Naci Anıl Konya: “Hepimiz Solucan Yemi Olacağız”

Dünyanın gidişatına dikkat çekmek için kıyamet sonrası bir filme imza atan Naci Anıl Konya ile konuştuk. Bu tarz örneklerin artması dileğiyle…

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

o2 (Oksijen) özelikle de günümüzde, doğadan gittikçe uzaklaştığımız günlerde dikkat çeken bir film. Seni bu filmi çekmeye yönelten şey neydi?

 Evet  haklısınız. İnsanlar  doğadan uzaklaştıkça  doğaya gidişi bir o kadar hızlanıyor. Hep Ölü Ozanlar Derneğindeki Robin Williams’ın  repliği aklıma geliyor: ‘’Çünkü hepimiz solucan yemi olacağız, arkadaşlar! Buna ister inanın, ister inanmayın, her birimiz bir gün nefes almayı kesecek ve öleceğiz.’’ 02 filmimi çekmeye yönelten şey kısaca Küreselleşme ve insanın doğaya karşı yaptığı yıkımlar diyebiliriz. Filmi çekme adımı yavaş yavaş oluşan bir süreçti.  Her şey filmin son sahnesinde yer alan ağaçla başladı. Kuru ağaç ve yanındaki kurumuş kuyu her gün dikkatimi çekiyordu, tarlaya gidip gelirken.  Tarla deyince alakası sorgulanabilir, ailem çiftçidir. Gördüğüm kare bende o modern dünyadan  soyutlanmış mekanda film çekme isteği uyandırdı. Çevremdeki insanların benden beklentisi de bu filmin oluşumunda oldukça etkili olmuştur.

Kıyamet sonrası filmlerin çıkış noktası ve gelişme çizgisi genelde daha kötüye ya da bir yaşam umuduna uzanır. Senin filminde var olan değişimi daha duygusal olarak vurgulamayı seçmişsin, sesle, anılar hep karaktere elik ediyor. Geride kalanlar hep aranır, senin düşüncen?

Filmin ilk versiyonunun kasvet verici ve izleyici üzerinde farklı  bir etkisi  vardı. Son düzenlemeyle filmin müziğini yapan Murat ATAMAN’la uzun süren çalışma sonucu filmin etkisini duygusal yönde değiştirdik.  Bunda biraz da duygusal yönümün olması etkiliydi. Senaryo aşamasında da bu yönümün etkisi altındaydım.  Kıymeti bilinmeyen şeyler aranır ve özlenir. Geçmişe özlemin altında; başarılar, başarısızlıklar, sevgiler, sevgisizlikle , iyi ve kötü hayatlar vb şeyler yatmaktadır.  Filmlerde geçmişe dönüşlerin nedeni de budur belki de. Geçmişin acı ve tatlı anılarla dolu olması.

Kısa filmlerde özellikle deneysel dalı biraz öznel, kafa karıştırıcıdır. Jüri de genelde kurmacaya yönelir, diğer türler biraz geride kalır. Bu konuda düşüncen? O2’yi kurmaca sunsan bu kadar şansı olur muydu, jürinin tavrı ne olurdu sence?

Deneysel  dal  Türk Sinemasının  anlatı tarzından farklı olduğu için deneysel kategoride değerlendirilen filmlerin çoğu biraz kurmaca biraz deneysel tat içeriyor. Jüriler ve yönetmenlerin yabancı olduğu bu tarzda değerlendirme yapılırken kurmaca mı deneysel mi (?) seçimsizliğini ortaya çıkarıyor. Bir filmin birden fazla kategoriyi içinde barındırabileceğini düşünüyorum.  Bu da deneysel-kurmaca kategori sorununun ortaya çıkarıyor.  O2’yi  genelde duyduğum kadarıyla deneysel kategoride yarıştırmamı olumlu gördüler. Jüriler bizzat söyledi bunu.  Yanlış hatırlamıyorsam yarıştığım ve jüriliğini yaptığınız  İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivalinde sizde söylemiştiniz. Şans kısmına ve jürinin tavrına  gelince sıradan izleyiciden farklı bakış açısına sahip  eleştirmenlere ve çözümleyicilerin filmi yorumlamasına kalmış. Kurmaca kategoride çok sayıda filmin olması beni deneysele yöneltmiş olabilir.  Ancak filmi deneysele daha yakın gördüm.

 Mekan seçimi, kullanımları başarılı buna siyah beyazlık da eşlik edince tam atmosfer yakalanmış. Nerede çektin, başka özel şeyler yaptın mı film için?

Film renkli çekildi ancak istenilen sisli(kasvetli) havaya uyum sağlamadığı için siyah-beyaza dönüştürülmesi uygun görüldü. Siyah-Beyaz, sinemada özlenen  bir nostalji.  Yönetmene  görsel problemlerde kaçış noktası  sağlayarak izleyicinin beğeni sini de filme çekebiliyor.

Filmi benim için film platosu olarak gördüğüm Konya’da çekildi.  Sinema, metropol şehirlere sıkıştırılmayacak kadar özgürdür. Keşke sıkıştırılmasa.  Filmin çekim aşamasında uygun zaman, mekan ve kostüm seçildi sadece. Kurgu aşamasında sadece siyah – beyaza dönüştürüldü.

Bu tarz filmler, doğaya, çevreye, yok olan değerlere karşı duran filmler çekmeye devam edecek misin? Yoksa sadece bununla sınırlı mı kalacak?

Evet elimden geldiğince devam etmeyi düşünüyorum.  Temasını  sadece  çevre ve siyasi eleştirilerle değil de farklı bir tarzda duyarlılığı sağlamayı düşünüyorum.

en daha fazla çevreci, doğaya ilişkin, bu yok olmaya ilişkin filmler çekilmesini istiyorum. Uzun ya da kısa fark etmez. Ama sinemamız çoğunlukla hala kişisel dertlerin peşinde, biraz kafasını çıkartıp etrafını koklaması gerektiğini düşünüyor musun sen de?

 Bende aynı fikirdeyim buna öncülerin kısa filmcilerin değil de uzun metraj filmcilerin olması daha gerçekçi sonuçlar çıkarabilir. Kısa filmleri genellikle sinema eğitimi alan öğrencile , sanatçılar ve eğitimciler izleyebiliyor. Halka açık gösterimlere de kısa filmlerde pek izleyici gelmiyor. Uzun metraj filmlerde çevre mesajları daha etkili olabilir. Kişisel dertler deyince yine aynı şeye geleceğim aslında maddi kaygısı olan bir sinema topluma nasıl mesaj verip tutum ve davranışları değiştirebilir ki ? Bunu devletten aldığı öğrenim kredileriyle film çekmiş biri olarak söylüyorum. Film çekerken bile çevreye zarar verebiliyoruz bazen çevreyi kendi halinde bıraksak  daha mı iyi olur diye düşünmüyor da değilim.

Naci Anıl Konya002

Dem ve Soyağacı daha amatör tatlar taşıyor, anlatım ve mesajlar daha naif. Onlardan biraz bahsedebilir misin?

DEM  öğrenim kredisiyle çektiğim ilk film ve aldığım en iyi heyecandı.  Anlatımı ve mesajları daha samimiydi. Hatalarımla eğlendiğim ilk amatör film çalışmam da diye bilirim.  Film; geçimlerini balık avcılığından sağlayan iki gencin hayatını, birbirlerine olan tatlı kırgınlıklarını, satmak zorunda oldukları balıklardan dolayı başlarına gelenleri, iki eski dost, çay ve esnaf temasıyla  anlatıyor.

Soy Ağacı  içinde kısaca içinde kendi ailemin oynadığı sinema anlamında büyük beklentileri olmayan kamu spotu gibi gördüğüm gönlümdeki büyük beklentileri karşılayan bir filmdi diyebiliriz.

Ben son yıllarda kısa filmin ticarileştiğini düşünüyorum.  Bu konuda siz kısacıların da fikrini merak ediyorum.

Aynı kanaatteyim. Yarışmayı düzenleyenlerden, sponsorlardan, jüri üyelerinden,  ödüllere haksız yamanmaya çalışan yönetmenlere kadar her yönüyle  kısa film ticarileşmiştir. Yarışmalara kısa film çekilmesi de sorgulanması gereken ayrı bir konu bence. Film çekenler buna neden muhtaç bırakılıyor ?

Festivallerde bazı filmlerin öne çıkması sadece başarılı olmalarından mı ileri geliyor?

İllaki başarılı filmler var onların hakkını yememek lazım.  Yalnız bazı filmlerin öne çıkması başarılı olmalarından değil, Nepotizmden kaynaklı. Bu kavramla son yıl üniversite sınavında karşılaştım. Ne soruyu yapabildim ne de hayatım boyunca bunu uyguladım.   Katıldığım birçok yarışmada da karşıma uygulamalı olarak çıktı.

Bakanlık desteği aldın mı hiç?

Hayır hiç almadım.

Kısa filmciler olarak örgütlü olmanız gerektiğine inanıyor musun, yoksa herkes kendi yolunda daha rahat bakış açısı mı var?

 Örgütlü olmanın faydaları vardır ama ben her yönetmenin özgür düşünmesinden yanayım belli kalıplara girmenin bir sonucu olacağını düşünmüyorum.  Sisteme karşı  geleni  sistem aykırı görüyor, yok ediyor yada karşısına bir şekilde alternatif çıkarıyor. Sistemi değiştiremedikten sonra örgütlü olmanın hiçbir faydası yok zararı vardır. Sistemi değiştirmek için araç olarak görenlerde olabilir bu örgütlenmeyi. Bence kimse zaman kaybetmesin. Sinema adına  iyi filmler çıkarsın ortaya. Başarılarıyla insanların bakış açısını değiştirmeye çalışsınlar.

Kısa film sonuçta para kazanılan bir sektör değil. Nereden para kazanmayı düşünüyorsun, ya da kazanıyorsun. Uzun metraj fikri var mı? Kısa film çekmeye devam edecek misin?

Çalıştığım reklam ajansı var kendimi geliştirme aşamasındayım. İlerde kazandıklarımla illaki kısa film çekeceğim. Kısa benim için vazgeçilmez bir tutku. Çektiğim kısalarla aldığım deneyimin yeterli olmayacağını düşünüyorum. Uzun metrajlı  bir film içerisinde yer alırsam ileride belki  hayalim olan uzun metraj filmi çekme aşamasında  daha  gerçekçi düşünmeme sebep olabilir.

477466_10150902908319374_1449896902_oKısa filmde biçim mi içerik mi önemli olan ve kısa filmin politik olması gerektiğine inanıyor musun?

Kısa filmde anlatım süresi kısa olduğu için içeriğin önemi biçimle uyumlu olmalıdır. Bazen anlatamadığımızı iyi bir şekilde göstermemiz gerekir.  Ben ikisini birbirinden ayrı düşünemiyorum. Kısa filmin politik olmaması düşünülemez. Ancak  biz millet olarak her şeyin abartılısını sevip prim verdiğimiz için siyasi görüşlerin  filmi körelterek önüne geçtiğini düşünüyorum. Hükümet karşıtı filmler yapar muhalefetten pirim alırsın, hükümet yanlısı filmler yaparsın hükümetten pirim alırsın. Kısanın kaderi Türkiye’de ikisi arasında sıkışıp kalmıştır. Bunun önüne geçilmezse kısa filmin geleceğinden umutlu değilim. Dört yıllık üniversite hayatım boyunca darbe filmlerini izlemekten sıkılmış biri olarak arkadaşlara önerim aşın bu konuları uluslararası konular düşünün. Eminim sizde bu filmleri çekmekten sıkılmışsınızdır. Ankara Film Festivalinde duyduğum ve hemen ertesinde  Altın Pars Kısa Film Festivalinde  de şahit olduğum şey, o siyasi görüşünüzü filminizde değil kürsüde yapın.  Ayrıca kürsüde de kısa metrajı lekeleyip, öldürmeyin!

Son olarak neler söylemek istersin?

Kısaca : Hayat ‘’KISA’’, Filmler uçuyor !

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir