Pickup on South Street (1953)

Mutlaka Görmeniz Gereken 85 Filmden Biri

Öteki Sinema’da da yer verdiğimiz Martin Scorsese’nin meşhur 85 filmlik izleme listesinde kendine yer bulan Pickup on South Street, kesinlikle ıskalanmaması gereken bir kara film.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Hapisten çıkalı daha bir hafta olmasına rağmen New York’un kalabalık metrosunda tekrar çalışmaya başlayan yankesici Skip McCoy, gözüne kestirdiği Candy’nin cüzdanını çalar. Ancak her ikisinin de bilmediği bir şey vardır. Eski erkek arkadaşı Joey’e son bir iyilik yapmak için kuryelik yapan Candy, içinde şirketler arası rekabetten kar sağlamak amacıyla çalınmış birtakım formülleri ihtiva eden bir mikrofilm olduğunu sandığı bir zarf taşımaktadır. Ama cüzdanına koyduğu zarf, mikrofilmden bihaber Skip’in eline geçmiştir. Candy’yi takip etmekte olan federal ajanlar, metrodaki hırsızlığa şahit olmuş, paket yerine ulaşmayınca da zarfın artık yankesicinin elinde olduğunu anlamışlardır. Skip, ne olduğunu anlayamadığı mikrofilmi zulasına atar. Bu arada polis, federal ajanlar, Candy ve mikrofilmin sahipleri Skip’in peşine düşmüştür bile.

Pickup on South Street poster 1Darryl F. Zanuck, 20th Century Fox ile sözleşmesi bulunan yönetmen Samuel Fuller’a bir kadın avukatın bir cinayet davasında savunduğu zanlıya âşık olduğu bir senaryo getirir. Fuller, bu fikre tav olur ama mahkeme sahnelerinin uzunluğu nedeniyle ana hikâyeyi anlatmaya vakit kalmayacağından endişe ederek bir suçlu ile bir kadının aşkını anlatan başka bir senaryo yazmayı teklif eder. Stüdyonun önerdiği birkaç değişikliği kabul eden Fuller, Pickup on South Street’i yazar. Başroldeki kadın oyuncu seçimi de sıkıntılı geçer. Rol için fazla çekici bulduğu Marilyn Monroe, Shelley Winters ve Ava Gardner gibi yıldızları reddeden Fuller, Betty Grable’da karar kılar. Ancak Grable’ın filme illa bir dans sahnesi eklenmesinde ısrar etmesi üzerine ipler kopar ve rol Jean Peters’ın olur.

Pickup on South Street, birçok özelliği ile öne çıkan müthiş bir kara film klasiği. Her şeyden önce II. Dünya Savaşı sonrasında yoğunlaşan casusluk olaylarına karşı gerçekçi yaklaşımıyla takdiri hak ediyor. Bond filmleri ile başlayan süreçte iyice cilalanıp parlatılan casus tiplemesiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan casusların fink attığı film, hayatından endişe eden, devamlı diken üstünde oturan, şüpheci, hatta açıkçası pek bir cazibesi de bulunmayan casus tiplemesiyle gerçek hayat ile daha sıkı bağlar kuruyor. Aynı gerçekçilik filmin bütününe de sirayet ediyor etmesine ama kara film kalıpları içinde kabul gören, en başta başroldeki Skip ve Candy olmak üzere, rafine diyebileceğimiz karakterler, filmi daha düşsel bir boyuta taşıyor (ki hangi kara film o sularda gezinmiyor). Bu da melodramatik yapıyı daha da güçlendiriyor. Skip ile Candy arasındaki aşk, yapım öncesindeki gelişmelerden de anlaşıldığı üzere, filmin çıkış noktası ve diğer olup biten her şey bu aşkın gerçekleşmesine ya da gerçekleşmemesine sebep olacak basit teferruatlardan ibaret. Her ne kadar derin devlet meseleleri ya da ölüm kalım savaşları araya girse de ikili arasındaki aşkı anlatan film, yolundan bir milim bile sapmıyor. Zaman zaman Yeşilçam melodramlarına yaklaşan bir çizgiye bürünse de bunu asla suistimal etmiyor ve finale kadar çizgisini korumayı başarıyor. (Ben finali pek beğenmem ama büyük çoğunluğun beğeneceğinden eminim.)

Pickup on South Street orta

Ayrıca o dönem Hollywood tarafından öcü olarak sunulan komünistler, bu filmin de kötü adamları. Federal ajanlardan birinin hırsızlık masası şefine söylediği şu cümle zaten dönemin ruh halini fazlasıyla yansıtıyor: “Sana bir hainle yankesici arasında büyük bir fark olduğunu söylemiştim.” Bu cümleyle yankesicilik yapan anti-kahramanını aklayan film, onu bir kahraman yapmaya doğru götürüyor. Bu arada filmde buna benzer diyalogları sadece kolluk güçlerinin ağzından değil, farklı gelir düzeylerinden farklı karakterlerin ağzından da duyuyoruz. Bu da sanki bütün Amerika’nın komünizm karşısında takındığı tavrın neredeyse birebir aynı olduğuna dair bir izlenim bırakıyor ama filmin bunu propaganda niyetiyle yapmadığı çok açık. Çünkü eğer öyle olsaydı, kolluk güçlerinin bilgi almak için muhbirlere rüşvet vermeleri ya da bir binanın içinde kıstırdıkları casusu saçma hatalarla ellerinden kaçırmaları gibi aleyhlerinde olan detaylara da yer vermezdi. Asıl amacın o zamanki Amerika’nın ruh halini perdeye yansıtmak olduğu rahatça görülüyor.

Pickup on South Street’in tartışmasız en güçlü yanı oyuncu performansları. Başrollerdeki Richard Widmark (Skip), Jean Peters (Candy) ve Richard Kiley (Joey) her zamanki gibi çizgi üstünde kalsalar da asıl dikkat çeken yan karakterleri canlandıran oyuncular oluyor. Özellikle muhbir Moe’yu canlandıran Thelma Ritter hemen herkesin önüne geçmeyi başarıyor. Zaten Ritter bu rolüyle 1954 yılında en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar’ına aday olmuştu. Ayrıca çok ama çok kısa bir süre alan Şimşek Louie rolündeki Vic Perry de inanılmaz bir performans sergiliyor.

Yanıltıcı fiziksel görünüşünün ardına saklanarak çaktırmadan bilge kişi rolüne soyunan Moe’ya yazılmış bir dolu diyalog, film boyunca izleyeni derinden sarsmayı başarıyor. Aşağıya beni en çok etkileyen iki tanesini aldım ama emin olun Moe’nun ağzından çıkan, hayata ve aşka dair her cümle, izleyeni bir yerlerinden yakalayacak güçte.

Hırsızlık Masası Şefi Tiger: “Biriktirdiğin paranı kaybedersen kimsesizler mezarlığını boylarsın.”
Moe: “Dinle Tiger, kimsesizler mezarlığına gömülecek olursam bu beni öldürür.”

Moe (Joey’e): “Dinle bayım… Bu gece buraya geldiğinde durmaya yüz tutmuş, eski bir saat gördün. Yoruldum. Tükendim. Bir gün herkesin başına gelir. Bir gün sana da öyle olacak. Bende her şeyden biraz var; sırt ağrısı ve baş ağrısı. Geceleri uyuyamıyorum. Sabahları uyanmak zoruma gidiyor ve giyinmek, sokaklarda yürümek, merdivenleri çıkmak. Yapmaya devam ediyorum. Ama ne yapayım, vaz mı geçeyim? Hayatımı kazanmalıyım ki ölebileyim.”

Metrodaki kovalamaca sahnesi, casusun köşeye sıkıştığı asansör sahnesi ve Candy’nin çok fena dayak yediği sahne gibi ucuz ama gerilimi yüksek sahnelere de ev sahipliği yapan film, hiçbir yönden eksik kalmayan, dört dörtlük bir kara film örneği.

Sadece Scorsese’nin değil, hemen her sinemaseverin en iyiler listesine girmeyi hak eden Pickup on South Street, kaçırılmaması gereken filmlerden. Ne yapıp edip bir an önce izlemeye bakın.

Pickup on South Street lobi 1

Pickup on South Street lobi 2

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir