Her Hile Bir Profesyonel Gerektirir: Ocean’s 8

Sandra Bullock, Cate Blanchett, Anne Hathaway, Mindy Kaling, Sarah Paulson, Awkwafina, Rihanna ve Helena Bonham Carter aksiyon macera Ocean’s 8 filminde bir araya geliyor.

Beş yıl, sekiz ay, 12 gün… ve devam ediyor. Hapisten yeni çıkmış olan Debbie Ocean (Sandra Bullock) hikayelere konu olmuş kariyerinin en büyük soygununu işte bu kadar süredir kurgulamaktadır.

Ne gerektiğini bilmektedir: Başta eski suç ortağı Lou (Cate Blanchett) olmak üzere, kendi alanlarında en iyilerden oluşan bir ekibe ihtiyacı vardır. İki eski arkadaş uzmanlardan oluşan bir takım oluştururlar: Mücevherci Amita (Kaling); sokak dolandırıcısı Constance (Awkwafina); çalıntı mal alım satımında uzman Tammy (Paulson); hacker Nine Ball (Rihanna) ve moda tasarımcısı Rose Weil (Bonham Carter).

Hedef 150 milyon değerinde pırlantadır. Bu pırlantaların olduğu kolye dünya çapındaki aktris Daphne Kluger’ın (Hathaway) boynunu süsleyecek ve yılın en önemli organizasyonu Met Gala’nın odağı olacaktır. Planları kaya gibi sağlam görünse de, ekibin işlerini bitirip oradan çıkmaları için yaptıkları planı kusursuz uygulamaları gerekmektedir; üstelik her şey göz önünde gerçekleştirilecektir. “Ocean’s 8”da kadın oyuncu kadrosuna Kluger’ın Gala’da partneri olan, her şeyden habersiz Claude Becker rolündeki Richard Armitage ve parçaları birleştirmeye çalışan sigorta müfettişi John Frazier rolündeki James Corden eşlik ediyor.

Gary Ross (“Seabiscuit,” “The Hunger Games,” “Pleasantville”) “Ocean’s 8″i Olivia Milch ile birlikte senaryolaştırdığı kendi özgün hikayesine dayanarak yönetti. Steven Soderbergh ve Susan Ekins filmin yapımcılığını; Olivia Milch ortak yapımcılığını; Michael Tadross, Diana Alvarez, Jesse Ehrman ve Bruce Berman ise yönetici yapımcılığını gerçekleştirdiler.

Ross’un kamera arkası ekibi; görüntü yönetiminde Eigil Bryld (“In Bruges”), yapım tasarımında Alex DiGerlando (“Beasts of the Southern Wild”), kurguda Oscar adayı Juliette Welfling (“The Diving Bell and the Butterfly”) ve kostüm tasarımında Sarah Edwards’dan (“The Secret Life of Walter Mitty”) oluşuyor. Filmin bestesi Daniel Pemberton’a (“Steve Jobs”) ait. “Ocean’s 8” George Clayton Johnson ve Jack Golden Russell’ın yarattığı karakterlere dayanıyor.

YAPIM HAKKINDA

Üç buçuk hafta sonra, Met yıllık balosunu düzenleyecek…
Ve biz orada soygun yapacağız.

Ocean liderliğindeki bir ekibin milyonlarca dolarlık vurgun yapmasının üzerinden 10 yılı aşkın süre geçti. Şimdi yeni bir çete nihai soygunu gerçekleştirmek için bir araya geliyor. Fakat bu kez, planın arkasındaki beyin Debbie Ocean ve planını hayata geçirmek için son derece yetenekli yedi kadına ihtiyacı var.

Yönetmen-senarist Gary Ross şunları söylüyor: “Kanunsuz çeteler her zaman Amerikan filmlerinin merkezinde olmuştur, fakat birkaç istisna dışında ‘kanunsuzlar’ hep erkektir. Bir grup sıkı kadının, her zaman dokunulmaz gibi görünen bir sinema türüne el atması fikri çok ilgimi çekti. Kaldı ki ben soygun filmlerine bayılırım; hep de bayılmışımdır.”

Sandra Bullock ise şunları dile getiriyor: “Bu bir soygun filmi ve soygun filmleri her zaman eğlencelidir. Çaldıkları şeylerle nasıl kaçacaklar ve yollarına ne tür engeller çıkacak? Ama bu filmin esas merkezi, sizi tüm iniş çıkış ve virajlarıyla kendi yolculuklarına dahil edecek, sekiz son derece karmaşık, zeki ve eğlenceli kadın.”

Bullock’un canlandırdığı Debbie Ocean; Cartier üretimi olan, türünün tek örneği pırlanta kolye Toussaint’i çalmak için beş yılı aşkın süredir karmaşık bir plan üzerinde çalışmaktadır. Ve bunu yılın en popüler organizasyonu olan Met Gala’da yapmayı planlamaktadır.

Ross “Ocean’s” serisinde yeni bir filmi beş yıl önce düşündü ve bu fikri “Ocean’s” üçlemesinin yönetmeni Steven Soderbergh’e aktardı. “Steven yakın bir arkadaşımdır. Kendisiyle yıllar içinde çeşitli projelerde ‘gayrı resmi’ işbirliklerimiz oldu” diyor Ross ve ekliyor: “Süreçte o da yer almayacak olsa bu filmi yapmazdım diye düşünüyorum. Onunla beraber çalışmak harikaydı.”

Soderbergh hem projenin hem de Ross’un başrol oyuncusu için seçiminin kendisini heyecanlandırdığını belirtiyor: “Gary bana gelip, ‘Sandy’yi Danny’nin kız kardeşi yapsak nasıl olur?’ diye sordu. Bunu çok ilginç buldum ve, ‘Bunu Jerry’ye (Weintraub) soralım’ dedim. Jerry de bunun müthiş bir fikir olduğunu düşündü.”

Gerçekten de, Bullock’la ilk irtibata geçen Weintraub oldu. “Henüz ortada bir senaryo bile yoktu ama Jerry’nin enerjisi ve bu seriye olan tutkusu gerçekten bulaşıcıydı” diye hatırlıyor aktris. İlk senaryosundan sonra hiç ortak yazarlık yapmamış olan “İri” Ross bunun farklı olduğunu biliyordu. Senaryoyu kendisiyle beraber kaleme alması için ortak senarist Olivia Milch’e ulaştı. “Harika bir ortaklıktı” diyor Ross.

Milch ise şunun altını çiziyor: “Gary bu süreçte bir kadın sesinin ne kadar önemli olduğunu anlıyordu. Bu yapımın bir parçası olmak benim için heyecan ve sevinç kaynağıydı. Ayrıca, bu karakterlerin müthiş havası yok mu, onu adeta klavyede yan yana oturarak yakaladık.”

Soderbergh bu konuda, “Bence Gary ve Olivia öyle bir denge kurdular ki, senaryo hem ‘Ocean’s serisiyle aynı DNA’yı taşıyor hem de kendine özgü bir niteliği var” diyor.

Ne yazık ki, efsanevi yapımcı Jerry Weintraub filmin semeresini göremeden vefat etti. “Yapımcı olarak projenin başında Jerry’nin olmadığı bir ‘Ocean’s’ filmi hayal etmek zor” diyor Soderbergh ve ekliyor: “Jerry sadece bir yapımcı değil, olağanüstü bir şahsiyetti.”

Weintraub’un uzun süreli çalışma arkadaşı ve önceki “Ocean’s” filmlerinin yönetici yapımcısı Susan Ekins projede yapımcı olarak görev aldı. Soderbergh, “Gary ile birlikte ona gidip, ‘İlk üç filmin beyin takımındaydın. Bu yüzden, bu filmde de kilit bir görev almanı çok isteriz’ dedik” diye aktarıyor.

Ekins yaklaşık yirmi yıla yayılan ve gerek hayatında gerek kariyerinde önemli yer tutan seriye geri dönmekten mutlu olduğunu dile getiriyor: “2001’deki ‘Ocean’s Eleven’dan başlayarak, ‘Ocean’s Twelve’ ve ‘Ocean’s Thirteen’de iki muhteşem sinemacıyla, Jerry Weintraub ve Steven Soderbergh’le çalışma imkanı buldum. Şimdi de o efsaneyi Steven ve Gary’yle sürdürüyoruz. Bana kalırsa, bu filmleri böylesine büyük bir kitle için cazip kılan şey, bir şeyin yanınıza kâr kalması ve bunu yaparken eğlenmeniz.”

“Ocean’s” filmleri geleneğinde, ekibin her bir üyesi kendi uzmanlık alanını ortaya koyar. Bu filmde Bullock’a Cate Blanchett, Anne Hathaway, Mindy Kaling, Sarah Paulson, Awkwafina, Rihanna ve Helena Bonham Carter eşlik ediyor.

Ross bu konuda, “İşim her role tek tek oyuncu seçmekten ibaret değildi; birlikte kulağa harika gelen bir grup oluşturuyordum. Daha en başından heyecan vericiydi” diyor.

Birlikte çalışma fırsatı aktrisler için de büyük bir artıydı. Blanchett bunu doğruluyor: “Gary ile Steven topladıkları kadrodan söz ederken, benim için projeye katılma ‘nedeni’ kesinlikle buydu. Muhteşem kadınlardan oluşan bir gruptu; onlarla karşılıklı oynamak tek kelimeyle harikaydı.”

Hathaway ise şunu ekliyor: “Film yapmak bir anlamda ortak bir deneyimdir. Fakat sizinle birlikte yedi kadın daha olduğunda baştan itibaren çok daha fazla ortak zemin söz konusu. Bu durum birlikte çalışırken zahmetsizliği beraberinde getirdi ve süreci çok eğlenceli kıldı.”

Ross da şunu söylüyor: “Bu işbirliği ruhu tüm yapıma yayıldı. Sette, olağanüstü yaratıcı bu sekiz kadın arasında bir simya vardı. Bazen geri çekilip tüm o simyanın gerçekleşmesini izliyordum.”

Hathaway, “Bazı yazarlar doğaçlamayı sevmez. Gary ise bizim katkılarımızı memnuniyetle karşıladı. Bir yönetmen olarak herkesin en iyi performansını ortaya koyduğunu hissetmesini istedi. Bence harika bir iş çıkardı” diyor ve ekliyor: “Gary tüm sürece bir yazarın hassasiyetini kattı. Sürekli olarak bazı şeyleri değiştiriyor ve böylece sette bol miktarda canlılık yaratıyordu. Bu filmin öncekilerle ortak noktası dümen içinde dümen ve onun da içinde bir dümen olması. Fakat Gary bunu çok zekice kullandığı için, hikayenin akışıyla ilgili tahminler altüst olacak.”

“Ocean’s 8” işleri farklılaştırarak aksiyonu Las Vegas kumarhanelerinden çıkarıp; New York’a, şehrin en heyecanla beklenen organizasyonuna götürüyor: Met Gala olarak bilenen, Metropolitan Sanat Müzesi’ndeki Kostüm Enstitüsü Yardım Gecesi’ne. Yapımcılar, müzeye daha önce benzeri görülmemiş bir erişim hakkı elde ederek 10 gün boyunca burada çekim yaptılar, diğer tüm yapımlardan daha uzun bir süreydi bu. Ross, “Met’te çekim yapmış olmasan bence filmi yapmak neredeyse imkansız olurdu. Oraya girebilmemiz muazzam bir avantajdı” diyor.

Cartier de paha biçilmez bir ortaktı: Firma nefes kesici Toussaint kolyesinin özel olarak modifiye edilmiş bir versiyonunu yarattı. Söz konusu kolye tüm soygunun başlıca hedefi olarak filmde çok önemli bir yere sahipti. “Toussaint koleksiyonlarındaki en büyük kolyelerden biri; belgeleri kasalarında duruyor” diyen yönetici yapımcı Diana Alvarez, şöyle devam ediyor: “Gerçek hissi vermesi, gerçek olması hakikaten önemliydi. Cartier ekibi müthiş danışmanlardı. Onların uzmanlığı bize çok büyük katkı sağladı. Üstelik Cartier Malikanesi’nde çekim yapmamıza da izin verdiler. Onların dünyasına girebilmek ve burayı beyaz perdeye aktarmak çok önemli bir şeydi.”

“Ocean’s 8”in tamamı New York’taki mekanlarda çekildi. Soderbergh bu konuda şunları söylüyor: “Gary şehrin ruhunu yakalamada müthiş bir iş çıkardı. Bu film için daha iyi bir yer düşünemiyorum. Dördüncü ‘Ocean’s’ filmi için dünyada herhangi bir şehri seçmemi isteseniz, New York’un en mükemmel seçim olacağını söylerdim. Buna bir de sekiz olağanüstü kadını aynı karede görüntülemeyi ekleyin… Daha en başından itibaren heyecan verici bir projeydi.”

OYUNCULAR

Beş yıl boyunca, Debbie Ocean’ın elinde zamandan bol bir şey olmamıştır. Şimdi bundan faydalanacaktır. Sandra Bullock bunu, “Hapisteyken düşünecek ve planını mükemmelleştirecek çok vakti oldu; çıkarken planını uygulamaya tamamen hazır” diye açıklıyor.

Kardeşi Danny gibi, “Debbie de bir planlama ustası” diyen aktris, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yetenekten anlıyor ve en iyi ekibi kurup herkesi işini yapmaya sevk ediyor. Bu onun kanında var; hırsızlar ailesinden gelen bir hırsız o. Sevdiği ve yapmaktan keyif aldığı iş bu. Debbie için heyecan verici olan şey, bir şeyi çaldıktan sonra paçayı yırtıp yırtamayacağını görmek. Bu kez, çok göz önünde bir yerde, yüzlerce insanın ortasında, her yer kameralarla doluyken bir şey çalma niyetinde. Daha yeni hapisten çıkmışken, onca iş arasında neden böyle bir şeye kalkıştığını insan merak ediyor. Adeta beni hapse geri gönderin demek bu.”

“Sandy’nin havalı olmak için çaba sarf etmesi gerekmiyor” diyor Ross ve ekliyor: “Ama her şeyden önemlisi, çok bilgili, deneyimli ve gerçekten iyi bir aktris.”

Milch de buna katılıyor: “Onun yapısında çok güçlü bir şey var; varlığından özgüven yayılıyor. Kontrolü ele alan biri; bu da filmdeki karakterine mükemmel uyuyor.”

Debbie’nin irtibat kurduğu ilk kişi eski suç ortağı Lou’dur. “Debbie’nin Lou’yu suç dünyasına dönmek için zorlaması gerekiyor” diyor Bullock ve ekliyor: “Debbie hiç vakit kaybetmeden planını hayata geçirmeye girişiyor. Lou’yu, planladığı soygunun, arkadaşının kurduğu suçsuz hayatı riske atmasına değeceğine ikna etmesi gerekiyor.”

Lou’yu canlandıran Cate Blanchett ise şunu söylüyor: “Debbie’nin bel bağlayabileceği sağlam bir kazığa ihtiyacı var. Debbie’yle mazileri eskilere uzanıyor. Lou düzgün bir hayata geçmiş… yani hemen hemen… artık bir gece kulübü işletiyor. İşleri iyi ama pek heyecan verici değil. Bana kalırsa yeniden Debbie’yle suç dünyasına geri dönmesinin nedeni bu. Karşısında çok büyük çaplı bir iş var; adrenalini özlemiş.”

Soderbergh ise, “Cate’in yapabileceği şeylerin sınırı yok, muazzam bir yelpazeye sahip. Bir bakışıyla bir sayfalık diyalogdan fazlasını söylüyor. Lou için ideal bir şeydi bu” diyor.

Ross da şunu ekliyor: “Cate gibisi pek yoktur. Onun bir karakteri ilmek ilmek dokuduğunu görüyorsunuz; bütün bir kişilik oluştururken gözüne çarpan ayrıntıları karaktere işliyor. Bunu izlemek heyecan verici.”

Soygunlarının hedefi Met Gala’dır ama nakit çalmayacaklardır. Bunun yerine, gözlerini Toussaint’e dikmişlerdir. Toussaint, Cartier malikanesinin derinliklerindeki bir kasada kilit altında duran, paha biçilmez, eşsiz bir pırlanta kolyedir. Kilit nokta Cartier’yi kolyeyi kasadan çıkarmaya ikna etmektir. Ve bunu yapmanın tek yolu onu yılın Gala Başkanı Daphne Kluger’ın boynuna taktırmaktır.

Kluger rolünü üstlenen Anne Hathaway filmi ilk olarak sıradışı bir kaynaktan duyduğunu ifade ediyor: “Bir restoran müdürü bana Sandra Bullock’un kadın oyuncularla birlikte yeni bir ‘Ocean’s’ filmi çekeceğini söyledi. ‘Olabilecek en iyi iş’ diye düşündüğümü hatırlıyorum çünkü önceki filmleri çok sevmiştim. Sonra Gary aradı ve ‘senin için harika bir rolüm var’ dedi.”

“Çok iyi bildiğim bir dünyayı işgal eden ama bana hiç benzemediğini umduğum biri olmak çok eğlenceliydi” diyor aktris ve ekliyor: “Daphne biraz çılgın ve abartılı bir tip… ayrıca insanların fark ettiğinden çok daha zeki.”

“Annie rolünü büyük bir güç ve zevk ile kucakladı; ne kadar ileri gitmek istediğini ortaya koyan, çok cesur bir performans sergiledi” diyor Ross ve ekliyor: “Kendisi hem müthiş bir insan hem de yetenekli bir aktris. Harika vakit geçirdik.”

Hathaway ise şunu aktarıyor: “Gary ile uzun zamandır birlikte çalışmak istiyorduk. Bu karakteri onunla beraber şekillendirmek muhteşemdi.”

Kolyeyi Daphne’ye taktırtmak için, Debbie ve Lou’nun ünlü bir moda tasarımcısıyla çalışması ve sonra da yıldızı manipüle ederek Met Gala için kıyafetini söz konusu tasarımcıya diktirmesini sağlamaları gerekmektedir.

Helena Bonham Carter’ın canlandırdığı Rose Weil karakteri bir dönem zenginlerin ve ünlülerin peşinde koştuğu bir tasarımcıdır ama kısa süre önce zor günler yaşamaya başlamıştır. Onunla karşılaştığımızda, “Rose berbat durumda” diyen Bonham Carter, şöyle devam ediyor: “İşleri bozulmuş ve milyonlarca dolar borcu var. Onun acilen para, Debbie ile Lou’nun da bir moda tasarımcısı bulması lazım. Belki de birbirlerinden faydalanabilirler.”

Aktris senaryonun kendisini çektiğini belirtiyor ve bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Hep daha önce yapmadığım şeyleri yapmaya çalışırım ve daha önce hiç soygun filmi yapmamıştım. Ayrıca, sekiz kadının başrol oynadığı bir filmde de yer almamıştım, yani zamanı gelmişti. Bu kadar çok kadının geleneksel olarak erkeklerin canlandırdığı rollerde olması oldukça kayda değer bir şeydi.”

Bullock katıksız bir hayranlıkla, “Helena bir kraliçe” diyor ve ekliyor: “Hiç böylesine eşsiz ve tatlı bir insan tanımamıştım. Bunun yanı sıra, bir sahnede nereye gideceğini asla bilemiyorsunuz; senaryo bir şekilde yazılmış olabilir ama bir bakmışsınız… Helena değneğini sallamış. Hepimizi tetikte olmaya zorladı.”

Bonham Carter moda tasarımcısını İrlanda aksanıyla konuşmaya karar verdi. Bu konuda, “Rose’un İrlandalı olmasının hikaye örgüsü anlamında kesinlikle hiçbir nedeni yok. Fakat bu sayede onu daha çok “’perilerle ilintili’ kılabileceğimi düşündüm. Gerçi onların yardımına ihtiyacım olmaz ama” diyor gülümseyerek.

Öte yandan, Bonham Carter’ın yardım istediği bir konu vardı: İğne iplikle ne yaptığını biliyor gibi görünmek. Kostüm departmanında günler geçirdi, dikiş dersleri aldı ve düzgün şekilde drape yapmayı öğrendi. “Rose artık formunun zirvesinde olmasa da, aslında yetenekli bir tasarımcı” diyen aktris, şöyle devam ediyor: “Dolayısıyla, kadın elbisesi dikebiliyormuş gibi görünmek istedim. Yaptığım işin lütfu bu; dünyayı başkasının gözünden görme fırsatı bulabiliyorsunuz. Rose olarak, dünyayı bir tasarımcının penceresinden gördüm ki bu benim için bambaşka bir deneyimdi.”

Mücevher içeren bir soygun için, ekibin bir mücevherciye ihtiyacı vardır. Neyse ki, Debbie kiminle temasa geçmesi gerektiğini çok iyi bilmektedir. Mindy Kaling, canlandırdığı Amita karakteri için şunları aktarıyor: “Annesiyle yaşıyor ama isyanın eşiğinde. Debbie’yle yasadışı işler yapmışlığı var. Bu yüzden, Debbie ortaya çıkınca yine düşük çaplı bir dümen çevireceklerini düşünüyor… ama Debbie çok daha büyük çaplı bir iş teklif ediyor. Bence Amita kötü olmaya bayılıyor; tüm hayatı boyunca uslu olmuş ve şimdi içindeki şeytani yanı özgür kılmaya istekli.”

Ross, “Ezelden beridir Mindy Kaling hayranıyım” diyor ve ekliyor: “Eğer onu izlemişseniz, ne kadar mükemmel bir aktris olduğunu görmüşsünüzdür. Kurgu odasına girene kadar ne kadar zekice olduğunu fark etmediğiniz ufacık ayrıntılar bulur kendisi.”

Bu hayranlık karşılıklı. Kaling de şunları aktarıyor: “Benim için Gary ile çalışmanın en güzel yanı bugüne kadar en sevdiğim filmlerden bazılarını yazmış olması: ‘Big’, ‘Dave’ ve ‘Seabiscuit’. Tabi bu filmleri kendisi yönetti. Ben de çok yönlü olduğum için, onun bir yazar-yönetmen olmasını seviyorum. Kendimi daima önce bir yazar olarak görürüm; dolayısıyla, senaryoyu onun yazmış olması ve filme kendi vizyonunu getirmesi benim için önemliydi.”

Pırlantaları nakde çevirmek konusunda uzman bir çalıntı mal taciri gerektirmektedir. Bu yüzden, Debbie bir diğer eski yoldaşı Tammy’yi bulmak için şehrin kenar mahallelerine gider. Anlaşılan o ki, Tammy kara borsayı daima süpermarketlere tercih etmektedir. Oysa genç kadın diğer herkesin gözünde artık tipik bir eş ve annedir… tabi, çalıntı mal dolu olan garajına bakmazsanız.

Rolü üstlenen Sarah Paulson şunları söylüyor: “Tammy tamamen değil ama büyük ölçüde oyunun dışında kalmış. Sonra eski arkadaşı Debbie Ocean çıkıp geliyor ve ona gelmiş geçmiş en büyük vurgunu vaat ediyor. Bence bir anne olmanın yanında gizli bir hayatının olması Tammy için çok heyecan verici. Ayrıca, evden dışarı çıktığı için de feci mutlu.”

Ross, “Sarah Paulson’ın yelpazesi inanılmaz. Her kayıtta farklı; her kayıtta yaratıcı; her kayıtta ayrı bir yorum getiriyor. Bu yüzden, eğer dikkatli olmazsanız gününüzü mahvedebilirsiniz çünkü çekimi kesmeyi istemiyorsunuz” diyor ve gülerek ekliyor: “Yardımcım bana ‘Sarah’nın seni çok eğlendirdiğini biliyorum ama gerçekten bir sonraki bölüme geçmek zorundayız’ der gibi bakıyordu’”.

Ekibin diğer iki üyesini Lou bulur. Önce “doğu yakasının en iyi hackerlarından biriyle” temasa geçer çünkü Metropolitan Müzesi’nin ultra sofistike güvenlik sistemini aşmak için tek umutları bu hackerdır. Dünya çapındaki süperstar Rihanna filmin oyuncu kadrosuna Nine Ball (bilardoda dokuz numaralı top) takma adlı, rastalı bilgisayar dehası rolüyle katıldı.

“Rihanna’yla bir gece İsveç’te bir konser çıkışında karşılaştım. Bu karakterin potansiyeli hakkında konuşmaya başladık. Nereli olabileceğine dair fikir yürüttük ve aslen Barbadoslu olmasına karar verdik” diyen Ross, şöyle devam ediyor: “Bu fikir ikimizi de heyecanlandırdı. Onunla sette geçirdiğim her dakika keyifliydi. Müthiş kibar, sevimli ve coşkulu bir insan. Filmde de muhteşemdi; etrafını ışıl ışıl aydınlatıyor. Acayip eğlendik.”

Lou, Constance adlı cepçiyi bizzat görmesi için Debbie’yi Queens’e götürür. Elleri gözlerden hızlı olan bu yankesiciyi sahne adı Awkwafina olan, ünü her geçen gün artan Nora Lum canlandırdı.

Senarist Olivia Milch kendisinin ilk yönetmenlik denemesi “Dude”da rol almış olan Awkwafina’yı zaten çok iyi biliyordu. Ross, “Olivia’nın filmini izledim ve Awkwafina’nın olağanüstü olduğunu düşündüm. Onu ‘Ocean’s 8’ için istediğime o an karar verdim. Filmimize çok yakıştı” diyor.

Awkwafina ise şunları kaydediyor: “Constance’ı benim büyüdüğüm mahalleye çok yakın olan Elmhurst’te buluyorlar. Tipik bir New York tezgahı olan ‘bul karayı al parayı’ oyunu oynatıyor. O tam bir New Yorklu, tıpkı benim gibi. Onunla bir bağ hissetmemin nedeni bu. Ben Constance’ın… tabi yankesicilik ve hırsızlık dışında. Ama o bana kesinlikle çok sahici geliyor.”

Aktris role hazırlanmak için, “El çabukluğu üzerinde çalıştım; harikaydı” diyor ve ekliyor: “Ama daha önemlisi, taptığım bu olağanüstü aktrislerle çalışmak yaşadığım en havalı deneyimdi. Kendimi inanılmaz şanslı hissediyorum.”

Rol arkadaşları da aktris için aynı duyguları paylaşıyorlardı. Bullock, “Sekiz kişiydik ve hiçbirimiz bir diğerine benzemiyordu. Fakat bu çeşitlilik bir sorun değildi çünkü birbirimizi desteklemek ve hepimizin ihtiyacı olanı elde etmesini sağlamak gibi ortak bir amacımız vardı. Bu dostluk ortamını gerçekten takdir ettim” diyor.

Blanchett ise şunu ekliyor: “Sahneler arasında çok eğlenceli sohbetler oldu. Umarım bunlar ekrana da yansır. Herkes sete öylesine pozitif bir enerji getirdi ki… Çok sıcak ve destekleyici bir ortamdı.”

“Ocean’s 8”in ana oyuncu kadrosunda iki önemli erkek oyuncu da yer aldı. Bu oyuncuların canlandırdıkları karakterlerin her ikisi de kadın karakterlerin daha iyi anlaşılmasını farklı şekillerde sağladılar.

Richard Armitage soygunda farkında olmadan yer alan sanat galerisi küratörü Claude Becker’ı canlandırdı. Aslında, “Debbie ile Claude’un bir mazisi var” diyen Armitage, şöyle devam ediyor: “Dolayısıyla, Debbie galeride boy gösterince şok yaşıyor; adeta yer ayaklarının altından kayıyor. Debbie geçmişten bir esinti ama sonu iyi bitmemiş. Yine de Debbbie onun soluğunu kesiyor… Claude midesine yumruk yemiş gibi oluyor.”

James Corden ise Ocean adını çok yakından tanıyan sigorta müfettişi John Frazier’ı canlandırdı. Corden şunları söylüyor: “John’ın tüm Ocean ailesiyle bir mazisi var; bu aile ayağına sürekli batan bir diken gibi. Bu paha biçilmez kolyenin Debbie’nin katıldığı bir gala gecesinde çalındığını biliyor ve hemen iki ile ikiyi yan yana koyuyor. Ama doğru sayıyı bulmak kolay sanmayın. Nihayetinde kendisi polis değil; olası herhangi bir suç onu ilgilendirmiyor. Onun umursadığı tek şey kendi şirketinin o parayı ödemek zorunda kalıp kalmayacağı.”

Filme nasıl dahil olduğu sorulduğunda, Corden kendine özgü mizahıyla yanıt veriyor: “Stüdyodan aradılar ve bu filmi yapacaklarını söylediler; filmde hiç yıldız olmaması onları endişelendiriyordu. Büyük bir isme ihtiyaçları vardı… Şaka bir yana, ben ‘Ocean’s’ filmlerinin çok büyük hayranıyım. Senaryoyu okuyup, yönetmenin kim olduğunu öğrendiğimde projede yer almanın harika olacağını düşündüm. Çok büyük hayranlık ve saygı duyduğum aktrislerin ekseninde olmaktan mutluluk duydum.”

HEDEF: TOUSSAINT

“Ocean’s 8”deki soygunun hedefi Cartier imzalı Toussaint olduğu için, yapımcılar doğrudan Paris merkezli dünyaca tanınmış mücevher firmasıyla temasa geçtiler ve firmadan Debbie’nin çalmak için beş yılını harcamasına değecek, enfes bir kolye tasarlamasını istediler. Cartier hemen kabul etti.

Cartier nesillerdir dünyanın en şık ve rağbet gören bazı mücevherlerini yaratmıştır. Ayrıca sinema endüstrisiyle uzun bir maziye sahiptir. Firmanın tasarımları “Erkekler Sarışınları Sever”, “Bazıları Sıcak Sever”, “Sunset Bulvarı” ve “Yüksek Sosyete” gibi ikonlaşmış filmlerde yer almıştır.

Cartier’nin İmaj ve Stil Müdürü Pierre Rainero yapımcıların hikaye için iki farklı özelliğe sahip bir pırlanta kolyeye ihtiyaç duyduklarını aktarıyor: “Hem karat anlamında önemli olmalıydı hem de tarihi bir dokunuşa sahip olmalıydı. Aklımıza hemen tarihçemizin en kayda değer pırlanta kolyelerinden biri geldi.”

Kolyenin orijinali 1931 yılında Jacques Cartier tarafından Nawanagar Mihracesi için tasarlanmıştır ve “dünyanın renkli pırlantada en zarif gerdanlığı” olarak anılmaktadır. Mücevher artık mevcut olmasa da, Cartier kolyenin tasarım eskizini ve mücevherin fotoğraflarını arşivinde bulundurmaktadır. Eskiz filmdeki Toussaint’in -kolyeye Cartier’nin 1933-1970 yılları arasındaki Yaratıcı Müdürü Jeanne Toussaint’in anısına bu ad verilmiştir- hayata geçirilmesinde başlıca referans olarak kullanıldı. Susan Ekins bu konuda şunları söylüyor: “Jeanne o dönemde mücevher tasarımlarında derin bir iz bıraktı. Belli ki, güçlü ve saygın bir kadındı. İşte bu yüzden, ‘Ocean’s 8’deki Toussaint kolyesi ona saygı duruşunda bulunmak için ideal bir seçimdi.”

Cartier kolyenin bire bir kopyasını yapmak yerine, ilham kaynağı olarak art deco başyapıtını kullandı. Firma bu çok özel sipariş için Paris’te rue de la Paix’de bulunan Lüks Mücevher atölyesindeki kaynaklarını harekete geçirdi. En iyi mücevherciler bu görevi filmin programına uygun şekilde tamamlamak için süreci büyük ölçüde hızlandırdılar. “Normalde bu kadar önemli bir sipariş en az sekiz aylık çalışma gerektirir” diyor Rainero ve ekliyor: “Biz ise bu kolyeyi sekiz haftada yaptık.”

Mücevherciler filmdeki gerdanlık için -filmdeki Toussaint kusursuz, renksiz pırlantalardan oluşuyor- beyaz altın montür üzerine zirkonyum oksit taşlar kullandılar. Taşların dizilimi ve montürün pürüzsüz olmasına büyük titizlik gösterildi çünkü yakın plan çekimler -ve Cartier’nin şaşmaz standartları- hata kabul etmezdi. Röprodüksiyon olmasına rağmen, filmdeki Toussaint işçilik ve mükemmellik anlamında Cartier Lüks Mücevher kıstaslarına uygundu.

Daphne Kluger rolündeki Anne Hathaway’in boynuna uyması için mücevher orijinalinden yaklaşık yüzde 20 daha küçük yapıldı çünkü kolyenin orijinali bir erkek için tasarlanmıştı. Aktris New York’ta Toussaint’i ilk olarak taktığında, gerdanlık boynuna mükemmel uydu. “Çok güzel bir iş çıkarmışlar” diyor Hathaway ve ekliyor: “Dürüst olmak gerekirse, merdivenlerden çıkarken nasıl ışıldadığını görene kadar kolyeyi yeterince takdir etmemiştim. Bunun ne kadar önemli bir parça olduğunu o zaman anladım; işte sinemanın büyüsü burada.”

MET

Met Gala basit bir parti değildir; Metropolitan Sanat Müzesi Kostüm Enstitüsü’nün yıllık yardım balosudur ve ilkbahar sergisiyle aynı tarihte yapılır. Zaman ve mekan kısıtlamalarından dolayı, filmin kostüm sergisi Met’te değil, Long Island’daki Gold Coast Stüdyoları’nda bir platoda gerçekleştirildi.

DiGerlando ve ekibi filmdeki “Asa ve Küre: Kraliyet Elbisesinde Beş Asır” adlı kostüm sergisinin setini tasarlamak ve inşa etmek için yaklaşık dokuz ay çalıştılar. Serginin adını Vogue’un Uluslararası Genel Yayın Yönetmeni Hamish Bowles koydu. Kendisi yıllar içinde pek çok önemli moda sergisinin küratörlüğünü yapmıştı ve “Ocean’s 8”deki serginin küratörlüğünü de yapması için Anna Wintour tarafından önerildi. Bowles, “Dönem kostümü yapma fikrine takılı kalmak yerine sergiyi kraliyet elbisesi ve bu tarzın modacılar üzerindeki kalıcı etkisi çerçevesine oturttuk” diyor.

Bowles en büyük moda evlerini yapım için arşivlerini açmaya ikna etti. Değerli tasarımcırın gece elbiselerinden seçkiler paketlenip stüdyoya gönderildi. Müze müdürleri bunları özel olarak hazırlanmış vitrin mankenlerine özenle giydirdiler. Bu kıyafetler daha sonra Bowles ve DiGerlando’nun özel talimatlarına uygun olarak sete yerleştirildi.

Tudor-vari giriş bölümünde, Britanya kraliyet ailesinin etkisi Alexander McQueen firmasından Sarah Burton’ın; Valentino firmasından Maria Grazia Chiuri ve Pierpaolo Piccioli’nin tasarımlarına yansıdı. Fransa kralı 14. Louis’nin sarayının atmosferi ise Dolce & Gabbana, Zac Posen, Jean Paul Gaultier, Christian Dior’dan John Galliano, Vivienne Westwood, Valentino ve Alexander McQueen’in gece elbiselerinde hayat buldu.

Tüm kostümler bir mücevherciyle birlikte çalışan aksesuar ustası Michael Jortner tarafından elde yapılmış, göz kamaştırıcı taçlarla tamamlandı.

Kostümlerin zenginliği ve görkemi bir yana, belki de setin en çarpıcı öğesi tüm alanı kaplayan ve kıyafetlerin üzerinde asılıymış gibi durduğu yansıtma havuzuydu. Suyun büyük bir kısmı gerçekti; ancak, paha biçilmez elbiselerin nemden zarar görmemesi için, kıyafetlerin altında kalan su dijital olarak eklendi.

Sette hiçbir ayrıntıdan kaçınılmadı. Sergideki açıklama yazıları dahi Bowles ve ekibi tarafından yazıldı. Beyazperdede okunamayacak oldukları halde, bu açıklamalar her bir elbise hakkında, tarihçesiyle birlikte bilgi sunuyordu. Bowles, “Yaptığımız her şey, hakiki bir müze sergisinde yaptıklarımızla bire bir aynıydı” diyor.

Gold Coast platosunda inşa edilen diğer setler arasında müzenin kadınlar tuvaletine giden koridor ve balo odası yer alıyordu. Ayrıca, müzenin Sackler kanadındaki Dendur Tapınağı’nın uzantısı ve gerçek müzedekine benzer şekilde yontulmuş Mısır heykelleri bulunuyordu. “Plato aslında bir setler ağıydı” diyor DiGerlando ve ekliyor: “Onları birbirleriyle bağlantılı şekilde inşa ettik ki bir alandan diğerine rahatça geçelim.”

“Ocean’s 8”deki tüm yollar filmin merkezdeki tek bir organizasyona, Met Gala’ya çıkmaktadır. Olivia Milch, Met Gala için, “Moda, sanat ve ünlülerin kesişme noktası; New York’un sofistike parti kültürünün doruk ânı ve belki de yılın en büyük gecesi” diyor.

Lüks kıyafetler ve göz kamaştırıcı mücevherler içindeki ünlüler geçidi içinde bile, baş döndürücü Toussaint orada olan herkesin dikkatini çekmektedir… özellikle de Debbie Ocean ve ekibinin. “Bir mücevher hırsızlığı planlıyorduk ama bunu bir kasa ya da cam korunaktan çalmaktan daha ilginç bir şey istedik” diyen Ross, şöyle devam ediyor: “Gala ortamı son derece görkemli ve çarpıcı olduğu için, izleyicileri oraya götürmenin harika olacağını düşündük.”

“Ocean’s 8”in yapımcıları ve oyuncuları Gala sahnelerini Metropolitan Sanat Müzesi’nde çekmek gibi olağanüstü bir ayrıcalık elde ettiler. Yapımcılar baloyu bir platoda çekmeyi planlıyorlardı. Fakat Ross, Metropolitan Müzesi Başkanı ve CEO’su Daniel H. Weiss’la bir toplantı yaptı. Weiss yapım ekibine iki haftalık çekim izni verdi. Bu, daha önceki hiçbir yapıma verilmemiş bir süreydi.

BİR BALO YAPMAK

Moda Met Gala’nın odak noktası olduğu için, Sarah Edwards filmin sekiz kadın başrol oyuncusunun balo kıyafetlerini hazırlamak için dünyanın önde gelen bazı modacılarıyla birlikte çalıştı. Edwards önce her bir aktrisle konuşarak onlara karakterleri için hangi modacının tarzının uygun olacağını sordu. Ne var ki, aktrisler için gece elbiseleri sadece “Kimin kıyafetini giyiyorsun?”dan ibaret değildi.

“Burada konu sınırları zorlamak; konu kesim; konu kendini kumaşla ve tasarımla gerçek hayatta her gün yapamadığımız şekilde ifade etmek” diyor Sandra Bullock ve ekliyor: “Ve biz hanımlar Gala’da inanılmaz güzel elbiseler giyme şansı yakaladık”.

Bullock sözlerini şöyle sürdürüyor: “Alberta Ferretti’nin tasarladığı gece elbisemdeki işçilik inanılmaz. Bunu kasıtlı olarak mı yaptı bilemiyorum ama benim karakterimin soyadı Ocean (okyanus); elbisemin etek uçlarına baktığımda denizyıldızları, istiridyeler ve dalgalar gördüm. Hepsi de siyahın üzerine dore ve sim olarak işlenmişti. Hakikaten bir sanat eseriydi.”

Helena Bonham Carter’ın elbisesi de karakterin ismiyle uyumluydu. Aktris bunu şöyle açıklıyor: “Bana Dolce and Gabbana tasarımı elbise giydirdiler. Bu hem benim hem de karakterim için yerinde bir seçimdi. Stüdyolarına gittim ve köşede elbisemi gördüm -her yeri güllerle bezeli, 50’ler tarzında beyaz bir elbise- ve, ‘Bu Rose (Gül)’ dedim. Daha da güzeli, güllerin boyutsal olarak öne çıkmaları için elle boyanmış olmalarıydı. Yürüyen bir gül bahçesi gibiydim.”

Mindy Kaling da Amita’nın elbisesiyle kişisel bir bağa sahip olduğunu şu sözlerle aktarıyor: “Benim elbisemi uzun yıllardır hayranı olduğum Naeem Khan hazırladı. Kendisinin Hintli oluşu benim için özel bir anlama sahip”. Elbise tüm pulları ve mücevherleri elle işlenmiş, altının çeşitli renklerinden oluşan ışıltılı bir kreasyondu. “Modayı seven bir kadın için bir dileğin gerçekleşmesi gibiydi bu” diyor Kaling.

Awkwafina ise Constance rolünde Jonathan Simkhai imzalı elbisesi içinde Edwards’ın “Külkedisi ânı” dediği şeyi yaşadığını kabul ediyor. “Olağanüstü güzeldi, hayatımda giyip giyeceğim en enfes elbiseydi. Fakat ben topuklu ayakkabılarla yürümekte zorlanıyordum, ayağım ha bire takılıyordu. Bu yüzden Ugg haricinde ayakkabılarla yürümek için bol bol pratik yapmam gerekti” diyor aktris gülerek.

Canlandırdığı Tammy karakterinin giydiği Prada imzalı lacivert elbise için Sarah Paulson’ın yorumu ise şöyle: “Umabileceğim her şeye sahipti. Daha önce Met Gala’ya gitme imkanı bulmuştum, inanılmaz görkemli bir geceydi. Bence herkes -sanat departmanı, kostüm departmanı, saç ve makyaj departmanı da dahil olmak üzere- o görkemi gerçekten yakaladı. Muhteşemdi.”

Givenchy, Lou rolündeki Cate Blanchett için çok belirgin bir imaj yarattı. “Son derece rock and roll, adeta Bowie tarzında, zümrüt işli muhteşem bir tulum” diyor Edwards ve ekliyor: “Bunun Lou karakteri için ideal olduğunu düşündüm.”

Nine Ball rolündeki Rihanna, Zac Posen imzalı muhteşem bir elbise giydi. “Elbisenin sade silueti ve rengi onun için mükemmeldi” diyor Edwards.

Balonun seçilmiş güzeli Daphne Kluger ise aslında Valentino imzalı bir “Rose Weil kreasyonu” giydi: Gala’nın temasına uygun, aktrise kraliyet havası veren canlı pembe renkte bir elbise ve aynı renkte, 7.5 metre uzunluğunda bir pelerin. Hathaway bu konuda, “Valentino moda eviyle uzun bir geçmişimiz var. Dolayısıyla, ne sunarlarsa sunsunlar inanılmaz olacağını biliyordum. Eski filmlerde Grace Kelly ya da Audrey Hepburn’ü ünlü tasarımcıların kıyafetleri içinde görmeye bayılırdım. Bu yüzden, kendim için öyle bir ân yaşamak gerçekten harikaydı.”

Sadece Hathaway’in elbisesine özgü bir tasarım öğesi vardı. Edwards bunu şöyle açıklıyor: “Gerdanlık için yeterli ‘alan’ bırakmamız önemliydi. Bu yüzden, elbise özellikle çok sade tutuldu, keskin hatlı ve straplez. Elbisenin rengi de pırlantalarla muhteşem uyum sağladı. Her şey göz önünde bulunduruldu.”

Edwards yapım programına uymak için elbiseleri hızlı bir şekilde üreten tasarımcılara büyük minnet duyduğunu ifade ediyor: “Onlardan bu elbiseleri imkansız kısa süreler içinde teslim etmelerini istemek zorunda kaldık. Sinemada bizler çılgın programlara uymaya alışığızdır, ama moda evleri öyle değildir. Bu elbiseleri hazırlama, provalarını yapma ve zamanında teslim etmede müthiş bir iş çıkardılar; hepsine çok teşekkür ederim. Olağanüstü bir çabaydı bu.”

Bunun yanı sıra, bazı moda evleri de yapım ekibine balodaki figüranlar için birçok gece elbisesi ve smokin ödünç verdiler. “Met Gala konuklarını giydirmek bir ordu insan gerektirdi ama şanslıydık ki muhteşem bir ekibimiz vardı” diyor Edwards.

Soderbergh sonuçlardan etkilendiğini ifade ediyor: “Bir sahneyi yeni bitirmiştik ve setin bir başka kısmına geçiyorduk. Oyuncu kadromuzun ve 300 figüranın yanımızdan geçişine tanık oldum. Hiç bitmeyeceklermiş gibi geldi; buna rağmen her kıyafet müthişti.”

Çekimler tamamlandığında, Gary Ross post prodüksiyon için Los Angeles’a geçti ve burada kurgu ustası Juliet Welfling ve besteci Daniel Pemberton’la yakın bir çalışma içine girdi. Pemberton filmin farklı atmosferlerini bütünleştiren mükemmel bir müzik yaptı.

Ross son olarak şunu belirtiyor: “Filmimiz bir harman. Komik ama düz bir komedi değil; bir soygun filmi ama dram değil. Eğlenceli, neşeli, ama bence en önemlisi, çok havalı. Öyle sanıyorum ki izleyiciler harika vakit geçirecekler.”

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir Cevap Yazın