Genç, Zayıf ve Tehlikeli: The Neon Demon (2016)

Başka bir boyut var. Birden çok boyut var ama sadece tek bir kişiye ait olan, kapısında Ryan Gosling’e benzeyen zebanilerin nöbet tuttuğu bir boyut var. Neon ışıklarla kaplı, geometrik ve durağan bir boyut. Hareketler esneme hızında, her şey tozla kaplı, karamsar ve bir o kadar da ışıltılı. Nicolas Winding Refn’in boyutu orası.

The Neon Demon, Nicolas Winding Refn’in boyutundan çıkan ve atmosferimizden geçip önümüze düşen en son film. Film; mavi, mor ve pembe renkteki plasentasını yarıp öyle gelmiş. Ters de çevirseniz, çalkalasanız da bir Nicolas Winding Refn filmi olduğunu hemen anlıyorsunuz. Senaryosu, oyunculukları, ışığı, sesleri, güçlü bir trip yaşıyormuşçasına akıp giden seyriyle… Sanki lateksle kaplanmış ve üstüne biraz gümüş toz atılmış bir gözlük takıyorsunuz izlerken. Ben onun boyutundan Alien çıksa izlerim. (Sırf Only God Forgives yüzünden Bangkok’a gitmişliğim var.) The Neon Demon da aynı aurayla, ister istemez sizi içine çekiyor. Lavabonun giderinde ufak bir girdap yaratan erimiş dondurma gibi.

The Neon Demon; kadınların güzel, genç, fit ve hepsinden önemlisi popüler olmak için yapabileceklerini, güzellik obsesifliğini anlatıyor. William Blake kompozisyonu gibi sahneler ve ağır çekimlerle yapıyor bunu. Çok derin bir konusu olmamasına rağmen çok etkileyici bir tasviri var. Özellikle fetiş sujeler, nekrofili ve botokslu güzellik algısıyla; sahte ve arzu nesnesi bir dünya yaratıyor. Yaratılan bu dünyada en mistik şeyse Jesse karakteri. (Elle Fanning’in çok doğru bir seçim olduğunu düşünüyorum.) Onda şeytan tüyü olarak tanımlanan şey, Patrick Süskind’in Koku’sunun finalindeki esansla aynı şey. Melek, şeytan, doğal olarak güzel, sahip olmak ve kendisi olmak istenen… Öyle ki insanlar ona karşı, karşı koyamadıkları güçlü bir duyguyla doluyor. Sarah’nın güneş ışığı dediği bu etki, aynı zamanda bir o kadar karanlık da. Hele ki kötü oyunların ve hırsların beşiği moda dünyasında! Orada karanlık daha karanlık ve sinsi. Zeus’u kıskanan Hera’nın kadınları ineğe çevirip kıta kıta gezdirmesi, Elizabeth Bathory’nin daha genç görünmek için bakire hizmetçilerinin kanında banyo yapması gibi. Özellikle bu sonuncusu filmle de bir bağ kuruyor. Evet, Jesse’den bir parça almak sizi fark edilir kılabilir. Ondan bir parçayla bir anda parlayabilirsiniz. Sadece bir parçacık, hadi…

The Neon Demon (6)

Nicolas Winding Refn bir gün, ani bir uyanışla, kadınların dünyaya hakim olduğunu fark etmiş. (Çok da uçuk bir içgörü değil bu.) Bu yüzden kadınların dünyasını, savaşlarını, isteklerini olabilecek en estetik şekilde sunuyor. Daha doğrusu en fetiş şekilde. Estetik ameliyatların ve full makyajın yarattığı mask suratlar ve geri planındaki ölüm korkusu kadınların hakimiyetinin öteki yüzü. Masumiyetin kırılışı, egonun gizil diktatörlüğü ve plastik prensesler… Ben The Neon Demon’ın biraz da Pagan bir tarafının olduğunu düşünüyorum. Ruby, Gigi ve Sarah bir cadı coven’ı. Özellikle Ruby karakteri canlı ve kızışmış bütün dişi duyguları temsil ediyor. Elementi kızgın demir ya da kaynayan su. Jesse Ay tanrıçası. Ruby’nin Ay ışığındaki doğum pozisyonu bir ayin. Jesse’nin doğum ayini. Jesse asla yok olmayan, sadece vücut değiştiren bir enerji.

The Neon Demon’ı işte bu gibi kadınsı duygular ve tahrikle izliyorsunuz. Onun için kendinizi Nicolas Winding Refn’in boyutuna özgürce bırakın. Sizi alıp vadilerde gezdirsin, ışıksız odalarda üçgenlere hapsetsin. Hatta bırakın sonu uçurum olan podyumlara çıkarsın. Yapışkan dudaklar aralansın, kanlı flaşlar patlasın. Ama dikkat edin, leopar çıkmasın.

Öteki Sinema için yazan: Semra Doll

Yazar hakkında: Semra Uygun

Fantastik sinema ve korku sineması için yeni ve acayip şeyler yaptı. “Korkteyl” programını yazdı ve sundu. “Midnite Movies” grubunu kurdu, korkuyu ötekilerle paylaştı. Semra deli gibi film izliyor, Tür, yıl, oyuncu, yönetmen ayırmaksızın izliyor; abur cuburlarını, dostlarını yanından eksik etmeksizin izliyor. Ama Semra hala doğru filmi bulamadı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir