Pengabdi setan / Satan’s Slave (1982)

Pengabdi setan 1982 yılı mahsulü Sisworo Gautama Putra tarafından yönetilmiş olan Endonezya yapımı bir bomba.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Film bir cenaze töreni ile açılır. Bay Munarto‘nun eşi, aynı zamanda Tommy ve Rita‘nın annesi olan hanımefendi ölmüştür. Büyük bir konakta yaşayan aile belli ki oldukça varlıklıdır. Cenazeden sonra evde (bizdeki mevlite benzer) bir tören yapılır. Ama anlaşılan aile mensupları dini mevzulara bir hayli mesafelidir.

Tommy annesinin ölümünden sonra kabuslar görmeye başlar. Arkadaşlarının tavsiyesi ile falcıya gider. Falcı ailesinin büyük bir tehlike altında olduğunu ve onları korumak için kara büyü yapması gerektiğini söyler. Falcının yönlendirmesi ile Tommy kendini kara büyüye verir. Bay Munarto işle güçle uğraşmaktan karısının yasını tutmaya vakit bulamaz. Rita ise danslara, partilere gitmeye devam eder. Bay Munarto evi çekip çevirmesi için Darminah isimli hizmetçiyi işe alır. Darminah eve geldikten sonra işler iyice çığrından çıkar. Tommy ve Rita etrafta hayaletler görmeye başlar. Evin bahçıvanı Karto, ölünün kırkı çıkmadan dünyevi işlere dalan aileyi uyarır, onları dua etmeye ve namaz kılmaya çağırır ancak kimse onu kâle almaz. Aile yavaş yavaş şeytani güçlerin kontrolü altına girmeye başlar.

Pengabdi setan uzun süre uzak doğu korku filmlerine düşkün bünyeler tarafından en çok konuşulan, tartışılan filmlerden biri olmuştu. Bunun sebebi filme ait doğru düzgün bir kopyanın piyasada olmamasaydı. Neyse ki 2006 yılında ABD’li bir şirket, Brentwood Home Video, Pengabdi setan’ın ‘uncut’ kopyasını Asya Filmleri koleksiyonuna kattı da film ulaşılabilir hale geldi.

Birçok yerde film için “Endonezya usülü Phantasm” tanımlamasını görebilirsiniz, ama sebebini anlayamadığım bu anlamsız tanımlamaya pek kulak asmamak gerek. Çünkü Pengabdi setan’ın Phantasm (1979) ile uzaktan yakından ilgisi yok.

Didaktik yapıdaki eserlerden oldum olası haz etmem. Hem alıcıya düşünmek için açık kapı bırakmaz, hem de derdini emir kipinde anlattığından alıcıyla öğreten-öğrenen ilişkisine girer ki hiç kimsenin ‘sadece benim anlattıklarım doğru, kalan her şey yalan’ tadında bir eğitimi onaylayacağını zannetmiyorum. Öte yandan bir eserden bu kadar direkt eğitim almak bu denli zaruri mi, o da ayrı bir mesele.

Evet, Pengabdi setan didaktiğin dibine dibine vuran bir film. Konusundan da anlaşıldığı üzere ‘kör göze parmak’ stilde bir İslami propaganda filmi de diyebiliriz. Karakterlerin her biri aşırı uçlarda salınıyor, ya siyahlar ya da beyaz, hiç kimsenin griye yanaşmaya niyeti yok gibi. Bu durum filmin inandırıcılık katsayısının yerlerde sürünmesine yol açıyor.

Aslında filmin derdi çok basit; “namaz kılmazsan, ibadet etmezsen, yani kısaca inanmazsan, şeytanın kölesi olursun, evini hayaletler basar.” Evet, hayaletler! Endonezya’nın coğrafi konumu göz önüne alındığında hayaletler orası için çok daha gündelik bir konu, bu taraftan bakınca bir parça garip görünse bile o tarafta demek ki bu yerel batıllar dinin içine yedirilmiş ve o şekilde kabul görmüş.

Ailedeki çocukların şeytanın yoluna girmesi ise oldukça enterasan eylemlerle ifade ediliyor; dans etmek, partiye gitmek, korku dergi ve kitapları okumak, mini etek giymek, sigara içmek, eve geç dönmek, büyü yapmak gibi. Senelerdir izlediğimiz Avrupa ve Amerika yapımı korku filmlerinde bu tarz donelere sıkça rastladık, yalnız o filmlerdeki ‘kötü yola sapma’ eşiği(!) biraz daha yüksekti, şişman ya da gözlüklü olmak, uyuşturucu kullanmak, cinsel münasebette bulunmak gibi. Dolayısıyla batıdan gelen filmlere (donelere) alıştığımız (ya da alıştırıldığımız) için Pengabdi setan izleyenin gözünde bir parça sönük, hatta basbayağı komik kalıyor.

Film teknik açıdan bütünüyle sınıfta kalıyor. Özellikle oyunculuklar ve efektler vasatın çok altında. Hayaletler (zombiler?) film boyunca bir o tarafa, bir bu tarafa süzülüp duruyor. Ancak final sahnesi tam bir bomba. Şeytanı şipşak iki duayla alt ediyorlar. Gerçi film boyunca mücadele namına pek kayda değer bir çaba göremiyoruz ya, neyse.

Sonsöz: Pengabdi setan, Endonezya yapımı düşük bütçeli bir korku filmi. Ancak propagandanın dozunu kaçırıp bir şeyler öğretmeye fazlasıyla kafayı taktığı için asli görevini, korkutmayı unutuyor. Buna rağmen istemeden de olsa bir hayli eğlenceli ve komik bir filme dönüşüyor. Boş bir hafta sonu gecesini şenlendirmek için uygun bir seçenek olabilir.

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir