Ön Bakış: Ghost in the Shell

Hollywood’un para ile dönen bir endüstri olmasından kelli, çektikleri filmlerin pazarlanabilir şeyler olması elzem. Fakat gelin görün ki son yıllarda Hollywood’un pazarlanabilir anlayışı formülize filmlerle ısıtılıp tekrar tekrar önümüze konan markaların arasına sıkıştı. Yeniden çevrimler, sittin sene sonra gelen devam filmleri hep bu furyanın ürünü. Bir de Avrupa veya Japon filmlerinin Hollywood uyarlamaları var.

ghost-in-the-shell-trailer-robo-geisha-face

Bahse konu filmimiz son cümledeki gruba dâhil. Mamoru Oshii’nin 1995 tarihli animesi kısa sürede bir siberpunk klasiği oldu. Matrix fenomen haline geldikten ve Wachowski’ler Ghost in the Shell’i esinlendikleri kaynaklar arasında saydıktan sonra ününe ün kattı. Anime Binbaşı Kusanagi’nin, insanların artık her işi sibernetik bedenlerle gördükleri 2029 yılında adına Shell denen bu bedenleri hackleyen Kuklacı adında birini yakalamaya çalışmasını anlatıyor. Elbette bu kadar basit bir polisiyeden ibaret değil mesele. Entrikalar, cinsel kimliklerin keşfi ve varoluşsal çıkarımlarla zenginleşen, derin bir animeydi Ghost in the Shell. Hollywood’un uyarlamak için bu kadar beklemesi şaşırtıcı. Gelelim fragmanın düşündürdüklerine.

ghost-in-the-shell-trailer-majors-robot-body

İlk fark edeceğiniz şey, Marvel’i Kara Dul’un solo filmine bir türlü ikna edemeyen Scarlett Johansson’un nihayet kendi süper kahraman filmine kavuşmuş olduğu. Johansson fragman boyunca bolca uçuyor, kaçıyor, düz duvara tırmanıyor, pataklıyor ve açıkçası Kara Dul’u oynarken yaptıklarından pek de farklı bir şey yapmıyor. Johansson’un role uygunluğu konusunda derin şüphelerim var. Oyun gücü olarak altından kalkacağına eminim ama Uzak Doğu filminden uyarlanan ve geçtiği mekân değiştirilmeyen bir filmin başrol oyuncusunu “beyazlaştırmak” ne sonuç verir bilemiyorum. Aynı şey Batou için de geçerli ama karakterin yüzündeki makyaj bunu biraz kapatıyor.

ghost-in-the-shell-trailer-cemetery

Şehrin havası animeyi yansıtmış. Fragmanda cinsel kimlik ve varoluş gibi konuların ipuçlarını görsek de, genelde aksiyon sahneleri konulmuş. Bu sahneler yerli yerinde görünüyor ama bir PG-13 havası sezilmekte. Umarım öyle değildir çünkü hatırladığım kadarıyla orijinal anime daha yetişkin işiydi. Michael Wincott ve Juliette Binoche isimlerinin verdiği sevinç, yönetmenin Pamuk Prenses ve Avcı (Snow White and the Huntsman)’dan tandığımız Rupert Sanders olmasının yarattığı endişeyle dengeleniyor. Bütün bunların ne sonuç vereceğini film 31 Mart 2017’de gösterime girdiğinde göreceğiz.

Yazar hakkında: Kaan Zanbakcı

1976, İstanbul doğumlu. Sinema denen sanatın ne kadar büyülü bir şey olduğunu 1986’da, Şişli Site sinemasında izlediği Return of the Jedi ile farkına vardı. 10 yıldır çevirmenlik yapıyor. Önce Divxplanet bünyesinde, ardından Öteki Sinema’da film eleştirileri yazdı. Sender’in açtığı senaryo atölyelerine katıldı. Hayalî İcraat adında bir bilimkurgu/fantastik sinema sitesi hazırladı ancak o büyüklükte bir siteyi tek başına hazırlamanın zorlukları, hosting firmasının saçmalıklarıyla birleşince 6 yılda büyük mesafe kat eden, 800’ü aşkın makale içeren sitesini kapadı ve Öteki Sinema’ya geri döndü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir