Resident Evil: Afterlife (2010)

Paul W.S. Anderson bilim kurgu ve aksiyon sineması için son 15 yılın en önemli ve en tartışmalı isimlerinden biri. Mortal Kombat(1995) ile ünlendikten sonra çektiği Event Horizon(1997) ile yaklaşılması güç bir çıta koyan Anderson kariyerine hafif aksiyon filmlerleri ile devam etmeyi seçti. Oysa ki biz bilim kurgu severler hep ondan çok daha fazlasını bekledik.

Resident Evil ile hem oyun meraklılarını hem de zombi severlere küçük bir hediye vermişti. Yeni millenium’un en büyük b-sinema serilerinden biri de böylece ateşlenmiş oldu. Milla Jovovich’in Alice rolü ile özdeşleştiği seri, çok ciddiye alınmasa da eğlencelik bir zombi aksiyonu olarak devam ediyor.

RE:A, Paul W.S. Anderson’ı tekrar yönetmen koltuğuna oturtarak ve artık aksiyon filmlerinin olmazsa olmazlarından olan 3-D teknolojisine sırtını dayayarak seriden beklenen eğlence dozunu arttırmaya çalışmış.

RE:A, 3. filmin kaldığı yerden devam ediyor, Alice’in klon ordusu Tokyo’daki ana binaya saldırıyor. Açılış sekansı o kadar hızlı ilerliyor ki ilk 15 dakika seyirciye tokat gibi gelecek bir aksiyon sunuyor. 3-D’nin de etkisi ile bu sırada yaşanan yoğun kamera hareketlerinden oldukça yorulacağınızı söyleyebilirim.

Ancak uçağın Matrix’deki Tır’ın patlamasını hatırlatan patlamanın anından ise film uzun süre dibe doğru çakılıyor. Bu bölümde Anderson’ın artık kanıksadığım bölük pörçük anlatım tarzının etkili olduğunu görebiliyoruz. Alice bir bakıyorsunuz Alaska’da Claire Redfield(Ali Larter)’i kurtarıyor hemen sonra Hollywood tepelerinde bir hapishaneye çakılıyor. Ancak zombilerin hapishaneye girene kadar film o kadar tempoyu düşürüyor ki daha sonra yaptığı olumlu işler bile geneli kurtarmaya yetmiyor.

Hapishanede bir grup insan ile karşılaşan Alice onları vadedilen topraklar olan virüsden temiz Arcadia adlı gemiye ulaştırmak istiyor. Ve ekibin yaptığı birkaç plan pek işlemeyince olaylar akışına bırakılıyor.

Yan rollerdeki kötü oyunculukların yanında ucuz yollu diyaloglar filmin en zayıf noktası. Artık Aksiyon filmlerinden “ O öldü, ona artık yardım edemeyiz. Yolumuza devam edelim.” gibi diyaloglar yasaklanmalı. Ayrıca Anderson’un bilgisayar oyunlarından çevirdiği filmlerde, tıpkı söz konusu oyunlardaki gibi seks çağrışımların sonuçsuz kalması da çocuk filmi seyrediyoruz tadı veriyor. Anderson’dan masallara gönderme yapıyor olabilir mi diye düşünüyorum artık.

Örneğin Alice’in hoşlandığını anladığımız Luther (Boris Kodjoe) ile duşta başbaşa birbirlerine kur yaptıkları sahnede sevişmemeleri filmin olayan inandırıcılığını da yerle bir ediyor. Alien’ın Ripley’i bile sevişti, dört bölümdür Alice’in silah sıkmaktan başka bir aksiyonu yok. Alice’ler de sevişebilsin istiyorum artık.

Filmde belirttiğim gibi önemli vurucu anlar var, Anderson’ın kalitesini kanıtladığı bu sahneler ne yazık ki birbirinden o kadar kopuk ki, filmden çıktığınızda önceki bir çok filminde içinizi kemiren ama asla tam olarak adını da koyamadığınız bir olmamışlık hissi ile başbaşa kalacaksınız.

Filmin bu sorununu bir kenara bırakırsak ilk dakikadan itibaren kafanızı döndüren büyük aksiyon sahneleri ile daha önce pek de rastlamadığımız bir 3-D tecrübesi sunuyor. Bu yönden Avatar’dan daha önemli bir yapım benim için.

Genelde 3-D kullanımı Alice’in silahı bize doğrultmasından ibaretmiş gibi görülebilir, ancak öyle sahneler var ki ister istemez teknoloji daha ne kadar ileri gidebilir de diyeceksiniz.

Filmin bir başka sürprizi de hapishanede tek yatan suçlu olan Prison Break’in yıldızı Wentworth Miller. Kendisini yine hapisten kaçmaya çalışırken görmek dizinin hayranları tarafından bir tebessüm ile karşılanacaktır.

Mortal Kombat’tan beri Anderson’un artık ustası olduğu Boss Fight diye literatüre geçen filmin kötü ve iyi karakterinin çarpışmasına bu filmde doyacaksınız. Zaten ilk 15 dakikada böyle bir dövüş var, ancak buradaki kötümüz Umbrella’nın elemanı Albert Wesker(Shawn Roberts) rezil bir Ajan Smith taklidi olduğundan pek etkilemedi beni, buradaki yoğun Matrix havası da çok abartıya kaçmış. Ne yazık ki finalde de böyle bir durumla karşı karşıya kalıyoruz.

Ancak asıl Boss Fight’ı Axeman (Ray Olubowale) ortaya çıktıktan sonra izleyeceksiniz. Sırf onun olduğu sahneler filmin çıtasını yukarılara çıkarıyor. Ağır siklet boksörü olan Olubowale’in oynadığı yüzü maskeli dev zombinin, elinde ancak Diablo gibi oyunlarda görebileceğimiz kocaman bir baltayı yerde sürüyerek şehre girdiği sahne muhteşem. Claire ile taşan suların içinde dövüştüğü bölüm de filmin en önemli kavga sahnesi.

RE:A ne istediğinizi bilerek giderseniz beklentilerinizi karşılayacaktır. Bu yıl vizyona giren en iyi aksiyonlardan biri. Ancak sırf zombi janrını sevdiğiniz için Resident Evil’a giderseniz pişman olursunuz. Ben hem Anderson’un sinemasından hem de Milla’nın oyunculuğundan ve fiziğinden hoşlanan biri olarak filmden mutlu ancak yine de olmamışlık hissi ile ayrıldım. Darısı 5. filmin başına.

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

13 Yorumlar

  1. Green herb-red herb, red herb-yellow herb ikileminde kalıp stres yaşayan herkes bu film serisinin r.e. den başka bişi olduğunda hem fikir. belki ilk film atmosferiyle çok yaklaşmıştı. hatta milla “bitch in red dress” olarak seriye giriş yapmıştı. fakat o filmin sonunda yapılan berbat bir hata filmi bitirdi: “şeytani bilimsel deneylere” ada wong’u tabi tutarlarsa seri matrixe dönüşür haliyle. İlk filmin sonu hatalıydı. Çünkü insanlar her seferinde “upgrade” olmuş felaketler, düşmanlar vs vs bekler. Bu mantıkla nemesis 3. filmde kıyamet bir boss olarak çıkardı. Ama yapılan yanlış re dialektine bağlı düşman upgrade i değil, mantığın dışına çıkıp kahraman upgrade i oldu. haliyle aşmış bir kahraman belli bir süre sonra kesmez oldu. sayısız “klon” kahraman çıkarmak zorunda kaldılar. zombiler klasik, kahramanlar aşmış. bu god mode da re3 oynamak gibi sıkıcı bir durum. o baltalı dayı re 5 oyununun başında bulunan, silent hill serisindeki piramit kafanın çakması :)

    Resident evil olan bir film izlenecekse “resident evil degeneration” animasyon da olsa resident evil fanlarını tatmin edecektir.

  2. Resident Evil ilk oyundan beri çok sevdiğim bir seri, filmlerinden de en çok ilkini seviyordum, 4’ü görünce de fikrim değişmedi. Bir grup arkadaşla izlediğimiz filmden çıktığımızda topluca biz de tatmin olmamıştık.

    Filmde Albert Wesker’in karizmasını ilk defa sevdim ben. Filmden sonra Resident Evil 5’i biraz oynayarak gördüm ki Afterlife büyük ölçüde RE5 üzerine olmuş. Boss Combattaki Axeman, RE5’in başındaki yaratık aynı şekilde zombiler 5’teki zombilerin aynısı. İlk 15 dakikadan sonra filmin durulması ve bir daha yeterli düzeye çıkamaması en büyük eksiği bence. En komik sahnelerden biri bütün zombilerin Alice’in peşinden atladığı sahne. 3D’ye çok odaklanılmış ve her sahne yavaş çekim gösterilerek 3D gözümüze sokulmuş ama bir yerden sonra onun da tadı kaçıyor.

    Bu arada yazıda bahsedilen seks çağrışımlarını olumsuz sonuçlandırması hatta Milla’yı röntlemeye çalışan adamı vahşice öldürmesi yönetmenin bilinçli tercihi olmasın. Zira Milla’yla Anderson 2007’den beri nişanlılar :) Filmle ilgili en uyuz olduğum noktalardan biri de her yerde Jill Valentine’in adının geçmesi ama filmde göremememiz. Ha çıktı ha çıkacak derken film bitti. Duyduğuma göre son jenerikten sonra çıkıyormuş ama sinema kapatıldığından ben göremedim.

    Son olarak seri hakkında korku sitesinde yazdığım linki de okumak isteyenler için vermek istiyorum.

    http://korkusitesi.com/korkusinema/resident-evil-oyun-ve-film-serisi

  3. Masis Üşenmez

    RE5 olayını öğrenmemiz iyi oldu. Anderson oyunlardaki karakterleri çevirmeyi iyi başarıyor aslında. Jill en sonda çıktı evet gemide askerlere dikkat edin bu savaş ölüm kalım savaşı falan dedi. Göğsünde de o zımbırtıdan vardı :)

  4. alice’in sevişmesi hakkındaki görüşe katılmıyorum, o sahnede insan yarması ile sevişseydi o anda terkedersim salonu

  5. Masis Üşenmez

    Temizkan zaten olay da bu. Ripley de seviştiği için bir çok fan sinir olmuştu Alien 3’e. Ama dünyada kalan son 3-5 insandan biriysen ve ortamını bulduysan sevişirsin diyorum ben. Alicegül’ün suçu ne? :)

  6. Evet. Anderson’un oyun çevrimleri konusunda başarılı olduğuna şüphe yok. En azından en yakın rakibi Uwe Boll’ken :) Sonuçta Resident Evil sevilir sevilmez ama en iyi survival horror oyununun en iyi sinema uyarlaması, aynı şekilde Mortal Kombat’ın üzerine daha iyi bir dövüş oyunu uyarlaması çıkmadı. Death Race’in Carmageddon benzerliği de göz ardı edilemez. En iyisinin bu olması düşündürücü tabii. Daha iyisi olması lazım. En azından oyunseverlerle sinemaseverleri birleştirecek bir şey ortaya çıkabilir.

  7. Aklıma gelmişken çok sevdiğim ve deliler gibi oynadığım bir oyun serisi vardır ve bence gelmiş geçmiş en efsanevi oyunlardan biridir. A Jon Van Caneghem Production diye film misali başlayan oyunları turn-base strateji (Heroes serisi) ve FRP oyunları (Might and Magic serisi) olarak ikiye ayrılır. Özellikle Might and Magic 6’dan itibaren efsanevi bir seridir. Ve çok büyük bir fantastik dünyayı içerisinde barındırır. Hakkında yazı değil kitap yazılacak büyüklüktedir. Oynayan varsa şu an neden bahsettiğimi az çok anlıyordur. Ama bu serinin filme çekilmesi de en az oyun kadar önemli bir şey olur bence ve abartmıyorum “Yüzüklerin Efendisi” tadında büyük ve kaliteli bir prodüksiyonla efsaneye dönüşme potansiyeli vardır.

  8. Herşeyden önce ^Alice’ler de sevişebilsin istiyorum artık^ kelimesine Masis’in, tam 10 dakika güldüm. :) Bende katılıyorum bu fikire. Ama Milla’nın son filmini fikir olması açısından Masis’e tavsiye ediyorum: STONE.

    RE4 e gelince, film aslında zombi olayından aksiyona kaymış evet. Ve yine Matrix gibi filmlerden alınan sahneler ve karekterler yaratıcığın çok gerisinde kopyacılık olmuş. Bu kareketeri yeni gören biri beğenir. Ama bir sinefil beğenmez. Filmde Masis in değinmedi onlarca hata var, ama buraya yazmanın anlamı olurmu bilmiyorum. Serinin ilk filmleri bu konuda daha iyiydi. Örneğin Alice her zaman makyajlı, su altından çıksa bile ve hep tertemiz. Eğlenceli bir film olarak bakmak lazım ve kesinlikle sinemada izlemek gerekiyor. O atmosferi evde yakalamayazsın ve film dahada kötü gelir sana. Son olarak hormonlu zombimiz en az 3 metre boyunda ve yüzünde gözlerini bile örten bir çuval var. Bu karekter filmin en özgün karekteri ve dediğiniz gibi daha çok yer verilse daha etkileyici bir film olurmuş. Çekilen yağış altında dövüş sahneside etkileyici, ama daha iyi olabilirdi. Neyse özünde Resident Evil ı seviyorum ya, ben izledim. İzlerimde. Ama bi dahakine Alice sevişmezse ben yokum argadaş… :)

  9. Şimdi muhalefet ediyor gibi görünmesin ama çuval kafayı niye orjinal bulduğunuza şaşırdım. Çuval kafa baltasını sürükleyerek girişi, kıyafeti, gözlerinin görmüyor oluşu, oyuna silent hill serisinde ki piramit kafadan klon. oyunda zaten re fanlarının yadırgadığı bir yaratık-karakter. Silent hill filminde de piramit kafayı hatırlayacaksınız. çuval kafa ve sahneleri kolpalığın yüzünden filmi “işporta” işine dönüştürürken beğeni toplaması şaşırtıcı.

    gerçi aparma koparma demek vicdansızca gelebilir, ama bazı temel şeyleri şirazesinden oynatınca pek hoş karşılanmıyor ☻

  10. Filmin en özgün karekteri dediysek tabiki o da taklit bir karekter. Yani vurgulamak istediğim en ilgi çeken çuval kafa bile filme özgünlük katamıyor bu sebepten. O karekter üzerinde daha özgün birşeyler olabilirdi. Bir arkadaşın dediği gibi S.T.A.R.S. diye konuşsa mesela daha çok Resident Evil karekteri olurdu. O zaman sen ben gibi bu tarz filmleri ve hatta pc oyunlarını bilen kişiler daha zevk alabilirdi. Ayrıca senaryo konusu ve içerik açısından silent hill daha ağır basar RE ye.

  11. mükemmel bir 3 D şöleni, sonuçta bir resident evil, son kuruşuna kadar değdi bence

  12. milla oynadıkça resident evil izlenir resident evil hayranı olarak aksiyon dolu güzel bir film.millanın elbiseside çok güzel fiziğini dahada ortya çıkarmış bence.serideki her filmini izledim.olumsuz yorum yapan arkadaşlar begenmiyorsanız dier zombi filmlerine bakın.MİLLA chokk qüzelsin:D.RESİDENT EVİL 5 OYUNUNU BİTİRDİM:)

  13. ben ReSiDeNT EViL hayranıyım.sernin tüm oyunlarını oynadım bitirdim 5 de bitti:).Serinin 4 filmini de izledim.Olumsuz yorum yapan arkadaşlar-sıraDAN bi film olmuş diyenler sadece AFTERLİFE izlemekle ANLAYAMASSIN KARDEŞİM.BU FİLM CAPCOMUN video oyunundan beyazperdeye uyarlanmış 4 serilik HARİKA FİLM.(5 de gelecek inşş.:))HEM oyunları HEM filmleri süper.MİLLA hala qENÇ VE GÜZEL.SeRiNiN TüM FiLMLeRİ SÜPER.AYRICA AXEMAN DA BENİM GİBİ OYUN BAGIMLILARI İÇNDE SÜPRİZ OLMUUŞTU:).5.ci oyunu oynayanlar bilirler.EWER olumsuz şekilde yrum yapan arkadaşlar SANKİ tek bir filmiş gibi yorum yapmışsınız.TÜM SERİNİN ELEŞTİRİLECEK HİÇBİR OLUMSUZ YANI YOK.Beqenmediysen dier filmlere BiLeT AL BU ReSiDeNt EvİL SERİSİNİN FANLARI-HAYRANLARI VAR BENİM GİBİ:)) FoReWeRR RESİDENT EVİL CAPCOM :))))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: