Robocop 2 (1990)

RoboCop 2 posterKendimi hiç planda yokken sıkı bir Robocop hayranı haline getirdim. Nasıl oldu bilmiyorum ama sonuçtan çok memnunum. İlk Robocop filmine duyduğum sevgi ve saygının ardından “ikinciyi de erişkin kafayla seyretsem mi?” diye düşünüp dururdum ama yaşadığımız yüzyıl ertelemelerin çağı sonuçta. Geçen gün Frank Miller’ın ikinci film için yazdığı ancak tam olarak filmde uygulayamadığı senaryosunun çizgiromanını yeniden okuduğumda artık Detroit’e beyazperdede geri dönme zamanının geldiğini farkettim. Nasıl oldu bu geri dönüş peki? Değdi mi? Yüce Türk büyüğünün dediği gibi “çok iyi oldu, çok da güzel oldu”. Irvin Kershner’in yönettiği bu devam filmi ötesine geçemese de kesinlikle ilk filmin gölgesinde kalmıyor. Unuttuysak bu bizim ayıbımız. Robocop 2 de aynı ilk film gibi yirmi yıl sonra bile seyredilesi, heyecan duyulası bir yapım.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Geleceğin şehri Detroit aynen bıraktığımız gibidir. Bir yanda suç oranı almış başını gitmekte, öbür yanda OCP şehirde kendi tekelini kurmaya çalışmaktadır. Polis güçlerinin greve gitmesi de şehri iyice sahipsiz kılmıştır (bu konuya ilerki paragraflarda değineceğim). Bu sırada şehirde Cain adındaki çete lideri nuke olarak adlandırılan bir uyuşturucuyu el altından pazarlayarak gücünü arttırmaktadır. Peki Detroit kaybetmeye mahkum mudur? Tabii ki hayır, greve rağmen şehirde asayişi sağlamaya çalışan bir yalnız metal kovboyumuz hala bulunmaktadır.

OCP ne yaparsa yapsın Robocop’u Alex Murphy kimliğinden arındıramaz ve bu yüzden projeyi “başarısız” olarak değerlendirir. Şirketin yeni amacı Detroit’i bir kentsel dönüşüme tabi tutarak Delta City adlı yeni bir yapılanma yaratmaktır ve bu yeni sayfaya uygun yeni bir Robocop gereklidir. Ne var ki hiçbir yeni prototip Robocop’un izinden gidemez. Bir şeyler yanlış gitmektedir. Şirketin özel psikoloğu Dr. Juliette Faxx’ın ise bu yanlışı düzeltmek ve mükemmel Robocop 2’yi yaratmak için radikal bir fikri vardır.

RoboCop 2 orta

Öncelikle çizgiroman/orijinal senaryo ile film arasındaki farklılıklar hakkında konuşmak gerek. Frank Miller’ın ilk yazdığı senaryoda polis grevini fırsat bilen OCP kendi milis kuvvetlerini şehre düzen getirmek için görevlendirir. Detroit Belediyesi’nin şirkete dünya kadar borcu olduğundan kimse OCP’ye “sen ne yapıyorsun, dağ başı mı?” diyemez. Robocop’un şehirde orman kanunu uygulayan OCP güçlerinin hadlerini bildirmesi üzerine şirket bu milis güçler arasından en psikopat askerin beynini alıp Robocop 2 projesinde kullanır. Filmde milis güçler fikrinin yerini Cain ve çetesinin aldığını görüyoruz. Açıkçası ben bu değişikliği olumsuz bulmadım. Cain’i canlandıran Tom Noonan, ilk filmin kötüsü Clarence’i (Kurtwood Smith) geçemese de onu aratmıyor. İsabetsiz bir oyuncu seçimi Cain ve Nuke çetesi fikrini infilak ettirebilirdi, böyle olmamış neyse ki. Bunun dışında filmin OCP’nin milislerini koymaması anladığım kadarıyla “şirketleri kötü göstermeyelim” basiretsizliğinden değil, zira bu milis kuvvetler fikri aynen üçüncü filme taşınıyor. Açıkçası bence de OCP ile silahlı çatışma ikinci filmde çok erken olur, güçlü bir etki yaratamazdı. Peki üçüncü filmde yarattı mı? Tabii ki hayır, ancak bu fikrin başarısızlığından değil filmin iyi kotarılamamasından kaynaklanan bir durumdu. Özetle Frank Miller kardeşim, yapımcılar doğru bir karar almışlar ikinci film için, sızlanmanın alemi yok (Merak edenler varsa diye: Frank Miller’ı aşırı muhafazakar buluyor ve Dark Knight Returns haricinde sevmiyorum).

Polis grevine gelelim. İlk filmin grev fikrine tepkili baktığını hatırlıyoruz. İlk Robocop filmine “faşist film” denmesinin iki sebebinden biri kahramanın kullandığı (ve meşru gösterilen) aşırı şiddet ise diğeri de “polis adam grev yapmaz” gibi söylemlerdir. Robocop 2’de de polis grevi artan suç oranının arkasındaki sebeplerden, ancak film bu durum üzerinden bir sol düşmanı söylem geliştirmiyor. Evet, kahramanımız grevde çalışarak bir grev kırıcı rolünü üstleniyor ama film asla grevdeki polisler ile Robocop’u karşı karşıya getirmiyor. Robocop 2’nin tek kötü polisi, Nuke çetesi için çalışan bir dirty cop.

RoboCop 2 d

Irvin Kershner, ilk filmde Verhoeven’in neyi mesele ettiğini iyi anlamış bir yönetmen. Aynı Verhoeven’in ilk filmde yapmaya çalıştığı gibi metal polis üzerinden Hristiyan mitolojisi göndermelerine burada da rastlıyoruz. Çete lideri Cain’in ismin zaten açık referans, bunun dışında ilk ciddi çatışmalarının ardından Cain’in kıskıvrak yakaladığı (bir nevi çarmıh) Robocop’u İsa’ya benzetmesi, Robocop’un parçalara ayrıldıktan sonra hem fiziken hem de (kendini yüksek elektrik akımına bırakarak) yeniden doğması filmde hala dini göndermelerin varlığını gösteriyor. Bunun dışında Alex Murphy’nin tonlarca ağırlıktaki zırh içinde kimliğini yaşatma çabası Robocop filmlerinin asıl meselesinin hala bireyin kendini var etme çabası olduğunu gösterir nitelikte. Evet, her açıdan ikinci film ilkinin devamı.

Belki de burada birkaç satır da olsa Kershner’den bahsetmeliyiz çünkü bugün çok bilinmiyor olması üzücü bir durum. Genelde bağımsız filmlerin yönetmenliğini yapan Kershner, Hollywood’un yakınında yer alıp asla onun esiri olmamış bir isimdir. Zaten bu özelliği sayesinde George Lucas tarafından keşfedilip Star Wars V: Empire Strikes Back’in yönetmenliğine getirilir. Star Wars’u çok sevmeyen biri olarak serinin en beğendiğim filmini yapan ismin Robocop 2’nin de arkasındaki isim olması beni hem şaşırttı hem de gülümsetti. Kershner Robocop 2’den sonra bir dizi bölümü yönetip sinemaya ve yönetmenliğe veda eder. Arada üniversitelerde ders verir. 2010 yılında aramızdan ayrılan Kershner kanımca hem anaakım hem de öteki Hollywood’a kalite kazandıran isimlerdendi ve bir miktar takibi hakediyor. (Robocop 2’yi yönettiğinde yönetmenin 67 yaşında olduğunu da eklemeden geçmeyeyim).

RoboCop 2 a

Doğrusu OCP’nin Delta City planını seyrederken pek çok noktada İstanbul’un Kentsel Dönüşüm tartışmalarını seyrettiğimi düşündüm. Demek hem Miller hem Kershner bize yirmi üç sene evvel yaklaşan tehlikeyi anlatmaya çalışmışlar da görememişiz, diye geçirdim içimden. Bazen insan en ciddi mesajı en olmadık yerden, Detroit sokaklarından bir robot polisin “ucuz” aksiyon filminden bile alabiliyor demek ki. Hayır, şakasını bile kaldıramıyorum, Robocop 2 kesinlikle ucuz değil. Aksine gayet nitelikli bir film, hakları teslim edelim, ilk fırsatımızda bu filmi seyredelim. Sen ne güzeldin 90’lar diyelim.

Not: Yakın zamanda medeni cesaretimi toplayıp üçüncü filmi de yeniden seyredeceğim, bana şans dileyin.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

3 Yorumlar

  1. robocop serisi hem blockbuster hemde bağımsız ruhunu hep birarada taşıdı bunu yapabilen başka serilerde var mı acaba?

  2. Yigilante Kocagöz

    yeni robocop’un PG-13 olacağını duyduğumdan beri eskiye daha bir şevkle sarıldım. çok saçma bir çaba. eski robocopçular R rating olmayan bir robocop zaten istemezler, yeni kuşak da bu karaktere çok alışık değil. Judge Dredd gibi gişede hezimete uğrayacak sanırım. tabii dredd iyi bir filmdi, bu filmden bir kalite beklemiyorum.

  3. nadir ali süter

    yazıdaki gibi ilk robocop ve devamını izlerken aklıma hep istanbul ve şehir içinde şehir olan yaşam merkezleri ve bilim kurgusal görüntüleri geldi hep.bu film sinemalarda gösterildiğinde askerde olduğumdan izleyememiştim.90’lar başı özel tv gösterimlerinde seyrettim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: