El páramo / The Squad: Yeni Bir Savaş Korku Filmi

El páramo / The Squad, yönetmenliğini Jaime Osorio Marquez’in yaptığı Kolombiya / Arjantin / İspanya ortak yapımı bir film.

“Kolombiya’nın ıssız arazilerinden birine konuşlanmış askeri bir üs ile bütün bağlantı kesilir. Üssün terörist bir saldırıya maruz kaldığını düşünen yetkililer, olayı araştırmak için bölgeye dokuz askerden oluşan bir manga gönderirler. Üsse varan askerler, korkunç bir katliamdan arda kalanlarla karşılaşırlar. Askeri üste zincire vurulmuş dilsiz bir kadın dışında yaşayan hiç kimse yoktur. Dış dünya ile iletişime geçemeyen askerler düşmanın kim olabileceği hakkında bir fikir sahibi olamazlar. Peki bu garip sessiz kadın da kimdir? Terörist midir? Kurban mıdır? Ya da doğaüstü güçlere sahip daha kötücül bir varlık mıdır? Askerler arasında paranoya kök salar. Korkunun esiri olurlar ve öğrendikleri korkunç sır sonrasında insanlıklarını kaybedip birbirlerine vahşice saldırırlar.”

Filmin başrollerinde Juan David Restrepo, Andrés Castañeda ve Mateo Stevel var. Hikayesi ise yönetmen Marquez’e ait, senaryoyu da Diego Vivanco ve Tania Cardenas ile beraber yazmış. The Squad, Marquez’in ilk uzun metraj denemesi.

Kahramanları askerler olan savaş korku filmlerine özel bir düşkünlüğüm vardır. Bu tarz filmlerin hemen hepsini sektirmeden izlemeye çalışırım. Kolombiya semalarından türe ait bir film çekildiğini öğrendiğimde çok sevindim. Ancak filmin konusunu okuyup, fragmanını izledikten sonra açıkçası bu heyecanım bir miktar azaldı. Hayır, aslında The Squad hiç de fena bir filme benzemiyor ama konusu en sevdiğim savaş korku filmlerinden biri olan G.P.506 (2008) ile neredeyse birebir aynı. Hatta türün diğer öne çıkan örnekleri Arpointeu (R-Point, 2004) ve Outpost (2008) ile de büyük benzerlikler içeriyor. Lakin bütün bunlar The Squad’ı izlememe engel olacak mı? Kocaman bir hayır. Merak kediyi öldürür.

7 Ekim 2011’de Kolombiya’da vizyona girmiş olan The Squad’ın bizim taraflara ne zaman geleceği hakkında bir bilgi yok.

Aşağıda başta El páramo olmak üzere bahsi geçen diğer filmlerin fragmanlarını izleyebilirsiniz.

El páramo (The Squad, 2011, y. Jaime Osorio Marquez)

G.P.506 (The Guard Post, 2008, y. Su-chang Kong)

Outpost (2008, y. Steve Barker)

Arpointeu (R-Point, 2004, y. Su-chang Kong)

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 Beylerbeyi, İstanbul doğumlu. 2008 yılında Öteki Sinema ekibine katıldı. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. Halen yazmaya devam ettiği Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

10 Yorumlar

  1. Merhaba,
    Bu tarz occult/war ya da horror/war temalı filmlerden büyük bir keyif alıyorum ben de. Fakat türe dahil olarak yalnızca birkaç tane film izleyebildim. Bunlardan en beğendiğim, kurgu itibariyle pek hoşuma gitmese de, yaratmış olduğu mükemmel atmosferden dolayı The Bunker oldu. Outpost ve Deathwatch‘i da epey sevmiştim gerçi. Zone Troopers‘ı izlemeyi çok istiyorum fakat en azından bir ingilizce altyazı bulabilseydim diye düşünüyorum. Filmin konusu tür dahilinde çok istediğim bir kurguyu vaadediyor bana. IMDB linkini de vereyim hatta;

    http://www.imdb.com/title/tt0092298/

    Yazılan bu filmi de oldukça merak ediyorum. Acaba tür dahilinde bana önerebileceğiniz filmler olabilir mi?

  2. Murat Kızılca

    Yazıda ismi geçen Su-chang Kong’un yönettiği R-Point ve GP506‘yı izlemediyseniz mutlaka izleyin. Benim favorilerim bu ikisidir. The Bunker, Outpost ve Deathwatch’ı zaten söylemişsiniz.

    Bunların dışında, gerçi izlemişsinizdir ya, ben gene de aklıma gelen birkaç filmi sayayım: The Objective (2008), Dog Soldiers (2002) ve Djinns (2010). Bahsi geçen filmlere biraz uzak kalsa ve bir hayli kötü bir film olsa da listeye Town Creek‘i (2009) de ekleyebiliriz.

  3. Bir önceki mesajımda belirtecektim fakat sonradan, “belki izleyebilirim” diyerek vazgeçtim. Sanıyorum ki söz konusu iki kore filmine göz attıktan sonra söyleyebilirim.

    Uzakdoğu sinemasına karşı inanılmaz bir önyargım var ve film ne kadar güzel olursa olsun her nasılsa keyif alarak izleyemiyorum. Bahsettiğiniz R-Point’e şöyle bir bakındım mesela ve beyaz kıyafetli bir ablayı bir horror/war filminde görmek beni müthiş bir biçimde filmden itti. Zaten, söylediğim gibi, pek de anlamlandıramadığım bir şekilde uzakdoğu sinemasına karşı bir önyargı sahibiyim. Anlattığım sekansı görmemle birlikte filmi direkt olarak izlememe kararı aldım.

    Tür dahilinde WWII temalı filmler daha ilgi çekici aslında. Tabii Outpost, The Bunker ve Zone Troopers haricinde izlenebilir bir film var mı bilmiyorum.

    Dog Soldiers’tan pek hoşlanmamıştım ben, izlerken epey sıkıldığımı anımsıyorum. The Objective ve Djinns fena değil görünüyor, onlara göz atabilirim. Tavsiyeleriniz için teşekkürler.

  4. Ben de bir klasik olarak Michael Mann’ın The Keep filmini şiddetle tavsiye ederim hala izlenmediyse…

  5. wherearethevelvets

    Nyarlathotep, sanırım sen II. Dünya Savaşı esnasında geçen, SS subayları ve Necronomicon’un da işe karıştığı bir korku filmi arıyorsun. Bulmak zor.
    Ben de Uzakdoğu korku filmlerine karşı önyargılıyım (Klasikler ve abidik gubidik gore’lar dışında tabi ki). Özellikle Kore sineması korku türünde o kadar çok örnek veriyor ki, bir de hepsi birbirine benziyor, izlemekten kaçınıyorum. R-Point bende de var ve hiç izlemeyi düşünmüyorum. Uzakdoğu korku filmlerine karşı önyargılı olmamın en büyük sebebi oyunculuğun korkutmaktan çok güldürmesi. R-Point’in trailerında kafasına kan boşalan askerin verdiği tepki ne demek istediğimi açıklayacaktır. Bir de oyuncular kendilerini çok ciddiye alıyorlar, çok cool ya da gizemlilermiş gibi (aynı Türk korku filmlerindeki oyuncular gibi). Bu da insanda yabancılaşma efekti uyandırıyor.
    Ben ayrıca savaş filmlerinden de hiç haz etmem. Öldürmeye güdümlenmiş, elleri silahlı bir grup adamın başına ne gelirse gelsin umrumda bile değilmiş gibi hissediyorum. Dolayısıyla askerlerin rol aldığı bir korku filmi de beni heyecanlandırmıyor. Ölen kişiye üzülmüyorum, canını kurtarmak için kaçan baş karakterin korkusunu paylaşamıyorum, özdeşleşemediğim için.
    Bu arada “The Keep” ne kadar sevmeye çalışsam da sevemediğim bir filmdir. Sonradan anladım ki filmden aldığım eksiklik duygusunun sebebi, gösterime girmeden önce neredeyse yarı yarıya kesilmiş olmasıymış. Montajdan geriye kalanlar da pek etkileyici gelmedi bana. Ki Michael Mann çok sevdiğim bir yönetmendir.

  6. Ahah. Cehennemi bir kitap olması gerekmiyor elbette, wherearethevelvets. Fakat evet, söylemek istediğini anlıyorum.

    Nazi-Ufo paranoyaları, Neuschwabenland, Ahnenerbe, Stalin’in Metro-2’si (tabii bu biraz urbex’e kayıyor) gibi nasyonel mistisizm dahilindeki konuları araştırmayı her daim heyecan verici bulmuşumdur. Bir de küçüklüğümden beri militarizme ve totaliter rejimlere karşı büyük bir ilgim var. Fakat bunu estetik bir kavrayış olarak ele alıyorum ben (wwii’nin yıkımını görkemli bulmak mesela), yoksa politik bir düzlemde ateist sayılırım.

    Eh, bu iki ilgi alanı bir araya gelince de, yarı-fantastik bir algıyla, sinema alanında bu türde filmler görebilmeyi istiyorum tabii. The Bunker gibi, Deathwatch gibi, Outpost gibi.

    Bu arada sözünü ettiğim Zone Troopers çok rezil bir yaratığa sahip olsa da, fena değil gibi görünüyor. Bilmiyorum izleyeniniz var mı.

  7. Bahsetmeyi unutmuşum. Bu yıl Iron Sky adında bir film gösterime giriyor, filmde komedi unsurları bulunsa da, ilgi çekici göründüğünü düşünüyorum.

    http://www.imdb.com/title/tt1034314/

  8. Asylum da boş durmamış, hemen Iron Sky‘ın beklentilerinden nemalanmak için yeni bir film çekmişler: Nazis at the Center of the Earth. Fragmanını izlemek için:

  9. En son izlediğim savaş korku filmlerini de ekleyeyim, eksik kalmasın.

    War of the Dead (2011): Finlandiyalı Marko Mäkilaakso’nun yönettiği Litvanya/İtalya/ABD ortak yapımı film türün klişelerinden acemice faydalanarak çekilmiş, kötü bir örnek. Nazilerin II.Dünya Savaşı sırasında ölümsüz süper askerler üzerine deney yaptıkları, terkedilmiş bir Rus sığınağına giden ABD’li ve Finlandiyalı askerlerden oluşan timin hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor. Türün sıkı hayranlarının bile canını sıkma potansiyeline sahip.

    Outpost: Black Sun (2012): Evet, çok sevilen Outpost‘un (2008) devam filmi. Hiç tükenmeyecek gibi görünen ‘zayıf devam filmleri’ listesine rahatlıkla eklenebilecek yeni bir halka daha.İşin kötüsü üçüncü film de yolda: Outpost: Rise of the Spetsnaz (2013).

  10. Az önce Endonezya yapımı Dead Mine‘ı (2012) izledim. Yazı ve yorumlarda bahsi geçenlerle yakın ilişkide olan filmi buraya eklemek istedim. Peki nasıldı? Oyunculuklar, diyaloglar ve dövüş/öldürme sahneleri çok ama çok sıkıntılı. Fakat öte yandan konusu da bir o kadar ilgi çekici. Türe delicesine bağlıysanız bir göz atabilirsiniz. Yoksa izlenmese de olur.

    (Kendime not: Bir ara bu büyük çoğunluğu sığınaklarda geçen korku/savaş filmlerini bir araya toplayan bir yazı yazsam hiç fena olmayacak sanırım.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: