Okurlarımız Seçti: 2013’ün En Korkunç 5 Filmi

Geçtiğimiz günlerde bir okur anketi yaptık, ülkemizde bu yıl gösterime giren başlıca 15 korku filmini listeledik ve okurlarımızın en iyileri seçmek için oylamasını istedik.

Aşağıda anketin sonucunu ve Öteki Sinema yazarlarının bu filmlere dair kritiklerini göreceksiniz. Kalp kalbe karşıymış biz de sevmişiz ve genellikle olumlu şeyler yazmışız. Merak edenler için, anket sayfası burada: http://www.otekisinema.com/anket-2013un-en-iyi-5-korku-filmini-sec/

THE CONJURING / KORKU SEANSI

Saw / Testere filmiyle uluslararası şöhreti yakalayan ve ardından gelen Dead Silence, Death Sentence gibi filmlerle yeni şiddet sinemasının önemli temsilcilerinden biri haline gelen yönetmen James Wan, bir önceki filmi Insidious ile ilk kez bir “tekinsiz ev” hikayesi çekmiş ve sanırım bundan hoşlanmış olmalı ki, yeni filmi de benzer bir hikayeyi aktarıyor. Aslına bakarsanız, Insidious epey potansiyeli olan bir korku filmiydi ve Poltergeist’tan açık esinlenmeler taşıyordu ancak PG-13 sınırlamaları içinde kaldığından tür meraklıları için TV’de yayınlanan herhangi bir Twilight Zone bölümünden daha ilgi çekici olamadı. (Yatacak yerin yok MPAA)

James Wan, The Conjuring’i çekerken bu defa şiddete meyletmekten kaçınmamış. ‘R’ sertifikası ile sınıflandırılan film pek çok sekansta korku filmi meraklılarının istediğini vermeyi başarıyor.

Peki, bir korku filmi düşkünü ne ister? Bu filmler bizim gibiler için bir meydan okumadan ibaret. Yönetmen tüm hünerlerini ve hikaye anlatıcılığını göstererek bizi korkutmaya, biz ise korkmamaya çalışıyoruz. Yani, ne kadar korkunç, o kadar iyi! The Conjuring bu etkiyi sağlamak açısından son yılların en başarılı filmlerinden biri… Dürüstçe itiraf edeyim; Stir of Echoes’dan beri hiçbir filmden bu kadar korkmadım!

IMG_9335.dng

Yazının tamamını okumak için: http://www.otekisinema.com/the-conjuring-korku-seansi-2013/

EVIL DEAD

evil_dead

Genel olarak seyrederken çığlık çığlığa bırakacak ama film bittikten beş dakika sonra baş karakterin adının bile hatırlanmayacağı bir film çıkmış ortaya.

“Başıma bir şey gelmeyecekse” ben bu yeni Evil Dead’e karşı olumluyum. Yani sevmediğim pek çok şey var ama Alvarez’in Evil Dead’i kötü bir film değil. Sadece çok gerekli olmayan bir film. Bu duruma yol açan iki nokta var. Birincisi Evil Dead kültünün artık aslında Army of Darkness üzerinden yürümesi. Doksanların ortasından beri seriye eklemlenen hikayeler hep Army of Darkness filmini iskelet aldı. Yani korku-fantezi-komedi üçlemesi odakta olmalıydı, sadece korku değil. Bugün Evil Dead’in ilk iki filmine büyük saygı da duyulsa kimse aynı hikayeyi üçüncü kez dinlemek istemiyor (sonuçta Evil Dead II de ilk filmin genişletilmiş remake’i idi). Gene de burada proje bize en azından hiç yalan beyanda bulunmadı. İstediğimiz Evil Dead 4’tü belki ama bu filmin remake olacağını biliyorduk. Bu sebeple çok kızmıyorum.

 

Yazının tamamını okumak için: http://www.otekisinema.com/evil-dead-2013/ 

 MAMA

mama posterMama 2013 yılı mahsulü Andrés Muschietti tarafından yönetilmiş olan İspanya / Kanada ortak yapımı bir film. Guillermo del Toro’nun yapımcısı olduğu Mama, aynı yönetmenin 2008 tarihli aynı isimli kısasından uyarlandı. Senaryo ise Neil Cross, Andrés Muschietti ve Barbara Muschietti tarafından yazılmış.

Ekonomik kriz nedeniyle girdiği bunalım sonucu iki iş ortağını ve karısını öldüren Jeff, Victoria ve Lilly isimli iki küçük kızını da yanına alarak firar eder. Buzlanmış yolda süratle ilerlerken arabanın kontrolünü kaybeder ve yolun dışına savrularak ormana uçar. Kazayı ufak sıyrıklarla atlatan Jeff ve kızlar, ormanın derinliklerine doğru amaçsızca yürürken ıssız bir kulübeye denk gelirler. Umudunu iyice yitiren Jeff, silahını Victoria’nın kafasına dayadığında, önce kızları sonra da kendini vuracağını belli eder. Ancak emeline ulaşamadan doğaüstü bir varlık tarafından öldürülür.

Jeff’in ikizi Lucas, aradan beş yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen, kayıp kardeşi ve yeğenlerini aramaya devam eder. Özel olarak tuttuğu iz sürücüler kızları kulübede bulurlar. Bir süre doktor gözetiminde kalan kızların vesayet davası görülür ve bir rock grubunda basgitar çalan kız arkadaşı Annabel ile yaşayan Lucas, kızların vesayetini alır. Dr. Dreyfuss kızlar üzerinde daha rahat inceleme yapabilmek için genç çifte vakfa ait bir yere taşınmalarını şart koşar ve yeni aile hep beraber gözlerden ırak bir eve taşınırlar. Victoria yaşça daha büyük olduğu için yeni hayatına uyum sağlamaya başlasa bile Lilly pek fazla ilerleme gösteremez. O kadar süre ıssız bir kulübede nasıl hayatta kalmayı başardıkları sorulduğunda Victoria, Mama (Anne) olarak isimlendirdiği bir varlıktan söz eder. Bir süre sonra kızların geriye tek başlarına dönmediği konusunda şüpheleri artan Annabel, evlerinde şeytani bir kötülüğün var olduğundan emin olmaya başlar.

mama orta

Yazının tamamını okumak için: http://www.otekisinema.com/mama-2013/

SINISTER / LANET

Sinister 2012 yılı mahsulü Scott Derrickson tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. Senaryo Scott Derrickson ve C. Robert Cargill’e ait.

Ne zamandır eli yüzü düzgün bir hayalet filmi izleyememekten şikâyetçiydim. Sinister hakkında dönen olumlu eleştiriler, beni bir parça umutlandırsa bile, bu tarz dalgaların genelde fos çıktığını çoktan öğrenmiştim. Gene de iyi bir film izleyeceğim yönündeki hislerim ağır basıyordu, Sinister’ı izlemeye başlarken.

3 milyon dolar gibi mütevazı sayılabilecek bir bütçeye sahip film, Oswalt ailesinin yeni bir eve taşınma görüntüleri ile açılır. Ellison Oswalt gerçek suç hikâyelerini araştırıp yazan bir yazardır. 10 sene önce yazdığı kitap ile şöhret ve paraya kavuşan Ellison, sonrasında ses getiren yeni bir kitap yazamamıştır. Karısı Tracy, oğlu Trevor ve kızı Ashley ile beraber yeni bir eve taşınmaları, finansal sıkıntılarının bir sonucu olmakla birlikte, yazmayı düşündüğü yeni kitabı ile de yakından ilgilidir. Daha önce evde yaşayan beş kişilik ailenin dört üyesi arka bahçedeki ağaca asılı olarak bulunmuş, ailenin küçük kızı Stephanie ise kayıplara karışmıştır. Cinayetleri çözemeyen polis, kayıp Stephanie’nin izine rastlamamıştır.

Yazının tamamını okumak için: http://www.otekisinema.com/sinister-2012/

MANIAC / MANYAK

01 (1)Sinemanın Hitchcock’a, Anthony Perkins’e ve onun suretinde hayat bulan Norman Bates’e neler borçlu olduğunu bir kere daha hatırlatan, belleklerimize yeniden ayar çeken, korku – gerilim takipçilerinin azımsanamayacak bir zaman dilimi süresince yollarını beklediği, önüne gül yaprakları serdiği sıfır kilometre Maniac, nihayetinde Öteki Sinema çatısının altında kendisine ayrılan yere kurulmayı başardı.

Vigilante ve Hit List gibisinden başucu filmleri bizlere armağan etmiş olan William Lustig’in alametifarikası 1980 yapımı Maniac filminin, korku – gerilim takipçilerinin gönlündeki yerini tartışmaya gerek yok! Hatta Lusting “manyaklık” müessesesine olan sevgisini, Bruce Campbell, Tom Atkins ve Robert Z’Dar gibi kült aktörleri tek bir çatı altında buluşturduğu Maniac Cop serisi ile bir adım ileri götürmeyi de ihmal etmemişti. P2 ile birlikte, her ne kadar ortalama sularında gezinen bir filme imza atmış olsa da yeni nesil tür sineması meraklıların ilgisini çeken Franck Khalfoun’un kamera arkasına geçtiği ve yeni jenerasyonun sükseli ve imtiyazlı isimleri arasındaki yerini korumaya devam eden Alexandre Aja’nın senaryoda kalem oynattığı 2012 model Maniac ise, sırtını salt kült kaynağa dayamaktan ziyade, izleyicinin hatırında yarına kalacak tercihler ile dikkat çekiyor. Bu tercihleri büyük oranda kızıl renge boyamak şartıyla tabi…

Maniac003

Yazının tamamını okumak için: http://www.otekisinema.com/maniac-2012/

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

2 Yorumlar

  1. Korku sineması en iyi örneklerini 70’ler ve 80’lerde verdi, bu türün ihtiyacı olan şiddeti gösterme hali daha çok bilet satma pahasına tırpanlandı.

  2. The Conjuring’i hiç başarılı bulmadım. Gardrobun üzerinden atlayan hayalet gibi sahneler korkutmaktan çok beni gülümsetti. (Bu sahne official trailer’da da yer aldığı için spoiler sayılmaz sanırım) Ayrıca PR çalışması olarak öykünün gerçek olaylara dayandığını öne sürmekte ısrar etmek çok anlamsız geliyor. Korku sineması son dönemde klişeleri tekrar etmekten öte bir şey yapamıyor maalesef. Seyirciyi irkiltmeye yönelik, uzunca bir sessizliği takip eden ani görüntü ve sesle korku yaratma çabasından vazgeçilip daha yaratıcı tarzlar denenmeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: