2019: After the Fall of New York (1983)

20192paÇocukluğumun sinemalarında seyredip de aklımdan hiç çıkmayan bir çöp apokaliptik klasiğidir 2019: After the Fall of New York… Mad Max‘in yaptığı olağanüstü gişeden ilham alan becerikli ve hızlı İtalyan sinemacıların hızlıca kotarıp muhteşem bir afişle dünya pazarına sunduğu film ülkemizde de hatırı sayılır iş yapmıştı, en azından ben 4 kez seyretmek için gittiğimde salon hep doluydu.

Böyle filmlerin afişini aylar öncesinden her cm’sine kadar inceler evde afişi çizmeye çalışır, bazen de kafamdan yeni bir senaryo uydurarak filmin gelişine kadar geçen aylarda kendimi avutmaya çalışırdım. O yıllarda vizyon takip etmek diye bir şey olmadığından ve memlekete gelen filmlerin en yenisi 3-5 yıllık yapımlar olduğu için sinema salonlarında daha Eylül ayından o yıl oynayacak tüm filmlerin afişlerini görmek mümkün olurdu. Gariptir, bu filmin uydurduğum senaryosu ile perde de gördüğüm hali arasında müthiş bir benzerlik vardı! bunu da o müstesna afişine bağlıyorum. Zaten o dönem sinemalara gelen neredeyse tüm İtalyan macera, bilim-kurgu, korku filmlerinin ortak özelliği muhteşem çizim afişlere sahip olmalarıydı. (bu da ayrı bir inceleme konusu olabilir rahatlıkla!)

New York 2019004

80′lerin başında tüm dünyada müthiş bir bilim-kurgu çılgınlığı yaşanıyordu… Yıldız Savaşları gibi çok uzak galaksilerde süren kıran kırana savaşların yanında bu dünyanın kurguları da perdede izleyicisiyle buluşuyordu. Dönemin umutsuz atmosferi ve yükselen teknolojiden çekinmeyle gelen bir distopya duygusu tüm janra hakimdi. Bu türün bir erken dönem habercisi olan ” A Boy and His Dog” ve 4 yıl sonra çevrilen, mütevazı bütçeli fakat tam bir gişe bombası olan “Mad Max” iş yapan her türe, bala üşüşen eşek arıları gibi saldıran İtalyan sinemacıların iştahını oldukça kabartmıştı. çok kısa bir zaman aralığında oldukça fazla filmi çevirip ( 1990 The Bronx Warriors, Blastfighter, Endgame.) sahte Amerikalı yönetmen ve oyuncu adları ile piyasaya sürdüler. Örnek vermek gerekirse ülkemizde de “Yor Hunter From The Future” gibi filmler çekmiş olan yönetmen Antony M. Dawson’ın aslında Antonio Margheriti ve bizdeki Yadigar Ejder’e çokça benzettiğim George Eastman‘ın da gerçek adının Luigi Montefiori olması gibi…

“New York 2019″ bu filmler içinde belki de aslı olan Mad Max’a en çok yaklaşmış ve hatta onu bazı noktalarda da geçmiş tek replika yapım olmasına rağmen ne yazık ki bu film için Türkçe içerik bulmam ben oturup yazana kadar mümkün olmadı. Bizim entel sinemacı ve eleştirmen takımımız tarafından hep hakir görülmüş bir türe ait olduğu için bir noktaya kadar bunu anlamak mümkündü (aslında Atilla Dorsay’ın bu filmle ilgili Milliyet gazetesi için yazdığı ama B filmi yada Trash duygusuna ait olmadığı için sadece aşağılamadan ibaret bir yazı var!) Ama meraklı bir post apokaliptik izleyicisine ait herhangi bir gözleme de rastlayamadım…

New York 2019001

“New York 2019 – After the Fall of New York – Dopo La Caduta Di New York” ismiyle dahi replika olan ve amacı da sadece para kazanmak olan bir yapım. (Ridley Scott’un ünlü Blade Runner’ı 2019 yılında geçmektedir.) Biraz Stalker, biraz Blade Runner, çokça New York’tan Kaçış ve Mad Max özentiliği içerir.

Konusunu kısaca özetlemek gerekirse: Son nükleer savaştan sonra Dünya’da kıta ittifakları kurulmuştur ve hakim ittifak Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının oluşturduğu EURAK’tır (o tarih itibariyle Ruslar değilde böyle bir seçim yapılması ve günümüzde de bu üç kıtanın ABD’nin artan gücüne karşı birleşme gayretleri bu film’den beklenmeyecek bir kehanettir aslında!) İttifakın karşısındaki tek güç ise dağınık bir asi sürüsüdür. Fakat aslında ortada iki taraf içinde büyük bir sorun vardır. tüm kaynaklar kirlenmiş ve Dünya üzerindeki kadınların tümü radyasyon yüzünden doğurganlığını yitirmiştir, biri hariç! Bu kadın New York’tadır ve asilerin tüm umudu onu Eurak‘lardan önce bulmaktır. Dişiyi bulma görevi de her tarafından asilik akan serseri gezgin kahramanımız B filmlerinin aranılan oyuncusu (üstelik gerçek bir Amerikalı!) Michael Sopkiw’in canlandırdığı Parsifal’e düşer (Bu karakter için Escape from New York filminin Snake Plissken’inden esinlenilmiş) Parsifal ve ekibi  mutantlardan kaçarken amansız Eurak saldırılarıyla başa çıkmak ve özgür dünyanın tek umudu olan bu dişiyi bulmak için akıl almaz bir mücadeleye girişirler…

New York 2019005

“New York 2019″ aklımda en çok açılış sahnesiyle kalmış bir film… Şöyle ki : soğuk ve gri bir gökyüzü altında yıkıntılar içinde bir New York silueti, yıkılmış bir Özgürlük Heykeli ve üstünde ağır ağır uçan bir uzay aracı ve yıkıntıların arasından çıkan yüzü radyasyonla harap olmuş acıklı bir balad çalan bir zenci saksafoncu… Filmin daha başında her şey bitmiş ve geriye hiç umut kalmamıştır, belki şimdi izleyen gençlere çok komik gelecek bu açılış sekansı beni çok etkilemiş neredeyse storyboard’ını çıkarmama sebep olmuştu. Yine filmin sonlarına doğru mayınlarla kaplı bir tünelden geçmek zorunda kalacak olan ekibimiz ve ilerideki Eurak kontrol noktasının hemen üstünde beliren hayalet New York silueti de geç dimağımı çok etkilemişti.

New York 2019002

Bu film ucuz, aşırma fikirlerle dolu ama bir o kadar da yaratıcılık ve taklit ettiğinin altında kalmama isteğiyle yanıp tutuşan bir 80′ler Kült’ü… Artık oldukça eskimiş ve yeni seyirci için belki hiç bir önemi kalmamış daha o dönemde her taraftan sahtelik akan maket, efekt tasarımları iyice gülünçleşmiş olabilir ama bazı bünyelere de 200.000.000’lık samimiyetsiz Blockbuster yapımlardan iyi gelebilir. Yağmurlu bir günde perdelerinizi çekin ve kendinize bir çay demleyip keyfini çıkarın derim!

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

4 Yorumlar

  1. Çağlar Yücel

    Hocam ellerine sağlık, harika bir yazı olmuş. New York 2019 benim de hiç unutamadığım filmlerden birisidir. Yazını okuyunca film gözümün önünden geçiverdi. Bir çok ayrıntıyı hatırlattın bana. Özellikle açılış sahnesindeki o zenci saksafoncuyu katiyen unutamam. Bir de eski bir amerikan arabasının üzerine kalın çelik levhalar monte edip ateş hattından geçtikleri sahne vardır hiç unutmadığım.

    Yazı ve hatırlanan anılar için tekrar tekrar teşekkürler.

  2. Bunu Turkiye’de sinemada izledigine inanamiyorum Murat, cok kiskandim!
    Hangi sinemada izledin hatirliyo musun? Kac yilinda?

  3. O zamanlar oynayacak filmlerin afişleri Eylül ayından sinemaların camlarına yapıştırılır ve biz acaba önce hangisi gelecek diye iddiaya girerdik Can. Bu filmin afişi o kadar hoşuma gitmişti ki, bir Cuma sabahı filmin gösterilmeye başladığını görür görmez okulu anında kırarak yaşadığım şehrin Meşhur ‘2 film Birden’ Sineması olan Saray sinemasının tahta koltuklu izbe salonunda elimde sinema önünden aldığım köfte ekmek’i yiyerek (o zamanlar sinemalarda böyle şeyler yeniyormuş demekki) büyük bir huşu için de seyretmiştim. Orta Son ya da Lise 1. sınıftım sanırım. Yıllardanda 1985 ya da 1986 idi diye hatırlıyorum.

  4. Posterdeki bircok detayin filmde hic olmamasi da muhtesem bir konu degil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: