Natural City (2003)
Yazan: Murat Kızılca 27 Temmuz 2009
Kategori: Asya Sineması, Bilimkurgu filmleri, Fantastik, Film İncelemeleri, Post Apokaliptik, Son Yazılarımız
Natural City 2003 yılı mahsulü Byung-chun Min tarafından yönetilmiş olan Güney Kore yapımı bir film.
Uzak bir gelecek ve dünya. Filmin hemen başında verilen bilgiye göre dünya çok büyük bir savaş yaşamış ve bu savaş sonrasında şehirler toz duman olmuştur. Kahramanımız R (Ji-tae Yu) MP olarak isimlendirilen bir polis timinde görevlidir. Ana görevleri son kullanma tarihi geçmiş ve/veya insan yaşamı için tehdit oluşturan sibernetik organizmaları (cyborg, yazının bundan sonrasında cyborg olarak geçecek) yakalamak, gerekirse yoketmektir. R, özel hayatında problemli bir sürecin içindedir. Egzotik dansçı olarak programlanmış bir cyborg olan Ria’ya aşıktır. Sık sık yasadışı işlere bulaşan R’nin tek amacı gerekli parayı biriktirip Ria’yı satın almaktır. Ama problemi sadece bununla sınırlı değildir. Ria’nın son kullanma tarihi yaklaşmaktadır. Ria günü geldiğinde ya çöplüğü boylayacak ya da MP’ler tarafından yokedilecektir. R, kanunsuz olarak çalışan ve cyborglar konusunda uzman Dr.Giro ile tanışır. Dr.Giro kendisine Ria ile DNA yapılarının aynı olduğunu söylediği Cyon ismindeki genç bir kızın fotoğrafını verir. Eğer bu kızı kendisine getirirse Ria’nın nöral transferini yaparak genç kızın bedeninde yeniden yaşamasını sağlayacağının sözünü verir. Tabii ki uygun bir fiyat karşılığında. Bu arada Cyon’un peşindeki tek kişi R değildir. Savaş konusunda eğitilmiş kaçak bir cyborg (combat cyborg) olan Cyper etrafa dehşet saçmaktadır. O da Cyon’un peşindedir. R, bir yandan özel hayatını düzene sokmaya çalışırken bir yandan da Cyper’a engel olmaya çalışacaktır.
Filmin başında bahsedilen savaş hakkında filmde bir daha hiç konuşulmuyor. Savaşın kimler arasında olduğu konusu ise belirsiz. (Gerçi filmde belirsiz olan tek şey bu değil.) Film şehir merkezi denilen kısıtlı bir yaşama alanı ile şehir dışı olarak isimlendirilen eski şehrin kalıntılarından ibaret iki farklı bölgede geçiyor. Bir de film boyunca sık sık reklamı yapılan yeni bir şehir var. İnsanlar dev araçlar ile (uzay gemisi diyemedim, çünkü gelecekteyiz, bütün araçlar uçuyor) sıraları geldiğinde bu yeni yerleşim bölgesine doğru göç ediyor. Bu yeni yerin başka bir gezegene mi, yoksa okyanusun üzerine mi inşa edildiği konusu ise belirsiz.
Filmlerde belirsizliği genelde severim. Nerede, ne zaman geçtiği belli olmayan, zaman ve uzam konusunda kendisini kısıtlamayan öyküler beni daha çok çeker. Ama nedense bu filmdeki her belirsizlik beni rahatsız etti. (Kimbilir. Belki de birazdan bahsedeceğim belirgin olan şeylerin fazla belirgin olmasındandır.) Mesela R bir cyborg olan Ria’ya neden aşık? Savaş sırasında kaybettiği sevgilisini mi hatırlatıyor? Belirsiz. R yakın arkadaşı olduğu tim komutanı Noma’nın sabrını neden dibine kadar zorluyor? Daha önce aralarında bir hayat kurtarma mevzusu falan mı oldu? Belirsiz. Noma R’nin yaptığı her disiplinsiz davranışı neden affediyor? R’nin abisi R’yi Noma’ya mı emanet etti? Belirsiz. Yani anlayacağınız filmi izlemeye başlamadan önce ilk olarak mantığınızı uzak bir ağaca bağlarsanız filmden alacağınız keyfi katlarsınız. Benden söylemesi.
Gelelim belirgin olanlara. Konusundan bile farkedilebileceği üzere Natural City çok bilinen birkaç bilimkurgu filminin karışımından oluşuyor. Filmin iskeletini oluşturan kahramanın cyborg avlayan umarsız bir polis olması, şehri altüst eden cyborglar, şehir görüntüleri, uçan araçların dizaynı gibi verebileceğimiz onlarca örneğin sinema tarihinin en önemli bilimkurgu filmlerinden biri olan Blade Runner (1982, yönetmen Ridley Scott) filminden arak olduğu aşikar. Yönetmen Byung-chun Min (aynı zamanda senaryo da kendisine ait olduğu için) bence büyük bir cesaret örneği göstererek Blade Runner filmini kendi filmine referans almış.
Taşlarla çok fazla oynamadan senaryosunu oluşturan Byung-chun Min kendince değiştirdiği kısımlarda ise yine bilimkurgu filmlerini az çok takip edenlerin uzak olamayacağını düşündüğüm filmlerden beslenmiş. Örneğin bir cyborga delicesine aşık olan R’nin son kullanma tarihi geldikten sonra yok olacak olan Ria’yı yeniden yaşatabilmek için çabalaması tabii ki Cherry 2000 (1987, yönetmen Steve De Jarnatt) filminde Sam Treadwell’in sevgili robotu Cherry’i yeniden canlandırabilmesi için çabalamasından farklı değil. Hatta her iki filmde de olayı çözmek için kilit noktada başka bir kadın var: Cyon – Edith Johnson.
Filmin aksiyon sahneleri ise Matrix (1999, yönetmen Wachowski Biraderler) filmindeki teknik ile çekilmiş. Hatta bazı sahnelerin neredeyse birebir Matrix’in aksiyon sahnelerinden kopyalandığını söyleyebilirim.
Biraz daha zorlarsak Ria’nın apartman dairesinde camdan dışarıya boş boş baktığı sahneler bana feci derecede Kôkaku Kidôtai‘yi (Ghost in the Shell, 1995, yönetmen Mamoru Oshii) anımsattı.
E peki ne yapalım? Natural City filmini olduğu gibi kaldırıp çöpe mi atalım? Tabii ki hayır. Natural City, Güney Kore sinemasının son yıllarda sıkça sunduğu büyük bütçeli filmlerden biri. Görsel açıdan hiçbir defosu bulunmayan sağlam bir film. Bilgisayar destekli post apokaliptik dünya görüntüleri bir önce yazdığım Doragon Heddo (Dragon Head, 2003) filminde olduğu gibi çok başarılı. Senaryodan kaynaklanan bazı eksiklikleri gözardı edersek oyunculuklar için negatif bir şey söyleyemem. Müzikleri çok sevmedim, sevemedim. Filmi izlerken Vangelis‘in müthiş müziği ile karşılaştırma yapmam kaçınılmazdı.
Sonuçta elimizde bilimkurgu türüne yeni birşeyler katma iddiasında olmayan bir film var. Blade Runner’ın gölgesinde kalsa da bilimkurgu sevenler için tavsiye edebileceğim bir film.
Öteki Sinema için yazan Murat Kızılca




![Reblog this post [with Zemanta]](http://img.zemanta.com/reblog_e.png?x-id=6ab275f8-042f-4fa7-a451-6031c0353032)























Uçakta Olmasa Bile Yılan Yılandır | uzaksinema tarafından 27 Temmuz 2009 18:02 tarihinde
[...] sıkıldığım dışında bir şey hatırlayamadığım Güney Kore bilim kurgusu Natural City otekisinema.com ‘un yazısına konu [...]