Ridley Scott’ın İzinden Prometheus

“74 yaşındayım ve 1963’lü yıllardan beri sinema ve reklam sektöründeyim. İşte bu zaman dilimi içinde çekilebilecek olan pek çok işin içinde yer aldığımı düşünüyorum. Hangi birini nereden başlayarak anlatsam düşündüğümde bilemiyorum. En iyisi siz sorun ben anlatayım “çektiklerimi!” –Ridley Scott

Sir Ridley Scott 30 Kasım 1937’de Dunham İngiltere’de doğdu. Sinema aşkı onun peşini hiç bırakmadı. Hikâyeler anlatma, o hikâyelerin gözü olma isteği onu çeşitli okullarda bu işi öğrenmeye itti. Önce yönetmen daha sonra da bunun yanına yapımcılığı eklediği kariyeri birçok başyapıtla dolu olan Scott son olarak karşımıza Alien’ın köken hikâyesinin de yer aldığı ama ondan çok daha fazlasını içinde barındıran bir macerayla çıktı. Prometheus…

ridley-scott

Bunun öncesinde Scott’un birkaç yapımını hatırlatmakta fayda var diyor ve başlıyoruz yolcuğumuza;

Blade Runner (1982)

Başrollerinde Harrison Ford, Rutger Hauer ve Sean Young’un yer aldığı yapım gösterime girdiği anda eleştirmenler tarafından karışık eleştirilere maruz kaldı. Kimi filmi beğenmezken kimisi ise filmin kimlik bunalımı yaşadığını söyledi. Gişede de durumu pek parlak olmayan yapım tüm bunlara rağmen nefes almaya başladığı andan itibaren klasik kült olma başarısını elde etti. Ülkemizde ‘’Bıçak Sırtı’’ olarak çevrilen yapım hem kara film türünün en önemli örneklerinden biri hem de yönetmeninin “en kişisel filmim” dediği yapımıdır.

Konusuna gelince; yıl 2019, yer Los Angeles… Sorun yaratan replikantları öldürmek ve toplum düzenini sağlamakla görevli Blade Runner timinin bir üyesi olan Rick Decart köle gibi çalıştırılıyor olmaktan sıkılıp dünya dışında bir yerde Nexus 6 isyanını çıkartan replikantları öldürmek için görevlendirilir. Replikantlardan biri olan Roy Batty’nin amacı ise yaratıcısını bulup onu öldürmektir.

Thelma ve Louise (1991)

Film eğlenceli ve kadın hareketine önem veren bir yol hikâyesidir. Başrollerinde Geena Davis ve Susan Sarandon’un yer aldığı yapım, hayatlarından bezen iki kadının bir hafta sonu tatili için arabayla yolculuğa çıkmasını ve bu yolculuk esnasında gelişen olayları anlatır.

Gladiator (2000)

Yönetmenin en başarılı tarihi aksiyon yapımlarının başında gelir. Başrolünü Russel Crowe’un üstlendiği yapım birçok ödüle layık görülmüş ve hem yönetmeninin hem de başrol oyuncusunun adını sinema dünyasında ayrı bir yere taşımıştır. Filmin müzikleri ise Hans Zimmer tarafından yapılmış olup film müzikleri sektöründe özel bir yere sahiptir.
General Maximus’un hızlı yükselişi karşısında kıskançlığa kapılan taht varisi Comodus askerlerine onun ve ailesinin öldürmesi için emir verir. Ölümden son anda kurtulan Maximus’u artık intikam hayalleriyle bezeli bir kölelik hayatı beklemektedir.

Hannibal (2001)

Tomas Harris’in aynı adlı romanından uyarlanan psikolojik gerilim filmidir. 1991 mahsulü, yönetmenliğini Jonathan Demme’nin üstlendiği, Oscar ödüllü ‘’Kuzuların Sessizliği’’ filminin devamıdır. Yapımın başrollerini Anthony Hopkins, Julianne Moore ve Gary Oldman paylaşır. Film gösterime girdiği günden itibaren çok büyük bir ilgiyle karşılaşmıştır.
Black Hawk Down(2001):” Kara Şahin Düştü” Mark Bowden’in yazdığı Black Hawk Down: A Story of Modern War adlı kitabın uyarlamasıdır. Yapımcılığını Scott’la beraber Jerry Bruckheimer üstenmiştir. Müzikleri ise yine Hans Zimmer’e emanettir. Yapımın yüzleri ise Ewan MacGregor, Orlando Bloom, Josh Hartnett, Tom Hardy, Eric Bana… Film, 1993’te Somali’ye giden Amerikan askerlerinin orada yaşanan bir terslik sonucu kapana kısılması ve bu süre de yaşadıkları olayları içerir.

Kingdom of Heaven (2005)

Tarihi bir aksiyon olan yapım Haçlı Seferlerine Ridley Scott bakışı olarak da nitelendirilebilir. Filmde en çok dikkati çeken tarihi kişilik ise Selahaddin Eyyubi’dir. Yapım 12.yy da ki haçlı seferleri sonrası Kudüs’ün durumunu ve iki tarafın bakış açısını ele almaktadır. Başrollerinde Ghassan Massoud, Orlando Bloom, Eva Green, Jeremy Irons ve Edward Norton’u gördüğümüz yapım en başarılı tarihi filmler arasında yerini almıştır.

Body of Lies (2008)

“Tüm bunların sonunda barış olacağına gerçekten inanıyor musun?” “Yalanlar Üstüne” yönetmenin en başarılı yapımlarından bir tanesi. Irak ve terörizm sorununu masaya yatıran birçok Hollywood filminin kat be kat üstüne çıkan yapım diğerlerinin yapmadığı bir şeyi yapıyor ve bu sorunu cidden masaya yatırıyor. Savaşın göbeğinde, yaşam mücadelesi veren kimselerin varlığından haberdar bir özel ajan ve ofisinin güvenli duvarlarından yaşama ve ölüme karar veren bir adamın gözlerinden görüyoruz ölümün ve savaşın çirkinliğini… Başrollerde Leonardo DiCaprio ve Russell Crowe’un oynadığı yapım her ne kadar izlenme rekorları kırmasa da unutulmayan filmleri arasına girmiş bulunmakta. Film David Ignatius’un aynı isimli romanından uyarlama…

Robin Hood (2010)

Adını duyanın aman yine mi zenginden alıp fakire verecek bu adam deyip geri durduğu bir efsanevi anti-kahraman var bu kez Scott’un merceğinde. Yönetmen yine neden isim yaptığını kanıtlarcasına bu kahramanı da alıp başka bir keseye koymayı başarıyor filmiyle. Hikâye bu kez en başa dönüyor ve Robin Hood’un nasıl ahlaklı bir hırsız olduğunu anlatıyor. Yıllardır temcit pilavı gibi ısıtılıp sürülen bir konuyu izlettirmeyi başarıyor böylece, aksiyonu, eğlencesi ve aşkı yerinde bir yapım olarak… Başrollerini Russell Crowe ve Cate Blanchett’in paylaştığı film her ne kadar yönetmenin en iyilerinden değilse de onun farkını ortaya koyan yapımları arasında.

YÖNETMENİN GÖZÜNDEN BİR YARATILIŞ HİKÂYESİ; PROMETHEUS

Alien (1979)

Ridley Scott’un 1979 mahsulü olan filmi Alien(namı-değer Yaratık) bilim-kurgu tarihinin başyapıtlarından olmakla kalmamış çekilen devam filmleriyle de kendine müthiş bir hayran kitlesi yakalamıştı. Devam filmlerini çeken yönetmenlerin David Fincer, James Cameron, Jean-Pierra Jeunet gibi üst düzey yönetmenler olduğunu da hatırlatmakta fayda var bu arada.

spacejockey-tile

Alien hikâyesine tekrar bir göz atarsak; kargo gemisi Nostromo’ya gitmemiz gerekir. Nostromo göverinden dönmekte iken geminin ana bilgisayarı ‘’Anne’’ (Mother) yakındaki bir gezegenden yaşam sinyalleri aldığını 7 kişilik mürettebata bildirir. Gezegene üç kişilik bir grup iner. Kane(John Hurt) gezegende garip yumurtalar keşfeder. İncelediği yumurtalardan akrebimsi garip bir yaratık fırlar ve Kane’in kaskını eritip yüzüne yapışır. Lambert ve Dallas Kane’i gemiye geri getirirler ve Ripley’in karantina kurallarına uyma isteğine karşı çıkarak mürettebat Kane’i gemiye alır ve korkunç olaylar zinciri böylece başlamış olur.

Alien o güne kadar hem tasarım hem görsellik hem de gerilim dozu açısından sinema tarihinde çığır açan bir yapım olma özelliğine sahiptir. Alien’ın tamamen gösterilmesi yerine yönetmenin seçtiği onun her an ortaya çıkabilir takıntısı, izleyiciyi tetikte tutup filmin içine çeken mükemmel bir stratejidir. Tabi ki genç yönetmenler içinse bir yol haritası olma özelliği taşır. Ailen’in tasarımı ise kısa süre önce hayatını kaybeden E.T’den de hatırlayacağımız Carlo Rambaldi’ye aittir.
Alien 1979’da hayata gözlerini açıp üç kez daha farklı gözlerle evimize girmiş ve sonunda sessizliğe gömülmüştü. Şimdi ise Alien ve yaratılışla ilgili onun doğumuna sebep olan adamın yani Ridley Scoot’un birkaç sözü var dillendirmek istediği…

Prometheus (2012)

“Bilim kurgu türüne yeniden bir merhaba demek istedim. Ama bu filme söylenenler gibi Alien’in devami niteliğinde hiç bakmadım. Bu filmi bana çektiren şey hikâyenin beni etkilemesidir. Elbette ki Alien filmini size hatırlatacak notlar bulmanız çok normal ama Prometheus, özünde bambaşka bir mitolojik dünyanın hikâyesini barındırıyor.” -Ridley Scott

Yıl 2093… Prometheus adlı uzay gemisi yaratılışın derinlerine yani insan ırkının mühendislerine doğru uzun bir yolculuğa başlar. İki yıl süren yolculukta uyuyan mürettebat, VL-223 adlı gezegende uyanmak üzere uzay boşluğunda yoluna devam eder. Amaç dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen yıldız haritasını takip etmek ve yaratılışın kökenlerine inmektir. Gemide bulunan her kişinin amacı farklıdır bu bağlamda. Aynı hedefe kilitlenmiş gibi dursalar da bir saatten sonra kendi hedefleri onları birbirlerine karşı tutacak ve garip olaylar zinciri onları kökenlerine döndürecektir.

Aracın inmesi, gemi ekibinin uyanması, araştırma ekibinin koruyucu kıyafetlerini giyip mağaramsı yere girmesi Alien’in kurgusunu takip eder nitelikteki sahneler. Fakat bir zamandan sonra yapım Alien’ın doğum hikâyesini bir kenara bırakıp başkaca bir şeyleri sorgulamaya girişiyor. Bizden önce var olan daha gelişmiş, güç ve kuvvetçe daha üstün, daha ileri bir ırk… Ki bu ırk bir şeyler tarafından yok edilmiştir.

Prometheus, bu ana hikâyeye giriş sinyallerini zaten filmin başında, derviş kıyafetleri içindeki irice ve yüzü kireç beyazı insanımsı bir varlığın anlaşıldığı üzere kendini feda etme ve yeniden oluşma adına dinsel bir seremoniyle yok etmesiyle başlıyor. Bu açıdan filmi değerlendirdiğimizde mitolojide ve semavi dinlerin kitaplarında da yer alan bir görüş çıkıyor ortaya…

‘’Görmediler mi, onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Hem onlara size vermediğimiz şeyleri vermiştik ve göğü üzerlerine bol bol boşaltmıştık…’’

Ekip o mağaramsı yüzeyde gezinirken çeşitli hologramlar ve bilmedikleri bir teknolojinin eşiğinde ‘’Engineers’’ dedikleri ırkın nasıl yok edildiğine de şahit olurlar. Ve hikâyenin içine tam da bu kısımda bir soru ile düşer Alien; nasıl yok oldular ve burada ne işleri vardı?

Prometheus görsel açıdan doyurucu, sorgulayıcı ve hasretini çektiğimiz bir bilim-kurgu yapımı. Her ne kadar karakterlerin hızlı ve yarım kalmış tanıtımları biraz rahatsızlık verse de film anlatmak istediğini sorgulayarak anlatmış ve devamında görüşelim dediği bir açık kapı ile seyircilerine güzel bir hoşça kal sunmuş. Akılda kalan soru işaretleri ise (karakterler hariç, Elizabeth Shaw ve David hariç telef edildiği için) devamında yanıt bulmak üzere havada asılı durmakta. En önemli soru ise ‘’Kim bu Elder’ler? Yani mühendislerimiz…’’

Yönetmen Ridley Scoot’tan hiç unutulmayacak bir yapım daha seyrettik desek yalan olmaz sanırım. Oyuncu koltuğunda ise rollerine hakkını veren birçok değerli isim var. İnançlı ve çalışkan arkeolog (ki bilime kendini adamasına rağmen babasının verdiği haçı boynundan hiç çıkarmaz) Elizabeth Shaw rolünde Noomi Papace, Arabistan’lı Lawrence karakterini başucu kitabı yapan ve kendi yaratıcılarıyla ilgili kafa karışıklığı yaşayan androit David rolünde (“Sırrı şu William Potter; acımasına aldırmayacaksın…”) Michael Fassbender, soğuk, acımasız ve ifadesiz idareci Meredith Vickers rolünde Charlize Theron, fedakâr ve bir o kadar samimi bir kaptan olan Janek rolünde İdris Elba, hırslı ve realist arkeolog Charlie Hollaway rolünde ise Logan Marshall- Green…

Senaryosunu Jon Spaihts ve Damon Lindelof’un kaleme aldığı 124 dakikalık yapımın müziklerine ise Marc Streitenfeld imza atmış.

Yaratılış hepimiz için çözülmesi zor ama çekici bir muamma. Hepimiz nasıl dünyaya geldiğimizi ve geliş amacımızı sorgulayıp dururuz zaman zaman. Prometheus, Alien adlı bilim-kurgu kültünün gölgesinde hepimizin merak ettiği bu konuyu kendince sorguluyor. İzlenmesi tavsiye olunan bu yapım sorularınıza cevap olur mu bilinmez lakin güzel vakit geçireceğiniz kesin…

“Bilim kurgu filmi demek bol teknoloji filmi demek değildir. Bu tür yönetmen ve senariste ucu bucağı olmayan bir dünya sunar bence. İyi bir hikâyesi olmayan bir bilim kurgu benim gözümde zayıf kalacaktır her daim.” -Ridley Scott

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir