Büyük Macera Başlıyor: Ready Player One

GERÇEK DÜNYA İÇİN FAZLA BÜYÜK BİR MACERA

Film yapımcısı ve yönetmen Steven Spielberg‘den, Ernest Cline’ın aynı adı taşıyan ve dünya çapında bir fenomen haline gelen çoksatan kitabından esinlenilmiş aksiyon macera filmi Başlat Ready Player One geliyor.

2045 yılında gerçek dünya zorlu bir yerdir. Wade Watts’ın (Tye Sheridan) gerçekten yaşadığını hissettiği yegâne anlar ise, insanlığın çoğunun günlerini geçirdiği sürükleyici bir sanal evren olan OASIS’e kaçtığı anlardır. OASIS’te her yere gidebilir, her şeyi yapabilir, herhangi biri olabilirsiniz; tek sınır sizin kendi hayal gücünüzdür. OASIS, muazzam serveti ve OASIS’in mutlak kontrolünü kendine yaraşır bir varis bulmak amacıyla tasarladığı üç bölümlük bir yarışmanın kazanına bırakacak olan, parlak ve aykırı James Halliday (Mark Rylance) tarafından yaratılmıştır. Wade, gerçekliği esneten hazine avının ilk görevini başarınca, o ve “High Five” adıyla bilinen arkadaşları, OASIS’i ve kendi dünyalarını kurtarmak için olağanüstü bir keşifler ve tehlikeler evrenine savrulurlar.

Zak Penn ve Ernest Cline’ın senaryosundan çekilen filmi, üç Oscar ödüllü Steven Spielberg yönetti. Film, Cline’ın The New York Times’ın En Çok Satanlar Listesinde 100 haftadan uzun süre kalan ve yakınlarda 1 numaraya yükselen, ayrıca Amazon’un En Çok Okunan Kurgu listesinde 1 numaraya ulaşan romanından uyarlandı.

Başlat Ready Player One’ın oyuncuları arasında Tye Sheridan, Olivia Cooke, Ben Mendelsohn, Lena Waithe, T.J. Miller, Philip Zhao, Win Morisaki, Hannah John-Kamen ile Simon Pegg ve Mark Rylance var.

Spielberg, Oscar ödülü sahibi görüntü yönetmeni Janusz Kaminski, Oscar ödülü sahibi yapım tasarımcısı Adam Stockhausen, Oscar ödülü sahibi kurgucu Michael Kahn, kurgucu Sarah Broshar ve kostüm tasarımcısı Kasia Walicka Maimone ile işbirliği yaptı. Filmin müzikleri ise Oscar’a aday gösterilen besteci Alan Silvestri tarafından bestelendi.

YAPIM HAKKINDA

İnsanlar OASIS’e yapabilecekleri tüm şeyler için geliyorlar.
Ama olabilecekleri tüm şeyler için kalıyorlar.

KİTAPTAN PERDEYE

30 yıldan kısa süre önce bir bilgisayara girip -gerçek olsun ya da olmasın- kendi profilinizi yaratabileceğiniz ve dünyanın herhangi bir yerindeki insanlarla gerçek zamanlı bağlantı kurabileceğiniz neredeyse inanılmaz gelirdi. Ama ya bundan 30 yıl sonra bilgisayara girip -gerçek olsun ya da olmasın- kendi kişisel avatarınız haline gelebilir ve sonsuz bir sanal dünyada insanlarla etkileşime girebilirseniz? Olasılıkları düşünün ve tehlikeleri.

Ernest Cline’ın çok satan kitabı Ready Player One’ın tüm zamanların en saygı gösterilen ve başarılı film yapımcılarından birinin hayal gücünü harekete geçiren temel önermesi bu. Spielberg, “Birbirinden tamamen farklı iki dünya arasında geçiş yapan devasa, yayılan bir macera,” diyor. “Bence, Ernest Cline, sanal gerçekliğin evrimine bakıldığında ilerlediğimiz yönden pek de uzak olmayan bir geleceği yazan bir vizyoner.”

Yazar, ilk romanını yaratırken en çok etkilendiği isimlerden birinin Spielberg olduğunu söylüyor. “Steven Spielberg’ün eserlerinin hayatım ve ilgi alanlarım üstünde ne derin bir etkisi olduğunu ölçmek zor ama düzenli olarak onun filmlerini izleyerek büyümüş olmasam, Ready Player One’ı yazamazdım. 1970’ler ve 80’lerde sinemaya tutku duyarak büyümüş olan herkes gibi eserleri benim de hayatımın dokusunun içine örüldü. Bunların büyük bölümü sonunda hikâyeyi ve seçtiğim yazım şeklini etkiledi ve bunun kanıtları da kitap boyunca görülebiliyor.”

“Başlat Ready Player One, insanların OASIS adlı dijital bir evrene girebildiği ve orada istedikleri her yere gidebildikleri, istedikleri her şeyi yapabildikleri, olmayı seçtikleri herkes ya da her şey olabildikleri 2045 yılında geçiyor. İnsanlık, işsizlik, yoksulluk, aşırı nüfus ve mutlak umutsuzlukla kuşatılmışken, avatarınız üzerinden olağanüstü bir hayat yaşayabileceğiniz sanal bir dünyaya kaçmak için iyi bir zaman.” diyor Spielberg. “İhtiyacınız olan tek şey hayal gücünüz ve bu sizi OASIS’te çok ilerilere taşıyabilir. Ama gerçeklikten kaçtığınızda kendinizi bir anlamda gerçek insani ilişkilerden de yoksun bırakmış oluyorsunuz. Dolayısıyla, eğlendirici bir hikâye ama aynı zamanda içinde biraz toplumsal yorum da var.”

20 yıldan uzun süredir Spielberg’le yan yana çalışan yapımcı Kristie Macosko Krieger ekliyor: “Bu filmi özel kılan şey, tüm aksiyonun ortasında, hem güncel hem de ebedi olan bazı ikna edici temaların altını çiziyor olması. Bu dostluk bağlarını, ilk aşkın keşfini ve insanın hem kendini hem de diğerlerin kabullenmesini öven bir rüştünü ispat hikâyesi; tamı tamına Spielberg usulü, duyguları olan bir bilim kurgu destanı.”

Cline, hikâyenin ilhamının, gençliğinin mihenk taşlarının bazılarından geldiğini açıklıyor. “İlk fikir, içinde bir Paskalya yumurtası barındıran ilk oyun olan Atari oyunu Adventure’dan geldi. Tasarımcısı Warren Robinett oyunun içinde, kendi adının yazılı olduğu gizli bir oda yaratmıştı. İlk kez sanal bir dünyanın içinde, o dünyanın yaratıcısı tarafından saklanmış bir şey buluyordum. Bu asla unutmadığım derin bir deneyim oldu. Ayrıca Roald Dahl’ın eserlerinin büyük bir hayranıydım, özellikle de Willy Wonka kitaplarının ve bir gün aklımda bir fikir geldi: Ya Willy Wonka şekerci olmak yerinde video oyunu tasarımcısı olsaydı? Bu egzantrik milyarderin kendine yaraşır bir halef bulmak için ardından bırakabileceği tüm bilmece ve bulmacaları düşünmeye başladım ve iyi bir fikir bulduğumu anladım.”

Cline’ın egzantrik milyarderi, Mark Rylance’in canlandırdığı, OASIS’in eş-yaratıcısı olan münzevi James Halliday karakteri haline geldi. “Tüm dünya onun hayalinin içinde yaşıyor. Bu hayalden koca bir dünya inşa ediyor.” diyor Spielberg. “Ama öldüğünde hiç varisi olmadığı için o da ardında bir yarışma bırakıyor: Her birinin ödülü birer anahtar olan üç meydan okumayı aşabilen ve OASIS’in içinde bir yerde saklı olan Paskalya yumurtasını bulabilen ilk kişi her şeyin sahibi olacak.”

Hayattayken, Halliday insanlara gerçeklikten kaçmanın bir yolunu vermişti. Ölünceyse onlara umut edebilecekleri bir gelecek verdi, ödülü kendisinin muazzam serveti ve OASIS’in tam mülkiyeti olan oyun içinde bir oyun.

Spielberg, “Tahmin edebileceğiniz gibi, herkes Halliday’in Paskalya yumurtasının yerini bulmaya çalışıyor, beklenilmedik genç kahramanımız Wade Watts dâhil.”

Kazanmak her şeyi değiştirecektir ve Wade uyanık olduğu her anı ipuçlarını deşifre etmeye ve kendi savaş narasındaki “anahtara ilk ulaşan, yumurtaya ilk ulaşan” olmaya adar. Ama o ve toplu olarak High Five adıyla bilinen arkadaşları, paradan çok daha önemli bir şeyin söz konusu olduğunu keşfettikçe macera, hazine avından çok daha fazlası haline gelir.

Wade Watts’ı canlandıran Tye Sheridan, “Devasa bir şirket, Innovative Online Industries ya da IOI, her şey üzerinde mutlak kontrol sahibi olabilmek amacıyla OASIS’i elde etmeye çalışıyor. Yumurta avcıları anlamında ‘Gunter’lar denen beş karakterimiz de mazlumlar. Onları tutuyorsunuz çünkü bu işe doğru bir amaç için kalkışıyorlar. OASIS’i kurtarmak için yarışmayı kazanmak istiyorlar.”

Ready Player One kitabı 2011’in Ağustos ayında ilk basıldığında hakkında zaten büyük bir beklenti vardı. Kitap beklentileri karşılamakla kalmadı, bir de hepsini muhteşem bir şekilde aştı. Büyük bir başarı kazanan ve New York Times En Çok Satanlar listesinde bir numaraya kadar yükselen kitap 50’den fazla ülkede yayımlandı. Ama daha yayımlanmadan uzun süre önce film planları yapılmaya başlanmıştı bile.

Yapımcı Donald De Line, “Kitap yayımlanmadan bir yıldan uzun süre önce okudum ve muhteşem olduğunu düşündüm.” diyor. “Bence hikâye birçok insana farklı nedenlerden ötürü çekici geliyor; herkes bağlanabildiği bu dünyada bir şey bulabiliyor. Oyuncu olmak zorunda değilsiniz çünkü hikâyenin insani açılarıyla ve Wade Watts’ın hikâyenin kahramanı haline gelebilmek için geçmesi gereken yolla aranızda bağ kurabilirsiniz. Bir de üstüne inanılmaz bir macera ve tüm o popüler kültür göndermeleri var.”

Bu göndermelerin neredeyse hepsi, Cline’ın kuvvetli bir bağ hissettiği, belirli bir on yılın ruhunu anımsatıyor: 1980’lerin. Yazar bunu şöyle açıklıyor: “Halliday oyununu sevdiği şeylerin çevresinde kurdu ve bu beni heyecanlandırdı çünkü onun tutkularının benimkileri yansıtabileceğini fark ettim. Benim için 80’ler hayatımın en şekillendirici dönemiydi çünkü ergenlik çağımı yaşadığım on yıldı. Aynı zamanda ilk video oyunu konsolumu ve ilk ev bilgisayarımı aldığım dönemdi. Ve internet çağının şafağıydı.

“Kitap acaba sadece ’80’ler hakkında nostalji yaşayan benim yaşlarımdaki insanlara mı hitap eder diye merak ettim,” diye devam ediyor Cline. “Ama durum öyle olmadı çünkü şu anda yaşadığımız hayat tarzımıza sesleniyor. Çoğumuzun bir gerçek, bir de sosyal ağ profillerimiz şeklinde sanal kimliği var. Ve hikâyedeki avatarlardan pek de farklı olmayan bir biçimde, bunları insanların sizi nasıl görmelerini istediğinize bağlı olarak şekillendirebiliyorsunuz.”

Cline’ın uzun süredir çalışma arkadaşı ve kitabını emanet ettiği ilk insan olan yapımcı Dan Farah ekliyor: “Ernie’nin kitabının ilk taslağını benimle paylaşması benim için bir şanstı. Daha en başından, hikâyenin güncel kültürle ne kadar ilgili olduğunu görebiliyordum. Ve zaman geçtikçe, öyle görünüyor ki gerçek dünyadaki kişisel etkileşimlerle bağımız gittikçe daha da fazla kopuyor, mesaj atıyor, sosyal ağlarda yazıyor, birbirimizle teması orada sürdürüyor, birbirimizin hayatında neler olduğunu oradan öğreniyoruz. Ready Player One, bu yoldan devam edersek toplumun neye benzeyeceğinin bir resmini çiziyor. Bu bir kurgu ama çok da abartılı gelmiyor. Geleceğimizin gerçekten de nasıl bir şey olabileceğini tasvir ediyor.”

Senarist Zak Penn, tesadüfen Cline’le daha önceden başka bir oyun bağlantılı proje sayesinde tanıştığını söylüyor: “Atari’nin yıkılışı hakkında bir belgesel üstünde çalışıyordum ve görüşmem söylenen insanlardan biri de Ernie Cline’dı. Böylece buluştuk ve dedikleri gibi daha kalemim kâğıda bile değmeden arkadaş olmuştuk.”

Cline şöyle diyor: “Zak ekibe katıldığında romanımın ruhunu yakalayan ve aynı zamanda hikâyeyi daha sinematik hale getiren inanılmaz bir taslak yazdı. Ayrıca yaptığı tüm değişiklikler konusunda bana danışma nezaketini de gösterdi. Steven’ın romanımı okuyacak kadar ilgisini çeken şey, onun yazdığı taslak oldu. Harika bir süreçti ve Ready Player One’ı perdeye taşımakta üstlendiği büyük rol için Zak’e çok müteşekkirim.”

Senaryonun taslağı el altında olunca sıra dümene birini geçirmeye gelmişti. De Line, “Görsel ve anlatımsal anlamda harika bir hikâyeciye ve aynı zamanda teknolojinin altından kalkabilecek bir yönetmene ihtiyacımız olduğunu biliyorduk. Steven Spielberg bariz şekilde bunların hepsiydi. Elbette listenizin en başında her zaman o olacaktır ama gerçekçi olacak olursak, onunla çalışabilme ihtimaliniz aslında ne kadardır ki? Ama insanın bir hayalinin olması iyi bir şeydir.” diyor ve gülümsüyor. “Ben de ‘Tabii,’ dedim. ‘Senaryoyu Spielberg’e verelim.’ Hemen okudu ve senaryoya bayıldı.”

Spielberg de bunu onaylıyor: “Bana kitapla birlikte senaryoyu da yolladılar. Önce senaryoyu okudum. İki dünyanın yan yana konması fikri beni tamamen büyüledi. Ardından kitabı okudum ve beni gerçekten şaşırttı çünkü çok derin ve çok katmanlıydı. Ezoterikti, korkutucuydu, erişilebilirdi… Tutulmuştum!”

Cline da Farah da filmi Spielberg’ün yönetmesi konusunda aynı fikirdeler, kendi deyimleriyle bu, “Bir rüyanın gerçek olmasından da öte bir şeydi.” Farah bunu şöyle açıklıyor: “Steven’la setteyken, elinizde olmadan, yaşadığınız o an hakkında nostalji yaşıyorsunuz. Bu anları hayatınız boyunca hatırlayacağınızın ve yeniden yaşamak isteyeceğinizin farkında oluyorsunuz.”

Cline ekliyor: “Şu anda bile bana gerçeküstü geliyor… Hâlâ huşu içindeyim “

Bu tüm oyuncu kadrosunun katıldığı bir his; Wade’in en yakın dostu Aech’i canlandıran Lena Waithe bunu onaylıyor: “Steven Spielberg kelimenin tam anlamıyla, benim kuşağımdaki insanlar için sinemayı tanımlayan ve kültürümüzü değiştiren isimdir. Bence birileri onun tüm filmlerini bir zaman kapsülüne koysa, o filmler dünyamızın nasıl bir evrim geçirip geliştiği konusunda bir fikir verecektir. Dolayısıyla onun mirasının parçası olmak benim ve hepimiz için çok büyük önem taşıyordu.”

Romanı perdeye taşırken filmin yapımcılar için kaynak oluşturan malzemeye olduğu kadar romanın hayranlarına da saygı göstermek hayati önem taşıyordu. “Ama,” diyor Spielberg, “edebi bir eserden sinematik bir esere geçerken her kitap bir uyarlama sürecinden geçmek zorundadır. Bence tam da gerçekten harika bir hikâye anlatmak için gereken öğeler elimizde kaldı.”

Cline, “Film için birçok şeyi birleştirmek ve bazı şeylerin yerini değiştirmek zorunda kaldık ama özünde bu hâlâ benim orijinal hikâyem.” teminatını veriyor. “Kitabın hayranları bana bunu sorduklarında onlara endişelenmemelerini, Steven Spielberg’ün filmi yapmak için imza attığı günden beri endişelenmediğimi söylüyorum.”

Değişikliklerden biri yönetmenin kendisiyle ilgiliydi. Durumu kendisi şöyle açıklıyor: “Kitapta 80’lerden bir yönetmen ve yapımcı olarak benim filmlerine yapılmış birçok gönderme vardı ama filmin o dönemdeki bana ayna tutmasını istemedim. Birkaç göndermeyi bıraktık ama filmde ağırlıklı olarak o dönemdeki başka film yapımcılarının, sanatçıların, moda tasarımcılarının ve müzisyenlerin bıraktığı kültürel izler var.”

Columbus, Ohio’da geçiyor olasına rağmen, Başlat Ready Player One İngiltere’de çekildi ve esas çekimlerin büyük bölümü Leavesden’deki Warner Bros. Stüdyolarında gerçekleştirildi.

Spielberg, izleyicileri OASIS’in fantastik dünyasına götürmek amacıyla aralarında ILM ve Digital Domain’in de bulunduğu muhtelif görsel efekt büyücüleriyle çalıştı ve yapım, film yapımı teknolojisinin sınırlarını zorladı. OASIS’le daha zorlu gerçek dünya arasındaki keskin tezadı daha da vurgulamak için Spielberg ikincisinde geçen sahneleri filme çekerken, sanal evren dijital olarak çekildi.

“OASIS’i perdeye taşımak için elde etmemiz gereken katmanlar yaptığım en karmaşık şeylerdendi.” diyor tecrübeli film yapımcısı. “Hareket yakalama, canlı aksiyon, bilgisayar animasyonu vardı… Gerçekten de aynı anda dört film çekmek gibiydi.”

Hatta Spielberg, OASIS’in fütüristik sanal gerçekliğindeki çekimleri yönetmek için günümüzün sanal gerçeklik araçlarını bile kullanmış. Ayrıntıları Macosko Krieger veriyor: “Sanal gerçeklik gözlükleri kullanarak bilfiil dijital setlere adım atabiliyor, çevreyi 360 derece açıyla görebiliyor ve kamera açılarını belirleyip sahneleri nasıl çekeceğini çözebiliyordu. Bu, bizim için bir ilkti ve Steven’a birçok imkân sundu. Ama zor bir süreçti. Bu yüzden filmi o çektiği için çok memnunum.”

İlerlemelere rağmen Spielberg şunun altını çiziyor: “Ben asla teknoloji uğruna film çekmem. Teknolojiyi sadece daha iyi hikâye anlatmak için kullanırım. Teknoloji, bu tür filmlerin var olabilmesine yardımcı olmak için oradadır ama ardından ortadan kaybolmalı ki herkes hikâyeye ve karakterlere odaklanabilsin.”

OYUNCU KADROSU

High Five

İlk bakışta Wade Watts bir kahramandan sahip olmasını bekleyeceğiniz tipik imajı sergilemiyor gibi görünüyor. Spielberg şöyle diyor: “80’lerde yaptığım ya da yönettiğim her filmde kahramanlar mazlumlardı ve Wade’in de mazlum olduğu kesin. Hayatının çok mutsuz bir döneminde yaşayan, akıllı ama bir nebze haklarından mahrum kalmış genç bir adam: Anne babası ölmüş, teyzesi ve onun o andaki erkek arkadaşıyla birlikte Columbus, Ohio’da Stacks adıyla anılan harap bir dikey karavan parkında yaşıyor. Yegâne şahsi tatmini, Halliday’in OASIS’teki yarışmasını kazanmaya çalışmak.

Tye Sheridan bunu doğruluyor: “Wade, James Halliday’i ilahlaştırıyor ve ‘Yumurta’ya ulaşan ilk kişi’ olma çabası sırasında kendisine yardımı olabilecek herhangi bir içgörü ararken hayatının her ayrıntısını incelemeye sayısız saatler harcamış.”

OASIS’teykense Wade kendi avatarı Parzival’in içinde gözden kayboluyor. Parzival, Kutsal Kâseyi bulan şövalyenden esinlenilmiş bir isim. İkili rolünü tarif ederken Sheridan, “Wade ve Parzival çok farklı insanlar. Parzival, Wade’in olmadığı her şey. Wade, hafiften ürkek biri, utangaç ve herkese kapalıyken Parzival kendinden emin, cesur, becerikli ve çok yetenekli.”

Parzival ayrıca daha sosyal. Hatta Spielberg’ün yorumu şöyle: “Yegâne dostları OASIS’te. Hiçbiriyle avatarları dışında karşılaşmamış ve bundan memnun. Onun için önemi olan her şey, bu sanal düzlemde var oluyor.”

Parzival’in en yakın ve belirgin biçimde en iri dostu, heybetli Aech. Lena Waithe onu “yarı insan, yarı makine” olarak tanımlıyor. “Çok iri kasları var ama aynı zamanda çok sakin, süper sıkı biri. Aech, OASIS’te neredeyse her şeyi inşa ya da tamir edebilen çok iyi bir tamirci olmasıyla meşhur. Karakterimin kendisi için yarattığı müthiş bir kişilik ama aynı zamanda en yakın dostundan bir şey sakladığının da bilincinde.”

Waithe’in dişil zamirler kullanması karakterinin sırrını ortaya çıkarıyor. Spielberg bizimle şunu paylaşıyor: “Aech’in, kendince bazı sebeplerden ötürü avatarı için farklı bir cinsiyet seçmiş Afrikalı-Amerikalı bir kadın olan Helen’in karakteri olduğu ortaya çıkıyor.”

“Bence bunun nedeni, Helen’ın insanların kendisi yargılamalarını ya da sırf cinsiyetine dayanarak yetenekli olmadığını varsaymalarını istememesi ve bu da bana mantıklı geldi.” diyor Waithe. “Erkek olunca belirli şeyler sorgulanmıyor; mesela harika bir tamirci olduğu olgusu gibi. Bu rolde çok takdir ettiğim birçok katman vardı. Bu karaktere hem erkek, hem de kadınlığına atfedilmesine bayılıyorum. Bu çok ileri bir görüş ve şu anki yaşam tarzımıza hitap ediyor. Kendimizi tanımladığımız zamirlere kendimiz karar verebiliyoruz.”

“Lena inanılmaz bir doğa fenomeni ve performansıyla büyük bir başarı elde etti.” diyor Spielberg. “Helen’ı en sevilen karakterlerimizden biri haline getirdi; güçlü, havalı ve eğlencelinin mükemmel bir kombinasyonu.”

Parzival ve Aech’in dost olmasına rağmen, Parzival konu oyun olduğu zaman bir klana dâhil olmadığı, yalnız çalışmayı tercih ettiği konusunda ısrarlı. Ama zihnini ve kalbini kendisinin hiç bekleyemediği şekillerde açacak olan Art3mis’le yüz yüze geldiğinde onun için her şey değişiyor. Adını, Yunan avcılık tanrıçasında alan Art3mis sert oyun tarzıyla Gunter’lar arasında bir nevi efsane.

“Art3mis sert, korkusuz ve çok kararlı, yani bu anlamda biraz boğazkesen bir imaj sergiliyor.” diyor Art3mis’i ve gerçek dünyadaki kimliği Samantha’yı canlandıran Olivia Cooke. “Ama onun yarışmasının sebepleri diğer Gunter’lardan farklı. Şahsi deneyimlerine dayanarak biliyor ki IOI OASIS’in tüm kontrolünü eline geçirirse korkunç şeyler olacak. Bu yüzden de çoğunluğun iyiliği için kazanmak istiyor.”

Bazı insanlar ve avatarlarının aksine, “Samantha ve Art3mis, Samantha’nın bazı güvensizliklerine neden olan biri dâhil bazı fiziksel farklılıklar dışında, özünde aynı insan.” diyor Cooke. “Ama kişilik, amaçlar ve ahlak anlamında… Bunlar Samantha’nın tutarlı olmaya çabaladığı nitelikler.”

Halliday’in ilk yarışı sanal bir New York’ta gerçekleşen kuralsız bir yarış; şimdiye dek kimsenin kazanamadığı ve deneyen çoğunun “her b**unu kaybettiği” yani her şeylerine mal olan bir yarış.

Yarışın başında, Parzival meşhur Art3mis’in hemen kendisinin yanında pozisyon aldığını görünce afallıyor. Art3mis, “Akira” filminden çıkma Kaneda motoruna biniyor ve Parzival de “Geleceğe Dönüş” filmlerindeki DeLorean’ını kullanıyor. Cooke’un yorumu şöyle: “Parzival hep onu uzaktan ilahlaştırmış ama Art3mis, Parzival yarışta kendini kanıtlayana dek onu neredeyse fark etmiyor bile. Ve fırtınalı, yeni tomurcuklanan aşkları böyle başlıyor. Başlarda Art3mis onun niyetinin iyi olmadığını, yarışı sadece kendi şahsi menfaati için kazanmak istediğini düşünüyor. Ama sonra insanlara ve Halliday’in OASIS vizyonunu korumaya gerçekten değer verdiğini keşfediyor ve bu onu şaşırtıyor. Ama Art3mis yine de gözlerini ödülden ayırmıyor ta ki Parzival ilk yarışı kazanıp da IOI işe hile karıştırmaya başlayana dek. İşte o zaman gerçek Samantha çıkıp Wade’le görüşmesi gerektiğini anlıyor.”

Ama Samantha onu afallatan bir açıklamayla “İsyancıların arasına hoş geldin, Wade.” diye karşılayana dek Wade kendini nelerin beklediğinden habersiz.

“Bu hikâyenin en büyüleyici taraflarından biri, bu karakterlerin -birbirlerini sadece avatarlar olarak tanımış olan karakterlerin- insan olarak karşılaştıklarında olanlar.” diyor Spielberg. “Sonunda gerçek dünyada bir araya geldiklerinde, çok ilginç bazı uyanışlar yaşıyorlar.”

Sheridan ekliyor: “Başlat Ready Player One’ın insanın olduğu kişiyi sahiplenmek hakkında bu kadar önemli bir mesaj veriyor olmasına bayılıyorum. Filmimizdeki tüm kahramanlar farklı türlerde insanlar. Irkınızın, cinsiyetinizin, yaşınızın ya da fiziksel görünüşünüzün ne olduğu önemli olmamalı.”

Cooke, Sheridan’dan önce seçilmişti, dolayısıyla onunla arasındaki kimya rolü alabilmesi için çok önemliydi. Macosko Krieger hatırlıyor: “Tye’ın Wade’imiz olduğuna yüzde 99 emindik zaten ama gelip Olivia’ya beraber okuma yapması gerekiyordu. Birlikte oynadıkları saniyede Wade ve Samantha olarak mükemmel olduklarına emin olduk.”

Beş uzun yılın ardından Parzival OASIS skor tahtasının tepesine çıkan ilk ve tek isim olunca bir gecede meşhur oluyor ve hedef haline geliyor. IOI’ın güçlü başkanı Nolan Sorrento Wade’i tehdit olarak görüp bahsi sert bir şekilde yükseltiyor: ölüm ya da yaşam.

Spielberg şöyle diyor: “Sorrento, bir zıpçıktının Halliday’in servetini kazanmasını istemiyor. Serveti kendi kazanmak istiyor ve Wade’i durdurmak için her şeyi yapacak. Her şeyi derken ciddiyim. Artık IOI’ın Sixers denen oyuncular ordusu başaramadan, Wade bir klan kurup sıradaki iki yarışı kazanmak zorunda.”

Böylece High Five doğuyor: Wade/Parzival, Samantha/Art3mis, Helen/Aech ve takımı tamamlayan Daito ve Sho.

Win Morisaki, kılıç ve dövüş sanatları konusunda üstün yeteneklere sahip güçlü bir Japon samuray savaşçısı olan Daito’yu canlandırıyor. Daito, Toshiro adlı, çok zen karakterli genç bir adamın avatarı. Morisaki hatırlıyor: “Seçmelere Japonya’da katıldım ve ardından Steven’la tanışmak için Los Angeles’a geldim. Bana rolü aldığımı söylediklerinde inanamadım. Bu benim ilk uluslararası filmim ve çok heyecanlıyım.”

Yeni oyuncu Philip Zhao, Sho rolünü canlandırıyor. Gerçek dünyadaki adı Zhou olan ve yaşı dostları için bir sürpriz olan sert bir ninja savaşçısı. Genç oyuncu, açık bir kasting çağrısına babasının gönderdiği bir aksiyon kaydı sayesinde, yüzlerce başka umut dolu genç oyuncu arasında sıyrılıp rolü kazandı. Zhao, “Sho yaşıyla değerlendirilmekten nefret eden, on bir yaşında arsız bir çocuk.” diyor. “Kendine Daito’yu örnek alıyor ve gerçek kimliğini sakladığı için yetişkin gibi davranmaya çalışıyor.” Gençliğiyle ters düşen bir cesaret ve olgunlukla, Zhou arkadaşlarının saygısını kazanmaktan da fazlasını başarıyor.

“Genç oyuncularla çalışmak bana her zaman harika gelmiştir. Bu yüzden Tye, Olivia, Lena, Win ve Philip’i seçerken çok eğlendim.” diyor Spielberg. “Karakterlerini alıp sayfada yazandan bile fazlası haline getirebildiler ve ben de her zaman bunu ararım.”

Yaratıcı

OASIS ve onu miras almak için düzenlenen üç bölümlü yarışma, yetenekli ama eksantrik James Halliday tarafından tasarlanmıştı. Halka bunun dışında umutsuz olan hayatlarından bir kaçış sağladığı için Halliday, özellikle de Gunter’lar tarafında ilahlaştırılmıştır. Halliday hakkında bilinebilecek her şeyi, en önemsiz ayrıntısına kadar bilmekle gurur duymaktadırlar. Ne gariptir ki vefatının ardından münzeviliğiyle meşhur mültimilyarder, titizlikle ayrıntılandırılmış her bir olayı, tercihi, zaferi ve pişmanlığı kaydettiği günlükleri üzerinden isteyen herkese hayatına tam erişim sağlar. Oyunu kazanmak için gereken ipuçları, bu kayıtların arasında bir yere gömülüdür.

“Oldukça münzevi bir karakteri oynamak oldukça hoş.” diyor Halliday’i ve oyunu yöneten büyücü benzeri avatarı Anorak’ı canlandıran Mark Rylance. Hikâyenin katalizörü olduğu için varlığı hikâye boyunca hissediliyor. “Halliday nadiren görülüyor. Bu da bizim onun hakkındaki sorular ve gizemden fedakârlık etmememizi sağladı.” diye de ekliyor oyuncu.

Başlat Ready Player One Rylance’in, kendisi hakkında; “Mark, Halliday’i, biraz kırılganlık ve en uç seviyede utangaçlık vererek, sevgiyle canlandırdı. Kalbimin bir parçası haline gelen bir karakter yarattı.” diyen Spielberg’le üçüncü ortak çalışması.

Rylance, yönetmenle yeniden aynı ekipte yer alma fırsatını memnuniyetle karşıladığını söylüyor. “Tekrar tekrar aynı kişiyle çalıştığınızda kesinlikle farklı yerlere gidebiliyor ve biraz daha fazlasını risk edebiliyorsunuz. Ama Steven’la aynı sette olmanın en eğlenceli tarafı, beklenmedik bir şey olduğu zamanlar, bir sahne belirli bir yöne doğru ilerlediğinde ya da daha spontan bir şeye doğru geliştiğinde. Bu onu çok heyecanlandırıyor ve bu durumu teşvik ediyor ki bu da aynı zamanda birçok yeni teknolojiyle uğraşmak zorunda olduğunu göz önüne aldığınızda bu filmde dikkate değer bir durumdu.”

OASIS, Halliday’in parlak buluşuydu ama onu, aynı zamanda şirketleri Gregarious Games’teki ortağı olan, en yakın dostu Ogden Morrow ile birlikte geliştirdi. De Line açıklıyor: “Halliday ve Morrow, ikisi de çok zeki insanlar ve yakın dostlar. Halliday bilgisayarları severdi ama işin insani tarafındaki kişilerarası ilişkiler konusunda o kadar iyi değildi. Bu da ilginç bir durum çünkü burada Wade Watts’la arasında hafif bir paralellik var. Ama Morrow ondan çok farklıydı.”

Ogden Morrow rolünü üstlenen Simon Pegg: “OASIS’in ardındaki itici yaratıcı güç Halliday’di ama bunu gerçekleştirmesine ve fikrini kitlelere taşıyabilmesine yardımcı olmak için onun yanında olan kişi Ogden Morrow’du. Uzun yıllar süren bir dostlukları oldu, ta ki işler karmaşık bir hal alıncaya kadar. Böyle bir karakteri oynamak çok hoştu.”

OASIS’in henüz emekleme evresinde olduğu, Gregarious Games’in ilk zamanlarında, ana sorumluluğu kahve siparişlerini doğru getirmek olan Halliday’le Morrow’un aşırı hevesli bir stajyerleri vardı. Adı mı? Nolan Sorrento.

IOI

Nolan Sorrento, Gregarious Games’deki ofis boyluk günlerinden sonra çok fazla yol kat etmiştir. Karakteri canlandıran Ben Mendelsohn şöyle anlatıyor: “Nolan bir zavallı olarak başlıyor ama dünyanın en büyük ikinci şirketi Innovative Online Industries’in başına geçmeyi başarıyor. OASIS’te oynamak için ihtiyaç duyduğunuz tüm donanım ve ekipmanı onlar kontrol ediyor. Başka bir deyişle, vizör, bir haptik giysi, eldiven ya da başka bir şey mi gerekli? Peki. Gelin, beni görün.”

Ama devasa bir servet ve güç edinmiş olmasına rağmen, iki numara olmak Makyavellist Sorrento’yu tatmin etmiyor ve OASIS’i ele geçirmek onu durdurulamaz yapacak. Halliday’in yarışmasını kazanmak için ne gerekiyorsa yapacak. “Sorrento’nun muazzam kaynakları var. Hani şu ortalıktaki bir sürü küçük oyuncu var ya? Onlardan binlercesini satın alıp kendisi adına o üç anahtarı bulmaları için onları OASIS’e gönderebilir.” diyor Mendelsohn.

Sorrento’nun yardakçılarına Sixers deniyor çünkü isimleri değil, sadece numaraları var. Sixers’ı bilgiyle silahlandırmak için bir de Oology Departmanı var. Her gün bütün günlerini Halliday’in sırlarını deşifre etmekle çabalayarak geçiren bir dizi zeki genç insan.

Ama High Five gibi gerçek Gunter’lar satılık değil. Cline, “Wade ve diğer Gunter’lar, IOI’ın OASIS’in kontrolünü ele geçirmesi durumunda mekânın tüm doğasının değişeceğini biliyorlar. Bu yüzden OASIS’in, mekân üzerinden para kazanacak ve özgürlüklerini ellerinden alacak bir holding tarafından ele geçirilmesi fikri onlara korkunç geliyor. Ve Nolan da ruhsuz bir şirket paraziti olarak korktukları her şeyi temsil ediyor. Onun için önemli olan tek şey para ve kontrol, her zaman amaçlandığı gibi bir OASIS sevgisi değil.”

Spielberg, Mendelsohn’a Başlat Ready Player One’da rol vermeden önce onun hayranıymış. Bunu kendisi de doğruluyor: “Ben’i ilk kez çok sevdiğim televizyon dizisi Bloodline’da izledim. Kendi kendime ‘Ne zaman ya da neyde bilmiyorum ama bu adamla çalışacağım.’ dedim. Ben, çok eklektik ve çok katmanlı bir oyuncu, her şeyi yapabilir, herkesi canlandırabilir.”

Bu takdir karşılıklı: “Steven’ın eserlerini biliyorsanız ve ardından çalışma şeklini tecrübe ederseniz, sinema konusunda daha çok içgüdüsel bir algısı olduğunu hissedebilirsiniz; bir filmin hareketi, duygusal zirveleri, hikâyenin vuruşları…” diyor Mendelsohn. “Film yapımı alanında patron odur. Ondaki beceriye sahip bir kişi daha yok. Hiç kimse.”

Sixers ve Oolog ekipleri fazla mesai yaparken bile Sorrento, Wade’i yenmelerini şansa bırakmak istemiyor. Her biri farklı bir düzlemde çalışan iki acımasız infazcı tutuyor. T.J. Miller’ın seslendirdiği, i-R0k adıyla bilinen kafa avcısı, Parzival’i OASIS’te takip ediyor. Bu karakterin ne kadar tehlikeli olduğu konusunda yanılmak imkânsız çünkü gövdesi dışında her yeri zırhla kaplı, gövdesinin tamamı da dev gibi dişleri olan açık bir kafatası görünümünde. Bu arada, IOI’ın güvenlik şefi F’Nale Zandor da fiziksel dünyada Wade Watts’ın peşinde.

F’Nale’yi canlandıran Hannah John-Kamen şöyle diyor: “Bu misyonu olan bir kadın. Gereken her yolu kullanarak Wade ve arkadaşlarını kazanmalarını önlemekte kararlı. F’Nale aslında kitapta yok, bu yüzden kitabı kendime rehber alamadım. Ama Steven rolü bana tarif ederken ‘annenle tanışması için evine götürmek isteyeceğin biri değil’ deyince karakteri tamamen anladım,” diyor ve gülümsüyor.

Sadece kendi alanlarında görünen yegâne iki ana karakter, F’Nale ve i-R0k. Geri kalan herkes gerçek kimlikleri ile avatarları arasında gidip geliyor. Ve oyuncularla görsel efekt ekipleri için bu birçok benzersiz zorluk anlamına geliyordu.

PERFORMANSLARI YAKALAMAK

Hareket yakalama ve bilgisayar animasyonunun sihri sayesinde oyuncular sadece gerçek hayattaki karakterlerini değil, avatar suretlerini de canlandırabildiler. Süreç, Spielberg, oyuncuları, yapım tasarımcısı Adam Stockhausen, kostüm tasarımcısı Kasia Walicka Maimone ve iki ana görsel efekt evi olan Industrial Light & Magic (ILM) ve Digital Domain arasında karmaşık bir çalışma ittifakını içeriyordu.

Stockhausen ve Walicka Maimone, ILM’in görsel efekt süpervizörleri Roger Guyett ve Grady Cofer, animasyon süpervizörü David Shirk, sanal yapım konsepti tasarım süpervizörü Alex Jaeger ve diğerleri, görsel karakterlerin, genel görünüşleri ve hareket tarzlarından saç tarzlarına, kostümlerine ve karakterlerin ciltlerinde görünür olan benzersiz dijital dokularına dek, her açısını geliştirmek için Spielberg’le çok yakından çalıştılar.

Cofer şöyle diyor: “Avatarların geliştirilmesi oldukça büyük çaba gerektirdi. ILM, prototiplerin geliştirilmeleri sürecinde tasarımlara yardımcı olmak için Adam ve Kasia’yla çalışmaya başlayarak işe başlarından itibaren dâhil oldu. Bu avatarların sanal olduklarını ama gerçek dünyadan oyuncular tarafından kullanılacaklarını hep aklımıza tutmak zorundaydık.”

Guyett de aynı fikirde: “Oyuncuların karakterlere getirdikleri belirgin kişilikleri aktarmak Steven ve bizim için çok önemliydi. Ve onları daha yakında tanıdıkça, çalışmalarını daha çok gördükçe, bu durum elimizde olmadan yaptığımız bazı tasarım seçimlerini etkiledi.”

“Art3mis altından kalkması ilginç bir karakterdi,” diyor Shirk. “Çünkü devasa gözleri var ve ona baktığınızda dikkatiniz anında onlara yöneliyor. Gözler ona neredeyse elf benzeri bir özellik kazandırıyor. Parzival tutturması en zor karakterlerdendi çünkü çok fazla farklı tarafı vardı. İzleyicinin özdeşleşebileceği sıradan bir adam olması gerekiyordu, kahraman olması gerekiyordu ama yine de çocuk olması gerekiyordu; çekici olmalıydı ama çok fazla yakışıklı da olmamalıydı. Role uyan ve herkesin beğendiği bir tasarım bulmak çok uzun bir süreç oldu.”

Aech’in tasarımı bir insanla ikinci kişiliği arasındaki en büyük uyumsuzluğu yansıtıyordu. “Adam Stockhausen gerçekten büyüleyici tiplemeler buldu.” diyor Cofer. “Aech bir tamirci, bu yüzden bir bölümü de hidrolik parçaları olan bir makine. Bu da o karakterin yaratım anlamında çıkış noktası oldu. Yakından bakarsanız, cildi gergedanın sert derisini andırıyor ve ayrıca kafasında hafiften manta vatozu deseni de var. Bunlar, Helen’ın OASIS’te kendini belirli bir şekilde sergilemek için yaptığı görsel seçimler. O, oldukça özel bir karakter.”

Sanal yapım süpervizörü ve yapımcı Gary Roberts’ın liderlik ettiği Digital Domain, hacim adı verilen ve temelde yerde kılavuz çizgilerin ve setteki parça ve dekorların sadece en temel iskeletlerinin yer aldığı, neredeyse bomboş sesli çekim stüdyolarında gerçekleştirilen hareket yakalama verilerini ve başa yerleştirilen kameraların çekimlerini elde etme işinden sorumluydu. Avatarlardan ortamlarına dek her şey sonunda tamamen ILM ekibi tarafında yaratılacaktı.

High Five’ı canlandıran ve hepsi de hareket yakalama alanında acemi olan genç oyuncular sürecin zorlu ama garip bir biçimde tatminkâr olduğunda hemfikir.

Olivia Cooke bunu doğruluyor: “Bu bir oyuncu için iyi bir sınav çünkü tamamen kendi hayal gücünüzde yaşamaya zorlanıyorsunuz. Sizi rolünüze sokması için dışarıdan herhangi bir şeye ya da çevrenize güvenemiyorsunuz çünkü elinizde hiçbir şey olmuyor. En iyi tarafı, çok yeni ve bize çok yabancı bir şey yaptığımız için aramızda doğal olarak bir bağ oluştu. Bunun başka bir yolu yoktu, bu işte hepimiz beraberdik.”

“Hareket yakalamayı ancak yaparak öğrenebilirsiniz.” diye ekliyor Lena Waithe. “Püf noktasını öğrenmek ve kavramak biraz zaman alıyor ama bunu söylemem gerek, yaparken gerçekten çok eğlendim. Her yerinde küçük noktalar olan, tüm vücudunuzu saran giysiler içindesiniz ve kafanızda, suratınızda kamerası olan bir tür kask oluyor. Başlarda biraz ürkütücü olabiliyor ama işin güzel tarafı, kendimi her şeyi yapabilirmişim gibi hissettim. İşin hareket yakalama tarafında büyük bir özgürlük var. Bunu takdir etmeye ve çok sevmeye başladım.”

Oyuncular özellikle de yönetmenlerinin rehberliğine müteşekkir olmuşlar. Tye Sheridan, “”Steven her zaman bizimle yakında ilgilendi ve vizyonu konusunda çok açıktı. Onunla aynı fikirde olmak ve ne istediğini tam olarak bilmek bize çok yardımcı oldu. Tüm deneyim inanılmazdı. Çok şey öğrendim.” diyor.

Tenten’in Maceraları ve The BFG’de hareket yakalama ile çalışmış olmasına rağmen, Spielberg, sanal bir ortamda yönetmenlik yapmak için araç olarak en ileri sanal gerçeklik teknolojilerini kullandığı Başlat Ready Player One’da keşfedilmemiş topraklara giriyordu. Bir sanal gerçeklik başlığı takarak dijital bir setin tamamını keşfe çıkabiliyor, oyuncuları avatarları olarak yerleştirebiliyor ve sahnelerini planlayabiliyordu.

Spielberg detayına giriyor: “OASIS’teki her bir set sanal. Bu yüzden benim için o alanda gezip asıl seti görmeme olanak sağlayan bir avatar yarattılar. Ve bir kez her bir sekansı nasıl çekeceğime karar verdikten sonra ortamlarının nasıl göründüğünü anlayabilsinler diye oyunculardan gözlüklerini takmalarını istedim. Aksi halde, kocaman boş beyaz bir odada, size bakan bir dizi dijital kameranın altında oynuyorsunuz. Bomboş bir sete girip orada neler olduğunu hayal etmeye çalışmak her oyuncu için kafa karıştırıcıdır. Gözlüklerini taktığımızda hayal etmek zorunda kalmıyorduk. Hareket yakalama hacmine geri döndüğümüzde tek yapmamız gereken setin nasıl göründüğünü hatırlamaktı.”

Spielberg, aynı zamanda daha önceki iki hareket yakalama filminde de yönetmenle çalışmış olan hareket yakalama yapım süpervizörü Clint Spillers tarafından özel olarak kendisi için geliştirilen bir sanal kamera teçhizatından da faydalandı. O projelerde Spielberg’ün nelerden hoşlanıp hoşlanmadığına dikkat etmiş olan Spillers, gerçek zamanlı oyun makinesi işleyiciyi izlemesine olanak sağlayan küçük bir ekranı da olan, daha hafif, daha ergonomik elde taşınır bir sanal kamera teçhizatı geliştirip üretmek için Digital Domain’deki robotik mühendisi Jim Kundig’e danıştı. “Steven tek bir düğmeye basarak mercekler arasında çabucak gezebiliyor ya da bakış açısını ayarlayabiliyordu. Bu, şimdiye dek tasarlanmış en becerikli kamera teçhizatı.” diyor Spillers gülümseyerek.

Spielberg istediği performansı elde edince sanal kamera çadırına gidip sahneyi biden fazla ekrandan izleyerek çekimini kareleyebiliyor ve tipik bir film setinde birçok çekim gerektirecek olan tüm çekimlerini orada yapabiliyordu.

Tüm hareket yakalama verileri ve başa takılan kameraların çekimleri her bir karakterin nihai animasyonu ve işlenmesi için ILM’e teslim edildi. Oyuncuların performanslarının tüm ayrıntılarının aynısını üretebilmek için ILM’in Oscar ödüllü Yüz Yakalama Sistemi kullanıldı. Cofer anlatıyor: “Bu filmde uygulamaya döktüğümüz tüm ileri seviye işleme ve efektler… Eğer Steven ekrandaki karakterle duygusal bir bağ kuramıyorsa, bunların hiçbiri işine yaramıyordu. Bu da orijinal performanslara sadık kalmak anlamında bizim için harika bir barometre oldu. Oyuncuların yaptıklarını yeniden tasarlamakla ilgilenmiyorduk; performanslarının özünü avatarlarına aktarabilmek istedik.”

Özellikle de doruğa ulaşan savaş sahnesinde, OASIS’i doldurmak için ILM son model bir kalabalık sistemi geliştirdi ve bunun sayesinde binlerce dijital karakter yaratabilmeyi başardılar.

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir