Hammer Korku Külliyatının Yüz Akı: Quatermass Serisi

“Hammer’ın bütün korku külliyatı için övgüyü tek bir filme atfedecek olursak, o film kesinlikle The Quatermass Xperiment olmalıdır.” -Michael Carreras (Hammer’ın kurucularından James Carreras’ın oğlu, yapımcı, yönetmen)

ABD, 1950’li yıllarla birlikte Sovyetlerle bir süper güç yarışına girmiş gibi görünse de artık ufaktan dünya meselelerinde lider ülke koltuğuna yerleşmeye başlar ve bildiğiniz üzere günümüze kadarki süreçte yerinden kıpırdatmaya muktedir bir rakiple karşılaştığı da pek söylenemez. II. Dünya Savaşı’ndan sonra gelen ve aile kavramıyla hesaplaşmaya yeminli genç kuşak, yeni bir isyankâr neslin habercisidir. 1950’lerin Amerikan korku sineması da yeni nesille birlikte yeniden şekillenmeye başlar. ‘Drive-in’ (geniş bir alana arabayla girilip arabada film izlenen) sinemaların sayısındaki artış ile artık devlet baskısı ile eşanlamlı hale gelen McCarthyizmin(1) yarattığı paranoya birleşerek Amerikan korku sinemasına yön verir. Komünizm aleyhtarı davaların gündemin zirvesine oturmasıyla beraber “komünizm korkusu” kaçınılmaz olarak korku filmlerinin de ana teması haline gelir. İlk bakışta şiddet ve savaş karşıtı gibi görünen The Day The Earth Stood Still (1951), aslında ABD’deki komünistlere karşı cadı avına girişen Joseph McCarthy’nin görüşlerini olduğu gibi yansıtır.(2) Earth vs. the Flying Saucers (1956) bütün vatansever Amerikalıları baskıcı uzaylıların (komünistlerin) komplosuna karşı savaşmaya davet eder. Amerikan korku sineması, bilim kurgunun sınırlarını da ihlal ederek, dev canavarların ve kötü niyetli uzaylıların hâkimiyeti altındadır. The Thing from Another World (1951), Them! (1954), It Conquered The World (1956) ve Attack Of The Crab Monsters (1957) gibi irili ufaklı filmler art arda çekilir. Aslına bakarsanız bilim korkusu ile komünizm korkusu, bilinmeyeni ve kontrolünüz dışında bir “şey” tarafından zapt edilmeyi simgeleyen aynı demir paranın farklı yüzleri gibi sunulur. Bugüne kadar çekilen bilim kurgularda birçok korku teması, bilim kurguya sadece “yamanmış” gibi görünür ama gerçekte her biri çekildiği dönemin korkularını yansıtmayı amaçlar. Bu yaklaşım sadece ABD ile sınırlı değildir elbette. Japonya da Gojira (Godzilla, 1954) ile Japon şehirlerini dümdüz edip bütün dünya toplumları üzerinde de onulmaz yaralar açan atom bombalarının müsebbibi ABD’yi suçlar.

İngiltere’de ise durum biraz daha karışıktır. 1927 yılında yürürlüğe giren “yerli film kotası” yasasıyla gösterime giren filmlerin %25’inin yerli olması kararlaştırılır. Uzunca bir süre sorunsuz işleyen yasa, 1945 yılından sonra ithal filmlerin sayısının artmasıyla o dönem “kota filmler” denen düşük bütçeli filmler üreten yapım şirketlerinin ekmeğine yağ sürer. Hammer da bu şirketlerden biridir. “Kota filmler” sayesinde iyi para kazanmaya başlayan Hammer, Amerikan pazarına açılmaya karar verir. Amerikan pazarına ise dev canavarlar ve kötü niyetli uzaylılar hâkimdir. İngiltere/Hammer, bu kervana o dönem en çok izlenen BBC dizisi The Quatermass Experiment’in sinema uyarlaması ile katılır: The Quatermass Xperiment (1955). (Experiment kelimesinin başındaki “E” harfinin düşürülüp “X” harfi ile başlatılması, dönemin sansür kurulunun film için verdiği “16 yaşından küçükler izleyemez” kararına denk gelen X derecelendirmesine karşı nüktedan bir cevap gibidir; nitekim hemen ardından gelen Hammer filmi X the Unknown’da (1956) da benzer yöntem kullanılır.) Filmin uluslararası başarı kazanması üzerine renkli filme yatırım yapmaya karar veren şirket, ilk gotik korkusu The Curse Of Frankenstein’ı (1957) çeker. Böylece uzunca bir süre dünya korku sinemasını domine edecek Hammer korkularının da temeli atılmış olur. Fitili ateşleyen Quatermass de zamana yayılarak da olsa iki devam filmiyle bir üçlemeye dönüşür: Quatermass 2 (1957) ve Quatermass and the Pit (1967).

*** Bundan sonraki kısımlar eser miktarda da olsa sürprizbozan (spoiler) barındırır. ***

The Quatermass Xperiment (The Creeping Unknown, 1955)

Kırsaldaki bir çiftlikte “samanlık seyran olur” düsturunu benimsemiş iki sevgili oynaşırken gökten büyük bir ses ve ışık sağanağı altında bir “şey” yeryüzüne iner. Çiftlik evinin içinde geçen kısa süreli bir gerilim anı sonrası “fallik” bir uzay aracının kelimenin tam anlamıyla yere çakıldığı anlaşılır. Ünlü çizgi roman serisi Tenten’in Maceraları’nın 16. ve 17. ciltleri Destination Moon (Ay’a Yolculuk) ve Explorers on the Moon’daki (Ay’a Ayak Basıldı) roketi fazlasıyla andırmasının yanı sıra uzay aracının, direkt kafadan yere çakılması da kafalarda “acaba yine ipe sapa gelmez bir filmle mi karşı karşıyayız” sorusunu uyandırıyor. Evet, uzay aracının tasarımı fazlasıyla uyduruk ve evet, yere o şekilde çakılmasının gerçekliği biraz şaibeli ama düşük bütçeli -hele ki 1955 yılında çekilen- bir filmde, bunlar kolaylıkla hoş görülebilecek ayrıntılar. Ancak filmin (ve dizinin) II. Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde çekildiğini de göz önünde bulundurmak lazım; dönemin en büyük korkularının başında nükleer silahlar geliyor. Esas metnin sahibi Nigel Kneale, bu korkuyla yine dönemin gündemine damgasını vuran uzay yarışını bir araya getirerek dâhiyane bir iş yapıyor. Bu sebeple uzay aracının, bir nükleer füze (roket) şeklinde olması aynı zamanda büyük bir yıkım getireceğinin de işareti haline dönüşüyor ve yere çakılma şekli de biraz daha anlamlı hale geliyor. Hâlâ savaşın getirdiği yıkımın izlerini taşıyan yerlerde yapılan çekimlerle oluşturulan kasvetli atmosfer ile insanların anılarında hâlâ taze olan savaşın izleri tetiklenerek bu korku daha da destekleniyor.

İtfaiye, ambulans, polis, asker ve tabii ki meraklı halk olay yerine doluşur. Hiç kimse ne olup bittiğinden haberdar değildir; ta ki Profesör Quatermass ve ekibi, VW minibüsüyle olay yerine gelene kadar. Savunma Bakanlığı adına çalışan profesör, bakanlık onayının gecikmesi üzerine beklememiş, uzaya içinde üç mürettebatla birlikte bir uzay aracının gönderilmesi talimatını vermiştir. Dünyadan 2.400 km kadar uzaklaşan uzay aracı dünyaya dönerken iletişim kesilmiş ama sonunda yere inmeyi başarmıştır. Uzay aracının içinden sadece Victor Carroon baygın olarak çıkar, diğer ikisininse yalnızca uzay giysilerini bulurlar, bedenlerinden eser yoktur.

Nigel Kneale’nin yazdığı BBC dizisini sinemaya uyarlama fikrinin Hammer için nokta atışı bir karar olduğu bugün çok daha belirgin biçimde anlaşılıyor. Bütün İngiltere’yi ekran karşısına çivileyen dizinin televizyonda gösterildiği saatlerde sokakların boşaldığından bile bahsediliyor. Küçük ekranda gösterilemeyecek şeyleri özel efektler sayesinde büyük perdede göstermeyi vadeden The Quatermass Xperiment, böylece yurt içi gişesini büyük oranda sağlama almış oluyor. Nitekim filmin sadece ilk 15 dakikasında gerçekleşenler bile muazzam bir gizem yaratmaya yetecek malzemeden fazlasını barındırıyor. Yere çakılan uzay aracı, tipik bir başarısız bilimsel deneye işaret ederken ilk göründüğü andan itibaren takındığı hâl ve tavırlar ile profesör, tipik bir (çılgın olmasa bile) gözünü karartmış, hırslı ve ukala bilim insanı portresi çiziyor. Bu ikisinin bir araya gelmesi malumunuz korku sinemasına çok yabancı bir durum değil, sonuçta akla hemen Frankenstein geliyor. Hatta vücudu garip bir dönüşüm geçiren Victor’ın hastaneden kaçtıktan sonra küçük bir kız ile karşılaştığı sahne ile bu bağ iyice sağlamlaşıyor.

Val Guest’in yönetmenliğini üstlendiği The Quatermass Xperiment, günümüze kadar eskimeden gelen o mücevher değerindeki filmlerden biri. Özel efektlerin hemen hepsi bugün bile etkileyiciliğinden bir şey kaybetmemiş. Zamanında sinemada izleyenlerin hissettikleri şaşkınlığın boyutunu tahmin etmek zor değil. Filmin başarısında Nigel Kneale’nin esas metni kadar (filmin senaryosunu Richard H. Landau yazmış ama Val Guest büyük oranda düzeltmeler yapmış, dolayısıyla senarist olarak her ikisinin de adı geçiyor), yönetmen Val Guest’in de önemli bir payı var. Korku sinemasını bilen bir yönetmen olarak kamerasını nereye doğrultacağını çok iyi biliyor. Temponun bir an bile düşmemesi için devamlı birilerinin peşine takılıyor, gerilimi devamlı yükseltiyor ve Westminster Abbey’de geçen görkemli final sahnesine kadar soluk almamıza bile izin vermiyor.

Filmin (başta Kneale tarafından olmak üzere) en çok eleştirilen kısmı ise Profesör Quatermass rolündeki Amerikalı oyuncu Brian Donlevy. Hammer’ın Amerikan pazarına açılma sevdasının bir yansıması olan oyuncu seçiminin büyük bir hata olduğunu düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Yaptıklarının sonuçlarından dolayı büyük bir suçluluk duyan ama daha fazla bilgi için sınırları zorlamaya inanan, makul ve mantıklı bir bilim insanı yerine etrafa bağırıp çağıran, küstah ve yer yer kabadayı bir karakter portresi çizen Donlevy, fazlasıyla itici bulunuyor. Bu eleştiriye bütünüyle katılmasam da haklı tarafları da yok değil. Fakat daha önce de belirttiğim gibi düşük bütçeli filmlerdeki bu tip ayrıntıları çok rahatsız edici bulmuyorum, hatta burada Donlevy’nin oyununun filmin yaratmaya çalıştığı paranoyaya katkısı olduğu bile söylenebilir. Her ne olursa olsun sonuçta The Quatermass Xperiment, Nigel Kneale’nin esas metni ve Val Guest’in olağanüstü yönetimi ile bugün bile etkileyiciliğinden gram kaybetmemiş, tartışmasız bir klasik olarak tarihe geçmiş durumda.

Filmin dünya dışı yaşam üzerine ilginç bir önermesi de var: “Ya bir gezegende değil de uzayda serbestçe salınan bir yaşam formu varsa. Bizim bildiğimiz gibi değil, evet zeki ama saf enerjiden oluşan, organik bir şekli olmayan, görünmez bir yaşam formu.” Filmde sadece insan bedenini değil, bütün hayvanları ve bitkileri de ele geçiren, onları birleştirerek dönüştüren bir yaşam formundan bahsediliyor. Hastane odasındaki kaktüse temas ettikten sonra bir kolu kaktüse dönüşen Victor’ı düşünün. Yakın zamanda büyük ses getirmiş bilim kurgu korku filmlerinden Annihilation’ın (2018) en önemli esin kaynaklarından birinin The Quatermass Xperiment olduğu su götürmez. Ayrıca uzaylı istilasının şekliyle The Blob (1958) ve uzay yolculuğu sonrası dönüşen vücut temasıyla The Incredible Melting Man (1977) gibi filmler de “Quatermass’ten etkilenenler” listesine eklenebilir. Giriş kısmında antik bir Meksika efsanesine dayandığı söylense de Riccardo Freda’nın başlayıp Mario Bava’nın tamamladığı kült film Caltiki, the Immortal Monster’ı (1959) da o listenin en tepesine yerleştirmek gerekir.

Quatermass 2 (Enemy from Space, 1957)

Dizinin İngiltere’de, filminse hem İngiltere’de hem de uluslararası arenada çok ilgi görmesi sonucu seyircinin ne talep ettiği açıkça belli olur. İngiliz yapımcılar, senelerdir bilim kurgu ve korku türlerinden uzak durmuş, arada komediyle harmanlanan birkaç denemeye girişmiş ama genel olarak bu türlere yatırım yapmak istememişlerdir. Dizi ve filmin başarısı sayesinde yetişkinler için zekice tasarlanmış işler yapıp geri dönüş alabilmenin mümkün olduğunu anlarlar. Bunun üzerine BBC, sözleşmeli çalışanı Nigel Kneale’den yeni bir Quatermass dizisi yazmasını ister: Quatermass II (1955). BBC ile sözleşmesi 1957 yılında bittikten sonra televizyondan ayrılan Kneale, Hammer için senaryolar yazmaya başlar ve ilk işi yeni dizinin sinema uyarlaması olur. Hemen ardından da bir başka korku filmi The Abominable Snowman’in (1957) senaryosunu yazacaktır.

Quatermass 2 (1957), ilk filmle ilintisiz yeni bir Profesör Quatermass macerası anlatıyor. Aynı ilki gibi direkt aksiyonun içinde başlayan film, gökyüzünden düşen bir taş parçası nedeniyle yüzü yanan bir adamı hastaneye götürmeye çalışan bir kadın ile profesörün arabalarının yolda çarpışmasıyla açılır. Bütçe kesintisi nedeniyle uzaya yeni bir uzay aracı gönderemeyen, hatta ayda bir koloni kurmayı hedefleyen Moon Project (Ay Projesi) tasarısı reddedilen profesör ve ekibi, son zamanlarda normalden fazla sayıda dünyaya düşmeye başlayan meteoritlerle ilgilenmeye başlar. Meteoritlerin hemen hepsinin aynı yere düştüğünü tespit ettikten sonra bölgeye gitmeye karar veren profesör, şaşırtıcı bir sürprizle karşılaşır. Uzun zamandır ekibiyle beraber üzerinde çalıştığı Ay Projesi’nin birebir kopyalanarak askeri koruma altındaki bölgeye inşa edildiğini görür. Devlet birimlerinden yardım alamayan profesör, işin peşini bırakmaz ve bütün insanlığı yok etmeyi hedefleyen uzaylı istilasının önüne geçmeye çalışır.

Genel olarak ilk filmin kalitesine yaklaşamayan devam filmlerine aşinayız. Fakat Quatermass 2, bu genellemenin dışında kalan, istisnai devam filmlerinden biri. Aynı ilk filmde olduğu gibi yönetmen koltuğuna oturan Val Guest, yine başından sonuna kadar temponun bir an bile düşmediği, gerilimi hep zirvede tutan, müthiş bir iş çıkarıyor. Bu sefer senaryoyu da yazan Nigel Kneale olmasına rağmen Guest, yine senaryoya müdahalelerde bulunmuş ve hatta finali tamamen değiştirmiş; bu yüzden senaryo hanesinin karşısında her ikisinin de ismi geçiyor. Kneale’nin bütün itirazlarına rağmen profesör rolü yine Amerikalı oyuncu Brian Donlevy’ye verilmiş.

Uzaydan gelen meteoritler kırıldığında içinden çıkan gaz formundaki uzaylı, bir insana nüfuz ettiğinde, o insanın sinir sistemini ele geçirip onu tamamen kontrolü altına alıyor. Nüfuz edilen bölgede ise yanıkla iltihaplanma arası bir şişkinliğin üzerinde “V” harfine benzer bir yara beliriyor. (Visitors’ın V’si olabilir mi?) Böylece ele geçirilen insanların seyirci tarafından kolaylıkla ayırt edilmesi sağlanıyor. Bunun dışında fiziksel olarak başkaca bir değişim geçirmeyen ele geçirilenleri, tesisin inşasında çalışan ele geçirilmemiş işçiler “zombi” diye isimlendiriyorlar. Aslına bakarsanız ele geçirilenler, hem fiziksel görünüm olarak hem de silah, otomobil gibi birçok araç gereç kullanabilme, konuşabilme, günlük rutinlerine devam edebilme gibi özellikleriyle alışılageldik zombi ya da ‘infected’ filmlerindeki zombilerden ayrılıyorlar. Ancak bir dış etki ile değişim geçiren bir kitlenin kendi istemleri dışında davranmaları nedeniyle yine de bir zombileşme hali mevzu bahis. (Burada bir amaca hizmet ediyorlar ama neyse.) Dolayısıyla biraz tartışmalı da olsa film, zombi alt türüne ucundan da olsa dâhil edilebilir.

Yaşanılan yıkımlardan ders almayı salık verip gelecek hakkında uyarılarda bulunmaya çalışan Quatermass 2, en başta totalitarizm karşıtı bir film olarak konumlanıyor. Profesörün Ay Projesi birebir kopyalanarak inşa edilen tesisteki yapıların fütürist görüntüsü, dünyanın sonunu getirebilecek yeni teknolojileri simgelerken nükleer enerji santrallerini andırması da hoş bir tesadüf değil elbette. Modern çağın insanın içine korku salan gotik şatolarına benzeyen tesis, işçilerin birleşerek saldırıya geçmesi sonucu yerle bir ediliyor. Ancak Quatermass 2, burada türün alışıldık geleneklerinden birini yıkmaya soyunuyor. Bu sefer sanık koltuğuna tek başına “bilim” oturtulmuyor. Hani şu “Tanrıyı oynamaya kalkıp olmadık şeyler yaratırsan sonun sadece felaket olur” düsturunu benimsemiş filmlerden ayrılıyor. Bilimin işine yarayan taraflarını yağmalarcasına alan ve onları kitleleri zapt etmek için kullanan politikacıları sorumlu tutuyor. Filmde kimliğini yitirip sürüye katılan insanlar, beyin yıkama ve milis kuvvetler gibi detaylarla şekillenen totalitarizmin karanlığına karşı yalnız başlarına canları pahasına savaşan profesör ve ekibi, bilim insanı/aydın olmanın “kahraman olmak” ile eşdeğer olduğunun altını çiziyor. Politikacıların propaganda araçları ile mitinglerde söyledikleri yalanların o yıllardan bu yana genel anlamda hiçbir değişikliğe uğramadığı göz önüne alınırsa filmin getirdiği eleştirinin bugün için de geçerliliğini koruduğu söylenebilir. Kurtuluşumuz için hâlâ “kahraman” bilim insanlarına/aydınlara ihtiyacımız var.

Don Siegel’ın Invasion of the Body Snatchers (1956) ve John Carpenter’ın They Live (1988) filmleriyle güçlü kardeşlik bağları bulunan Quatermass 2, serinin haklı şanına yakışır bir film.

Quatermass and the Pit (Five Million Years to Earth, 1967)

Nigel Kneale, 1958 yılında BBC için bu sefer dışarıdan yazan serbest bir yazar olarak yeni bir dizi senaryosu daha yazar. Quatermass and the Pit adını taşıyan dizi, ilk ikisine oranla bir hayli yüksek bütçesinin de getirisiyle üçü arasından en iyisi olarak gösterilir. Kneale, Hammer için sinema uyarlamasının senaryosunu da yazar ama devamlı ertelenen filmin çekilmesi 1967 yılına kadar gecikir.

İlk devam filmiyle çıtayı düşürmemeyi başaran bir serinin üçüncü filminin genel görüş itibariyle “en iyi” olması ise çok daha nadir rastlanan bir durumdur. Quatermass and the Pit, bunu başarır ve günümüzde bile ilgiyle karşılanacak bir öykü anlatmaya girişir.

Sonrasında birçok korku filmiyle karşımıza çıkacak olan Roy Ward Baker’ın yönettiği film, insanlığın kökenini hem kavramsal hem de imgesel boyutta açıklamaya soyunuyor. Londra’nın göbeğindeki Hobbs End metro istasyonunda sürdürülen metro hattı genişletme çalışmaları dahilindeki yeraltı kazıları esnasında beş milyon yıl öncesine ait, iki ayağı üzerine kalkmayı başarmış gibi görünen cava insanı iskeletleri bulunur. Arkeologların devam ettiği kazı çalışmalarında ise daha garip bir “metal nesne” ortaya çıkar. Önce bunun II. Dünya Savaşı sırasında Almanların attığı ama şans eseri patlamamış bombalardan biri olduğu düşünülür ve işe askerler müdahil olur. Fakat Profesör Quatermass’in de katıldığı incelemeler sonrasında buldukları şeyin dünya dışından gelmiş bir uzay aracı olduğu anlaşılır.

Dünya dışı yaşam var mı? Birçoklarının kafasını meşgul eden bu soruya olumlu yanıt verenlerin bir ileriki seviye sorusu ise bellidir. Uzaylılar dünyayı ziyaret etti mi? Ülkemizde de çok popüler olmuş çoksatan yazarlardan Erich von Daniken’in başta Chariots of the Gods (Tanrıların Arabaları) olmak üzere yazdığı birçok kitapta iddia ettikleri, başta bilim kurgu ve korku olmak üzere tür sinemasının beslendiği başlıca ilgi alanlarından biri olagelmiştir. Quatermass and the Pit, bu ziyaretin beş milyon yıl önce gerçekleştiğinden dem vurup insanlığın doğuşunu ve gelişimini bu ziyarete bağlıyor. Filmde gerçekleşen incelemeler sonucunda; uzay aracının içinde bulunan böceğe benzer uzaylıların, artık yaşama imkânı bulunmayan Mars’tan kaçıp dünyaya geldikleri, o zaman dünya üzerindeki gelişime en uygun canlı olan tarihöncesi insansıları melezleştirerek gelişmelerini sağladıkları ve stratejik noktalara gömdükleri donmuş bedenlerini saklayarak yeni bir koloni kurmak için uygun zamanı bekledikleri ortaya çıkıyor. Melezleştirme çalışmaları sonrasında dünyayı yok etmeyi arzularcasına Dünya Savaşı ya da nükleer silahlanma gibi anlamsız şiddet hareketleriyle tabiri caizse kendi sonunu hazırlayan insanlığın temelini, aynı tarihsel süreci kendi gezegenleri Mars’ta yaşayıp tümüyle yok olan uzaylılara bağlıyor.

Film, binlerce yıl önce çizilmiş mağara resimleri, böceksi uzaylıların boynuzlarının şeytanın boynuzlarına ilham vermesi ya da birçok ülkede rastlanan ‘gargoyle’ heykelcikleri gibi işaretler vasıtasıyla açığa çıkmaya çalışan uzaylıların varlığına ait izlerin, aslında her daim insanlığın genetik hafızasında var olması ama uygarlık tarafından bastırılması üzerinden, Freud’un öne sürdüğü bastırılmış olanın geri dönüşü (return of the repressed) kavramı ile yakınlaşıyor. Uygarlık tarihiyle eşzamanlı ilerleyen şiddet tarihimizin, uzaylılarla melezleştikten sonra uzaylıların sonunu hazırlayan şiddet eğiliminin insan kimliğine adeta enjekte edilmesi sonucuyla gerçekleştiğini ortaya koyarak insanlığın sonunu yine insanın getireceğini imliyor. Ayrıca savaş karşıtı Profesör Quatermass karakterinin karşısına savaş hazırlıklarını ve gerektiğinde(!) savaşı bir ülkenin gelişmesi için olmazsa olmaz koşul olarak gören askeri ve politik karakterler yerleştirerek (zincirleme olarak iyi-kötü çatışmasına kadar vardırabileceğimiz) barış-savaş çatışmasını öne çıkarıyor. Yani insanlığın karşısındaki en büyük düşmanı dünya dışında aramaya gerek olmadığının, politikacı ve asker gibi devlet kurumlarının yüksek mercilerine gelen dar görüşlü insanların sonumuzu hazırlamak için var güçleriyle uğraştığının altını çiziyor.

İnsanlığın kökenini uzaylılara bağlayan Horror Express (1972) ve The Creeping Flesh (1973) gibi filmlerin yanı sıra geçtiğimiz yılların en çok tartışılan filmlerinden biri olan Prometheus’un (2012) da Quatermass and the Pit’ten fazlasıyla etkilendiğini söylemek mümkün. Ayrıca korku sinemasının usta yönetmenlerinden John Carpenter’ın da sıkı bir Quatermass (ya da daha doğrusu Nigel Kneale) hayranı olduğu bilinir. Hatta Prince of Darkness (1987) filminde belki de bir saygı duruşunda bulunmak isteyen Carpenter, senarist olarak Martin Quatermass mahlasını kullanır. Nitekim filmin kendisi de Quatermass and the Pit’ten esintiler taşır. Sadece bu filmde değil, bütün Carpenter filmografisinde Quatermass serisinden (ya da daha genel bir ifadeyle Nigel Kneale’nin yazdıklarından) izler bulmak mümkündür.

*-*

Quatermass’in televizyon macerasının dördüncü ve son ayağı ITV kanalında gerçekleşir. Yine Kneale’nin yazdığı Quatermass adını taşıyan macera 1979 yılında yayınlanır. Hemen akabinde de sinema uyarlaması The Quatermass Conclusion (1979) çekilir. Fakat ikisi de BBC yapımı diziler ya da Hammer yapımı filmler kadar ilgi görmez. Son olarak 2005 yılında ilk filmin/dizinin yeniden çevrimi bir televizyon filmi yapılır. Geçtiğimiz yıllardaki bir radyo programında Hammer Films’in CEO’su Simon Oaks, yeni bir Quatermass dizisi yapmayı düşündüklerinden bahsetmişti ama başkaca bir gelişme olmadı.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

(1) McCarthyizm hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri buraya alalım.

(2) The Day The Earth Stood Still (1951) filmi hakkında detaylı bir inceleme okumak isteyenleri buraya alalım.

Kaynaklar

  • Colin Odell and Michelle Le Blanc, Horror Films, İngiltere: Pocket Essentials, 2001.
  • Denis Meikle, A History of Horrors, ABD: Scarecrow Press Inc, 2009.
  • Dylan Trigg, The Thing, İngiltere: Zero Books, 2014.
  • IMDb

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 Beylerbeyi, İstanbul doğumlu. 2008 yılında Öteki Sinema ekibine katıldı. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. Halen yazmaya devam ettiği Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir Cevap Yazın