Rampage: Capital Punishment (2014)

KOŞUN! UWE BOLL GERÇEK BİR FİLM YAPMIŞ!

Birbirinden rezil video oyun uyarlamaların piri, yaşadığımız yüz yılın en acımasız film terminatörü, ünlü oyuncuların korkulu rüyası, bitmek tükenmek bilmeyen berbat serilerin şahı Uwe Boll yine ve yeniden geri döndü! Üstelik bu sefer overdoz sosyal mesaj ile izleyicinin çenesine çenesine saydıran bir aksiyon kırmasıyla…

Bu gün blockbuster sineması mevzu bahis olduğunda, cebimizde küfürleri hazır beklettiğimiz ve bundan yıllar önce “ellerine düğün kamerasının verilmesinin bile cinayet sebebi olabileceği” düşünülen Michael Bay ya da Roland Emmerich gibi yönetmenlere sayıp dökerken; Uwe Boll’u tam olarak nereye konumlandırmamız gerekiyor inanın emin değilim. Ben Kingsley, Ray Liotta, Michelle Rodriguez, Jason Statham, Kristianna Loken ve daha nice ismin kariyerine tezek fırlatan, filmlerine çamur atanları boks maçına davet etmek gibisinden ergen atarlarından medet uman Uwe Boll; muhtemelen bir sabah uyandı ve dünyanın gidişatı hakkında birkaç kelam etmeye karar verdi. Aslına bakarsanız, Boll’un bu ani uyanışına saygı duymamak elde değil, çünkü muhtemelen kariyerinin ikinci –ve kim bilir belki de sonuncu “gerçek filmini” bu sayede vücuda getirdi.

Rampage Capital Punishment 07

Ünlü aktörlerin olduğu kadar sinemaseverlerin de azılı düşmanı olan Boll, nice video oyununu ve bu video oyunlara tepiştirdiği türlü yıldız ismi bozuk para misali harcadıktan sonra, orta karar oyuncular ile yeniden toparladığı Rampage: Capital Punishment ile birlikte, aslında sinemasında aşina olmadığımız bir iş koymuyor ortaya. Yani dürüst olmak gerekirse bir Uwe Boll filminde aradığınız(!!!) ne varsa burada tepeleme mevcut. Gel gelelim, bütün bu bileşenler, neredeyse mucizevi bir biçimde kıvamı tutmuş, nur topu gibi bir “sosyal mesaj küpü” doğurmuş. Açıkçası, orta karar bir “taşlama” için hiç de fena değil… Peki ya bir Uwe Boll filmi için? Kesinlikle başyapıt!

“Birilerini öldürmem gerekiyordu ve bunu bütün televizyonlar yayınlamalıydı” diyor çakma devrimci kahramanımız Bill Williamson… O, son yıllarda ABD’de türeyen ve sözüm ona toplumsal bilinci kurcalama derdinde olan birkaç düzine psikopattan biri. En büyük sivil katliamlardan birini gerçekleştirdikten sonra elini kolunu sallaya sallaya ortalıktan toz olan ve yıllar sonra, kabuğundan çıkıp yeniden çatır çatır adam öldürmeye başlayan bir tip Bill… Sistemin bütün eksiğini gediğini bulup, çarenin şiddet olduğunu savunan, tipik bir kaybeden… Fakat Bill’in ağzından dökülen her kelam bir noktadan sonra, ani bilinç patlamasıyla kafasını oraya buraya vurmaya başlayan yönetmen Uwe Boll’ün kelimeleri gibi gelmeye başlıyor kulağa sanki…

Columbine Lisesi katliamından sonra gündeme gelen bireysel silahlanma mefhumu hakkında, beklenmedik bir biçimde izleyiciyi düşündürecek, hiç değilse bu yaklaşım hakkında bir iki soru kabarcığı oluşturabilecek cümleler kurabiliyor Bill… GTA oyunuyla büyüyen neslin, video oyunlarda yapabildiğini, sokak ortasına bir kamp sandalyesi kurup, eline de tam otomatik silahları alarak yapabilecek pişkinliğe sahip kendisi. Bu pişkinliği de kendince haklı çıkarabildiği abuk bir bahanesi var! “İnsanları sisteme karşı uyarabilmek için silah kuşanıp birilerinin kafasını uçurmak mubahtır”. Yani Boll, politik doğruculuk geyiğine hiçbir şekilde prim vermeyen kahramanının ağzıyla, silahı ve şiddeti kutsatabildiği kadar kutsatıyor.

Rampage Capital Punishment 11

Bill, bir bakıma “aşırı darlanmış Amerikan gençliğinin sesi” olarak da değerlendirilebilir. Artık iyiden iyiye bayatlayan Reality Show ve ana akım medya taşlamaları, ABD’nin finanse edilme biçimi, tüketerek mutlu olduğuna inanan insanlara karşı takındığı gerzek didaktik tutum, mevcut ekonomik düzen, yavanlaşan pop kültür, sağlık müessesesi, Ortadoğu’da zıvanadan çıkan politikalar, meşhur Amerikan orta sınıf aile yapısı ve tabi listenin olmazsa olmazı fast food kültürü… Bill’in bu konuların hepsine dair derin rahatsızlığı var ve kendisi, kurtuluşu, bir düzine rehineyle bir televizyon kanalına çıkmakta buluyor. Sosyal medyada ve ana akım medyada sesini duyurabilen genç adam, kitleyi bulan her asi gibi coştukça coşuyor.

Her ne kadar ekşi ve sulu bir didaktizme sahip de olsa Bill’in söylediklerine hak vermemek mümkün değil. Fakat Boll, bir süre sonra, sırf yoga ile uğraştığı için bir kadını kurşuna dizen psikopat ana karakterini sevimli göstermeye çalıştığı zaman film iyice laçkalaşmaya başlıyor. Yarattığı sosyopat ve sözüm ona zeka küpü Bill’e sonuna kadar hak verdiğini gizleme gereği bile duymayan yönetmen Uwe Boll’un, kendisine çizdiği sinemasal yolculuğu göz önüne alındığımızda, rahatsızlık duyduğu meselelere ciddi bakabilmek pek de kolay olmuyor. Kaldı ki, medyayı karşısında görünce türlü edebi şebekliklere kalkışan Bill’in çözüm önerisi de malum: halkın ayaklanarak, tüm zenginleri, patronları, CEO’ları öldürmesi… Tabi ana fikri bu minvale sıkıştıran her yapımda olduğu gibi Boll’ün alametifarikasında da “peki ya sonra?” sorusunun herhangi bir cevabı yok! Filmin geri kalan kısmıysa, beylik “rehine kurtarma” klişesinden ibaret zaten. Boll’un, dillendirdiği sıkıntılarda ne kadar rahatsız olduğu tartışmalı fakat film süresince bu konuların herhangi birine dair en ufak bir hassasiyet kırıntısı taşıdığına inanmak gelmiyor içinizden. Diğer yandan Rampage: The Capital Punishment gibi bir filmi bu raddede ciddiye almak ne kadar sağlıklı orası da tartışılır. Filme acıklı bir şaka olarak baktığınız sürece keyif almanız mümkün ki; bu da bir Uwe Boll filmi için fazla zaten!

Her nasılsa Rampage: The Capital Punishment tüm sevimsizliğine rağmen, yönetmenin filmografisinde asla hüsran olarak anılacak bir parça değil. 2009 tarihli öncülünün aksine, en azından izleyiciyle dost bir yapısı var. Boll’ün kariyerine aktüel kamera kavramını iyiden iyiye sokan film; global yapılanma, demokrasi anlayışı ya da lobicilik gibisinden, artık rakı masalarına bile meze edilmekten bıkılmış kokuşuk kelimelere abansa da, bir ihtimal yarına kalabilmesi muhtemel bir taşlama olarak değerlendirilebilir. Özetle, aslında karşımızda her haliyle bir başka Uwe Boll saçmalığı duruyor. Tek fark: Bu sefer biraz daha “doğru” saçmalamış olması! Sadece Zeitgeist izleyerek dünyanın sırrını çözebildiğine inanan izleyiciler için Rampage: The Capital Punishment, bundan biraz daha fazlası olabilir… Kim bilir?

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir