Neil Gaiman ile Bir Akşam

Neil Gaiman 01Sevdiğimiz yazarlardan Neil Gaiman şu sıralarda kariyerinin en yoğun ve üretken dönemlerinden birini geçiriyor. Bu sene içinde üç kitabı yayınlanacak olan Gaiman, ayrıca yeni bir Doctor Who bölümü, Sandman serisinin prequel’i niteliğinde olacak yeni bir grafik roman ve HBO için Amerikan Tanrıları romanının bir uyarlamasını yazıyor. Bu sene çıkacak kitapları içinde bizi en çok heyecanlandıran, uzun bir aradan sonra yetişkinler için yazdığı ilk roman The Ocean at the End of the Lane. Neil Gaiman, Sydney’e bu romandan bir parça okumak için gelince biz de gitmemezlik etmedik ve City Recital Hall’un yolunu tuttuk.

Bu, Sydney’de Gaiman’ı üçüncü izleyişim oldu. İlk gelişinde, Graphic Festivali kapsamında Sydney Opera Binasında, Fourplay yaylı grubunun müzikleri ve Eddie Campbell’ın ilüstrasyonları eşliğinde “The Truth is a Cave in the Black Mountains” adlı uzun öyküsünü okumuştu. İkinci gelişinde Factory Tiyatrosunda, çeşitli öykülerini ve şiirlerini, zaman zaman kendi başına, zaman zaman Fourplay eşliğinde seslendirmişti. Bu sene de bu geleneği bozmadı ve yine Fourplay’le kısa bir süre de olsa sahneyi paylaştı.

25 Ocak 2013 gecesi gerçekleşen gecenin ilk yarısında, Gaiman The Ocean at the End of the Lane’in prolog kısmını ve ilk iki bölümünü okudu. Hiç Gaiman’ın kendi sesinden öykülerini dinlediniz mi bilmiyorum, fakat öyle sıcak bir sesi ve güzel tonlamaları var ki, öykülerden aldığınız tadı biraz daha arttırıyor sanki. Gaiman’ın yeni romanı, gayet güzel ve ürpertici bir şekilde açılıyor. Fazla sürpriz bozmadan, kitabın yine Gaiman’ın anlatılarında kullanmaktan hoşlandığı çeşitli temalardan faydalandığını belirtelim. Kitabın kahramanı, çocukluğunda geçirdiği dehşet verici bir olayı yıllar sonra yeniden hatırlayan 50’li yaşlarına yakın bir adam. Bir kez daha bizim yaşadığımız dünyayla bir öte dünya arasında açılmaması gereken kapılar açılıyor, tehlikeli bir güç uyanıyor ve yedi yaşındaki kahramanımıza yardımcı olabilecek yegane kişiler, sokağın sonundaki çiftlikte yaşayan üç kadın: bunların en genci evin yakınındaki küçük göletin bir okyanus olduğunu iddia ediyor, en büyükleri ise evrenin oluşmasına yol açan Büyük Patlama’yı hatırladığını söylüyor. Gaiman’ın çok sevdiği üç kadın figürü, bu kitapta da yer alıyor böylece.

American GodsGaiman, kitabı nasıl yazdığının da öyküsünü paylaşıyor bizimle. Florida’ya gidip American Gods’ın ikinci kitabını yazmaya niyetlenmiş (American Gods 2 ve 3 için planları varmış halihazırda). Fakat aklına bir kısa hikaye fikri gelmiş ve yazmaya başlamış. Birkaç gün sonra bu bir uzun öyküye, sonra bir kısa romana, birkaç hafta sonra da bir roman formuna bürünmüş ve ortaya hiç beklenmedik ve planlanmamış bir roman çıkmış.

O geceki etkinliğe katılanlara kitabın ilk üç bölümünün yer aldığı bir küçük kitapçık dağıtıldı. Böylece Gaiman’ın okuduğu kısım üzerine bir bölüm daha okuma şansımız oldu. Geri kalanını okumak için haziran ayına kadar beklememiz gerekecek ve tabii ki elimizdeki kitapçık “en heyecanlı yerinde” bırakılmış!

***

Kısa bir aranın ardından geceye Fourplay’le devam ediyoruz. İki parca çalan Fourplay, Doctor Who temasını yorumlayarak ortamdaki geek potansiyelini iyi değerlendiriyor. Kendileri için “geekler için Apocalyptica” yakıştırması yapsak yanlış olmaz. Bu niteleme, Neil Gaiman’ın sahnede Fourplay’e katılması ve onlarla birlikte geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Gerry Anderson’ın anısına Fireball XL-5’ı seslendirmesiyle daha da doğruluk kazanıyor. Performansın videosunu aşağıda izleyebilirsiniz:

Bir sonraki aşama soru-cevap kısmı. İzleyicilerin gösteriden önce küçük kağıtlara yazdıkları sorulardan seçkiler yapan Gaiman, eğlenceli sorulara eğlenceli cevaplar veriyor. Sorulardan bazıları ve Gaiman’ın verdiği cevaplar şöyleydi:

Soru: American Gods’ın, Creaming Soda’nın anagramı olduğunu biliyor muydun?
NG: …. Artık biliyorum.

Neil Gaiman 02

Soru: Bir yazarın sana verdiği en iyi tavsiye neydi?
NG: Bir yazarın bana verdiği en iyi tavsiye, Stephen King’in Danse Macabre kitabında okuduğum bir şeydi. Genç bir delikanlıyken okumuştum bu kitabı. King her gün oturup en az 300 kelime yazmayı bir alışkanlık haline getirin. Bir sene sonra bir romanınız olur, diyordu. Beni allak bullak etti tabii, ben roman yazmayı gözümde çok büyütüyordum.
Ama yazarlık dışında, bir yazardan aldığın en iyi tavsiye nedir diye sorarsanız, şuydu: Bir convention’daydım. Harlan Ellison uzaktan beni görüp yanıma geldi. “Gaiman, bu sakallar ne böyle. Git traş ol” dedi. Ben de “traş olmayı sevmiyorum, sakallarım çok sert. Traş olmak hoş değil benim için” dedim. “Sakallarına saç kremi sürüp biraz bekle, ondan sonra traş ol. Sihir gibi bir şey.” dedi. Bir yazarın bana verdiği en iyi tavsiye buydu.

Soru: Amanda Palmer’la neden evlendin?
NG: Çünkü evet dedi.

Soru-cevap kısmından sonra, Gaiman, Fourplay eşliğinde yine çocuklar için yazdığı, ve ilk kez birilerine okuyacağı, Fortunately, the Milk adlı kitabından bir bölüm okudu. Şimdiye kadar yazdığı en saçma şey olarak nitelediği bu hikayeyi babalar için yazmış. Zira, The Day I Swapped my Dad for Goldfish’ten sonra onlara karşı kendini borçlu hissediyormuş. Hikaye, çocuklarına süt almaya giden bir babanın uzaylılar tarafında kaçırılıp, sonra zamanda geri giderek bir korsan gemisine düşmesi, zaman makinesi icat edip geleceğe yolculuk eden bir dinazor tarafında kurtarılması gibi olaylar etrafında dönüyor.

Son olarak, daha önce 2010 Avustralya Gününde okuduğu “Mega Fauna” adlı şiirini okuyor ve böylece Düşler Prensiyle bir gecenin daha sonuna geliyoruz.

Yazar hakkında: Can Yalçınkaya

Müzmin öğrenci, Punk Akademik. Avustralya'da yaşıyor ve Türk sineması ve popüler müziğinde melankoli üzerine çalışıyor. Çizgi romanlar, filmler, kitaplar, fanzinler ve saireyle haşır neşir olmayı, yazmayı ve çizmeyi seviyor.

3 Yorumlar

  1. wherearethevelvets

    Bu adam hiç yaşlanmayacak değil mi?

    Ara Dünya’yı yeni okudum ama pek beğenmedim. Odd ve Ayaz Devleri sırada. (Kuzey mitolojisini severim)

    Evet yazar 3 kadın profilini çok sever çünkü Hekate gibi trinitiler gerçekten garip kavramlardır. Kullan kullan bitmez bu tema.

  2. Ara Dünya en iyi işlerinden biri değil belki, ama ben severim. Fakat hiçbir romanından da Sandman serisinden aldığım tadı almadım.

  3. wherearethevelvets

    Hmmm. Aslına bakarsanız Snow Glass Apple öyküsü beni iliklerime kadar ürpertmiştir hep.

    Tabii ki Sandman’in yerini hiçbir şey tutamaz. Fakat ben roman olarak Amerikan Tanrıları’nı ve onun devamı gibi gelen Anansie Boys’u, ayrıca sonradan kitaplaştırdığı Neverwhere’i de severim. Aslında adamın başarısız olduğu bir öykü ya da roman bulmak çok zor benim için. Bunların yanında Ara Dünya anlatım bakımından pek bir çocuk işi olmuş (genç demiyorum).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: