Ne İçin Savaşıyoruz? This Is England (2006)

2006 yılı En İyi İngiliz Bağımsız Filmi ödülünün de sahibi olan son yılların en iyi politik filmi sayabileceğim This is England (İşte İngiltere Bu), 2006 İrlanda yapımı bir film.

Öteki Sinema için yazan: Mert Kaplan

Shane Meadows’un yönettiği, başrollerini, Thomas Turgoose (Shaun), Joe Gilgun (Woody), Stephen Graham (Combo) ve Andrew Shim (Milky)’nin paylaştığı film, gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanan Thomas Turgoose’nin 1983 yazında geçen hikayesini anlatır. Film, İngiltere’deki Başbakan Margaret Thatcher yönetimine yönelik eleştirilerin yanı sıra, dönemin siyasal atmosferini de yansıtan belgesel görüntülerine de yer veren bir Üçüncü Sinema örneği de  aynı zamanda. Filmin başlarında çalınan, Toots and the Maytals grubunun “54-46 was my number” adlı parçası, dönemin politik atmosferine de cevap olan etkileyici ve yerinde bir müzik.

Okulda, herkesçe dışlanan bir çocuk olan Shaun, toplum tarafından dışlanmış bir grup dazlakla arkadaş olur ve sonrasında onların grubuna katılır. Grubun lideri olan Woody, Shaun’a sahip çıkar ve ona okulda zarar veren kötü çocuklardan onu korur. Bir süre sonra Woody’nin cezaevindeki arkadaşı Combo gelir ve işler karışır. Combo cezaevi sürecinde aşırı ırkçı bir kimlik kazanmış ve İngiltere’nin sadece beyaz İngilizlere ait olduğunu düşünmektedir. Bu amaçla da grubu radikal eylemlere dahil etmeye çalışır ve bunda da büyük ölçüde başarılı olur. Sosyo-ekonomik sorunların da ele alındığı filmde, işsiz ve cezaevinden yeni çıkmış olan Combo, toplum tarafından dışlanmışlığını, yine o toplumca kabul görmeyen başka bir grupla ilişki kurarak giderir. Combo, grupla yaptığı bir toplantı sırasında, işsizliklerinin ve dışlanmışlıklarının sorumlusunun, Pakistanlılar, Jamaikalılar ya da Biritanya’ya gelen diğer göçmenler olduğunu söyler. Kendilerinin Biritanya için savaşıp ölürken, bu göçmenlerin refah için de olduğunu onların elinden bu zenginliklerin alınması gerektiğini anlatır. Bu sahne, filmin kırılma sahnesidir de aslında.

Ardından filmde psikolojik ve sosyolojik açılımlar başlar. Halbuki yaşanan bu ekonomik sorunların sorumlusu, Thatcher hükümetidir. Ülke içinde bu sorunlar varken, bir de kendi toprağı olduğu yalanına sarılarak Arjantin’e ait olan Falkland adalarını işgal eder. Film, buna yönelik bir eleştiriyi bu sahnede ve daha sonrasında hissettirir. Combo ve Shaun arasında çıkan bir tartışmada, Combo, Shaun’un babasının savaşta öldüğünü öğrenir ve onun bu yönünü kullanarak onu, daha kolay kazanacağını düşünür. Combo, Shaun’a onun küçük yüreğinde babasının onurunu taşıdığını söyler. Bu sözüyle aslında onu ırkçı eylemleri için militan yapmayı hedefler. Toplantıdan sonra, Shaun ve birkaç arkadaşı, Woody’nin yanından ayrılır ve Combo’ya katılır. Böylece Combo ve grubu, İngiltere’deki göçmenlere yönelik ırkçı protestolara ve saldırılara başlarlar.

Film bu sahnelerde, Thatcher yönetiminin Falkland adalarına yönelik haksız işgalinin ve bunun içeride yarattığı ekonomik ve sosyal krizin bir anlamda yansımasını da izleyiciye göstermektedir. İngiliz hükümeti bu sayede dışarıdaki savaşını, milliyetçi söylemleriyle içeride de sürdürmek istemiştir.

Film en başından beri radyodan Thatcher hükümetinin politikalarını ve Falkland adalarına yapılan istilanın haklılığını duyurur. Bu da izleyiciye filmin ana temasını bir anlamda aralıklı olarak hatırlatır. Combo ve beraberindekilerin katıldıkları milliyetçi cephenin lideri olduğu düşünülen Lenny’nin toplantısı ise tam bir ırkçı propagandadır. Lenny, savaş çığırtkanlığı yapmakta, bu da onları, politikalarını eleştirdikleri İngiliz hükümetinden farklı bir konuma getirmemekte, bir anlamda, Thatcher’ın içerdeki söylemi olmakta. Sona doğru yaklaşıldığında, Combo’nun bilinçaltındaki ırkçı duygularının vahşice dışavurumuna tanık olunur. Combo, bir ev partisi sırasında, Zenci olan Milky’e hakaret ederek onu öldüresiye döver.

Aslında onun bu bilinçaltındaki ırkçı tutumu, İngiliz toplumunun o dönemde, öteki ve göçmen kimliğine yönelik bakışını da gösterir. Yani, ne Thatcher hükümeti, ne Büyük Britanya ne de milliyetçi değerler için değil de, kendi içimizdeki bir vahşeti yaşadığımızı, kendimizle savaştığımızı hatırlatır film bize.  Filmin son sahnesinde Shaun, duvarına astığı Aziz George’un Kızılhaçlı İngiliz bayrağını, tüm bu saçmalıklardan kurtulurcasına denize fırlatır. Bu sahne bana bir an Jean Jacques Rousseau’nun, Charles de Gaulle yönetiminin Cezayir’i işgali sonrası Fransız bayrağını yakmasını hatırlattı. Ne için savaşıyoruz? Dercesine.

Son olarak söylenebilir ki film, hayatın anlamlılığı ve de anlamsızlığını savaş eleştirisi içerisinde sorgulatır. Milliyetçilik ve muhafazakarlık gibi duyguların aslında, yöneticilerin dışarıdaki eylemliklerine içeriden bir destek unsurundan başka bir şey olmadığını izleyiciye bir kez daha hatırlatır. Şimdiden iyi seyirler.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir