Robert Ryan: Sessiz Tehdit

Tarihin tozlu raflarından efsanevi isimleri çekip çıkarmaya devam ediyoruz. Bu seferki durağımız, değirmen taşını andıran omuzları ve saldırmaya hazır bir kaplana benzeyen hareketsiz duruşuyla kara filmlerde, westernlerde, suç filmlerinde ve gangster sinemasında ister filmin “iyi adamı”, isterse “kötü adamı” olsun, başlı başına bir tehdit teşkil eden uzun boylu, nahif bir dev: Robert Ryan.

İrlanda kökenli Robert Bushnell Ryan 1909 yılında Chicago, Illinois’de bir emlak firması sahibinin oğlu olarak dünyaya gelir. Koyu bir Katolik eğitimle büyütülen Ryan, Loyola Academy’den mezun olur. Özellikle boksa büyük bir yatkınlığı vardır. 1928 yılında başladığı ve 1932 yılında mezun olduğu Dartmouth College’ın ağırsıklet boks şampiyonu unvanını dört yıl boyunca elinde tutar. Fiziksel güç ve dayanıklılık gerektiren çeşitli sektörlerde işçi olarak çalışır. 8 yaşındayken küçük kardeşini gripten kaybeden Ryan, 26 yaşındayken de babasını trafik kazasında kaybetmiş, adeta acı ile yoğrulmuştur.

Robert Ryan 1930’ların sonuna doğru tiyatroya merak salar, Hollywood’da oyunculuk eğitimi alır ve Max Reinhardt’ın öğrencisi olur. O kurs sayesinde tanıştığı eşiyle 1939 yılında evlenir. Bir yandan tiyatro yaparken, bir yandan da “Golden Gloves” (1940), bol gişeli Bob Hope filmi “The Ghost Breakers” (1940), “Queen of the Mob” (1940) ve Gary Cooper’lı “North West Mounted Police” (1940) gibi filmlerdeki küçük rollerle sinemaya ısınır. 1941-42 yıllarında Clifford Odets’in yazdığı, Lee Strasberg’in yönettiği “Clash by Night” oyununda Lee J. Cobb ve Tallulah Bankhead ile aynı sahneyi paylaşır. “Gangway for Tomorrow” (1943), “The Iron Major” (1943), Fred Astaire filmi “The Sky’s the Limit” (1943), HUAC soruşturmaları sırasında adı geçen “Tender Comrade” (1943), savaş propagandası filmi “Bombardier” (1943) ve bir kez daha Pat O’Brien ile karşılıklı oynadığı “Marine Raiders” (1944) ile de sinemaya devam eden Robert Ryan Ocak 1944’te askere gider.

Amerikan Donanması’nda eğitim çavuşu olarak hizmet eden 1.93’lük Robert Ryan’ın bu dönemde bir de boks şampiyonası kazandığını not düşelim. Robert Ryan görev yaptığı Camp Pendleton askeri birliğinde, ileride hayatını değiştirecek olan bir yazarla tanışır ve arkadaş olur. Bu yazar çok sevdiği The Brick Foxhole romanının yazarı Richard Brooks’dan başkası değildir. Pasifist ve ayrımcılık-karşıtı kimliğiyle tanınan Ryan, Brooks’a, “kitaptaki Montgomery karakterini hiç kimse benden iyi tanıyamaz” der. Bu tanışıklık asker dönüşünde Ryan’a o rolü getirecektir.

Robert Ryan 1947 yılında askerlik dönüşü sinemaya geri döner ama ne dönmek! “The Woman on the Beach”deki Scott ve “Crossfire”daki Montgomery rolleriyle izleyiciyi adeta mest eder ve bir anda dikkatleri üstüne çeker. “Crossfire”daki rolüyle ilk ve tek Oscar adaylığını kazanır. Onu akabindeki sene Jacques Tourneur’un yönettiği “Berlin Express” (1948) adlı kara filmde ve Randolph Scott’la perdeyi paylaştığı “Return of the Bad Men” (1948) ile iki başarılı rolde daha izleriz. Robert Ryan bu tarihten sonra kara filmlerin ve westernlerin aranan oyuncusu haline gelecektir.

Robert Ryan 1949 yılında bugün her biri birer klasik olan dört önemli kara filmde oynar. Van Heflin’le karşılıklı döktürdükleri, Fred Zinnemann mücevheri “Act of Violence”, Smith Ohlrig rolünde adeta devleştiği Max Ophüls klasiği “Caught”, kariyerinin en iyi performanslarından birini ortaya koyduğu, boks filmleri şaheseri “The Set-Up” ve diğer adı “I Married a Communist” olan komünizm-karşıtı propaganda filmi “The Woman on Pier 13”.

Robert Ryan 1950’lere de fırtına gibi girer. Claudette Colbert’li “The Secret Fury” (1950) ve Joan Fontaine’li “Born to Be Bad” (1950)  gibi iki kara filmi bir western klasiği olan “Best of the Badmen” (1951) izler. Aynı yıl Ryan, gangster filmlerinde de sıkı portreler çizebileceğine dair en kuvvetli sinyalini verir. Otoritelerin pek umut bağlamadıkları, gangster sineması klasiği “The Racket”ın (1928) yeniden çevrimi olan “The Racket”da (Gecelerin Cehennemi, 1951) müthiş bir Nick Scanlon portresi çizer ve bu büyük yükün altından başarıyla kalkar. İnanmayan filmin ilk dakikalarını izleyebilir. John Wayne ile birlikte yer aldığı propaganda filmi “Flying Leathernecks” (Guadalkanal Cehennemi, 1951) ve uzun süredir RKO arşivlerinde saklı tutulan ve karlarla kaplı bir coğrafyada geçen en önemli kara film olan “On Dangerous Ground” (1951) ile yılı kapatır.

Yıllar önce tiyatro oyununda görev aldığı Clash by Night Fritz Lang tarafından sinemaya uyarlanacağı zaman akıllara yine Ryan gelir. “Clash by Night” (İki Sevgi Arasında, 1952) bir kara film başyapıtı olarak tarihteki yerini alır. “Garp Haydutları” (1952) adlı westerninden sonra sıra, oynadığı ilk western başyapıtına gelir. Anthony Mann’ın adeta bir satranç oyununu andıran psikolojik westerni “The Naked Spur”da (İdam Mahkûmu, 1953) Ben Vandergroat karakteriyle Howard Kemp rolünü oynayan koskoca James Stewart’ı adeta sinek gibi ezer. Bu filmdeki idam mahkûmunun kim olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?

Her ne kadar arada “Alaska Seas” (1954), “About Mrs. Leslie” (1954), “Her Twelve Men” (Fedakâr Ögretmen, 1954) ve “Escape to Burma” (Ormanlarda Meçhul Cinayet, 1955) gibi değişik türde filmlerde boy gösterse de, kendini bulduğu film türleri başrol oynadığı ilk göz ağrıları olur. Samuel Fuller’in şaşırtıcı kara filmi “House of Bamboo” (Tokyo Gangsterleri, 1955), Clark Gable’lı western “The Tall Men” (Dev Adam, 1955) ve Spencer Tracy gibi bir canavarın karşısında kendini ezdirmemeyi başardığı “Bad Day at Black Rock” (Zafer Madalyası, 1955) ile sevenlerinin kalbinde yine taht kurar. Çok sayıda TV projesini de araya sıkıştırdığı 1950’li yılları psikolojik derinliği olan önemli çalışmalarla noktalar. Walter Brennan’lı kovboy filmi “The Proud Ones” (Mağrur Kumarbaz, 1956), Anthony Mann’ın Erskine Caldwell’den uyarladığı çizgi dışı işi “God’s Little Acre” (1958), Burt Ives’ın döktürdüğü western klasiği “Day of the Outlaw” (1959), önemli savaş filmlerinden biri olarak görülen “Men in War” (Savaşan Kahramanlar, 1957), Montgomery Clift’li “Lonelyhearts” (1958) ve şahsen gelmiş geçmiş en büyük suç filmlerinden biri kabul ettiğim “Odds Against Tomorrow” (1959).

Artık 50 yaşını dolduran Robert Ryan 1960’lı yıllarda da çalışma azminden, disiplininden ve seçiciliğinden hiçbir şey kaybetmediğini gösterecektir. Ryan, sırf eşi benzeri olmayan oyuncu kadrosu için bile (nerede bulacaksın bir daha Richard Burton, John Wayne, Sean Connery, Henry Fonda, Rod Steiger, Robert Mitchum ve Robert Ryan’ı bir arada) seyredilmesi zaruret teşkil eden savaş filmi “The Longest Day” (En Uzun Gün, 1962) ve Peter Ustinov’un Herman Melville uyarlaması “Billy Budd” ile 1962 yılına damgasını vurur. Ryan “Billy Budd”da kimi mi oynuyor? Tabii ki Claggart’ı! Billy Budd rolünde olağanüstü bir kompozisyon çizen Terence Stamp’i bir anda dünya çapında meşhur eden filmin Robert Ryan’a bir BAFTA adaylığı da getirdiğini not düşelim. 1962-63 yıllarında “Mr. President” oyunuyla tiyatroya döner, oyun 250’den fazla kez sahnelenir. Bu yetenekli, güçlü ve zeki aktör sanatının zirvesindedir.

Ken Annakin’in kalabalık kadrolu bir diğer savaş filmi “Battle of the Bulge” (Tankların Hücumu, 1965), Richard Brooks’un western şaheseri “The Professionals” (Profesyoneller, 1966), Robert Aldrich’in kısa sürede fenomene dönüşen, alternatif savaş filmi “The Dirty Dozen” (12 Kahraman Haydut, 1967), Ryan’ın benzersiz bir Ike Clanton portresi çizdiği “Hour of the Gun” (1967), spagetti western “Un minuto per pregare, un istante per morire” (Ölü veya Diri, 1968) ve Robert Mitchum ile tekrar bir araya geldiği savaş filmi “Anzio” (Büyük Çıkartma, 1968), ilginç bir Nemo portresi çizdiği “Captain Nemo and the Underwater City” (Kaptan Nemo, 1969) ve Sam Peckinpah’ın Amerikan westernini transforme ettiği başyapıtı “The Wild Bunch” (Vahşi Belde, 1969) ile 1960’lı yılları kapatır. Robert Ryan 60 yaşına gelmiştir. Aynı yıl Broadway’de “The Front Page”in Walter Burns karakterine hayat verir (bir de TV filmini çekeceklerdir). Bu oyun da çok tutulur ve 150 defadan fazla sahnelenir. Ardından gözlerini yeniden sinemaya diker.

“Lawman”de (Kanun Adamı, 1971) iki büyük devle, Burt Lancaster ve Lee J. Cobb’la çalışır, René Clément’in“La course du lièvre à travers les champs”inde (Devlerin Yarışı, 1972) Jean-Louis Trintignant ve eski dostu Aldo Ray ile. Aynı yıl, 1972’de, hayat arkadaşı, üç çocuğunun annesi Jessica Cadwalader’ı kanserden kaybeder. Birlikte okullar kurduğu, vatandaşlık hakları savunuculuğu yaptığı, ırkçılık karşıtı, nükleer karşıtı mücadele verdiği eşinin ölümünün hemen ardından kendisine de kanser teşhisi konur. Akciğer kanseridir. Robert Ryan için çember daralıyordur.

“Lolly-Madonna XXX”de (1973) Rod Steiger’la ve kendisini idolü ilan eden Jeff Bridges ile sahne alır ve “The Man Without a Country”de (1973) de Jeff Bridges’in kardeşi Beau Bridges ile. Robert Ryan’ın hastalığı ilerliyordur ama o hızını kesmez. Sağlam filmlerle yoluna devam eder. Sarsıcı suç draması “The Outfit”de (1973) Robert Duvall, Karen Black, Timothy Carey ve Joe Don Baker ile oynar. Bakışları ve duruşuyla yine o bilindik performanslarından birini verir. Hem bir suç şebekesi liderini ondan iyi kim oynayabilir ki? Senaryosunu Dalton Trumbo’nun yazdığı Burt Lancaster, Robert Ryan ve Will Geer gibi önemli aktörleri bir araya getiren ve JFK suikastını ele alan “Executive Action”ın (1973) ardından Robert Ryan “The Iceman Cometh” (Buzcu Geliyor, 1973) ile sinema tarihine son büyük armağanını verir. Eski dostu Eugene O’Neill’ın yazdığı oyundan uyarlanan filmde Lee Marvin, Fredrich March ve Jeff Bridges ile birlikte rol alır. Ama filmin gösterime girdiğini göremez. 11 Temmuz 1973’te henüz 63 yaşındayken hayata gözlerini yumar.

Sol görüşleri ve pasifist (barışsever) kimliğiyle tanınan Robert Ryan birçok alandaki politik çıkışları ve eylemleriyle tanınır. Çeşitli dernekler kurar, bağışlarda bulunur, nükleer silahlanma karşıtı, McCarthy karşıtı cesur çıkışlar yapar, Martin Luther King hareketine destek verir. 1959 yılında John Houseman ile 1968 yılında Henry Fonda ile birer tiyatro (okulu) kurar, hiçbir dönem tiyatroyu ihmal etmez, olabildiğince seçici ve üretken bir filmografi inşa eder.

Robert Ryan’ın insan zihninde güzel bir uykunun sonlarını andıran lezzetli bir tükenme duygusunu bakiye bırakan onlarca filminden küçük bir seçki yapmak pek kolay değil ama deneyeceğim. Her zaman olduğu gibi, bir-iki filmi gizliyor olacağım, beni affedin. İşte ustayı yakından tanımanıza vesile olabilecek birkaç Robert Ryan klasiği.

CROSSFIRE (1947)

Robert Ryan’ın kariyerini ateşleyen ve müthiş performansı nedeniyle onu gaddar adamları oynadığı rollere adeta çivileyen film. Richard Brooks’un romanını John Paxton uyarlamış, Edward Dmytryk’in dinamik anlatımı Robert Mitchum, Robert Young, Robert Ryan ve Gloria Grahame’den oluşan sağlam bir kadroyla buluşuyor. Şahsi kanaatimce “Crossfire” (1947) benzer bir konuyu ele alan, bol ödüllü Elia Kazan filmi “Gentleman’s Agreement”tan (Namus Sözü, 1947) bir tık öndedir, bu kanaatimi de bu vesileyle not düşeyim.

THE SET-UP (1949)

Elli defa yazdım, bir kez daha yazmakta sakınca görmüyorum, gerek sade ama vurucu anlatısı, gerekse harikulade oyunculukları ve karamsar yapısıyla “The Set-Up” (1949) gelmiş geçmiş en iyi boks filmlerinden biri. Robert Ryan Bill ‘Stoker’ Thompson rolünde adeta devleşiyor. İnsanın bu şiir gibi filmin aslında bir şiirden uyarlandığını öğrenince yüzüne hüzünlü bir gülümseme de çökmüyor değil. Tüm zamanların en iyi kara filmlerinden biri olarak değerlendirdiğimi de belirteyim.

ON DANGEROUS GROUND (1951)

Gerald Butler’ın romanından A.I. Bezzerides’in uyarladığı filmin yönetmen koltuğunda Nicholas Ray oturuyor. Ward Bond, Ida Lupino ve Robert Ryan dört dörtlük. Bu topu topu seksen dakikalık şaheseri izlerken adeta üşüyeceksiniz. “On Dangerous Ground” sinemada atmosfer nasıl kurulur ve kurgu ne işe yarar öğrenmek için birebir.

THE RACKET (GECELERİN CEHENNEMİ, 1951)

Bu şahsi bir seçim. Başyapıt olduğunu falan öne sürmeyeceğim ama bugün bir gangster sineması klasiği olduğu kesin, bunu da büyük ölçüde Mitchum ve Ryan arasındaki müthiş kimyaya borçlu. Bilhassa Nick Scanlon rolündeki Ryan’a dikkat. İyi bir yeniden çevrim.

CLASH BY NIGHT (İKİ SEVGİ ARASINDA, 1952)

“Clash by Night” bir Clifford Odets oyunundan uyarlandığı için dramatik yönü hayli kuvvetli bir kara film. Hem Barbara Stanwyck hem de Robert Ryan bıçak sırtı rollerinin hakkını veriyor. Yönetmen de sinema tarihinin başlı başına bir zirvesini teşkil eden Fritz Lang olunca tadından yenmiyor. 

THE NAKED SPUR (İDAM MAHKÛMU, 1953)

Konu hakkında ayrıca bir yazı yazacağım ama Anthony Mann bir dönem zengin alt-metni ve derinlikli karakterleriyle hayli farklı analizlere imkan veren bir dizi western çekti. “The Furies” (Silahların Gazabı, 1950), “Winchester ’73” (1950), “Bend of the River” (Gaip Kervan, 1952), “The Naked Spur” (İdam Mahkûmu, 1953), “The Far Country” (Alaska Fatihi, 1954), “The Man from Laramie” (İntikam Kanunu, 1955), “The Tin Star” (1957) ve “Man of the West” (Batılı Adam, 1958). İşte “The Naked Spur” bu seçkinin en güzide eserlerinden biri. Bence bunun sebebi filmin sürekli dengelerin değişmesine neden olan incelikli senaryosu. James Stewart, Janet Leigh, Robert Ryan, Ralph Meeker ve Millard Mitchell’in uyumu da bir harika. Ryan zaten filmi sürüklüyor.

BAD DAY AT BLACK ROCK (1955)

Bu oyunculuk işinin Muhammed Ali’si Marlon Brando ise Rocky Marciano’su da Spencer Tracy’dir. Böyle bir ustanın karşısında ayakta kalabilmek de Robert Ryan gibi iyi bir kumaş ister. “Bad Day at Black Rock”da tek kollu canavar Spencer Tracy adeta bir resital veriyor. Irkçılık karşıtı filmin en önemli kozlarından biri de Ryan.

ODDS AGAINST TOMORROW (1959)

“Koşarak kaçtığın çöl” demiş şair, “gül bahçesi olmayacaktır asla”. Robert Ryan gibi meşhur bir pasifistin sinemada canlandırdığı en görkemli karakterlerin birer ırkçı olması kendi açısından ne talihsiz bir durumdur. Ama biz sinemaseverler için de bundan iyi haber olamaz. Ryan “Odds Against Tomorrow”da kariyerinin en iyi performanslarından birini ortaya koyuyor. Kadroda Harry Belafonte, Shelley Winters, Ed Begley ve Gloria Grahame de var. Robert Ryan ve Ed Begley filmi alıp sinema tarihinin en iyileri arasına bırakıp geliyorlar. 

BILLY BUDD (1962)

Herman Melville’in (yayınlandığını görmeye ömrü vefa etmeyen) son romanı “Billy Budd” birinci sınıf bir karakter analizi. Anlaşılan, Peter Ustinov’un da ilgisini çeken bu ki, müthiş bir oyuncu kadrosunu bir araya toplamış. Terence Stamp ilk filminde muazzam bir tipleme çiziyor ama tehlikeli bir hayvanı andıran yüz hatlarıyla Robert Ryan’ın parmak ısırtan performansı olmasaydı, bu film çöküp dağılırdı. “Billy Budd”ı izlediğimden beri, Robert Ryan “Moby Dick”teki Kaptan Ahab’ı Gregory Peck’ten iyi oynardı diye düşünüyorum.

WILD BUNCH (VAHŞİ BELDE, 1969)

“Wild Bunch” şiddeti ele alış biçimiyle Amerikan westerninde bir kırılma noktası. Filmdeki temel çatışma, her ne kadar açılıştan kapanışa kadar yüz yüze gelemeseler de iki eski dost Pike Bishop ile Deke Thornton arasında. Bu filmde Thornton’ı canlandıran Ryan’ın yüzüne adeta asılı kalan hüznü, pişmanlığı ve hırsı iliklerinize kadar hissediyorsunuz. İşte aktörlük budur.

THE ICEMAN COMETH (BUZCU GELİYOR, 1973)

Bazı oyuncuların sinemaya veda ettiği filmler efsane oluyor. “The Iceman Cometh” de onlardan biri. Lee Marvin, Fredric March, Robert Ryan ve Jeff Bridges aynı filmde. Film hem Ryan’ın hem de March’ın oynadığı son film. John Frankenheimer sinemanın bütün bileşenleri hakkını vererek bir araya getirmiş. Üstelik Robert Ryan veda mektubu niteliğindeki bu filmde yakında öleceğini bilen birini oynuyor. Jason Robards’ın trafik kazası geçirmesi nedeniyle son anda kadroya dahil olan Lee Marvin eski dostu Robert Ryan ile birlikte adeta döktürüyor. Ryan filmin gösterime girdiğini göremedi ama bu filmdeki rolüyle özür niteliğinden birkaç ödül aldığını not düşelim.

 

Loading...

Yazar hakkında: Ertan Tunc

Sevdiği filmleri defalarca izlemekten, sinemayla ilgili bir şeyler okumaktan asla bıkmaz. Sürekli film izler, sürekli sinema kitabı okur. Ve sinema hakkında sürekli yazar. En sevdiği yönetmen Sergio Leone’dir. En sevdiği oyuncular ise Kemal Sunal ve Şener Şen. “Türk Sinemasının Ekonomik Yapısı 1896-2005” adlı ilk kitabı; 2012 yılında Doruk Yayımcılık tarafından yayınlanmıştır. Kara filmler, gangster filmleri, İtalyan usulü westernler, giallolar ile suç sineması konularında kitap çalışmaları yürütmektedir. İletişim: [email protected]

2 Yorumlar

  1. Ertan hocam, bir çok filmde karşılaşmama karşın adını bile bilmediğim “bu adamın” hikayesini anlatan, ayrıca sinema tarihinden bir yaprak olan bu enfes yazı için çok teşekkür ederim.

  2. Rica ederim, Salim. 200 küsur isimlik bir listem var, Eddie Albert, John P Ryan, George Kennedy, Charles Vanel gibi, göz aşinalığı yaratmış ama ismi şıp diye insanın aklına gelmeyen oyunculardan oluşan, fırsat buldukça birer birer aradan çıkarıyorum. Çok teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir