Ramin Matin’den Son Çıkış: İstanbul Distopyanın Başkenti!

Çocukluğumun sinemalarında seyredip de aklımdan hiç çıkmayan bir çöp apokaliptiktir 2019: After the Fall of New York… Mad Max‘in yaptığı olağanüstü gişeden ilham alan işbilir İtalyan sinemacıların hızlıca kotarıp muhteşem bir afişle dünya pazarına sunduğu film ülkemizde de hatırı sayılır iş yapmıştı.

2019 yılına birkaç ay kaldı, Dünya o filmdeki gibi nükleer bir felaket yaşamadı ama Yeni Türkiye, deprem korkusuyla hızlandırdığı rant yaratma ve bundan nemalanma amaçlı kentsel dönüşüm projesini bir felaket senaryosuna çevirmeyi başardı. Ramin Matin’in üçüncü uzun metrajlı filmi olan ve çoğu eleştirmenin salt ¨kara mizah¨ olarak tanımlayarak bence hafife aldığı Son Çıkış’ı izlerken filmin nefis bir kıyamet sonrası öyküleme olduğunu düşündüm. Belki de bilimkurgu sineması yüzünden distopyanın hep geleceğe dair bir karamsarlık olduğunu düşünürüz ancak Son Çıkış filmi bizim zaten karanlık zamanlarda yaşadığımızın altını kalın harflerle çiziyor.

Can Kantarcı’nın yazıp Ramin Matin’in yönettiği filmin adı Son Çıkış ki bu bile manidar. B filmlere meraklı bir sinema yazarı olarak biliyorum ki ‘Son’ vurgusu bu türün eserlerinde çok kullanılır. Dünyanın Son Savaşçıları, Son Kahraman, Son Umut gibi… Ama bu sadece isimden ibaret benzerlik değil. Ramin Matin, bildiğimiz şehir medeniyetinin çöküp orada daha kaotik, barbarca başka bir uygarlığın yükselişini belgelerken bu debdebenin ortasına sıkıntılı bir adamı yani Tahsin’i düşürüyor. Deniz Celiloğlu’nun oynadığı Tahsin karakteri gerçekliğimizden kopuk biri değil. Büyük şehirde var olan herhangi biri…Kendisi de yaşam savaşı veren bir adam var karşımızda. Bir meslekte tutunmaya, Cuma-Cumartesi çıkmalarında diriltici sosyal ilişkiler kurmaya çalışıyor, ayrıca yeni düzenin bir parçası- tıpkı Bıçak Sırtı (Blade Runner) filmindeki Dedektif Deckard gibi- kentsel dönüşüm projelerinde mimarlık yaparak şehrin dikine büyümesine destek veren biri. Son Çıkış’ın günümüzde geçen bir post apokaliptik olmaz arzusu kendini diğer karakterlerde de hissettiriyor. Tahsin’i şehirden kaçması için cesaretlendiren gizemli kadın Siren’i oynayan Ezgi Çelik’in rastalı saçları mesela… Onu görünce Albert Pyun’ın Cyborg filmi geldi aklıma!

2018 İstanbul’u da, Blade Runner’da tasvir edilen 2019 Los Angeles’ini aratmıyor! Tanrıları kıskandıracak şekilde sonsuzluğa uzanan gökdelenlerle doluyor şehir. Bir zamanların gecekondu insanları, beyaz yakalıların ev sahipleri haline geliyor ama bunun bedelini alıştıkları mahalleyi kaybederek ödüyorlar ve hepten mutantlaşıyorlar. Sultan filmindeki kavga bir kez daha müteahhite kazandırarak bitiyor. Kurgu giderek gerçek oluyor.

Ve yine post apokaliptik filmlerin olmazsa olmazı; daha iyi bir yaşam imkanını, o kirletilmemiş toprakları arayan insanlar gibi Tahsin ve diğerlerinin kafasında hep bir kaçma planı var. Film, kentsel dönüşümü, şehrin dikey büyümesini, insanların tavuk kümesi gibi binalara girmesini, ilişkilerin, iletişimin çökmesini, yeni bir düzenin kurulmasını eleştirirken aynı zamanda ¨bu şehir bitti kaçıp kurtulalım buradan abi¨ fikrini de eleştiriyor. bu da türün olmazsa olmazlarından biridir. O kıyamet sonrası distopik kurgularda da bir umut filizlendirilir. Örneğin, Su Dünyası (Waterworld) filminde kahramanlarımız karayı bulmaya çalışırlar. Mad Max’te ari ırkın çocuklarının yaşadığı bir yere giderler. The Road filminde ise tükenmiş bir adam ve oğlu iyilerin yaşadığı güney sahiline ulaşmak için yola çıkarlar…Ramin Matin de öyle yapıyor ve Tahsin’i asap bozucu komik olayların içinde tüketirken finale yakın bir yerde amacına ulaşmasını yani kaçmasını sağlıyor. Türün klişesini alt üst ettiği kısım da buradan itibaren başlıyor. Ütopyayı da ayrı bir problem olarak sunuyor seyirciye… Hatta filmin şöyle bir fikri var; ¨Sen şehirlisin, şehirde kal, çareni yine burada üret, gittiğin her yere, tıpkı İspanyolların, Amerikalı yerlilere çiçek hastalığını bulaştırması gibi, tüm hastalıklarını taşıyacaksın¨.

Bu finali çok sevdiğimi itiraf etmeliyim. Artık tüm arkadaş toplaşmalarında ciddi ciddi planlar yaptıran beyaz yakalı kaçış fantezisine birinin çomak sokması gerekiyordu. Bunu mizah yoluyla yapması da bir bağımsız sinema örneğinden beklemediğim bir tavır aslında. Ramin Matin, her filmi birbirine benzeyen bir sinemacı değil ve bu onu daha da gerekli yapıyor.

Filmin başkarakteri olan Tahsin aslında hep rastladığımız biri ama onu karikatüre çevirmeden oynamak maharet istiyor çünkü aynı zamanda hepimizin defolarını bize gösteren bir karakter. Ne kadar benzesek bile Tahsin’le özdeşlik kurmak zor, gıcık olmamız daha olası ama başına gelenlere şahit olup haline acıdıkça, ve kendi şehirde yaşama deneyimimize ne kadar benzediğini anladıkça mutlak bir yakınlaşma hali gerçekleşiyor. Deniz Celiloğlu bu zor rolü başarıyla sırtlanmış ve finale kadar da hiç bozmadan taşıyor. Cepten oynamayıp karaktere kendinden çok şey kattığı belli, keza diğer oyuncular da aynı şekilde başarılı eşlikler ediyor. Küçük bir rolde izlediğimiz Gökçen Gökçebağ burada da rol çalmayı ve kendisini izletmeyi başarıyor.

Yazının sonuna doğru, filmin en iyi bölümü hangisi diye sorarsanız, kentsel dönüşümün tam ortasında kalmış müstakil evinde yaşayan yaşlı bir teyzenin evine zoraki misafir olduğu anlar derim. Bu kısımda Ramin Matin sistem eleştirisini bir kenara bırakarak eğlendirmeyi amaçlıyor. Gişede komedi filmi olduğunu iddia eden çoğu filmde bu kadar özel ve göbek çatlatırcasına güldüren bir sekans yok ve bu sahnenin bile kıyamet sonrası sinemasında bir karşılığı var. Filmin Deus ex machina’sına (tanrının eli) dönüşen Bedia teyzemizi canlandıran Ayşenil Şamlıoğlu küçük bir rolde harikalar yaratmış!

Sözün özü; Son Çıkış şu anda sinemalarda gösterilmekte olan bir film. Öteki Sinema’da vizyon eleştirisi yazmıyorum pek ama bu mutlaka desteklenmesi gereken bir çaba… Yetkin bir sinemacıdan güçlü bir eser. Hikayesi, oyunculukları, rejisi sağlam, gişe ya da festival filmi olarak ayrıştırılamayacak iyi bir film. Mutlaka izleyin!

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Yazmaya 2003 yılında DivxTR’de başladı ve halefi olan Divx Planet forumlarında “Raven” takma adıyla devam etti. Divx Planet'te bir forum köşesi olarak başlayan Öteki Sinema'yı, 2005 yılında blog olarak devam ettirdi. 2010 yılının başında Beyazperde.com sitesinin eleştirmen kadrosuna katıldı. Aynı dönemde Yeni Harman ve Fotografya dergileri için sinema makaleleri kaleme aldı, online sinema dergisi Cinedergi için dosyalar hazırladı. 2012’de Medyaradar sitesinin sinema yazarlığı ve TV eleştirmenliği görevini üstlendi. Aynı zamanda lisanslı bir yelken sporcusu olan yazar, bir dönem TYF (Türkiye Yelken Federasyonu) yarış fotoğrafçılığı görevini yaptı. 2014 yılında Sinemerkez Akademi’de eğitmenlik yaptı ve akademinin Kocaeli yapılanmasının direktörlüğünü üstlendi. 2014-2016 yılları arasında Okan Bayülgen’in Dada Dandinista adlı TV programının yazı grubunu yönetti. Okan Bayülgen’in yönettiği Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası adlı tiyatro oyununda rol aldı. 2017-2018 arasında Antalya Sinema Derneği’nin danışmanlığını yaptı. OFCS (Online Film Critics Society) topluluğuna üye olan yazar, Öteki Sinema, Beyazperde ve Medyaradar'da yazmaya, Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası'nda oynamaya ve davet edildiği okullarda sinema üzerine seminerler vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir