Petra Holzer Özgüven: ‘Türkiye’den çok aktivist film geliyor’

Bu sene 12-16 Ekim tarihleri arasında üçüncüsü yapılan Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Film Festivali koordinatörü Petra Holzer Özgüven ile festivali konuştuk…

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Neden ekolojik bir festival yapma gereği duydunuz?

Biz Ethem ile yıllardır ekoloji bazlı, işçi hakları ya da çevre hareketlerini anlatan filmler çekiyorduk. Seneler önce uluslararası ayağını ilk biz yaptık Altın Portakal’da. Work shoplar yapıyorduk.  Aslında ekolojik fimleri çok yoğun göstermek lazım ki bilinç artsın.  Dünyada ne var ne yok görülsün, problemler ve çözümler paylaşılsın. Bizim tercih ettiğimiz yol budur. Biz Bozcaada’da uzun yıllardır yaşıyoruz ve burayı seviyoruz. Kuzey Ege’de hassas bir ekoloji dengesi var. Çok da güzel bir biyoçeşitlilik var onun için burada festival yapmayı istiyorduk. Belediye başkanı Hakan Can Yılmaz kazandığında geldi “böyle birşey istiyordunuz yapalım” dedi. Belediye başkanı bize destek verdi. Bu potansiyeli anladı ve bizim yapmamız için elinden geleni yaptı.

Belediye desteği ile yapıyorsunuz yani?

Sponsorlar var halkın desteği var ama çok yoğun olarak belediyenin desteği var.

Festival üçüncü yılında. Üç yıldır gözlemleriniz neler?

Uluslararası kurallara göre başvuru yaptık. Başlangıçtan beri çok başvuru alıyoruz. İlk başta 40 ile başladık şu an çok daha fazla başvuru var.. Duyurabildik,  dünyaya da duyurabildik. Küba dahil küçüçük yerlerden bile başvuru alıyoruz. İlk sene çok başvuru aldık Türkiye’den. Ama yavaş yavaş normale dönmeye başladı.

Peki bu ekolojik farkındalık dünyada mı yoğun Türkiye’de mi?

Ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Konular direniş biçimleri baskıları direnişe karşı olan yöntemler dünyada çok birbirine benziyor. Ama hangi ülkede daha yüksek bilemem. Avrupa’da genel halkın bilinci çok yüksek endüstri politika buna yanıt veriyor. Aynı ülke politika ve şirketler başka ülkede felaketler yaşatıyor. Kendi ülkesinde direnişe yanıt verse de başka ülkede bu direnişe saygı duymuyor. Duyarlı yönetmenler her yerde var. Film yapma biçimleri farklı. Film dilleri her ülkede farklı. Portekiz’de, Almanya’da bir tarz var, Asya’dan gelende fark var. Türkiye’den çok aktivist film geliyor. Çok derin çalışmalar yok. Hızlı çalışmalar yapılıyor. Film dili üzerinde durmak lazım. Çok film var, 280 film var alamadık festivale, yer ve zaman yok.

Seneye katılmak durumu oluyor mu?

Bunları da göstermek lazım diyorsunuz ancak yeni filmler hep yeni filmler geliyor.

Kadın kotasına ilişkin neler söylersiniz…

Bizim bakış açımız öyle bir şeye yol açtı sanırım. Kota yaratmaya çalışmak da değil aslında. Bizim bakış açışımız buna neden oldu. Birden baktık yarı yarıya kadın yönetmenlerin fimlerini seçmişiz. Onların dili yöntemi farklı. Jüride de bilinçli olarak yaptık. Her sene de yüzde 50 kadın olsun diye düşündük. Bilinçli olarak jüride de kadınların oranı yüzde elli.  Karar mekanizmalarında erkekler ön plana çıkıyor biz bunun tersini yapmak istedik.

Ada halkının sahiplenmesi nasıl oldu?

Yaz yapsak dışardan gelenler olur aslında turizm yoğunluğu içinde kaybolur. O zaman bu işe ada halkı dahil olamazdı. Bu fimleri bütün Türkiye’de göstermek isterdim. Belki zaman içinde gezici olabilir ancak bu ciddi bir güç istiyor. Telif hakları sorunları var. Bir de ada halkı ilk seneden beri bu yaz yapacak mısız diye soruyorlar. Fimleri izliyorlar yorumlar yapıyorlar.

Yerel seçimler olursa başkan değişirse ne olacak?

Belgesel her zaman iktidarın karşısındadır. Ne olacağını bilmiyoruz. Başka bir şekilde devam ederiz. Biz mutlaka devam etmek istiyoruz. Umarız duyarlı bir belediye başkanı seçilir de devam edebiliriz.

Türkiye’deki festivaller yerel yönetime bağlı olduğu için bu kaygıyı herkes yaşıyor..

Evet öyle. Burada mesela bizim salonlarımız doluyor. İstanbul’da İzmir’de salonlar genelde boş oluyor. Oralarda yapmayı düşünmüyoruz. Biz taşrada büyük şehirler dışında yapmak istiyoruz. Ama destek şart. Ekonomik olarak şirketler sponsorluk düşünemiyor. Çok az destek olabiliyorlar.

Ülkemizdeki ilk ekolojik festival mi?

Türkiye’de ekoloji adını kullanan ilk biziz. Çevre adını kullanan festival vardı Bodrum’da, 90’larda başlamıştı. Ancak o devam edemedi. Bakırköy’de bir tane var ulusal yarışma o da. Belgesel festivalleri çok azalmış durumda.

Türkiye’deki ekoloji tablosunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir anlamda duyarlılık ve direniş var. Şirket politikaları inanılmaz acımasız saldırıyor her şeye. Türkiye’de durum bu. Şirketler aşırı saldırıyor. Direnç yükseldikçe saldırı da yükseliyor. Bergama’dan beri bunu görüyoruz. Boyut değişiyor. İki tarafta boyut değişiyor.

Son olarak sizin eklemek istedikleriniz…

Bir anlamda duyarlığı arttırmak o belgeseller görülsün istiyoruz. Bir facebook mesajı  geldi. Bizi çok mutlu ettiler. Bir kişi nasıl dünyayı değiştirebilir öncülük yapabilir çok umutlanmış o mesajı yazan kişi. Adalı birisi olarak ne kadar umutlu olduğunu yazmış. Dünyayı değiştirmek için umut var. Öyle örnekler gelince çok mutlu oluyoruz. Umut arttırmak istiyoruz.  Çok güzel öyküler var festivalde. Çöp Mandela’da mesela. Bütün ülkeyi içine alıyor, yasa çıkarıyorlar, insanların duyarlılığını arttırıyorlar. Nereye gidersen bu sorunu görürsün. Aynı duyarlılığı başlatabilirsiniz. Bu filmler öncülük yapabilir. Bu filmler dünyayı değiştirmek için umut veriyor.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir