Numan Ayaz: ‘Animasyon iğne ile kuyu kazmak gibi’

Numan Ayaz imzalı ilk ve şimdilik tek film olan Mavi Yarın, ilgi çeken bir animasyon. Hem sevdim hem de birçok yerde karşıma çıkınca Numan Ayaz’a sorularımı yönelteyim dedim. Tabii bunda filmin animasyon olmasının da etkisi büyük, her zaman destek olunması gereken bir tür olduğunu düşünüyorum.  İyi okumalar.

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Merhaba Numan, seni biraz tanıyabilir miyiz?

Merhaba. 1993 yılında, halen yaşıyor olduğum Ankara’da doğdum. Aslen Trabzonluyum. Benim için her şey resimle başladı. Kendimi bildim bileli çiziyorum. Ortaokulda eve kameranın girmesiyle de stop-motion denemelerim oldu. Ardından güzel sanatlar lisesinde resim okudum. Burada da müzikle ve kısa filmlerle haşır neşir olduktan sonra Marmara Üniversitesi’nde endüstriyel tasarım eğitimi aldım. 3D animasyonla tanışıklığım bu sırada başladı zaten. Üniversitenin üçüncü sınıfında Mavi Yarın kâğıt üzerinde şekillenmeye başladı. Okuldan sonraki bir yıl sadece bu filmin animasyonuyla uğraştım. Ardından oyun parkları tasarladığım bir şirkette bir yıl çalıştıktan sonra Mavi Yarın’ı tamamladım. Şu anda film işleriyle uğraşıp bir yandan freelance tasarımcı olarak çalışıyorum.

Senin için animasyona ilgi duymaya başladı yazıyor, nasıl oluyor animasyona ilgi duymak? İnsan kurmacaya ilgi duymaz mesela ama animasyona duyar? Mı?

Bu şöyle oldu. Ağabeyim bu alanda çalışmaya başlamıştı. Programlar, 3D, animasyon derken işin içindeydi. Ben de heyecan olarak buna yakındım ancak başka şeylerle meşguldüm. Bazı şeyleri beraber yapmaya başladıkça 3D bilgisayar animasyonuyla ilişkim doğal olarak ağabeyim Cihan Ayaz sayesinde başladı. Sinemaya ve kurmacaya ilgim zaten vardı. Bir şeyler çekme deneyimini amatörce de olsa yaşamıştım ama animasyonla tanışınca her şeyi sıfırdan yapabilme durumu beni çok daha fazla cezbetti. Kâğıda sınırsızca bir şeyler karalayabilme özgürlüğüyle bir hikâyeyi film yapabilmek müthiş bir şey. Kötü tarafı, çok zahmetli bir iş olması.

 Animasyonda stil oluşum bulma ve yaratma sürecini anlatır mısın ya da sende nasıl oldu?

Dediğim gibi zaten çocukluktan beri çizen, boyayan biriyim. Uzun bir süre görsel olarak üretim yaptığınızda bazı yönelimler oluşuyor. Yaptığınız şeyler de doğal olarak bundan etkileniyor. Yani aslında işe başlamadan önce bu anlamda ortada bir stil zaten var oluyor.  Ama süreçte bunun üzerine başka etkenler de giriyor tabi. Tasarımda ‘form follows function’ diye bir kavram var. Bu birçok alanda doğru bence. Filmde yer alan tasarım ve detayların hikâyeye hizmet etmesi lazım. Mavi Yarın’da özellikle tasarladığım veya özellikle sıradan bıraktığım şeyler oldu. Mesela karakterin yaşadığı yer ile bir bütün olmasını istiyordum. Deniz feneriyle adamın tişörtünün uyumuna kadar. Ama bir yerden sonra konsept tasarımının fazla yoğun hissedilmesini de istemedim. Stilin anlatımın önüne geçmeden, uyum içinde olmasına dikkat ettim. Yoğun bir konsept tasarımı da tercih edilebilir tabi ki ama benim amacım filmin sinema hissine yakın olmasıydı. Bu yüzden de görsel dili biraz yalın bir film Mavi Yarın. Yani karakterin ruhunu, hikâyenin atmosferini iyi sindirmişseniz tasarım aşamasında istediğinize bir şekilde ulaşıyorsunuz zaten. Bende de öyle oldu kısacası.

Mavi Yarın’ın öyküsü de çok güzel. Çevreci mesajlarının yanında insana dair birçok şey de var. Ama buna rağmen yalın bir animasyon. Nasıl şekillendi?

Bu filmin öncesinde karakteri ve mekânı kullanarak kısa bir film yapmıştık. Ancak aksayan yanları çoktu. Sonrasında bundan düzgün bir film yapılmalı fikri bende yer edindi. Önceleri yine aynı karakteri düşünerek 3 dakikalık kısa kısa matrak hikâyeler yazıyordum. O zaman animasyona bakış açım biraz daha farklıydı sanırım. O hikâyelerden birinin güzel bir hikâyenin başlangıcı olabileceğini düşündüm ve onun üzerine yazmaya başladım. Yazarken herhangi bir tema veya mesaj kaygım yoktu. Biraz karanlıkta sezgilerle yolunu bulmaya çalışmak gibi oldu. Doğru olduğunu hissettiğim yöne gittim ve vardığımı hissettiğimde hikâye de bitti. Ondan sonra zaten tasarım ve storyboard süreci başladı. Yazarken hiçbir çevreci motivasyonum olmasa da o açıdan bakıldığında hikâyenin temaya cuk oturduğunun farkındayım. Bu benim de sonradan fark ettiğim bir şey oldu. Ancak bu durum işime de yaramadı değil. Film birçok çevreci film festivalinde yer aldı ve ödül kazandı. Filmin benim için ise çok kişisel bir anlamı var. Çok benimsediğim ve empati kurabildiğim bir karakter. Genel olarak birey ile ilgili bir mesele diyebilirim. Onun haricinde ise ‘bu film şunu anlatmaktadır’ gibi koşullamalardan kaçınıyorum. Filmin anlam skalasında herkes kendine göre olanı görüyor zaten.

Baktığımda çok fazla yarışmada yer almış, bizzat kendin mi ilgilendin bu başvurularla? Bayağı zaman alıyor diye biliyorum. Özellikle de yurt dışı festivallerine çok katılmış.

Evet evet. Film sonunda tamamlandığında fazlasıyla heyecanlıydım acaba nasıl tepkiler gelecek diye. İnternetle ulaşabileceğiniz yerlerin sınırı yokken ben de elimi hiç sakınmadım. Filmin Kamboçya’nın bir köyünde bile gösterilme şansı varken neden olmasın diyerek bu işe bayağı bir mesai harcadım. Başlarda zor geliyordu tabi. Yüzlerce festival var ve her birini bir bir elemeden geçirmek çok yorucu. Ama sonraları alıştıkça bu iş çok düşünmeden yaptığım bir rutin haline geldi. Bu sayede filmin katıldığı festival sayısı şu anda sekseni geçti. Bir yıldır başvurulara devam ediyorum, artık iyice azaldı tabi. Sona yaklaşıyoruz.

Filmin her karesinde sen varsın, müzikler de dahil. Bu her şeyi senin yapman avantaj mı, dezavantaj mı? Bu konuda neler söylersin?

Eğer enerjiniz ve yapacağınız şeye dair fikriniz varsa müthiş bir şey. Film yapmak çok katmanlı bir iş. Hele animasyon olunca iğne ile kuyu kazmak gibi.  Bir yerden sonra enerjiniz kalmayıp işten soğuyabilirsiniz ama bana teknik olarak neyin nasıl yapılmasıyla ilgili yardım eden ağabeyim vardı. Yani zaten süreci biliyordu. Bu sayede teknik işleri onunla halledip beni asıl ilgilendiren işin sanat kısmına zevkle zaman ayırabildim. Bu açıdan çok şanslıyım. Müzikle zaten ilgiliyim ve filmin (bana göre) yoğunluğunun yüksek olduğu bir bölüm var, şehir sahnesi. Mesela orası için tam olarak nasıl bir müzik istediğimi biliyordum. Birkaç denemeden sonra istediğime ulaşınca çok içime sindi. Müziği emanet edebileceğim bir tanıdığım olsa da olurdu herhalde ama büyük ihtimalle kıskanırdım. Gerçekten nasıl yapacağınızı bilemediğiniz yerlerde ise tabi ki dezavantaj. Mecburen yaptığım şeyler de oldu.

Peki, animasyonun daha fazla ilgi çekmesi, görünür kılınması ve “çocuklar için” algısının kırılması için neler yapılmalı?

Sorudaki animasyon kelimesini sinema, çocuğu da eğlenceyle değiştirirsek soruyu genişletmiş oluruz aslında. Yani sinemaya sadece eğlence olarak bakmakla, animasyona çocuk işi olarak bakmak arasında bir yakınlık var. Bunun kırılması için izleyicinin animasyona sadece film olarak da bakabilmesi lazım. Çocuklar için algısının kırılmasının yollarından biri animasyonun sinema çatısı altında değerlendirilmesi olacaktır sanıyorum.

Biz mesela her sene Siyad ödülleri kısa film seçkisinde bir tane animasyon olmasına dikkat ediyoruz, destekliyoruz. Diğer festivallerde ya da ödüllü seçkilerde durum nedir, sana nasıl yansıyor?

İlgilenmeyen festivaller de var ama genelde animasyona bir şekilde yer veriliyor. Benim karşılaştıklarımda animasyon kategorisi olmayıp kurmacalarla yarıştığım oldu. Böyle olunca ödül şansı hayli düşüyor tabi. Veya diğer kategorilerde birden fazla ödül verilip animasyona tek ödül verildiği oldu. Bunda Türkiye’de animasyon film üretiminin az olmasının veya dediğiniz gibi o algının bazen festivallerde bile tam kırılamamış olmasının etkisi olabilir.

Yeni bir animasyon hazırlığı ya da kısa film çekim hazırlığı var mı? Bundan sonra neler yapmak istiyorsun?

Henüz yeni bir film hazırlığı yok. Mavi Yarın çok fazla zaman aldı ve üzerinden bir yılı aşkın zaman geçti. Daha fazla beklemeden yeni bir film için çalışmaya başlamak istiyorum ama bakalım. Şu aralar yapmak istediklerim için alan oluşturmaya çalışıyorum. Yaratıcı güdüyle yapabildiğim her şeyi yapmak istiyorum aslında. Yani konuyu bir bütün olarak ele alıp farklı alanlarda üretmek. Animasyonun en doyurucu kısmı da bu zaten. Mümkün olduğunca etkin olabilme şansına sahip oluyorsunuz. Bundan sonra da resim, film, tasarım bir şekilde üretmeye devam etmek istiyorum. Yolda neler olur ben de bilmiyorum. Zaten hepsi birbirini besleyen işler. Doğru frekansta kaldığım sürece iyi işler çıkacağına inanıyorum sadece.

Genel olarak ülkemizdeki kısa film yarışmalarıyla ilgili fikrini almak isterim?

Çok iyiler de var, olaya çok uzak olup sırf yapmış olmak için yapanlar da. İyiler hakkında ne diyeceğimi bilemiyorum. Umarım çok uzun ömürlü olurlar. Gayet iyi niyetli insanların gönüllü bir şekilde gerçekleştirdiği festivaller var. Olumsuz olarak ise gözlemlediklerim (bazı festivaller hariç) davet edilen yarışmacı yönetmenlerin olayın öznesi olduklarının hissettirilmemesi. Filmlerin gösterilmemesi, iki saat boyunca uçan kuşa dahi onur ödülü verip son yarım saat film ödüllerinin dağıtılması mesela. Farklı dünyalardan o kadar insan toplanmışken, festivallerin hem izleyici hem yönetmenler açısından çok verimli olabileceğini düşünüyorum. Vitrinden veya protokolden ibaret olmamalı. Festivaller her anlamda bir buluşma ve paylaşma yeri olmalı. Bunu yapabilenler var ama maalesef azınlıktalar.

Kısacılar arasında animasyonun yeri ve önemi nasıl, nasıl bakıyorlar?

Genelde animasyona ilgi var. Merak ediyorlar ve yapmak istiyorlar aslında. Bana cazip gelen nedenlerden dolayı ilgi duyduklarını düşünüyorum. Film setleri, insanlar ve maddiyat belki kafalarındakini tam olarak yapmaları için animasyonu çok daha özgür ve çekici yapıyor. Farklı bir disiplin olmasından dolayı biraz çekinceleri var. Ama genelde olumlu ve hevesli bakıyorlar.

Filmlerin için maddi kaynak bulma işini nasıl yapıyorsun, bundan sonra nasıl olacak peki?

Mavi Yarın için Kültür Bakanlığı desteği aldım. Herhangi başka bir sponsor olmazsa bundan sonra da bu şekilde veya cebimden karşılayacağım sanırım. Pek de seçenek yok gibi.

Başka neler söylemek istersin?

Umarım Türkiye’de animasyon film üretimi daha da artar ve dünyada da Türk yapımı animasyonları listelerde daha çok görürüz. Animasyonun görünürlüğünün artması açısından böyle röportajlar önemli. Kısa filme ve biz yönetmenlerine konuşma şansı verdiğiniz için teşekkür ederim.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir