Naciye (2016)

Bir ev, o evin eski ve yeni sahipleri arasında sonu oldukça kanlı bitecek olaylar, geçmiş zaman hatıralarıyla canlanan trajediler ve insanın ruhunu kemiren, en nihayetinde onu bir canavara dönüştürecek olan travmalar…

Naciye, başrol oyuncusu Derya Alabora’nın oyunculuk yeteneğine güvenen kanlı bir gerilim filmi… Filmin senaryosu kimi noktalarda Sisler Evi’ni (2003) hatırlatmasına rağmen Naciye orijinal bir öykülemeye sahip. Ayrıca genellikle kırsalda geçen Türk korku-gerilim sineması örneklerinin aksine Naciye olabildiğine şehirli ve hatta üst kimlik olarak İstanbullu bir film…

Naciye filmi

“Burası benim evim!”

Naciye’nin çıkış fikri bu cümlede gizli… Kadınlar ihtiyaç duydukları güven duygusuna kavuştukları için olsa gerek, evi kendi kaleleri olarak görür, yönetir ve korurlar. Peki, bir kadın evine saplantılı bir şekilde bağlı ve o evi kaybetmek üzere olsa cinayet işler mi? Daha da açık sorayım; kaç kez işler? Yönetmen Lütfü Emre Çiçek, filmini buradan yola çıkarak oluşturuyor ve filmin çekildiği evi de tıpkı başkarakteri gibi izole ederek İstanbul’un ortasına değil adaya inşa ediyor. Naciye ve ev birbirlerine çok benziyorlar; Yaşlı, karanlık, tehlikeli köşelerle ve sırlarla dolu… Cesetlerle dolu bahçe de Naciye’nin zihni oluyor, orada kaç ceset olduğunu ondan başka bilen yok.

Film, başladığı andan itibaren öyküsünü oluşturmakta acele etmiyor, geçmiş ve şimdiki zaman arasında finale doğru iyice anlam kazanacak olan bir köprü kuruyor. Bunu yaparken de tedirgin edici, minimalist anlatımı benimsiyor. Gassal, Baskın ve Ceset gibi yerli gerilimlerde rastladığımız ve Türk korku sinemasını gişeden festivallere doğru Ancak iyi bir korku-gerilim filmi meraklısının tahmin edebileceği türden şok sahnelerle de seyirciyi irkiltmeyi başarıyor. Avrupa korku-gerilim sinemasından gelen örneklerde de rastladığımız, tercihen katarsis duygusundan yoksun bırakılmış bir film Naciye, hikayesi kurbanla değil katille özdeşleşmeyi tercih ediyor ki bu da izleyen de film bittikten sonra bile devam eden bir şoka yol açıyor.

Lütfi Ömer Çiçek, ilk uzun metrajında, Türk korku-gerilim sinemasına, furyanın (cin korkuları) dışında kalan stil sahibi bir örnek veriyor ve başarılı bir yerli slasher filmine imza atıyor.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Yazmaya 2003 yılında DivxTR’de başladı ve halefi olan Divx Planet forumlarında “Raven” takma adıyla devam etti. Divx Planet'te bir forum köşesi olarak başlayan Öteki Sinema'yı, 2005 yılında blog olarak devam ettirdi. 2010 yılının başında Beyazperde.com sitesinin eleştirmen kadrosuna katıldı. Aynı dönemde Yeni Harman ve Fotografya dergileri için sinema makaleleri kaleme aldı, online sinema dergisi Cinedergi için dosyalar hazırladı. 2012’de Medyaradar sitesinin sinema yazarlığı ve TV eleştirmenliği görevini üstlendi. Aynı zamanda lisanslı bir yelken sporcusu olan yazar, bir dönem TYF (Türkiye Yelken Federasyonu) yarış fotoğrafçılığı görevini yaptı. 2014 yılında Sinemerkez Akademi’de eğitmenlik yaptı ve akademinin Kocaeli yapılanmasının direktörlüğünü üstlendi. 2014-2016 yılları arasında Okan Bayülgen’in Dada Dandinista adlı TV programının yazı grubunu yönetti. Okan Bayülgen’in yönettiği Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası adlı tiyatro oyununda rol aldı. 2017-2018 arasında Antalya Sinema Derneği’nin danışmanlığını yaptı. OFCS (Online Film Critics Society) topluluğuna üye olan yazar, Öteki Sinema, Beyazperde ve Medyaradar'da yazmaya, Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası'nda oynamaya ve davet edildiği okullarda sinema üzerine seminerler vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir