fazla spoil olmaması için sonrasından bahsetmek istemiyorum. Çeşitli festivallerde, yönetmen, senaryo ve en iyi oyuncu gibi dallarda ödüller alan, uzun süresine rağmen sıkılmadan kendini izleten My Name Is Khan’ı herkese tavsiye ediyorum.

Pınar Batum

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir