Okyanusun Ortasında Uzaylılarla Savaş: Battleship

Dünya uğruna verilen savaş, denizde başlıyor.

Yapımcılığını PETER BERG’ün (Hancock, TheKingdom (Krallık), FridayNightLights) üstlendiği destansı aksiyon-macera filmi Battleship, gezegenimizin; üstün bir güce karşı denizde, gökyüzünde ve karada verdiği mücadele konu ediliyor.

Hasbro’nun klasik donanma savaş oyunu ‘Amiral Battı’dan uyarlanan Battleship’in yapımcıları; Hasbro’dan (Transformers ve G.I. Joe filmleri serisi) BRIAN GOLDNER ve BENNETT SCHNEIR, SCOTT STUBER (Safe House (Düşmanı Korurken), CouplesRetreat (Arızalı Çiftler), Film 44’ten SARAH AUBREY (TheKingdom -Krallık-) ve DUNCAN HENDERSON (Master and Commander: The Far Side of the World –Dünyanın Uzak Ucu-, The Perfect Storm –Kusursuz Fırtına-). Bu aksiyon-maceranın yazarları ise JON HOEBER ve ERICH HOEBER (Red – Kırmızı).

Berg, ekibini oluştururken, daha önce de birçoğuyla birlikte çalıştığı gedikli sinemacıları bir araya getirdi. Bunlar arasındaki bazı isimler şöyle: Görüntü yönetmeni TOBIAS SCHLIESSLER (FridayNightLights, Hancock); yapım tasarımcısı NEIL SPISAK (Hancock, Spider-Man –Örümcek Adam- ); kurgucular COLBY PARKER, JR. (FridayNightLights, Hancock), BILLY RICH (American Gangster -Amerikan Gangsteri-, RobinHood) ve PAUL RUBELL (Transformers, Hancock); ve kostüm tasarımcı LOUISE MINGENBACH (Hancock, TheHangover –Felekten Bir Gece-). Filmin sorumlu yapımcılarıysa JONATHAN MONE (TheWolfman –Kurt Adam-) ve BRADEN AFTERGOOD.

Filmin müthiş görsel efektleri için Berg, ödüllüIndustrialLight&Magic’ten sihirbaz diye tabir edebileceğiniz iki kişiyle anlaştı: PABLO HELMAN (War of theWorlds–Dünyalar Savaşı-, Star Wars: Episode II—Attack of theClones –Yıldız Savaşları Bölüm II: Klonların Savaşı) ve GRADY COFER (ThereWill Be Blood –Kan Dökülecek-, Star Trek –Uzay Yolu). Özel efektlerin sorumluluğu ise Oscar® ödüllü BURT DALTON’a verildi. (TheCurious Case of Benjamin Button –Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi, Star Trek –Uzay Yolu-).

Battleship öncelikle Honolulu, Hawaii’de çekilmeye başlandı ve yapım boyunca da ABD Deniz Kuvvetleri’nden daha önce benzeri görülmemiş bir destek aldı. Deniz Kuvvetleri, film ekibine PearlHarbor’daykenArleighBurke sınıfı bazı destroyerleri ziyaret etmesine izin verdi. Bu destroyerler: Geçici olarak PearlHarbor’da demirlemiş olan USSHopper (DDG 70) ve ana limanları Hawaii olan USSPreble (DDG 88) ve USS Chung-Hoon (DDG 93). Buna ek olarak oyuncu ve yapım kadrosu, Chung-Hoon’u da ziyaret ederek denizcileri eğitim yaparken görme imkânını buldu.

Ekip, 1945 Japonların, Müttefik Kuvvetler’e teslim olduğu ve II. Dünya Savaşı’na son noktayı koyan Savaş Gemisi MissouriMemorial (BB-63)’da çekim yaptı.

Sinemacı Peter Berg, Universal Pictures ve Hasbro için Battleship’in yönetmenlik koltuğuna geçtiği sırada, Amerikan Deniz Kuvvetleri’yle ilgili bir başka film için bir araştırma yapıyordu. Bu, kendisinin eskiden beri var olan bir tutkusuydu. Hasbro başkanı ve CEO’su BrianGoldner’laşirketin sinema sorumlusu BennettSchneir, Hancock’a gösteriş, FridayNightLights ve TheKingdom’a da (Krallık) aksiyon ve dram katmakla kalmayan, aynı zamanda küçüklüğünden beri denizcilik tutkunu olan yönetmenle çalışmayıçok istiyordu.

Bu aksiyon-macera filmiyle birlikte, babasıyla sık sık denizcilik müzelerini gezen yönetmenin hayalleri gerçek olmuş. Berg anlatıyor: “Battleship benim tutkum, çünküçocukken gemilerde çok vakit geçirdim, babamdan II. Dünya Savaşı dâhilindeki müthiş savaşların detayları tarihlerini dinleyip kafama kazıdım. Karşıma bu işçıktığında, konuyu nasıl ele alacağımı bulmam çok uzun sürmedi –uluslararası bir filonun girdiği şiddetli, yoğun ve aksiyon dolu deniz savaşlarının modern bir hikâyesi. Dünyanın herhangi bir yerine gidip ‘Amiral Battı’ deseniz, bunu herkes bilir. Günüz pazarında, bir markayı filme dönüştürmek için büyük bir artıdır bu.”

Berg, silahlı kuvvetler birliğiyle öyle müthiş bir ilişki kurdu ki, bu; yapım öncesinde de ona büyük fayda sağladı. Kendisi durumu şöyle anlatıyor: “Dünyayı kendilerinin kurtarıyor olması, Deniz Kuvvetleri’nin çok hoşuna gitti. Destroyerdeki denizcilerin de ilk kez bir filmin odağında bir uçak gemisinin olmamasıçok hoşuna gitti. Deniz Kuvvetleri destroyer mürettebatlarıyla konuşursanız, esas mücadeleyi onların verdiğini anlarsınız. Onların o sağlam gemileri, uçak gemilerini koruyor.” Yine de filmin adı aslında biraz hatalı. Berg durumu şöyle anlatıyor: “Filmin adıBattleship– yani Savaş Gemisi – olsa da, aslında savaş gemileri aktif deniz görevinden alınmış yerlerine de bu azılıçocuklar –Aegis teknolojili deniz destroyerleri – gezegendeki en ölümcül savaş gemileri gelmiştir.”

Battleship’in yapımcılık sorumluluğunu üstlenen diğer bir kişi de, kendisi de gazi bir denizcinin oğlu olan, BluegrassFilms yapımcısıScott Stuber. Bu aksiyon-macera, 2007’deki TheKingdom (Krallık) filminin ardından Berg’le birlikte yer aldığı ikinci proje olmakla beraber Stuber’ın da Safe House (Düşmanı Korurken) adlı aksiyon-gerilim filminden sonraki son projesi.

Yapımcı, büyük bir prodüksiyona adım attığını bilmesine rağmen seyirciye “zincirinden boşanmış bir donanma filosu” izleteceklerine dair hiçbir endişesi olmamış. Stuber anlatıyor: “Daha önce de Pete’le çalıştığım için günümüzde geçen, gerçekçi ve heyecan dolu bir deniz savaşı filmi yapacağından emindim.”

Stuber, oyunun öyküleyici yapısının olmamasının, filme aktarım aşamasında kendilerine artı olarak döndüğünü ifade ediyor: “Edebi eser, çizgi roman veya benzeri eserlerin uyarlaması filmler çekerken, seyircinin karakter açılımlarıyla ilgili önceden bir meyli oluyor. Hikâyeyi okudukça kafalarında canlandırıyorlar. Bu, bütünüyle başka zorluk çünkü biz karakterleri yaratmak zorundaydık. Oyunun eğlencesi bilinmezliğinde, stratejisinde, “bana karşı sen” anlayışında. Diğer taraftan, mevcut karakterlerle başlamak zorunda da değilsiniz çünkü kaynak materyaldekilerle sınırlı değilsiniz. Hikâyenin dinamiği içerisinde, büyük bir aksiyon filmine uygun olarak bunları yaratabilirsiniz.”

Bu kaynak materyalin çok ilgi çekici bir hikâyesi var. 1984’te Hasbro, MiltonBradleyCompany’yi satın aldı ve “Battleship” yani “Amiral Battı” da dâhil olmak üzere birçok oyunu kendi bünyesine geçirdi. Dünyanın önde gelen oyuncak üreticilerinden biri olan Hasbro, popüler markalarını farklı ortamlara geçirmek için stratejiler geliştirmeye başladı. Şirket, oyunları; uzun metrajlı sinema filmleri, televizyon, dijital eğlence, yayımcılık, tüketici ürünleri, lisans ve perakende gibi farklı ortamlar için yeni baştan yaratmaya başladı.

Oyuncaklardan sinemaya uyarlanan Transformers ve G.I. Joe: The Rise of Cobra (Kobranın Yükselişi) gibi başarılı filmlerin ardından Hasbroelindekileri gözden geçirip, oyundan filme uyarlamak üzere “Battleship”, yani “Amiral Battı”, üzerinde yoğunlaştı. Yine de şirket, zaruri bir ikilem çözülmedikçe bu işin ileri gidemeyeceğini biliyordu: Sevilen bir oyun, mantıklı bir şekilde, eğlenceli bir sinema filmine nasıl dönüştürülecekti?

Bu proje üzerinde Berg’ün ekibi ve Stuber’la yaptıkları görüşmeyi Goldnerşöyle anlatıyor: “’Battleship’ (Amiral Battı) dünya çapında bir isim ve 30’dan fazla ülkede 40 yıldır sevilerek oynanmakta. Dünyada ‘Battleship’ ya da ‘Naval Battles’ olarak biliniyor. İnsanlar oyunun nasıl oynanacağını biliyor ve çarpışma gerektiren doğasını anlıyor. Bu çetin ve etkili ögelerini alıp farklı hayal edilmiş bir şekilde onlarla oynayabileceğimizi biliyorduk. Ayrıca, olaya uzaylı unsurunu dâhil ederek, onu modern ve evrensel hâle getireceğimize inanıyorduk.”

Yapımcıya göre özünde, seyircileri etkisi altına alan bir strateji hikâyesi yatıyor. Goldner anlatıyor: “’Battleship’te (Amiral Battı) kiminle oynarsanız oynayın, rakibinizi hem karakter hem de stratejik olarak ölçüyorsunuz. Bizim ilgimizi çeken bu karşılaşma oldu çünkü markanın esas özelliği bu. Yıllardır oyunun dünya çapında bu kadar popüler olmasını sağlayan da bu. Kendinizin ve rakibinizin, o bilinmeyene karşı strateji geliştirmesi, oyun açısından çok önemli. Bu konu etrafında dönen bir film yapabileceğimizi biliyorduk.”

Birkaç yıl önce Goldner, sinemacı BennettSchneir’la, Hasbro kataloğundaki oyunları, film serilerine dönüştürmek amacıyla bir araya geldi. Schneir anlatıyor: “‘Battleship’in zekâ, içgüdü, mantık ve akıl işi olduğunu, günü kazanmak için düşmanınızın kim olduğunu bulmaya çalıştığınızı gördük. Büyük, inanılmaz bir film için gerekli olan tüm unsurlara sahipti. Sinematik, heyecan verici ve macera dolu bir oyun. Yapımcılarımıza göre, oyunun inanılmaz bir başlama noktasıydı.”

Bu duruma şüpheyle yaklaşanlara Schneirşöyle sesleniyor: “‘Gemiler ve uzaylılar arasında geçen bir film yapmak için neden ‘Battleship’(Amiral Battı) oyununa gerek duydunuz ki?’ diye sormak çok kolay. Aynı zamanda korsanlar ve iskeletler hakkında bir film yapmak için neden “Pirates of theCaribbean”a (Karayip Korsanları) veya uzaydan dünyaya gelen robotlarla ilgili bir film yapmak için neden ‘Transformers’a ihtiyaç duydunuz diye de sorulabilir. Sinemacılar için ‘Battleship’in (Amiral Battı) özünde çok büyük bir ilham kaynağı yatıyor. Bilinmezlik, bir anda hiçbir şey bilmezken bir anda her şeyi öğrenme konsepti içerisinde, yol boyunca birçok kılavuz var. Oyunun üç bölümlük oyun yapısı deneyimi, oyunu oynamanın fantezisi ve bunun filme aktarımı; yapımcıların hikâyeyi kendi bakış açılarıyla resmettikleri bir tuvale dönüştü.”

Goldner gibi Schneir da filmi geliştirmek için, oyunun benzersiz yanını vurgulamak istedi. Yapımcışöyle diyor: “‘Battleship’çocukluğumuzun ve aile deneyimlerimizin büyük bir parçası. Görünmeyen bir düşmana karşı savaşma olgusu hoşuma gidiyor. Ufak ufak perde kalkıyor ve düşmanın, gemilerini nereye koyduğunu, nereye saldıracağınızı anlıyorsunuz. Sizi zafere götüren de bu oluyor. Beyaz perdeye bu duygusal bağlantıyı aktarmak çok güçlü ve etkili.”

Modern emsali destroyer olsa da, savaş gemisi olarak bilinen savaş makinesi, II. Dünya Savaşı’nda önemli bir yere sahipti ve 1991’de Irak Savaşı’na kadar kullanıldı. Stuber anlatıyor: “Savaş gemilerinin ayırt edici özelliği gücü, kuvveti ve bombalara dayanıklı olmasıdır. Onlar devasa silahları, kalın omurgaları olan son derece güçlü devasa gemilerdi. Filonun koruyucusu onlar. Gizli Servis ajanı gibiler: Düşman ateş ederse, uçak gemisinin önüne geçer, o vurulur. Savaşta ilk vurulan olmanın da çok kahramanca bir yanı var. Filo içerisinde aynı zamanda uçak gemisi de vardır. Bu da okyanusun ortasında hava alanı görevini gören bir başka inanılmaz gemidir. Sonuçolarak, uçak gemisini korumak eskiden savaş gemisinin göreviydi, günümüzde de destroyerin görevi.”

Berg’ün, Film 44’teki yapım ortağı Sarah Aubrey şöyle anlatıyor: “Destroyerler, son derece zeki ve cesur insanlarca idare edilen inanılmaz makinelerdir. Onları, insanların çok sevdiği bu oyun bağlamında göstermek için bunun harika bir fırsat olacağını düşündük. Sizi, okyanusta giden bu kocaman canavarların içine sokuyoruz. Onların silahlarını, füzelerini, bütün güçlerini görecektiniz. Bizim hikâyemizde, onların kazanması beklenmiyor. Bu yüzden daha önce filmlerde benzeri görülmemiş güçlü donanma filosunu ortaya sürdük.”

Berg ve Aubrey, sonunda bir deniz macerası yapma hayalleri meyvelerini verdiği için çok heyecanlıydılar ve bunun destansı olacağını biliyorlardı. Aubrey sözlerine şöyle devam ediyor: “Oyun sayesinde modern deniz savaşı filmimizi yapma fırsatı bulduk. Çoğu deniz filmi, genelde dönem filmi oluyor çünkü günümüzde bu çağda, denizde pek savaş olmuyor. Ekranda, gemileriyle silahlarıyla bu çapta modern bir donanmayışaşalı bir biçimde hiç görmedik.”

Yapımcılar başkarakterlerini bulmuştu ama hikâyeyi oluşturmak, içine de kahramanlar ve denizde karşılaşacakları esrarengiz düşmanlar koymak zorundaydılar. Berg anlatıyor: “Bir gün aklıma deniz savaş gemilerini, uzaylılarla savaştırmak geldi. Filmin, ancak bir karakter hikâyesi gibi işlenirse başarılı olacağını biliyordum. Bilgisayar grafikleri ve görsellik de karakterleri destekleyecekti.”

Berg, Red’in (Kırmızı) yazarları Erich ve Jon Hoeber’la anlaştı. Kardeşler, projenin senaristleri olarak 2009 ilkbaharında Berg’le birlikte masaya oturdu. Hoeber kardeşler anlatıyor: “Uzaylılar, ilk konumuzdu: Donanma, dünyayı istiladan kurtaracaktı. Her şeye sıfırdan başladık. İş birliği içinde çalıştık. İşimiz onaylandığında o yaz detaylıbir şekilde yazdık, ilk taslak o sonbaharda hazırdı. Gelişim sürecinde, harika bir senkrontutturmuştuk. Pete, birçok harika fikir ortaya atan, enerjisi bitmek tükenmek bilmeyen bir oyun kurucu. Filmin nasıl olmasını istediğimize ve ana yapısal unsurlarımızın ne olacağına dair bolca beyin fırtınası yaptık. Daha sonra da karakterleri ve dramatik durumları oluşturduk.”

Yazarlar, bir yandan karmaşık bir uzaylı saldırısını planlarken, diğer yandan da oyunun özelliklerini, bir donanma destanında hayata geçirecekti. Hoeber’lar sözlerine şöyle devam ediyor: “Büyük bir deniz kuvvetleri aksiyonu filmi yazabilme fikri çok heyecan vericiydi. Uzun zamandır hiç kimse bu kadar kapsamlı bir şekilde ABD Deniz Kuvvetleri’yle ilgili bir film yapmamıştı. Bu, insanın karşısına nadiren çıkan bir fırsattı. Ayrıca bunu modern bir kurguda, sahilin bir ucundan diğer ucuna bomba atmak yerine karşı karşıya kıyasıya bir mücadele verebileceğimiz bir düşmanla yapabilme fırsatı olağanüstüydü.”

Senaryo için hazırlık yapan kardeşler, derin bir araştırmaya girdi ve üç günlerini denizde, ArleighBurke sınıfı füze güdümlü destroyer USS Preble’da geçirdiler. Şöyle anlatıyorlar: “Bu genç mürettebatı işüzerindeyken izlemek, profesyonelliklerini, kendilerini adamışlıklarını ve motivasyonlarını görmek çok ilham vericiydi ve inanılmaz bir tecrübeydi. Geminin nasıl işlediğini bize anlattılar. Dillerine, kültürlerine ve kullandıkları aletlerin ayrıntılarına hemen aşina olduk. Hem hikâye hem de karakterler açısından her şeyi mümkün olduğu kadar gerçekleştirmemize fayda sağlayan savaş senaryolarını anlattılar.”

Yazarlar Berg’le beraber, bir uzaylı ırkı, NASA’dan, başka bir galaksideki “altın sarısı bir gezegene”giden bir dizi yıldızlararası iletilere cevap verirse ne olur diye düşünmüş. NASA bilim adamlarının altı yıldır ileti yolladığı“G Gezegeni” olarak bilinen bu gezegen aslında dünyamızın neredeyse aynısı. Olayın mantığışu: Şayet bir gezegen Güneş’ten çok uzaksa, dünya soğuk olur ve burada yaşam sürülemez; gezegen Güneş’e çok yakın olursa bu sefer aşırı sıcak olur ve bitki ya da hayvanlar yetişmez. İletişim kurmakta olduğumuz bu “dengeli” gezegen, bizimkine benziyor ve atmosfer, dolayısıyla da yaşam oluşturulabilecek su oranını bünyesinde barındırıyor. Fakat orada yaşayanlar, Dünya’mızdaki kaynakları almaya geliyor.

Aubrey, senaryo ilerledikçe ekibin, oyun konseptinidevreye sokmak için çok gerçekçi bir yol bulduğunu söylüyor. Ana karakteri bütünüyle bu karışıma dâhil etmekle kalmamışlar, aynı zamanda yüksekliği 90 kilometre, genişliği 2 deniz mili olan kapalı bir alanın altında savaşa donanımlı 3 tane gemi de yapmışlar. Aubrey anlatıyor: “Pete, oyundaki gibi gemimizin görmeden hareket ettiği fikrini ortaya attı. Uzaylılarla önceden yapılan bir savaşta radar özelliklerinden mahrum kalmışlar. Sonuç olarak, kahramanlarımız karanlıkta düşman avlıyor. Dolayısıyla Hopper ve Nagata, uzaylı filosunun takibini yapmanın acilen bir yolunu bulmalı. Hopper, çözüm bulmak için çabalarken Nagata da vatandaşlarının daha önce gemilerin yerini belirlemek için Pasifik’te kullandığı bir taktiği açıklıyor.”

Araştırmalarında, Berg ve yazarlar, Hawaii sahili boyunca tsunamişamandıralarının olduğunu görmüş. Bu şamandıraların görevi su dağılımınıüçgenlemek. Aubrey, senaryo için anlamınışöyle anlattı: “Şamandıralar, tehlike altındaki kıyı bölgelerde yaşayanlar açısından bir tsunami uyarı sistemi görevi görüyor ve suyun silindir hacmini ölçüyor. Nagata bunu, gemisinin radar ekranında görünce bir harita çıkarıp onu bölümlere ayırıyor ve karşımıza gerçek hayattaki oyunun bir simülasyonuçıkıyor. Seyircilere, aşina oldukları bölümlü haritayı göstermenin ve “Amiral Battı” oynadığımızı anlatmanın çok eğlenceli bir yolu bu.

Uluslararası Bir Ekip: Aksiyon-Macera Filminin Oyuncularını Bulmak

Senaryonun aksiyon içeren bölümleri şekillenmeye başladıkça, yapımcılar Oahu kıyılarında gördükleri kalıntıları inceledikten sonra, uzaylı düşmanlara karşı mücadele veren kahramanlarıyla hikâyeyi doldurmaya girişiyorlar. Daha önce okyanusta geçen destansı filmler Master and Commander: The Far Side of the World(Dünyanın Uzak Ucu) ve Poseidon’ahayat veren A Perfect Storm(Kusursuz Fırtına) ve Harry Potter andtheSorcerer’s Stone (Harry Potter ve Felsefe Taşı) yapımlarda önemli roller üstlenen başarılı yapımcıDuncanHenderson da prodüksiyon aşamasında ekibe dâhil oldu.

Battleship ekibi proje araştırması yaparken, Deniz Kuvvetleri filosu destroyerlerinde vakit geçirdiler ve Florida’daki ABD Ordusu Özel Operasyonlar Komuta Merkezi’ni (SOCOM) ziyaret ettiler. Ekip, Deniz Kuvvetleri’ndeki genç erkek ve kadınlardan, ayrıca olağanüstü durumlar için aldıkları eğitimden çok etkilendi. Siyasette ve savaşta yapılacak yanlış bir harekette, bu denizcilerin sıkı bir şekilde eğitimini aldıkları bir ölüm-kalım durumunun ortasında kalacaklarını anladılar.

Stuber, Berg’ün yaptığı araştırmanın derinliği ve oyuncu olarak deneyimi sayesinde, bu denizcileri hak ettiği gibi canlandıracak oyuncular seçtiğini söylüyor: “Pete, her şeyi olacağı gibi aktarmak istiyor. Bu, ister bir oyuncunun performansı isterse geminin bir tarafında çıkan yangın aracılığıyla olsun. FridayNightLights’takitabı okumakla kalmamış, lise futbolu dünyasına girebilmek için Teksas’a gitti. Bu, büyük oranda oyuncu olmasıyla alakalı. Diğer oyuncular ona güveniyor çünkü,Pete’in kendilerinden en iyi performansı almak istediğini görüyorlar. O, bu gerçekçi karakterleri alıp büyük dünyalara koyuyor.”

Filmin başkahramanınıHopper’ı oluştururken; Berg ve Hoeber kardeşler hızla büyümek zorunda kalmış bir karakter hayal etmişler. Fevri bir karaktere sahip deli fişek biri olan Hopper, donanmada disiplini öğreniyor, özellikle de ağabeyinden. Kardeşine çok kızan Stone, Hopper’ın kendine çeki düzen vermesinde ısrar ediyor. Aubrey şöyle diyor: “Kardeş sevgisi bambaşka bir seviyeye taşınıyor. Yine de Hopper, burnunun dikine gidiyor ve savaşacak yer arıyor.”

Goldner anlatıyor: “Bence Battleship, otobiyografik özellikler taşıyor. Birçok açıdan Hopper, aslında Pete. Onun, bunu masaya yatırmayı istemesi çok hoşuma gitti. Hiçbir filtre yok. Pete her şeyin ortasında, seyircinin kendini bulacağı bir karakter yaratıyor. Hopper, sert biri. Zorluklar yaşamış ve dolu dolu bir geçmişi var. Film esnasında gelişen bir karakter derinliği göreceksiniz. Pete; gerçek, simgesel ve seyircinin ilgisini çekecek bir karakter yarattı.”

Hopper’ı, Berg’ün uzun zamandır birlikte iş yaptığı Taylor Kitsch canlandırıyor. Oyuncu; yer aldığı Friday Nigh tLight sadlı başarılı TV dizisiyle 2006’dan bu yana seyircinin beğenisini kazandı. 2009’daki X-Men Origins: Wolverine (X-Men Başlangıç: Wolverine) filmindeki dikkatleri üzerine çeken oyunculuğu sayesinde de X-Men evreninin en sevilen karakterlerinden biri olan Gambit ortaya çıktı. Battleship’e ilaveten Kitsch, aynı zamanda ilkbaharda Disney’in destansı John Carter’ıyla da dünya çapındaki sinemalarda karşımızda olacak. Temmuz’da da bir Universal filmi olan, yönetmenliğini Oliver Stone’un yaptığıSavages adlı yeni bir dramla seyirci karşısına çıkacak.

Zaten oyuncuya ancak Berg gibi bir arkadaş 12 yıldır uzattığı saçlarını kestirtebilirdi. Berg, yönetmenliğe soyunmadan önce kariyerine oyunculukla başlamıştı. Berg’ün tarzı, Kitsch’inkiyle bağdaşıyor. Oyuncu anlatıyor: “Pete’in, oyuncunun özgürlüğüne saygı duyarak çekim yapmasınıçok seviyorum…Elbette FNL’den tarzına alışkınım ve Pete’e, bana Riggins’i canlandırma fırsatını tanıdığı için daima minnettar kalacağım.”
Kitsch’in, iki kardeş arasındaki dinamiği de çok merak ediyormuş. Kendisi anlatıyor: “Benim aklımıçelen bu oldu. Hopper’ın en baştaki hâli ve sonra geldiği nokta: Hırsızlık yapıp tutuklanması, sonra kafasını kazıtıp orduya yazılması ve lider olması. Oyuncu olarak, bu her şey demektir. Kaybından ötürü yaşadığı duyguları görüyor, daha sonra geminin kaptanı olmasına şahit oluyorsunuz. Hopper, aslında hiç bu adam olmak istememişti ama beklenmedik bir şekilde bu yöne doğru itiliyor ve en zor şartlar altında kendisi
potansiyeline ulaşmaya mecbur bırakılıyor. Deniz Kuvvetleri’nde de olsa; aslında özü değişmiyor. Aslında dünyayı kurtaran adamla, başlangıçta gördüğünüz adam aynı.

Oyuncu sözlerine şöyle devam ediyor: “Stone, Hopper’a bir amaç veriyor. Hopper, her şeyini ağabeyine borçlu. İlk başta, başarısız olabileceği ihtimaline karşıpotansiyaline ulaşmak istememişti. Her şeyi akışına bırakmayı tercih ediyordu çünkü hiç sorun yaşamayacaktı. Ama bu riski almak, aynı zamanda başarısızlığı da göze almak demekti. Bu da Hopper’ın ilk başta yapmayacağı bir şeydi.”

Bu iş için Kitsch’in biçilmiş kaftan olduğunu söyleyen Berg, oyuncunun John Carter çekimlerinin yapıldığı Londra’ya gitmiş. Kitsch, birlikte yedikleri yemeği anlatıyor: “Pete’le yaptığınız toplantı sıradan olmaz. Aynen şöyle olur: ‘Benimli bunu yapmak istiyor musun, istemiyor musun? Hadi, yapalım. Süper olsun. İçinde duygu da olan, sağlam ve eğlenceli bir film yapalım!’ Böyle bir sorumluluk ve mücadele, her şeydir. Hâlihazırda zaten bir güven vardı, ki bu set için her şey demektir. Yönetmenin; sizin, karakterin ve elbette filmin çıkarını göz ettiğini bilmeniz lazım.”

Kitsch, televizyonların bir başka çok sevilen oyuncusu Alexander Skarsgård’la beraber oynayacak. HBO’nunödüllü dizisi True Blood’ın oyuncularından olan ünlü oyuncu, Hopper’ı Deniz Kuvvetleri’ne katılıp kendisine çeki düzen vermeye ikna eden disiplinli ağabeyi Komutan Stone karakterini canlandırıyor. Berg, bu kez de Skarsgård’ınyaşlı Viking vampire EricNorthman’ı canlandırdığı dizinin çekimlerinin yapıldığı Los Angeles’a giderek, Skarsgård’la yemekte buluştu.

Meğer büyük oyuncu StellanSkarsgård’ın oğlu, İsveççe’de“SänkaSkepp” olarak bilinen oyuna aşinaymış. Çocukken çok oynamış. Skarsgård anlatıyor: “Pete’le tanışır tanışmaz onu sevdim. Projeden bahsederken çok enerjik ve heyecanlıydı. Babasının denizcilik tarihine olan ilgisinden bahsederken Pete’in tutkusu da ortaya çıktı. İki kardeş arasındaki dinamik de çok hoşuma gitmişti. Stone; gayretli, çalışkan biri. Deniz Akademisi’ne gitmiş. Motivasyonu yüksek. Kardeşini çok sevmesine rağmen ona nasıl yardım edeceğini bilmiyor.”

Oyuncu sözlerine şöyle devam ediyor: “Fakat Hopper’da böyle bir motivasyon yok. Her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyor; ama aynı zamanda çok da çekici biri. Stone, kardeşinin hatalarından ders alıp olgunlaşmasını istiyor. Hopper’a sert davransa da aralarındaki sevgiyi ve bağı hissedebiliyorsunuz. Kardeşine gerçekten önem verdiğini hissetmezseniz olmaz. Karakter gelişimlerindeki dinamiği gerçekten çok sevdim.”

Skarsgård, rolünü oturtmak için ABD Deniz Kuvvetleri aracı USS Benfold’da (DDG 65) bir komuta subayı ve ekibini çalışırken görmek üzere vakit geçirmek istemiş. ABD Donanması, kendisi için yabancı olsa da oyuncu orduya çok da yabancı değil. David Simon’ın HBO mini dizisi GenerationKill’de bir deniz piyadesini canlandırmadan önce, askerliğini ülkesi İsveç’te terörle mücadelede yapmıştı.

Oyuncunun bu talebi, 2010 yılında, iki yılda bir Hawaii kıyılarında düzenlenen denizcilik tatbikatı RIMPAC’a denk geldi. Bu, dünyanın en büyük uluslararası denizcilik buluşmasına, dünya çapında birçok donanma katılıyor. RIMPAC’ı, ABD Deniz Piyade Kolordosu, ABD Sahil Güvenlik, Hawaii Ulusal Muhafızlar ve ABD Pasifik Filosu’nun desteğiyle ABD Deniz Kuvvetleri düzenliyor. Tatbikatta, Pasifik Okyanusu’na kıyısı olan ittifak kuvvetleri güçleri de davet ediliyor.

ABD Deniz Kuvvetleri’nin de iş birliğiyle Berg, 12 gün boyunca bu askeri savaş oyunlarının bakış açılarını görmek ve gemilerin açık denizlerde inanılmaz görüntülerini elde etmek için dört gemiye kamera ekipleri yerleştirdi. Bu ekipler, kamera bot ve helikopterleriyle desteklendi ve filme eklenen görüntü ve sekanslar için senaryo daha sonra yazıldı. Skarsgård anlatıyor: “Şansımıza RIMPAC Hawaii’deydi. Pete ve kamera ekipleriyle orada inanılmaz bir hafta geçirdik. Geminin komuta subayıyla konuşma şansı buldum. Bunun bana çok faydası oldu. Uçak gemisinden uçakla kalktım ve tekrar uçak gemisine indim. Müthişti.”

Skarsgård, Berg’ün RIMPAC sırasında gemilerde edindikleri bu deneyimi filme nasıl dâhil ettiğini anlatıyor: “Stone, gemisi Sampson, 13 ulus ve düzinelerce gemi arasında en yüksek rütbeye sahip olduğu için saygı görüyor. Stone, gemisi ve ekibiyle gurur duyuyor. Küçük kardeşi de başka bir destroyerde bir deniz subayı. Hopper’ın başka bir gemide olması da Stone için eğlenceli.”

ABD Deniz Kuvvetleri’nin başka bir elit üyesini de ilk kez uzun metraj bir sinema filminde yer alan Rihanna canlandırıyor. GrammyÖdüllü sanatçı, güçlü topçu subayı, Hopper’ın mürettebat arkadaşı Astsubay Kıdemli ÇavuşCoraRaikes’ı canlandırıyor. Berg anlatıyor: “İlk günden itibaren Rihanna’yla ilgili güçlü hislerim vardı. Söylenenleri dinlediği, rolüne önem verdiği için müzikte de başarılı. Performansıyla beni çok etkiledi.”

Bu yapım öncesinde de sanatçı, oyunculuğa açıkmış. Rihanna anlatıyor: “Pete’le buluştuğumuzda kimi canlandıracağımı bilmiyordum. Senaryo elime geçince o kadar etkilenmişti ki anlatamam. Hikâyeye bayılmıştım. Elimden bırakamadım. Demek ki bu, benim de izlemekten hoşlanacağım bir filmdi. Pete’in en çok enerjisini, maceracı oluşunu ve içtenliğini sevdim.”

Rihanna, canlandırdığı sert karakterde hemen kendini bulmuş: “Raikes, birçok insanın canına okuyor. Erkek gibi. Bunu görmek çok eğlenceliydi çünküçocukken ben de Erkek Fatma’ydım. Karakterimin ham bir enerjisi vardı. Bu sayede insanların beni görmeye alışık olduğu hâlimden çok başka birini canlandırma fırsatı buldum. İnsanlar için oyunculuk yaptığımı görmek, beni Rihanna değil de Raikes olarak görmeleri çok heyecan vericiydi.”

Rihanna’nın ilk oyunculuk deneyimi için Berg, teknik danışman olarak sanatçıdan bir yaş küçük bir denizci seçti. Prodüksiyon başladığında JACQUELYN CARRIZOSA, Deniz Kuvvetleri’nde üçüncü yılını geride bırakmıştı ve San Deigo’daki USS Ronald Reagan (CVN-76) uçak gemisinde görevliydi. Carrizosa, ikinci sınıf topçu subayıydı. Berg onu ilk olarak 2010 RIMPAC sırasında ABD Deniz Kuvvetleri takımında futbol oynarken görmüştü.

Berg anlatıyor: “Rihanna’nın; hem sert, hem vatansever, hem insanların canına okuyan biri olup aynı zamanda kadınsı ve seksi olmanın mümkün olduğunu görmesini istedim. Jacque’ye bakıp onun Raikes olduğunu düşündüm. Onu RIMPAC Kupası’nda gördüm. Bir grup erkekle futbol oynayan tek kadın oydu. Her yerinde dövme vardı, sert çocukların yer aldığı bir grubun tişörtünü giymişyi. O, çok sağlam, kendini adamış bir denizci. Rihanna için iyi bir örnek olacağını düşündüm. İkisi çok iyi anlaştı.”

Rihanna, RIMPAC futbol maçında kendisinin dublörlüğünü de yapan denizciyle tanışmasınışöyle anlatıyor: “Jacque bütün gün benim karavanımdaydı. Onun dinlediği müziği dinledim. O nasıl yaşadıysa, nasıl nefes aldıysa ben de öyle yaşayıp öyle nefes aldım çünkü onun gerçek hayattaki hâlini canlandırıyordum ben.”

Hoeber kardeşlerin senaryosundaki tek sert kadın Raikes değildi. Bir de fizyoterapistSamantha “Sam” Shane var. Hopper’ın nişanlısı ve komuta subayının kızıSam’i, oyuncu BrooklynDecker canlandırıyor. Decker anlatıyor: “Telefon geldiğinde Oahu’daJustGoWithIt (Hayatım Yalan) filmini çekiyordum. Bana role uygun olmadığımı, daha sert birini aradıklarını, benimse biraz kibar kaçtığımı söylemişlerdi. Ama yine de tekrar aradılar. Ben de Los Angeles’a gidip kasting için okuma yaptım. Bir hafta sonra okuma yapmam için Pete aradı.

Decker sözlerine şöyle devam ediyor: “Rolün fizik gerektirdiğini biliyordum. Pete’in buna dayanacağımdan emin olmak istediğini de biliyordum. O da beni zorladı. Bu filmi Pete yönettiği için çok oynamak istedim. Onun filmlerinde kadınlar, yardıma muhtaç karakterleri canlandırmıyor; asla güçsüz olmuyorlar. Sam rolü için okuma yaptığımda, onun amiralin kızı olmasını, biraz asi, güçlü ve bağımsız olmasını, dünyayı kurtarmak için de kendi üzerine düşeni yapmasınıçok sevdim.”

Yönetmen niye Decker’ı seçtiğini şöyle anlatıyor: “23 yaşında birine göre çok olgun. Role Brooklyn seçildiğinde, bu mankenin rol yapıp yapamayacağına dair ortada çok laf dönüyordu. Brooklyn, insanlarıçok şaşırtacak. O; çok başarılı olmak isteyen akıllı, ciddiyet sahibi ve güzel bir kadın. Çok olgun biri, rolde de oldukça başarılı.”

Diğer oyuncu arkadaşlarının aksine Decker’ın araştırmasında açık denizlerde bir hafta geçirmek yoktu. Yaralı askerleri iyileştirmeye çalışan fizyoterapist rolüne hazırlanırken, yaralı askerlerle tanışmak üzere hastaneleri ziyaret eden oyuncu anlatıyor: “Honolulu’daki Tripler Askeri Tıp Merkezi’ne ve çekimin ilerleyen günlerinde başka bir rehabilitasyon hastanesi olan San Antonio’dakiIntrepid Merkezi’ne gittim. Orduya bu denli adil davrandığı için Pete’e büyük saygı duyuyorum. Zaten ordu da bize bu yüzden bu kadar yardımcı oldu.”

San Antonio’daampütelere ve yanık mağdurlarına hizmet veren bu rehabilitasyon merkezinde yapılan bir günlük çekimlerde, yaralı askerlerin birçoğu figürasyonda görev aldı. Bu merkez, Fort Sam Houston’daki Brooke Ordu Tıp Merkezinin hemen yanında yer alıyor ve Irak ve Afganistan’daki görevlerinden dönen askerlerin bakımını yapıyor.

Decker anlatıyor: “Sam’in büyük oranda Mick’le (ABD Ordusu’ndan Yarbay Gregory D. Gadson’ın karakteri) olan ilişkisine ve birbirleriyle mücadelelerine, duygusal ve fiziki gelişimleri sırasında birbirlerine nasıl güç verdiklerine şahit oluyoruz. Askerlerle, savaş dönüşütravma sonrası stres aşamalarında ne gibi duygusal değişimler yaşadıklarını konuştum. Modern teknoloji sayesinde, aldıkları yaralar sonucu sağ olarak dönebilen birçok asker var. Ama kollarını bacaklarını kaybeden de var, hayal bile edemeyeceğiniz yaralar alanlar da var.”

Decker’ın bahsini ettiği karakter Afganistan’da iki bacağını da kaybeden ve kısa süre önce protez bacakları takılan Yarbay MickCanales. İyileşme sürecinde Özel Kuvvetler subayımız, fiziki ve akli rehabilitasyonu konusunda Sam’e güveniyor. Hopper, savaş oyunları tatbikatlarıyla meşgulken, Sam ve Mick de ilk rehabilitasyon seanslarını gerçekleştiriyor. Sam, gaziyi Pasifik tepelerine yürüyüşe götürüyor. Basit bir tatbikat olarak başlayan bir eylem, komünikasyon kulesi kurup takviye çağırmaya çalışan uzaylılarla yapılan bir savaşa dönüşüyor.

Mick’i, eskiden futbolcu olan, yaralandıktan sonra iki bacağı da dizden kesilen Gadson canlandırıyor. Gadson anlatıyor: “Mick karakterinin yaraları, benim çok iyi bildiğim yaralar. Ben, saha topçu subayıyım. Eskiden Irak’ta tabur komutanıydım. Bir bomba sonucu bacaklarımı kaybettim. Ben de role, birinin aldığı böyle bir yara sonrasındaki iyileşme anlayışımı kattım. MickCanales ve GregGadson bu şekilde bir araya geliyor.”

20 küsur yıllık kariyeri boyunca, West Point mezunu ve gerçek hayatta bir kahraman olan Gadson, 20 yıl içinde ABD’nin yer aldığı her global savaşta yer almış. Bunlara Kuveyt, Bosna-Hersek, Afganistan ve Irak dâhil. Mayıs 2007’de, Gadson yarbaydı ve Bağdat’ta 400 askerken sorumlu bir komutandı. Saldıran 3 ay önce, Irak’ın başkentinde görevlendirildi. Kardeş taburdan iki askerin anma törenine katıldıktan sonra üssüne dönerken ağır bir şekilde yaralandı.

Birkaç yıl sonra, San Antonio’dakiIntrepid Merkezindeki film setinde oturan asker, o gecenin ayrıntılarını tekrar hatırlıyor: “Genel merkeze dönerken aracımla yol kenarındaki bir patlayıcının üstünden geçtim. Bomba, beni araçtan fırlattı ve bacaklarımdan ağır yaralandım. Astsubay Kıdemli Çavuşum Frederick Johnson, hemen yerimi bulup beni hayata döndürdüğü için çok şanslıyım. Birinci Sınıf Er Eric Brown kanamayı kontrol altına almak için bacaklarıma turnike yaptı. Kurtulmam için 129 ünite kan gerekti.”

22 ciddi ameliyat geçirdikten ve farklı farklı takma kol bacak denedikten sonra Gadsonşu an titanyum protez kullanıyor. Berg’ün kendi hikâyesini nasıl duyduğunu şöyle anlatıyor: “2010 yılında NationalGeographic dergisinde biyonik ve protezdeki ilerlemelerle ilgili bir yazı vardı. Benim de üzerimde üniformam, yeni denediğim dizlerle bir fotoğrafım yer alıyordu.”

Berg’ün Gadson’ı seçmekte şüpheleri vardıysa da Gadson bunu en aza indirgedi. Yönetmen görüşlerini şöyle dile getirdi: “Greg, yarbay olarak yüzlerce askerin karşısına çıkmış biri. Hem çok sert biri, hem de askerlerine karşı bir baba ya da amca gibi davranmak durumunda kalmış. Sette kendini rahat hissetmeye başladıkça, her şeyi anladığını ve bundan keyif aldığını hissettim.”

2007’de WalterReed’de iyileşme sürecini geçiren New York Giants’ın fahri kaptanı, birkaç yıl sonrasının kendisine neler getireceğini tahmin bile edemezdi. “SuperBowlşampiyonlarının yanında olmayı, orduda albaylığa terfi etmeyi ya da Ordu Yaralılar Programı’nın yeni yöneticisi olacağımı hayal bile edemezdim. Ama doğrusunu söylemem gerekirse filmde rol alacağım diye çok heyecanlanmadım. Olayı normal seyrine bıraktım. “Yaşamaya mecbursunuz”u göstermeye çalışıyor demiyorum ama tabii ki asla pes edemezsiniz. Ben, bunu yapmaya çalıştım.”

Oahu’da her şeyi asıl götüren, Pasifik Filosu Komutanı Amiral Shane’iyseünlü aksiyon yıldızıLiamNeeson canlandırıyor. Shane; Hopper, Stone ve Raikes’in komuta subayı ve aynı zamanda da Sam’in babası. Neeson, projenin nasıl ilgisini çektiğini anlatıyor: “Filmin temel taşı, senaryosu. Bu senaryoyu bir çırpıda okuyorsunuz. Benim için en önemli sınav budur: Okurken kendimi bir anda 78. sayfada buluyorsam, ne bir fincan çay ne bir bardak su içtiysem, beni etkilemiştir. Bu senaryo heyecan ve sürprizlerle dolu. Karakter gelişimleri de çok iyi.”

Sert karakterlere aşina olan Neeson için karakterine bürünmek oldukça kolay olmuş. Taken (96 Saat) ve TheGrey filmlerinin yıldızı anlatıyor: “Hawaii’de, PearlHarbor’da ve USS Missouri gemisinde, stüdyo dışında çekim yapan bir oyuncu olarak hayal gücümü kullanmak zorunda kalmadım… Bütün tarih gözlerinizin önünde duruyor.”

Neeson’ın en unutamadığı sahneyse, Gadson’ın karakterine, Honolulu’daki meşhur “Punchbowl” mezarlığındaki Gadson’la olan sahnesi. Neeson anlatıyor: “Greg’in karakteri Mick’e madalya takdim ediyorum. Yardımlarla sahneye çıktıktan sonra bana doğru yürüdü. Gözlerinde öyle bir bakış vardı ki, o; oyunculuk değildi. Bu adamın yaşadığı her şeyi, ülkesi uğruna aldığı yaraları, çektiği acıları yansıtıyordu. Çok gururlandım.”

“Battleship”, Uzak Doğu’lu film yıldızıTadanobuAsano’nun, Asgard’lıHogun’ı canlandırdığı ve oynadığıİngilizce konuşulan ilk filmi olan 2010 yılında gösterime giren “Thor”un ardından ikinci büyük Hollywood filmi. Asano, Hopper’ın Japon emsali, gemisi Myoko, uzaylıların saldırısında yok olmuşAlbay YugiNagata’yı canlandırıyor. Bu yüzden albay, USS John Paul Jones’da en büyük rakibine katılmak zorunda kalıyor ve birlikte mücadele ediyorlar.

Yapımcı Aubrey, Nagata’nın karakter gelişimini anlatıyor: “Hopper’ın ilk başta sürtüşme yaşadığıNagata, bu destansı savaşta daha sonra onunla ittifak kuruyor. Hopper, Japonlarla büyük bir rekabet içinde. Bunu RIMPAC futbol maçında da göreceksiniz. Uzaylılarla ilk karşılaşmalarından sonra Hopper hemen tekrar savaşmak istiyor ama Nagata bunun iyi bir fikir olmadığını düşünüyor. Fakat cesur ve şerefli bir denizci olduğu için Hopper’ın gemisini yalnız bırakmak istemiyor ve onunla birlikte savaşa giriyor ama uzaylılar gemisini batırıyor. Nagata ve mürettebatından kalanlar Hopper’ın gemisine biniyor ve iki adam, uzaylıları alt etmek için birlikte hareket ediyor.”

Asano, kendisinin ilgisini çeken noktaları paylaşıyor: “Ben, Amerikan Deniz Kuvvetleri subayıyla omuz omuza çalışan bir Japon deniz subayını canlandırıyorum. Bu, benim çok ilgimi çekti. Nagata, Japon Denizcilik Savunma Gücü’nün albayı. O ve Hopper, RIMPAC adlı Pasifik’teki donanma subaylarının buluşmasında bir araya geliyorlar.

Nagata ve Hopper, birbirlerini bu buluşma öncesinde de tanıyor. Nagata, Hopper’ı seviyor ama onda Nagata’yı sinir eden bir şey var, ortada bir ihtilaf söz konusu. Ben albayım, oysa subay. Onu biraz küçümseyerek davranıyorum, o da bana aynışekilde karşılık veriyor. Ama ortak bir düşmanla karşılaşınca, birlikte mücadele etmemiz gerektiğini kabul ediyoruz.”

Kadronun geline kalanı gibi Yokohama yerlisi oyuncu da Oahu’dakiPearlHarbor’da birkaç çekim yaptı. Böyle kutsal bir alana ayak basan oyuncu “yıllar önce iki ulus arasında olanları çok düşünmüş.” Oyuncu şöyle anlatıyor: “O tarih olmasa, biz Japonlar ve Amerikalılar bugün böyle bir filmde iş birliği yapıyor olmazdık. Hayatlarını kaybedenlere çok üzülüyorum ama bir Japon olarak bugün PearlHarbor’da dostane bir ortamda çalışıyor olmak bu filmi iyice önemli kılıyor. Bunun için minnettarım.”

Kitsch şöyle diyor: “Tad’eşapka çıkarıyorum. Beraber her sahnemizi çekmek için can attım. Harika bir oyuncu o. Bunu tekrar tekrar yapabilirim. Buraya gelip, ana dili İngilizce olmadan böyle büyük bir filmin önemli bir parçası olmak cesaret ister. Bu, benim İngilizce dışında bir dil bilmeden Japonya’ya gidip, çevirmenle oynamam gibi bir şey. Çok başarılıydı!”

Asano, bu iltifata şöyle karşılık veriyor: “Bu Amerikan film sektöründe ikinci filmim olduğu için, yabancılık çektiğim çok şey vardı. Çocuk gibiydim. İş arkadaşlarımı izleyip onlardan bir şeyler öğreniyordum. Özellikle Taylor’a minnettarım. Onun gücü ve karizması zaten ortada. Buna ilaveten kibar ve esprili biri. Söyleneni anlamadığım da Taylor devreye girip iletişim kurmama yardımcı oluyordu. Ayrıca birlikte bir sahne çekerken, çok göze çarpmayan bir değişiklik yaptığımda buna karşı hassas davrandı ve hemen tepki gösterdi.”

Oyuncu, Berg’ün birçok yabancı oyuncusundan biriydi. JessePlemons hariç, donanma personelinin önemli rollerinde yer alan oyuncuların hepsi Amerika dışındandı. Kitsch, British Columbia’dan, Skarsgård İsveçli, Rihanna da Karayip Adası Barbados’ta doğmuş.

Kitsch’in “FridayNightLights”tan rol arkadaşı olan Teksas doğumlu Plemons, geminin lostromosu Jimmy “Ordy” Ord’u canlandırıyor. En düşük rütbeye sahip Ordy’nin savaşa katılacağı aklına bile gelmezdi. Yine de görev çağırınca gerekeni yapmalıydı. Yeni Zelandalı John Tui de, Kıdemli ÜstçavuşWalter“Canavar” Lynch rolüyle, 20 yıllık kariyerinin ilk Hollywood filminde yer aldı. Geminin motor uzmanı Canavar, savaşa girdiğinizde yanınızda olmasını isteyeceğiniz türden bir adam.

Yeni Zelanda’nın Tonga Krallığı’ndan olan Tui, oyunun dünya çapında bir erişim ağı olduğunun bir diğer örneği. Kendisi anlatıyor: “Yeni Zelanda’da, Avrupa ve Amerika’dan çok etkilenirdik, “Amiral Battı” oyunu da çok meşhurdu. Arkadaşlarımda bu oyun vardı. Küçükken gider onlarla oynardım. Canlandırdığım karaktere hak ettiğini vermek istedim. Hem Deniz Kuvvetleri, hem de ülkeniz için.”

İşin sivil tarafı içinse, işaret kulesinin yapımını durdurmak üzere Sam ve Mick’in uzaylılara karşı verdiği mücadelede onlara katılan SaddleRidgeİstasyonu proje müdürü CalZapata rolüyle HamishLinklater dâhil oldu. Hamish’in, görevini tamamlaması için Mick’ten mümkün olduğunca ilham alması gerekiyordu.

Son olarak yardımcı rolleri oluşturan kadroysa şöyle: Myoko’daki Baş Mühendis Hiroki rolünde JOJI YOSHIDA; Donanma KomutanıBrownley rolünde RICO MCCLINTON; Kule Proje Direktörü Doktor Nogrady rolünde ADAM GODLEY; Sampson’da Güverte Subayı Strodell rolünde JERRY FERRARA ve ABD Savunma Bakanı rolünde PETER MACNICOL.

Taş Gibi Olacaksın: Eğitmenler ve Teknik Danışmanlar

Oyuncuları rollerine hazırlamak için Berg, birçok danışmanla çalıştı. Danışmanlar oyuncuları organize etti ve fiziksel ve zihinsel olarak onlarışekle soktu. Rihanna, Decker ve Gadson’ı, uzaylılarla girdikleri savaşa hazırlayan inanılmaz ekipler vardı.

Topçu bir numarası JacqueCarrizosa, “Battleship”in setinde Rihanna’yı savaş formuna sokmak için hazır bekliyordu. Terminator 2: JudgmentDay’in (Terminatör 2: Mahşer Günü) Sarah Connor’ıandAliens’ın (Yaratıklar) Er Vasquez’i gibi, Rihanna da role hazırlanırkenki disiplini ve kendini rolüne verişiyle setteki herkesi etkiledi.

Rihanna anlatıyor: “Setteki eğitim çoğunlukla silahın nasıl doğru tutulacağıyla ilgiliydi. Silahları iyice öğrenmem gerekti. Hoşuma da gitti çünküöyle eline silah almış, haybeye sıkan bir oyuncu gibi görünmek istemedim. Zaten Pete de her şeyin gerçekten donanmadaymışız gibi olmasını istiyordu. Filmdeki tipim ve tavırlarımın, Jacque ile çok ilgisi var.”

Prodüksiyon sırasında Carrizosa’nın rütbesi E5’ti. Yani Astsubay Kıdemli Çavuş. Denizci şöyle anlatıyor: “En basit 9 milimetrelik silahlardan tutun da, 50 kalibrelik silahlara, torpidolara, patlayıcı deposundaki yangın söndürme sistemlerine, füzelere, VLS sistemlerine kadar her şey elimden geçiyor. USS Missouri gibi bir savaş gemisinde göreceğiniz 12,7 santimetrelik silahlarla da uğraşıyoruz.”

Carrizosa, Rihanna’yı savaşa nasıl hazırladığını anlatıyor: “Rihanna’nın, askeri protokol ve silah tutmak konusunda kendini rahat hissetmesini sağladım. Ben dâhil olmadan önce birkaç kez atış yapmış, dolayısıyla korkmadı. Ben, duruşuna, hazır olda durmasına ve selam vermesine yardımcı oldum. Yeteneği ve güzelliğinin yanı sıra, o çok zeki ve doğuştan belalı.” Vazife çağırdı ve top bir numarasının setteki vakti doldu. Hawaii’de 3 hafta boyunca verdiği prodüksiyon arasından sonra San Diego’daki gemisine geri döndü.

Gadson ve Decker, Oahu’nun doğu tarafında uzaylılarla verdikleri savaşta farklı bir yardım aldılar. Berg, Gadson ve Decker’ı (daha sonra da yine kilit bir isim olan Linklater’ı) uzaylıların irtibat kulesini inşa ettiği sahnelerin çekimleri için 3 hafta geçirdikleri Kualoa Çiftliği’ne götürdüğünde denge sorunu devreye girdi ve işler hafif sarsıntılı bir şekilde başladı.

Decker, yönetmenin kendilerini cesaretlendirmesine minnettar. Oyuncu anlatıyor: “Greg’le anında yakınlaştık çünküçok hassas olmamız gerekiyordu. Sürekli yağmur yağan tepelerde prova ve çekim yaptık. Ortalık çamurlu, dağ tepe ve birkaç kere Greg’inprotez bacaklarıçamurda kaydı ve düştü. Önümde düştüğü için ya da ben onun önünde sinir krizi yaşadığım için birbirimize hemen güvenir olduk. Bana şöyle dedi: ‘Yokuş aşağıiniyorsak sana yaslanmam lazım. Yokuş aşağı inerken güçlü olman, bana destek olman lazım.’

Oyuncu şöyle devam ediyor: “Sam’in paramparça cesetler ve arabalar bulduğu ve ilk kez uzaylılardan birini gördüğü bir sahne var. Mick, onun gücünün kaynağı. Bu sahneyi çektiğimiz gün sadece Greg ve ben vardık. Sette kimseyle konuşmadık, sadece prova yaptık. Bana sert davranmasını; beni yere itmesini, tutmasını ve sarsmasını istedim. Birbirimizi hem hırpaladık, hem de birbirimize göz kulak olduk.”

Berg, çekimlerin daha resmen başlamadığı o ilk prova gününü hatırlıyor: “Greg, daha önce hiç oyunculuk yapmamıştı ve iki bacağı da yoktu. Bu, onun kendini rahat hissettiği bir durum değildi ve kesinlikle aşina olmadığı bir durumdu. Yine de elinden gelenin fazlasını yaptı. Çok yoğundu. Özellikle de kayıp düştüğü zamanlar. Onu kaldırdık, birkaç adım daha atıp yine çok sert bir biçimde düştü. Bacaklarına zarar geldiğini sandım. Çok sessizleşti. Kendi kendime ‘bu iş felakete dönüşecek’ dedim. Berg, yanıldığı için daha fazla sevinemezdi.

Gadson, yönetmene şöyle demiş: “İnsanın bacakları olmayınca böyle düşüyor işte.” Yönetmen anlatıyor: “Ne bekleyeceğimizi anlamak için onu dağın tepesine çıkarmak istedim. Ne kadar dayanabilirdi, böyle bir arazide ayakta durabilir miydi veya hareket edebilir miydi, öğrenelim istedim. Brooklyn de Greg’le geldi ve onun etrafı dolaşmasına yardımcı oldu. Ondan sonra Gadson’ın nerelerde oynayabileceğini görmeye başladık.”

Gadson’ın “Gerçek Olanlar” dediği titanyum bacaklar vücuduna destek olurken, asker hâlâ denge konusunda bocalıyor ve protezleri bacağında yokken tekerlekli sandalyeyle geziyor. Bir baston yardımıyla ayakta durmak ve yürümenin, seyyar bir merdivenin son basamağında durmak gibi olduğunu, protezle bunu yapınca sallanıyor gibi olduğunu söyleyen Gadson, sözlerine şöyle devam etti: “Denge kurmak, sabit durmak zorundasınız ki merdivende desteğinizi kaybetmeyesiniz. Ampüte olmayı ancak bu şekilde anlatabilirim.”

Dublör koordinatörü KEVIN SCOTT, Berg’ün kendisini Mick rolüne seçtikten sonra ilk kez Gadson’ın resmini görüşünüşöyle anlatıyor: “İki bacağının da olmadığını biliyordum. Ama o, iki alüminyum bacağı olan biri değil. O, gerçek bir savaşçı, inanılmaz bir insan ve harika bir lider. Greg’leçektiğimiz dövüşsahnesinde inanılmaz hareket ediyor. Kollarını bacaklarını kaybeden kişilere gönderme yapmak istedim. Gerçek olmayan bir şey yapmak istemedik.”

Scottşöyle devam ediyor: “Sektörün en iyi dövüş koreograflarından biri olan DAMON CARO, bize yardıma geldi. Greg’in de kendini rahat hissettiği bir dövüş hazırladık. Hatta birkaç hareket bizzat Greg’le konuşurken ortaya çıktı. O, bizim beceremediğimiz şekilde bacaklarını bükebiliyor. Dövüşe verdiği tepkiyi görmek ilginçti. Bacaklarını kaybettiğinden beri fiziki bir mücadeleye girmemiş. Son derece sürükleyici anlar var, hepsinde de tam bir savaşçı. Seyirci daha önce böyle bir fiziksel faaliyet görmemiştir.”

Deniz Kuvvetleri’ni her açıdan doğru bir şekilde resmedildiğinden emin olmak için, Berg’ün donanma teknik danışmanı Albay RickHoffman oldu. Diyaloglardan setlere, ölçülerden üniformalara ve saç kesimlerine, 28 yıllık bir kariyere sahip usta asker altını kaldırmadık taş bırakmadı.

“Battleship”de genelkurmay başkanını da canlandırırken göreceğimiz Hoffman anlatıyor: “Pozisyon için yapılan ilk görüşmede Peter bana böyle müthiş bir filmde, gerçek kısımların çok gerçekçi olması gerektiğini söyledi. Aktif görevdeki denizcileri, mümkün olduğunca çok sahnede, hatta yine mümkünse şu an gemide görev yapanları kullanmak istediğini söyledi. Oyuncuların ikna edici olduğundan emin olmak istedik.”

Ana güvertede çekilen her sahnenin öncesinde, oyuncular ve figürasyon “Albay Rick’in Eğitim Kampı” demeye başladığımız egzersizleri yapıyordu. Bu egzersizlerde şınavlar ya da bağırıp çağırmalar yoktu ama hem denizciler, çekimler sırasında göreceklerine alışıyor, hem de oyuncuların denizcilere dair fikir edinmesini sağlıyordu. Ayrıca provalar sırasında oyuncuların ve ordu figürasyonunun birbirini tanıması için çok önemli bir zamandı.

Kariyer sahibi denizcinin etkisi ekibe de uzandı. Hoffman ekliyor: “Son derece yetenekli set tasarım, aksesuarlar ve set dekorasyonu ekipleriyle çalışma fırsatı buldum. Sette küçük rötuşlar yapıyor – oyuncu daha rahat hareket etsin diye radyonun yerini değiştiriyor, şemalar, dürbün veya gerçekçi bir ortam yaratmak için küçük detaylar ekliyorlardı. Gerçeklik katmak için mümkün olan her anda denizcilerden yardım aldım. Onlar neyin gerçek durduğunu benden daha iyi biliyor.”

Yaşlı Gri Hanım: Gerçek Bir Savaş Gemisine Bakmak

“Battleship”inçekimlerine Oahu’da başlandı. Bu proje, Berg’ün Hawaii’de yönetmenliğini yaptığı ikinci filmiydi. Berg, burayı 2003 yılındaki “TheRundown” filmi için, Brezilya ormanlarının muadili olarak kullanmıştı.

Filmde arka plan olarak Hawaii’nin seçilmesinin birçok sebebi olsa da Stuber, II. Dünya Savaşı kayıtlarında, ittifak kuvvetleri için burada yer alan gemilerin çok büyük önem taşıdığının yer almasını gösteriyor. Kendisi şöyle anlatıyor: “Hikâyemiz PearlHarbor’da geçiyor çünkü tarihi göndermeler yapmak istedik. Ayrıca gerçek II. Dünya Savaşı gazileri yer alıyor. İkonik II. Dünya Savaşı savaş gemisi USS Missouri’yi getirdik ve ona çok önemli bir rol verdik.” Yapımcı, Japonya ve Amerika’nın günümüzdeki ortaklığının öneminden de şöyle bahsediyor: “Her yıl RIMPAC talimleri, ne kadar mesafe katettiğimizin bir hatırlatıcısı. Şimdiyse “Battleship”te Amerikalı ve Japon denizcilerin, ortak bir düşmana karşı yakinen çalışmasını izlemek, prodüksiyonda emeği geçen herkes için çok güçlü bir imgeydi.”

Denizde Futbol Sahası
Ekip, uzun bir süre boyunca ABD Deniz Kuvvetleri gemilerinde bolca çekim yaptı. İnanılmaz bir şekilde prodüksiyon ekibinin beş farklı destroyere girilmesine izin verildi. Bu sayede hem denizde hem de limanda gemileri gözleme fırsatı bulacak, hem de ülkelerine hizmet eden kadın ve erkeklerin hayatlarına dair bir fikir edineceklerdi.

Yapımcı DuncanHenderson ve ortak yapımcı TODD ARNOW, oyuncu ve yapım kadrosundan birkaç yüz kişiyi açık denize götürdü ve bir hafta boyunca orada kaldılar. Henderson, verdikleri bu kararı şöyle açıklıyor: “Avustralya’nın Altın Kıyı’sını da gezmiştik ama Hawaii’de karar kıldık. Bu, duruma çok fazla gerçekçilik ekledi. Daha önce suda geçen sahneleri bir su tankında çekelim diyorduk ama Hawaii’ye gidince karşımızda kocaman okyanus vardı ve böylece kafamızdakiler netleşti çünkü Pete, o görüntüyü bir su tankının içinde elde edemezdi. Ayrıca inanılmaz görüntüler çektik.”

Pasifik’teki sahnelerden biri de, Oahu’nunrüzgâraltı kısmının 1,5 kilometre açığında Hopper ve içinde Raikes ve Canavar’ın da bulunduğu mürettebatının kıyıda bulduğu bir birikintinin aslını araştırdığı sahne. RIMPAC sahneleri, filmi resmi çekimleri başlamadan önce yapılmıştı. USS Missouri’dekiçekimler prodüksiyon sırasında yapılmış, uçak gemisi USS Lincoln’de iki gün boyunca yapılan çekimler de post-prodüksiyon sonrasında filme eklenmişti.

Henderson ve Arnow, geçtiğimiz 20 yılda, “Poseidon”, “Kusursuz Fırtına” ve “Dünyanın Uzak Ucu” gibi içerisinde denizde geçen destansı filmlerin de bulunduğu 10 sinema filminde birlikte çalışmıştı. Yani ikili, okyanusun yüzlerce metre derinliklerinde geçen sahneler konusunda hiç de acemi değildi. Daha önce hiç denemedikleri bir fikir ortaya attılar. Bu, çok büyük bir şeydi.

Fikir şuydu: Neredeyse bir futbol sahası büyüklüğünde bir mavna kiralayıp onu okyanusa salmak. Böylece Berg ve görüntü yönetmeni TobiasSchliessler, araç açık denizdeyken onun bir ucunda sahneleri kurgulayabilecekti. Mavnanın bir diğer tarafındaysa Oscar ödüllüözel efekt süpervizörü BurtDalton, uzaylıların bozulmuş ve okyanusta sürüklenen gemisini temsilen 70 tonluk bir yalpa çemberi inşa etti.

Aracın aksi tarafına ekip, bir haftalık çekimleri yapmaları için gerekli olan tonlarca ağırlıktaki ekipmanı yerleştirdi. Yüzen sesli stüdyo, hafta boyunca demirlendi. Oyuncu ve yapım kadrosu gün içerisinde adeta deniz taksisi görevi gören teknelerle mavnaya gidip geldi.

Bu fikirleriyle ilgili olarak Hendersonşöyle konuştu: “Bu yaklaşım çok benzersizdi çünkü mavnanın ön tarafını sahne alanımız, kalan kısımları da çekimlere destek amaçlı kullanıyorduk. Biraz da şansımız yaver gitti. Okyanus kabarmadı, yağmur yapmadı. Bunun sebebi muhtemelen Hawaii’nin en kurak olduğu döneme denk gelmemizdi.”

Sudaki çalışmalarını tamamlayan ekip PearlHarbor’a, 12 bin denizcinin 8 bin hava personeliyle birlikte Hickam Hava Üssü’nde birlikte çalıştığı tarihi donanma üssüne gitti. PearlJarbor’a her yıl binlerce kişi USS Arizona (BB-39) Anma Töreni’ne geliyor. 7 Aralık 1941’de Japonlar tarafından bombalanan gemilerden biri olan Arizona’nın kalıntıları limanın dibinde duruyor. Burası aynı zamanda gemide hayatını kaybeden 1177 denizcinin de istirahat yeri. Bu saldırı sonrası Amerika II. Dünya Savaşı’na girmişti.

USS Missouri’nin Kısa Tarihi
USS Arizona, filmde yer almadı ama kardeş gemisi USS Missouri (şu an Savaş Gemisi Missouri adında bir yüzen müze) Eylül 2010 başlarında ekip için kilit bir lokasyon olmuştu. Prodüksiyon öyle büyüktü ki en popüler ve kalabalık turist ziyaret noktası, ekibin gemiyi kullandığı 7 günün dördünde ziyarete kapatıldı.

“Cesur Mo” lakaplı Missouri, Iowa sınıfı bir savaş gemisi ve ABD Deniz Kuvvetleri tarafından yapılan bu tarz son gemi. Başkan Harry S. Truman’ın memleketinden adını alan Missouri, 1941 yılında Brooklyn Donanma tersanesinde yapıldı ve 29 Ocak 1944’te denize indi. 11 Haziran 1944’te de savaşa girdi.

Geminin ağırlığı 45 bin ton. 270 metre genişliğinde (Titanik’ten birkaç metre kısa) ve 2700 subay ve denizciye ev sahipliği yapmış. Gemi 1984 yılında, 1950’de Kore’de kullanıldıktan yıllar sonra, tekrar aktif hâle gelmiş. Onu modernleştirmek için Deniz Kuvvetleri Missouri’yeçağdaş silah ve elektronik donanımı monte etmiş, insan kapasitesi de 1851 denizciye indirilmiş. Son olarak 1991’de Körfez Savaşı’nda kullanılmış.

29 Aralık 1944’te PearlHarbor’a gelen USS Missouri, II. Dünya Savaşı’nın son aylarında Japon kıyılarında çok çetin savaşlar vermiş. 11 Nisan 1945’te (Truman başkan olmadan bir gün önce), alçaktan uçan bir kamikaze, kendisine ateş edilmesine rağmen Missouri’ye sancak tarafından, ana güverte seviyesinin hemen altından çarpmış. Alevler, 3. Mühimmat deposunda yangın çıkarmış.

Savaş gemisi sadece yüzeysel hasar görmüş. Yangın da kısa sürede söndürülmüş. Pilotun kalıntıları geminin güvertesinden toplanmış. Ölen Japon pilotu için, Missouri’nin kaptanı William Callaghan denizde askeri bir cenaze töreni düzenlemiş. Callaghan, başarısız da olsa düşmanın bu çabasını kahramanca bulmuş. Geminin sancak tarafındaki göçük bugün hâlâ duruyor ve gemide turistlerin ilgisini çeken ana ögelerden de biri.

Yaklaşık dört ay sonra, USS Missouri, 2 Eylül 1945’te Tokyo Körfezi’nde Japonlar, Amiral ChesterNimitz ve Mareşal Douglas MacArthur’un başında bulunduğu ittifak kuvvetlerine teslim olduğunda tarih yazmış. ABD hükûmeti ve Hawaii, II. Dünya Savaşı’nın 65. Bitiş yıl dönümü anısına bir anma töreni düzenlediğinde, henüz Missouriçekimlerine başlanmamıştı.

31 Mart 1992’de kullanımdan kaldırılan USS Missouri, Bremerton, Washington’daki donanma ihtiyat filosunda bir süre hizmet verdi. 1998’de donanma bu gemiyi, Honolulu’daki USS Missouri Anma Birliği’ne hibe etti. Kendisi bugün BattleshipRow yakınlarındaki donanma üssünün hemen yanında, Ford Island’da yüzen bir müze görevi görüyor. USS Arizona’nın da bulunduğu PearlHarbor, tam “Cesur Mo”ya uygun bir istirahat yeri. Bu iki savaş gemisi, Amerika’nın II. Dünya Savaşı’na girmesinin başlangıcını ve bitişini temsil ediyor.

Gemiyi Pasifik’e İndirmek

Pearl Harbor Donanma Tersanesi’nde 18 milyon dolar değerinde bir bakımdan geçtikten sonra Missouri, 7 Temmuz 2010’da USS Arizona’nı yanındaki ana limanına geri döndü. Yeniden cilalanmış gövdesi, yeni boyası ve gelişmişkatodik koruması ve nem belirleme sistemi olan gemi, ilerleyen yıllarda paslanmaya karşı korunaklı durumda. (şu ana dek 3 milyondan fazla kişi, 1998’de müze olarak açıldığından bu yana “Cesur Mo”yu ziyaret etti.)

Çekimleri başlamasına 8 ay kala Missouri’yle dolaşabilme fırsatını kaçırmak olmazdı. Resmi olmayan çekimler 8 Ocak 2010 yılında, Missouri tersaneden döndükten 24 saat sonra başladı. Saat 09.25’te Missouri, “Battleship”inöncül çekimleri için bir kez daha denize açıldı. Berg ve yapım ekibi, gemi turist ziyaretine açılmadan önce mevcut olan sınırlı zamandan istifade etmek için kâr amacı gütmeyen USS Missouri Anma Vakfı’yla birlikte çalıştı.

Şileplerce çekilen savaş gemisi, PearlHarbor açıklarına indi, Waikiki Plajı’nın yaklaşık 3,5 kilometre açığına çıktı. Tarihi ama kısa “yolcuğu”, gemi 1998’de Hawaii’ye geldiğinden bu yana görülmemiş bir görüntüydü. Birçok kişi bunun “Gri Hanımefendi”nin son yolculuk olduğu kanısındaydı.
Kâr amacı gütmeyen MMA’da çalışan KEITH DEMELLO şöyle diyor: “Missouri’yiçekimler için denize indirmek, doğru zamanda doğru yerde olma meselesiydi. Herkes bunun olması için çok uğraştı. Bay Berg’ün hazırlık aşamasında araştırma yapmasıyla Missouri’nin 17 yıldır ilk kez kızağa çekildiği zamana denk geldi. Missouri’nin seyir hâlinde olması bile benzersiz bir şeydi.”

Aubrey’nin görüşleriyse şu yönde: “USS Missouri’nin filmde çok önemli bir rolü var. Öncelikle, filmimize bir savaş gemisi dâhil etmiş olmamız çok heyecan vericiydi. Özellikle de II. Dünya Savaşı’nda Japon’ların teslim olduğu Missouri savaş gemisini. Kızaktan her zamanki limanına çekilirken, onu okyanusa indirme fırsatı bulduk. Artık motorlar çalışmadığı için, kızağa çekilmişti.”

Subrey ekliyor: “O gün gemiye binenlerden bazıları Missouri’de savaşmış, çalışmış, onu tamir edip bunca yıl böyle çalışacak durumda kalmasını sağlamış kişilerdi. Ne kadar keyifli oldukları belli oluyordu. “Cesur Mo”yu bir daha okyanusta asla göremeyeceklerini düşünüyorlardı.”

Filmin usta mekan sorumlusu, Henderson yine uzun zamandır birlikte çalıştığı arkadaşı MICHAEL MEEHAN anlatıyor: “Yapımcılar Missouri’yi gördüğünde, onu çalıştırıp bakımını yapan insanların bu ihtiyarı ne kadar sevdiğini fark etti ve onu filme dâhil etmeye karar verdiler. PearlHarbor’da durmuş, Missour’nin güvertesinden bakıyorduk. Tek bir görsel ögede, II. Dünya Savaşı’nın başlangıcını ve sonunu görüyorsunuz.

Hasbro’daki yapımcıların bir hayalleri gerçek olmuştu. Schneir anlatıyor: “Geliştirme süreci surasında kendi kendimize sorduğumuz bir sorunun cevabını bulduk: ‘Orduda savaş gemisi yokken savaş gemisi anlamına gelen “Battleship” adında bir film nasıl yapılır? Dünyayı kurtaran kahraman gemi olarak bir savaş gemisi kullanmak istedik. Daha sonra USS Missouri’ninşu an yüzen bir müze olduğunu ve tekrar aktif görevde kullanılabileceğini öğrendik.

Schneir sözlerine şöyle devam ediyor: Missouri’yi filmin önemli bir unsuru ve karakteri olarak filme dâhil ettik. Ama Ocak 2010’da daha prodüksiyon dahi başlamamışken USS Missouri’yi kuru havuzdan alıp denize indirme fırsatını bulduk. Donanma da stüdyo da endişe içindeydi. Kusursuz ilerledi. Hava muhteşemdi, koşullar kusursuzdu, Missouri’nin denizdeyken görüntülerini çektik. Filmin üçüncü perdesindeki bazı inanılmaz görseller bu sayede oluştu.

Binlerce Kişilik Kadro: Oyuncular ve Mekânlar

Oyuncu ve yapımcı kadrosu için bu aksiyon-maceranın, tadını çıkardığımız özgürlüğümüze kavuşmamızda emeği geçen denizcileri onurlandırmak çok mühimdi. Stuber anlatıyor: “Uzaylıların olduğu büyük bir filmimiz var. Bir sürüşey havaya uçuyor. Gerçek bir yaz filmini oluşturan her şeye sahip. Ama tematik açıdan kahramanlarımıza ve onların başarılarına da saygılarımızı sunmak istedik.

“Hikâyeci”lerle Çalışmak

Kadro için yalnızca gerçek bir savaş gemisine adım atmakla kalmayıp aynı zamanda böyle görsel tarihe sahip bir savaş gemisine girme fırsatı insanın karşısına nadiren çıkar. Skarsgård anlatıyor: “İnanılmazdı. Sahnelerimizi çekerken, II. Dünya Savaşı’nda Missouri’de olan bazı gazilerimiz vardı. O adamlarla gemide olmak ve hikâyelerini dinlemek inanılmaz bir deneyimdi.

Kitsch anlatıyor: “Missouri’de çekim yapmak inanılmazdı. ‘OldSalts’ yani ‘Hikâyeciler’ konuşmasının çekildiği sahnede NORMAN MCCLAFFERTY ile konuştuk. USS Oklahoma’daymış (BB-37) ama yazı-tura atışı sonucu bombalamalardan önce nakledilmiş. Bunu tekrar yaşadığını görmek ve onun daha sonra bizimle Missouri’deçalışması muhteşemdi. Oyuncu olarak bu adamlarla bu anları yaşadığım için kendimi şanslı hissettim.

90 küsur yaşındaki Normal McClaffertyşöyle diyor: “Oklahoma’da görevliydim ama bugün burada oturabiliyorsam, yazı-tura atışı sayesinde.” Hawaii’de emekli olaran Donanma gazisi, figürasyonkasting koordinatörü JUDITH BOULEY’nin 3000 kişilik figüran kadrosundan biri olmuş.

Berg, filmin kilit sahnelerinden birinde, II. Dünya Savaşı gazilerine rol vermek istiyormuş, Kast çağrısına McClafferty, kendisinin John Watne ve BurgessMeredith’leçekilmiş bir resmiyle geldi. Meğer McClafferty, OttoPreminger’in Hawaii’de çekilen destansı 1965 yapımı filmi “InHarmsWay”de John Wayne’in karşısında küçük bir rolü canlandırmış. Fotoğraf sayesinde diyaloğu da olan bir rolü oldu. USS Oklahoma’daki geçirdiği talihsiz zamanları şöyle anlatıyor: “İki kişi gemiden inmek istedik. Bu, 41‘deki saldırıdan önce, Temmuz’daydı. Hikâyenin geri kalanını biliyorsunuz zaten. Şansı yaver giden bendim.”

1939-41 arası USS Oklahoma’da görevde olan McClafferty, 7 Aralık 1941 sabahını hatırlıyor. O zamanlar Hawaii ve Amerikan Samoası arasında Palmyra Adası’nda ikmal subayıymış. “Saldırı sabahına kadar orada oturuyorduk. Komutanımız bizi bir araya topladı ve Japonların PearlHarbor’da saldırdığını ve gemilerin topladığı yerde yoğunlaştıklarını söyledi. Oklahoma ve Arizona, kardeş gemilerdi. Oklahoma çok fırtına atlattıi bunu da atlatır diye düşündüm ama ne yazık ki atlatamadı. Oklahoma sekiz dakika içinde battı.”

Saldırının 66. Yılında 7 Aralık 2007’de, 1,2 milyon dolar harcanarak, USS Oklahoma’nın ölen 429 denizcisi için, PearlHarbor’da, ziyaretçileri Missouri Savaş Gemisi Müzesine doğru yönlendiren bir yolda anma töreni düzenlendi. Batan gemilerde hayatını kaybedenlerin isimleri 429 farklı beyaz mermer kolona siyah granitle kazındı. Bu mermerlerden her biri 2 metre boyunda ve 54 kilo ağırlığında.

McClafferty, filmde yer alan yaklaşık bir düzine donanma gazisinden – ki TOBIAS LANCON gibi 1952-1955 yıllarında Kore’de de savaşmış bazı kişiler USS Missouri’de hizmet vermişti – yalnızca biriydi. Filmin oyuncu kadrosu gibi Berg’ün teknik danışmanı emekli Albay RickHoffman da bu yüzen müze sahnelerinde diğer gazilerle tanışmaktan büyük şeref duymuş.

Albay, “Cesur Mo”da geçirdiği zamandan büyük keyif almış. Hoffman anlatıyor: “İnanılmaz bir deneyimdi. II. Dünya Savaşı destroyerleri 1800 ton ağırlığındaydı; II. Dünya Savaşı kruvazörleri 12 bin ton, mevcut destroyerlerimizse 9 bin ton. Ama II. Dünya Savaşı savaş gemileri 64 bin ton! 40 cm’lik 3 döner başlıklı silah mekanizması koyulabilir.”

Hoffman ekliyor: “Çok büyük bir tarihi önemi var. Aynı sınıftan 3 başka gemiyle tekrar hizmete sokuldu ve Vietnam kıyı bombalamalarında yer aldı. 1. Körfez Savaşı’na kadar görevdeydi. Bu tarihin yaşandığı gemiye binmek, sonra yapım ekibinin II. Dünya Savaşı’nda benzer gemilerde ya da burada görev yapmış başka gazileri getirmesi, onların gemiyi gezerken anlattıkları kendi hikâyelerini dinlemek, olağanüstüydü.”

USN Destroyerinde Çekim Yapmak

Missouri SavaşGemizi Müzesine ek olarak ekip, aktif bir USN destroyerinde bir hafta boyunca çekim yapma fırsatını da buldu. USS Hopper (Kitsch’in karakterinin adıyla aynı olması tamamen tesadüf) 1996 yılında denize indirildi ve Eylül 2010’da PearlHarbor’da demirledi ve bakımdan geçiyor.

Kitsch’in gezmesine izin verilen sofistike gemi hakkında Hoffmanşöyle konuştu: “Hopper, John Paul Jones’u temsil ediyor. Geminin mürettebatı ve subayları uçuş güvertesine, ana güverteye, kaptan köşküne ve üst güverteye girmemize izin verdi. Bu, ArleighBurke sınığı güdümlü füzeli bir destroyer. Buna aynı zamanda Aegis güdümlü füze destroyeri veya Aegis destroyeri deniyor. Hava savaşlarına karşı fazlı dizi radarı, 153 metre uzunluğunda, yaklaşık
9 bin-9,500 ton ağırlığında, 260 erkek ve kadına ev sahipliği yapıyor. Balistik füze savunmasından Somali’den korsan kovmaya kadar her şeyi yapıyorlar.

PearlHarbor, RIMPAC talimleri ve filodaki araçlara erişimlerine izin verilen mekân sorumlusu Meehan donanmanın inanılmaz bir iş birliği gösterdiğini söylüyor. Meehan devam ediyor: “Destroyer istemiştik, Deniz Kuvvetleri bize denizde olmayan tek destroyer Hopper’ı verdi. Onu benzersiz yapan şey, donanmanın ona bir kadın ismi vermiş olması. Amiral GraceMurrayHopper, Meehan’a göre bilgisayar alanında bir öncüydü ve bunu Deniz Kuvvetleri’ne aktardı.”

RIMPAC Futbol Maçını Çekmek

Üsse, iskelelere ve gemilere Eylül 2010’da filmin Pearlharbor’da çekildiği yerde Albay RICK KITCHENS sayesinde giriş izni aldılar. Kitchens resmi olarak PearlHarbor-Hickam’da üs komutanı. Burası daha önce PearlHarbor Deniz Üssü ve Hickam Hava üssüydü ama bu iki üs birleştirilerek tek bir üs oldu. Görev başındayken Kitchens 11 gemiye ve 18 denizaltına ev sahipliği yapan bu limandan sorumlu. Kendisi bu 18 denizaltı için “ulusumuzun denizaltı saldırı gücünün 3’te 1’i” diyor ve devam ediyor: “PearlHarbor’da tarihi ve şanıyla komuta subayı olmak çok heyecan vericiydi.”

ABD Donanma üssünde 3 hafta kalan ekip rahat ve üretken bir deneyim yaşadı. Kitchen, PearlHarbor’daki çekimler sırasında Berg’ün düzenlediği RIMPAC futbol maçında ekstra sayı kaydetti. 2010’du ve Dünya Kupası ateşi ortalığı sarmıştı.

“Battleship”in futbol maçı sekansı için (ABD Donanması Japon denizcilere karşı) Berg, PearlHarbor’da gemi demirlenen iki iskeleye bakan bir alan seçti. “Filmi futbolla açalım, bu sayede uluslararası bir tat elde edelim diye düşündüm. Japon ve Amerikalı oyunculardan oluşan yerel bir takım bulduk. Aslen Amerikan Futbolu maçı olacaktı ama bundan bıkmıştık” diyor “FridayNightLights” yönetmeni. “Daha sonra sahiden de bir RIMPAC kupası olduğunu öğrendik. RIMPAC’teki tüm ülkelerin katıldığı bir turnuva.”

Bouley seyirci olarak birkaç yüz kişi getirse de Berg’ün beklenmeyen bir sürprizi vardı: “Birkaç yüz figüran daha geldi. Onlar, sahneler çekilmeden bir gece önce donanma üssündeki limana şans eseri demirleyen gemilerdeki Amerikalı ve Japon denizcilerdi. Şimdiyse futbol sahasının tellerinin ardında, Berg’ün kamera çerçevesindeydiler. Yönetmen, her gemideki askerlerin gol atıldığı zaman güverteye çıkıp tezahürat yapmalarını istedi. Onlar da seve seve kabul etti.

Mekân sorumlusu Meehan anlatıyor: “Donanmaya, Bravo İskelesi’ne birkaç gemi koyup koyamayacağımızı sordum. Ama o limanın destroyer barındıracak oranda elektriği yokmuş. Sonra ‘Peki destroyer var mı? Varsa istediğimiz yere koyabilir miyiz’ dedik. Donanmadaki birkaç kişinin gayreti sonucu USS Shoup’un (2000’de denize indirilmiş yeni sayılabilecek destroyerlerden) limana geldiği öğrenildi.”

Albay Kitchens anlatıyor: “O gemilerin o limanlarda demirlemiş olmasışansımızaydı. Hatta Japon gemisi JDS Kirishima, Pasifik’te çekilen RIMPAC sahnelerindeki gemi. Gemi, ABD Donanması’yla beraber yürüttükleri bir füze testi için PearlHarbor’a gelmişti.”

PearlHarbor’da bir Japon donanma gemisi gördüğüne şaşıranlara Albay Kitchens açıklama yapıyor: “Japonya’yla savunma barışımız var. Düşman olduğumuz II. Dünya Savaşı günlerinden artık çok uzaktayız. Pasifik’in savunması için ikimiz artık bir bütünüz. Ortak savunma anlaşmalarımız var ve Japonlar yıllardır buraya geliyor, son derece de saygılılar. Çok da güzel gemileri var. Denizci olarak buna hayranlık duyuyorum.

Punchbowl ve KualoaÇiftliği’nde Çekim Yapmak

70 yıl önce II. Dünya Savaşı sırasında, şimdinin iki müttefiki büyük kayıplar vermiş iki düşman olduğu dönem çok başkaydı. Amerikalı kayıpların çoğu Hawaii’de, Punchbowl Mezarlığı olarak bilinen Pasifik Ulusal Anma Mezarlığı’na defnedildi.

1948’de inşa edilen bu mezarlık Pu’owainaKrater’inde (Puchbowl) yer alıyor. Bu isim, kutsal mezarlık alanından geliyor. Eski günlerde krater “Kurban Etme Tepesi” olarak biliniyordu. Mezarlık, Amerikan Silahlı Kuvvetleri’ndeki verilen kadın ve erkek zayiatları anma alanı. 2 Eylül 1949’da ve 7 Aralık 1941’de PearlHarbor’a yapılan saldırı sonucu hayatını kaybeden 776 kişi, buraya gömülen ilk kişiler oldu.

Başkentin tepelerinde yer alan bu mezarlıkta Amerikan Savaş Anotları Komisyonunca 1964 yılında yaptırılan Honolulu Anıtı da var. Anıt; II. Dünya Savaşı, Kore ve Vietnam Savaşları’nda Amerikan silahlı kuvvetlerinin Pasifik’te elde edilen başarıların ve verilen kayıpların onuruna dikildi. Bu etkileyici anıt, mezarlığı gören bir krater duvarının üstünde yer alıyor. Şapelin yanı sıra bu anıtın en ilgi çekici unsuru, krater zeminden yukarı doğru çıkan merdivenleri. Duvarlarındaysa hayatını kaybeden 28 bin 778 kişinin adı yazıyor.

Meehan “Punchbowl, gittiğim en adamakıllı mezarlıklardan biri” diyor. Filmin kilit sekansı tam da 11 Eylül 2010 tarihine denk geldi. Bu sekansta Amiral Shane, hikâyenin kahramanlarına madalyalarını veriyordu. Missouri Savaş Gemisi Müzesi gibi, burada çekim yapmakta yapım ekibinin çabalarına bir ağırbaşlılık ekledi.

Meehan anlatmaya devam ediyor: “Buraya mezarlık deyince bile ayıp oluyor sanki. Burası mabet gibi. Dünyanın başka neresinde volkan konisi içinde böyle güzel bir yer göreceksiniz. İnsanıçok etkileyen, apaçık bir yer. Burası saygı gösterme yeri.”

Hoffman o sabahın sessiz ve dokunaklı bir sabah olduğunu hatırlıyor: “Güneş doğduğunda biz de birkaç yüz figüranı toplamaya başlamıştık. Figüranların çoğu aktif görevde olan üniformalı denizcilerdi. Bir Japan deniz subayını canlandıran figüranlardan biri, Hava Kuvvetleri İhtiyatı’ndaydı ve çekimlerden önce milli marşı söyleyip söyleyemeyeceğini sordu, Pete de kabul etti. Peter oyuncu ve yapım ekibini selamladıktan sonra, toplanmış kalabalık milli marşın, dünyanın en hüzünlü yerlerinden birinde, çok değişik bir şekilde icra edilmesine şahit oldu. Son derece etkileyiciydi ve o günün bir parçası olmak büyük bir onurdu.

Ekip, sesli stüdyo çalışmaları için iki ayını geçireceği BatonRouge’a gitmeden önce Hawaii’de bir önemli mekânda daha çekim yaptı: Adanın, Hollywood yapımları için en popüler yerlerinden biri olan Kualoa Çiftliği’nde. Berg, Kualoa’daDecker, Gadson ve Linklater’ın olduğu patlayıcı sahnelerini çekti. Onlar da senaryoda “sıfır noktası” denen bir yerde irtibat kulesi dikmeye çalışan uzaylılarla karşılaşıyor.

Kualoa Çiftliği, Oahu’nunrüzgâraltı kısmında 16 bin 200 metrekarelik bir alanda yer alıyor. Çok çeşitli arazisinde yağmur ormanları, dağ tepeleri, beyaz parlak kumlu kumsallar var. Waikiki’den 25 kilometre uzakta olan aktif bu büyükbaş hayvan çiftliği, yıllar içerisinde birçok farklı projeye ev sahipliği yapmış. TV’deki “Lost” ve “Hawaii Five-0”dan tutun “Jurassic Park”, “PearlHarbor” ve “Godzilla”ya kadar pek çok filme.

Bu kutsal alan eskiden adanın elit kesiminin yaşadığı yermiş ve Oahu’daki en kutsal yerlerden biri. 45 yıldır Hollywood’dan gelenleri ağırlıyor. Çiftliği mekân olarak kullanan ilk film, ne tesadüftür ki 1965 yılına ait II. Dünya Savaşı Filmi “InHarm’sWay”. Çiftlik, 1850’de özel olarak satın alınmış. Aile yadigârları hâlâ içinde. Sahipleri de ücret karşılığında günlük turlar düzenliyor.

Yerel mekân sorumlusu LAURA SODE-MATTESON anlatıyor: “Kualoa Çiftliği, muhtemelen Hawaii’nin en büyüleyici yeşillik alanlarını ve dağlarını gören yer. Film çekmeye çok elverişli bir yer. Çiftlikte çekim yapınca, orman elinizin altında oluyor, istediğiniz ıssızlığa sahip oluyorsunuz ama bir yandan Oahu’nun desteği ve alt yapısı, gerek otelleri, gerek restoranları ve kolay ulaşımıyla hâlâ sizinle oluyor.”

Sode-Matteson, Berg’ün isteklerinin “el değmemiş bir dağ sırtı” olduğunu söyledi. Hawaii yerlisi Mattesonşöyle diyor: “Üst tarafta Kāne‘ohe Körfezi’ni bütünüyle gören mekânlar bulduk. Bu körfez, adaların en çok su barındıran su kütlesi. Çok çarpıcı bir manzarası var ve yağmur yüzünden yemyeşil. Mükemmeldi çünkü tepedeyken, dönüp okyanusa baktığınızda gemilerle birlikte PearlHarbor’ı görüyordunuz. Destroyerler saldırıya geldiğinde çok inandırıcı oluyor çünkü okyanusa bakan vadiden her şey görülüyor.”

Sode-Matteson, yıllardır mekân olarak kullanılan bu eyalette daha önce emsali görülmemiş bir şey yaptı: Üç ana yolu yarım günlüğüne kapattı. Honolulu şehir merkezinin nefes kesici manzaralarını çekmeden olmazdı. Kendisi şöyle diyor: “H-3’ü zıt yönde kapattık. Böylece trafik, insanların sandığı kadar etkilenmedi.”

Lousiana’da Çalışmak

2010 ekiminin üçüncü haftasında yapımcılar, Hawaii’de geçirdikleri iki aya veda edip BatonRouge, Louisiana’ya gittiler. Celtic Medya Merkezi’ndeki RaleighStüdyolarında kurdukları dört ayrı sesli stüdyoda iki ay boyunca gemilerin içinde çalışma yapacaklarda. 2007 yılında açılan ve 14 bin metrekarelik alanda 8 ayrı sesli stüdyo bulunan bu yeni tesis, BatonRougeşehir merkezinin 16 kilometre doğusunda, Mississippi kıyılarında yer alıyor. Bu mekân seçimi sayesinde ekip, bir başka tarihi deniz gemisine de erişim sağladı.

Şu an Mississippi’de müze olan USS Kidd (DD-661) Fletcher sınıfı bir destroyer. 1943 yılında denize indirilmiş ve II. Dünya Savaşı’nda şehit düşen ilk sancak subayı Tuğamiral Isaac C. Kidd’in adını almış. Amiral, PearlHarbor’a yapılan saldırıda bayrak gemisi USS Arizona’da şehit düştü. Kidd, Mississippi Nehri’nin 12 metreye kadar çıkan yıllık su derinliği değişikliğiyle başa çıkmak üzere tasarlanmış. Yılın yarısında nehirde, diğer yarısında ise kuru havuza çekiliyor.

BatonRouge, donanma üssünde uzak olduğu için Berg, Albay Hoffman’danJacksonville Florida’daki Mayport Donanma Üssü’nden denizciler bulmasını istemiş. Amacı, sahnelere gerçeklik kazandırmakmış. Hoffman anlatıyor: “Hawaii ve BatonRouge arasında Mayport’taydım ve eski gemim USS Hue City’yi kuru havuzda gördüm. Albaya telefon ettim ve bize yardım etmeleri için birkaç gönüllü istedim. İzinlerinin bir kısmını bu macerada yer almak için kullandılar.”

BatonRouge’daki çekimlere USS Carney (DDg 64) ve USS TheSullivans’tan da (DDG 68) denizciler katıldı. Çekimler ilerledikçe birçok denizci için sahnelere diyaloglu roller eklendi.

Herkes İş Başına: Gemi Setlerinin İnşaası

Ekip Louisiana’ya gelmeden aylar önce yapım sorumlusuuNeilSpisak’ın sanat departmanı ve inşaat çalışanları, USS John Paul Jones’un iç kısımlarını temsil eden bazı set parçaları hazırlamakla meşguldü. Özet olarak, Spisak’ın set tasarımları, Raleigh Stüdyoları’ndaki sekiz stüdyonun dördünü kaplıyordu.

“Hancock”tan sonra Berg’le ikinci kez çalışan tasarımcı anlatıyor: “Elbette gerçek gemilerde ne varsa mümkün olduğunca yer vermeye çalışıyorsunuz. Ama ne kadar mükemmel bir set hazırlarsanız hazırlayın, set; gerçekten çok farklı oluyor. Yine de gerçek gemilerin karakterine uygun setler hazırlamaya çalıştık.”

Gemi araştırmaları sırasında Spisak ve sanat yönetmeni süpervizörü, donanmanın en yeni destroyerlerinden USS Chung-Hoon’u gezmiş. Deneyimli sinemacı WILLIAM LADD SKINNER, büyük gemiler dünyasında oldukça bilgiliydi. Spisakşöyle diyor: “Daha önce suda geçen, orduyla ilgili birçok film yapmış. Donanma gemileri konusunda bana ne öğretmesi gerektiğini çok iyi biliyordu.”

Skinner’ın Hollywood iş gezileri 1975’e dayanıyor. İlk iki “Karayip Korsanları” filmi ve II. Dünya Savaşı gerilimi “U-571”in denizaltı setleri buna dahil. Kendisi “U-571”in yapım tasarımcısı olarak da görev yapmıştı. Skinner, Spisak’ın ekibi için çok kıymetliydi. (Set dekoratörü LARRY DIAS, yardımcı sanat yönetmeni MARK TAYLOR ve yapım koordinatörü ROBERT A. BLACKBURN de öyle).

Spisak, 5. Stüdyo’da bulunan bir çelik strüksiyonu baştan yarattı. Kendisi anlatıyor: “Geminin iç kısmıyla ilgili olarak, aşinalık yaratmak için, biraz serbest davrandık. Ben, bembeyaz bir makine odası gezdim. Bu konuda biraz serbest davranım, grilikler kullandık. Böylece, makine odasının parlak olmasını istediğimiz zaman onu aydınlatabilecektik. Loş olmasını istediğimizde de, gerektiği kadar karanlık hâle getirecektik.”

Geminin makine odası, günümüz destroyerlerindeki makine odalarının kopyası olarak yapıldı. Bu odalarda RollsRoyce tarafından yapılan jet motorları, GE’nin yaptığı ateşleme ve elektrikli güç sistemleri yer alıyor. Çekimleri için alanları modifiye etmenin yanı sıra, hikâyeyi geliştirmek için de bazı modifikasyonlar yapıldı. Jet motorları genelde yangına dayanıklı, ses geçirmez, ısıya dayanıklımodüllerin içinde dursa da, bu pırıl pırıl makineleri göstermek ve günümüz savaş gemilerinin ateşleme sistemlerinin tam etkisini yansıtmak için bu kutulardan onlarıçıkardık.

Skinner anlatıyor: “Bunlar General Electric ve Rolls-Royce turbo jetleri. Bu destroyerlerde iki ateşleyici var ve her biri makine odasından idare ediliyor. Biri iskele biri de sancak tarafında. Büyük olan iskele tarafında. Biz de tasarımımızı ona göre dizayn ettik.1

Spisakşöyle diyor: “Sette gördüğünüz her şey, bir destroyerin makine odasında olan şeyler. Ama biz, aksiyona yer bırakmak; ki Canavar karakteri ve bir uzaylı arasında şiddetli bir dövüş oluyor, için bazışeyleri genişlettik. Gerçek bir makine odası beş kademeli bir yerken bizimkisini biraz sınırladık. Çünkü bizim aksiyonun çoğu tek kademede geçiyordu.”

Bir başka kilit set tasarımıyla ilgili olaraksa Spisakşöyle diyor: “Kaptan, ya Savaş Enformasyon Merkezi’nde (CIC) ya da kaptan köşkünde olacaktı. Bu yüzden tasarımcı, 5. Stüdyo’daki makine odasının yanına böyle bir alan yaptı. Açık denizlerde olanları görmek gerektiği için, kaptan köşkleri çok önemli bir hâl aldı. Kaptan köşklerinin hem uzaylı ordusunda hem de insan ordusunda nasıl yapılacağı bizi biraz korkuttu.”

Skinner, CIC’nin, destroyerdeki kaptan köşkünde bulunan subaylarla beraber hareket ettiğini sözlerine ekledi: “Destroyer, geminin kalbi niteliğindeki CIC’den yani Savaş Enformasyon Merkezi’nden savaşır. Geminin merkezi niteliğindedir. Uzaylılara karşı verilen savaş, kaptan köşküyle birlikte CIC’den yürütülür. “Battleship”le, son dönemlerde hiçbir filmde görmediğini bir destroyer ve savaş gemisi işleyişi göreceksiniz. Bu gerçekçi setlerin muadili tasarımlarımızla gurur duyuyoruz.”

Yapım tasarımcısı, kaptan köşkünde kullandıkları, yalpa çemberi denen bir hareket mekanizmasının kullanılmasından bahsetti. “Kaptan köşkleri en büyük aksiyon sahnelerinin bir parçasıydı. Hareket eden bir platformun üstünde olmalıydı. Yalpa çemberi sayesinde kaptan köşküne meyil verebildik, çevirebildik, okyanus dalgalarıyla döndürebildik. Çok pahalı bir ekipmandı. Bu yüzden tek bir kaptan köşkü setini başka bir amaç için nasıl kullanılacak hâle getirebileceğimizi konuştuk.”

Spisak’ın bulduğu çözüm, kocaman bir kaptan köşkü seti yapmaktı. Tamamen yeşil set içine çekilen bölüm, 7. Stüdyo’nun çalışma alanının tamamını kullandı. Set, filmde üç farklı kaptan köşkü için kullanıldı: USS Sampson (Stone’un komutasındaki gemi), Japon gemisi Myoko (Nagata’nın gemisi) ve USS John Paul Jones (Hopper’ın gemisi).

Spisak şöyle anlatıyor: “İnşaat ekibi efekt ekibiyle bir arada çalışmak zorunda kaldıçünkü yalpa çemberi hareketli bir platformdu. Dolayısıyla buna bağlı olan her şey çelik ve kaynaklı olmalıydı ki dağılmasın ve emniyette olsun. Yalpa çemberi, seti kaldırması için yapılmıştı, tam tersi için değil. Kaptan köşkü seti gerçek bir destroyer kaptan köşküyle aynıydı.
Yalpa çemberinin tasarımı deneyimli özel efektleri süpervizörü, Berg’le üçüncü kez bir araya gelen BurtDalton’a ait. Dalton’ın özel efekt ekibi, senaryodaki aksiyona ve kaptan köşkü setinin gerektirdiklerine göre modifiye edildi. Geminin açık denizdeki dönüş hareketlerini yapabilmek için böyle bir yalpa çemberi yapıldı. Bu devasa çelik strüktür 68 bin kilo ağırlığında, 21×10 metre ebatlarında ve yerden en az 2,5 metre yukarıda duruyordu.

Özel efekt süpervizörü anlatıyor: “Her şey bilgisayarla kontrol ediliyor. İstediğimizi yapabilmemiz için son derece sağlam bir şey inşa ettik. Daha önce kullandığımızdan da farklı bir tasarımı vardı. Daha aşağı inemiyorduk ve yeşil ekranın insanların yüzünde yansıma yapmasına da izin veremezdik. Biz de tersyüz edilmiş bir V sistemi yaptık. Bir kolu yerde, diğer kolu da diğerine geçmiş durumda.”

Dalton, yalpa çemberinin “gemi tıpkı okyanusta olduğu gibi ilerlediğinden oyuncular açısından işe gerçeklik kattığını” söyledi. Ama iki üç durumda, onu gerçekten yalpa çemberi olarak kullanmak zorundaydık. Örneğin uzaylılar, Sampson’a yaptıkları saldırılar sırasında meydana gelen patlamalardan sarsıldığında. Bütün camları havaya uçurduk ve şiddetli bir biçimde seti salladık. O anlarda onu dibe batırıp, insanları ön güverteye kadar yuvarladık. Geminin batması gerektiğinde, onu her açıdan batırma imkanı da bulduk.”

Uzaylılar, Stinger Yer Altı Araçları ve İmha Etme Makineleri: İşgalciler ve Silahları

Yapımcılar için, seyircinin bu destansı filmi izlediğinde inanılmaz bir şeye şahit olmalarıçok önemliydi. Schneir anlatıyor: “Uçaklar, gemiler, uzaylılar, imha etme makineleri ve eşkıyalar görecekler. Amiral Battı oyunun gözlerinin önünde gerçek olduğunu görecekler. İşin özündeyse bir gurup insanın, imkânsızlıklara karşı verdiği mücadeleyi görecekler.”

IndustrialLight& Magic (ILM) şirketindekiler, görsel efekt süpervizörleri GradyCofer ve Pablo Helman gözetiminde, bu imkânsızlıkları yaratmakla sorumluydular. Aubrey anlatıyor: “Uzaylıları bize benzetmek için çok uğraştık. Tabii ki çok farklı görünecekler ama asıl fikir, paralel evrenlerde yaşıyor olduğumuz fikriydi. Astronomlar buna ‘Goldilocks’ yani ‘sarı gezegen’ diyor. Onlar da aynı kaynaklara ihtiyaç duyuyor ve onları kullanıyor. Bizim ortamımızda varolmak için buna mecburlar. İlk baştan itibaren Pete, bazı uzaylıların farklı kişilikleri olmasını, bu sayede seyircilerin onları birbirlerinden ayırt edebilmelerini istiyordu.”

Stuber, insana benzeyen uzaylıların korkutucu görüntüsünü görünce aklı başından gitmiş. Tabii onların devasa gemilerini ve galaksiler arası silahlarını görünce de. Kendisi şöyle anlatıyor: “İlk olarak yeni bir fikirle gelen ILM oldu. Kendilerini hâlâ geliştiriyor olduklarını görmek çok eğlenceli. Filmde hayata geçirdikleri şeyler de olağanüstü.”

Özel efekt süpervizörü Dalton da, ILM’deki özel efektçilerle, bir başka benzersiz cihaz olan İmha Etme Makineleri’nin olduğu sekanslarda birlikte çalıştı. Berg şöyle anlatıyor: “Filmde, benim de daha önce hiç görmediğim bütün bir uzaylı deniz filosu ortaya koyuyoruz. ILM’deki çok zeki adamların tasarladığı ve bilgisayarda 3 boyutlu modellediği bu gemilerin yine ILM tarafından ne tür savaşma sistemleri kullanacağı bulundu. Bu uzaylı gemileri ve bizim Aegis-sınıfı destroyerlerimiz arasında geçen savaş nefes kesici. Uzaylıların kullandığı bazı havalı silahlar da yaptık. Bunlardan biri de imha etme makinesi dediğimiz, içinde istihbarat sistemi olan ve önüne çıkan her şeyi yok eden bir alet.”

Helman bu mekanik silahı şöyle tanımlıyor: “Çapı 3 metre olan, ve yoluna çıkan her şeyi mahveden bir daire bu. Kocaman ve içinde metali ve betonu, daha doğrusu her şeyi kesen ekipmanlar mevcut.”

Aubrey ekliyor: “Pete, uzaylıların nasıl şeytani silahlara sahip olacağı yönünden beyin fırtınası yapıyordu. Konuştuğumuz şeylerden biri de imha etme makinesi fikriydi. Dairesel bir zincir testere dizisi, semazenler gibi hareket eden normal bir oda boyutunda kocaman bir daire düşünün. Dünyanın merkezine iniyor ve kolaylıkla bir tırı ezip geçebiliyor.”

İmha etme makinesi, film boyunca aksiyon dolu birkaç sahnede görüşüyor. Dalton anlatıyor: “Bunların çoğu bilgisayar grafiğiyle yapılmalıydıçünkü sette yapabileceğimiz bir şey yoktu. Fizik kanunlarına aykırı bu. İmha etme makinesinin, kahramanlarımızdan Ordy’nin koridorda peşine düştüğü sahne mesela. Bu çekim için, koridoru yok edemeyeceğimizi biliyorduk çünkü birkaç kez çekim yapmamız gerekebilirdi.”

Ama imha etme makinesinin olduğu bir diğer önemli sekansta, Dalton’ın ekibinin bir otobüsü ikiye bölmesi gerekiyordu. Senaryo gereği, aletin otobüsü parçalamadan önce bütün elektrik lambalarını ve arabaları ezip geçmesi gerekiyordu. Kameralar önünde bir otobüsü parçalamak için çok çaba sarf edilmiş. Otobüs üç kısma ayrılmış. Tabii ki tüm bunlar BatonRouge’da, Spisak’ın ekibinin yaptığı120 metrelik yeşil ekran otoyolda, Celtic-Raleigh stüdyolarının karşısındaki kocaman boş bir arazide yapılmış.

Dalton, dinamik sahne için yaratılan muhtelif set parçalarını anlatıyor: “Bir otobüsü, kastanyola dediğimiz yüksek basınçlı, havayla çalışan ve aracı saatte 20-30 km kızla hareket ettirmemizi sağlayan aletin üstüne çektik. İmha etme makinesi buna çarpınca, onu bir arada tutan çelik plakalar kullandık. O çelik plakalar patladığında, otobüs parçalanıp ikiye ayrıldı. Ek fren ve dümen sistemiyle destek sağladık. Dublör, tüm bu patlamalar sırasında otobüsü kullanıyordu.”

ILM’den, Dalton’ın ekibiyle bu efektlerde bir arada çalışan Helmanşöyle diyor: “Bu sekansta, imha etme makinesi bir uzaylı gemisinden kıyıya doğru fırlıyor.” Kendilerine uzman PHIL NELSON’ın yardım ettiği Helman sözlerine şöyle devam ediyor: “Gerçek bir otoyol değildi bu. Etrafını yeşil ekranla çevrelediğimiz bir asfalt parçasıydı. Bu, bize esneklik sağladı. Otobüsleri, beton kamyonlarını ve arabaları havaya uçurduk. İşte işimin eğlenceli yanı! En başarılıçekimler, pratik efektler, minyatür çalışmalar ve bilgisayar efektlerini birleştirdiğimiz kısımlardı.”

ILM ile çalışan 15 yıllık deneyime sahip Helman, bu süreci bir kile şekil vermeye benzetiyor: “Ama gerçek dünyadan referanslara ihtiyacımız vardı. Bu yüzden bir imha etme makinesi tasarlamamız gerekti. Home Depot gibi mağazalardan referans kullandık. Metal parçalara ve ışığın metale yansımasına baktık. Araba tasarlamaktan çok da farklı değildi.”

ILM’nin tasarım fikirlerinden biri de uzaylıların Stinger denilen yer altı araçlarının hareketlerini incelemekti. Berg anlatıyor: “Uzaylı gemileri, bir su böceği fikrinden çıktı. Gemiler hareket ederken sırtları yukarıda, başları da aşağıda duruyor. Sanki kendilerini şarj ediyorlar. Daha sonra su böcekleri gibi suyun üzerinde durmaya başlıyorlar. Gemilerin bildiğimiz hareket mekanizmasına karşı olarak bu tarz beklenmedik bir hareket stili fikrine bayıldım.”

Cofer, tasarımı anlatıyor: “Suyun altında giderken daha sonra yüzeye çıkan, Stinger dediğimiz uzaylı gemilerini geliştirdik. Pete ‘Bu gemiler havaya yükselip daha sonra suya dalıp bambaşka bir yerden çıksa nasıl olur?’ dedi. Bu çok ilginç bir fikirdi. Bilim kurgu ama gerçekliği vardı.”

Yine de Cofer animasyon ekibine danışmış: “Bu kadar ağır gemilerle bu nasıl yapılır? Nasıl olur? Şöyle bir test yaptık: Bir Stinger’ı be ABD Deniz Kuvvetleri destroyerini alıp karşı karşıya koyduk. Stinger, manevraları sırasında defansif ve ofansif olarak sıçrama yapabilecekti. Müthişti. Geminin en ilginç taraflarından biri oldu.”

Cofer, suyun görsel efektle yaratılmasını şöyle anlatıyor: “Filmdeki su etkileşimi çok yoğun. Yüzey dalgaları, çarpan dalgalar, sisler falan her şey var. ILM’dekiler olarak biz, ar-ge departmanımız, filme “Amiral Battı Su Projesi” adını taktık. Derin denizlerdeki simülasyonların üstesinden nasıl geleceğimize dair baştan düzenlemeler yapmamız gerekti!”

Ekip bir çok okyanus simülasyonu ve su yüzeyi çalışması yaptı. Cofer, 2010 yılı Noel’inde tamamlanan filmin post prodüksiyonu sırasında yapılacak görsel efektler konusundaysa şöyle yorum yapıyor: “Pete, neler görmek istediğini çok iyi biliyor. Geminin ne hızda hareket etmesini istediğinin farkında. Onun teknelerle ilgili deneyimi çok fazla, dolayısıyla okyanusta neyin nasıl olacağını biliyor. Kocaman bir gemiyi suya indirdiğinizde, dalgalara çarpa çarpa giderken suyun yerini değiştiriyor.”

Suyun yer değiştirmesiyle ilgili araştırma için Cofer ekibin fırtınalı denizlerde koca gemilerin nasıl hareket ettiğine dair birçok çekim yaptığını söyledi. Bu kocaman, ağır gemilerin bu şekilde hareket etmesi bile inanılmaz. Tabii ki bu, gerçek bir gemideyken hissedeceğiniz şeyler.”

[end_tabset]

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir