Robocop (2014)

12194751526_657191fc10_b1987 yapımı olan bilim kurgu-aksiyon sineması örneği Robocop’un orijinal filminin akabinde iki devam filmi çekilmişti. 2014 yılında seriyi baştan ele alan yeni bir uyarlama daha beyaz perdeye aktarıldı. Film bildiği üzere aslen Alex Murphy isimli bir polisin trajedisini anlatmakta…[1] 

Öteki Sinema için yazan: Oktay Orhun / @oktayorhun

Çocukluğumun Robocop’unun yeniden sinemaya uyarlanacağını duyduğumda endişelenmiştim açıkçası. Zira Hollywood’un “remake” kolaycılığı son yıllarda, özellikle nitelikli sinema izleyicilerini, baymış durumda. Ben de uzunca bir süredir bu yeniden yapımlara karşı kendimi kapamıştım. Ne var ki, filmin yönetmeni olarak José Padilha açıklandığında bıkkınlığım yerini ani bir uyanışa ve filme ilişkin umuda bıraktı.

1967 doğumlu Brezilyalı yönetmen José Padilha, bugüne değin kurmacaya olan yatkınlığı kadar çektiği belgesellerle de kendisinden söz ettirmişti. 58. Berlin Film Festivali Berlinale’de ise 2007 yapımı kurmaca filmi Tropa De Elite ile Altın Ayı’yı kazanmıştı. Elite-Squad1Film, Rio de Janeiro’nun varoşlarında uyuşturucu mafyasına karşı savaşım veren bir özel timi konu alıyordu. Filmin en önemli özelliğiyse tarafları aklamamasıydı…

Ne var ki Robocop’a ilişkin istatistikler, benim beklentimin kitleler tarafından paylaşılmadığını söylüyor: Box Office Mojo’nun verilerine bakarsak ABD ve Türkiye’de filmin çok sevilmediğini, ama dünyanın geri kalanında beğenildiğini, en azından dikkat çekici bir şekilde izlenildiğini tespit etmemiz gerekiyor.

Bu, Rotten Tomatoes ve IMDb verileri ile de uyuşuyor. Neden? Kanımca sorun filmin mesajları ile ilgili. ABD’de tam da mesajları yüzünden, Türkiye’de ise bu mesajlar yanlış anlaşıldığı için sevilmemiş olabilir bu film.

Robocop004

Filmi izlediğimde yanılmadığımı anladım: Robocop, kendi kurmaca yapısı içinde medya-sermaye-ulusal güvenlik üçlüsünün birbirleriyle olan ilişkilerini sorguluyor. Çok basit mesajları dolaylayarak izleyicisine aktarıyor. Bu mesajlar: A) Medya, sermaye ile iç içedir ve daimi olarak kitlesel algı yönetimi üzerinde çalışır. B) Sermaye, kendi çıkarları (satış ve kâr oranları) dışında bir şey düşünmez. C) Bu sebeple ulusal güvenlik, özel şirketlere bırakılamayacak denli önemli bir şeydir. (Max Weber’in devleti, meşru şiddet tekeli olarak tanımlamasını anımsayalım; bunun karşısına günümüzün gelişen özel güvenlik pazarını koyalım ve filme öyle bakalım.)

Filmin yan mesajları ise sıkıştırılmış bir şekilde izleyiciye sunuluyor; sanırım bu yüzden ayrıca anlaşılması zor bir durum yaratıyor: A) İşgal, meşru değildir ve kendine karşı bir direnişi her zaman doğurur:

İçerik Uyarısı İçin Başlangıç | Filmin açılış sekansını ben böyle okudum: Türkiye’den izleyiciler nedense 2028’de İran’ın ABD tarafından işgaline odaklanıp bunu yadırgadı. Oysa bu, filmin kurmaca yapısı içinde bir gereklilikti. Hem filmdeki kırmızı kod meselesi yüzünden, hem de dış politika ile iç politikanın ekonomik ve kültürel bağlarının vurgulanması açısından. Dahası ben o sekansta kendi işgalcilerine karşı hoşnutsuz bir halk, işgalcilere karşı meşru bir direniş ve koskoca makinelerin karşısına bıçakla dahi olsa dikilen cesur bir çocuk gördüm. | İçerik Uyarısı İçin Son 

Robocop001

B) Politikacılar ve polis rüşvet yiyebilir ve satın alınabilirler ama her şeyden önce üzerilerindeki kamuoyu basıncı etkilidir. C) Üretim her daim merkez ülkelerden, periferi coğrafyalara kayar ve geleneksel taylorist biçimini sürdürür. (Filmde gözüken Uzakdoğu’daki fabrikayı ve ardından gösterilen tarım alanlarını anımsanmalı.) 3. Protokoller ya da başka bir değişle hukuk (olumlu ve olumsuz bağlamda) çiğnenebilir, mesele vicdan ögesinin yani insan faktörünün durumuyla ilişkilidir.

Bu son yan mesaj, Alex Murphy’in insan olma/insan olarak algılanma mücadelesi olarak da filmin bütününe yayılmış durumda. Filmde “Duygularım olmadan gitar çalamam,” diyen adam ile Alex Murphy kanımca aynı şekilde pozisyon almış oluyorlar. Bu bağlamdaki tüm etik tartışmalar da filme yayılmış durumda:

Robocop002

İçerik Uyarısı İçin Başlangıç | Filmin sonunda bedensel mekanizmanın dış zırhının orijinal serideki gri rengine dönmesi de yine bu bağlamda karşıtlıkları hafifletmesi bakımından önemli. Ayrıca filmin kapanışında da medyanın filmin en başındaki manipülasyonunu sürdürmesini, bence olumlayıcı değil, reddedici bir mesaj olarak okumak gerekiyor. Dahası bu sahnede, satır arasında ABD’nin İkinci Dünya Savaşı öncesi dış politika referanslarına atıf yapılması ve bu düşüncenin Samuel L. Jackson’ın oynadığı (her haliyle olumsuz olan) karakter (V for Vendetta’daki muadili olan ve Roger Allam tarafından canlandırılan Lewis Prothero karakterini anımsanmalı) tarafından reddedilmesi bence önemli. | İçerik Uyarısı İçin Son 

Son olarak José Padilha gerçekten de iyi bir yönetmen, bunu Tropa de Elite‘sine olduğu gibi bu filmine de bakarak söylüyorum: Ritmi çok iyi tutturuyor. Ayrıca seçtiği açılar, renk ve mizansenlerde de oldukça başarılı. Ve daha önemlisi suç ile polis arasındaki birbirini besleyen ilişkiyi görüyor. Padilha kendi mesajlarından taviz vermiyor ama beri yandan genel izleyici kitlesinin taleplerini yerine getirmeye de gayret gösteriyor. Hatta biraz fazla gayretkeş diyebiliriz. Robocop’un kusuru da bundan ibaret.

Fragmanı izlemek için tıkla!

Robocop005

[1] Öteki Sinema sitesinde filmin yapım notları üzerine kapsamlı bir yazı bulmak mümkün: http://bit.ly/1jQ70G6

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir yorum var

  1. Bu eleştriden çok savunma yazısı olmuş.

    Irak ve Afganistan işgalleri hala sürüyorken, buradaki işgalin robotlar tarafından sürdürülerek kazanıldığı şeklinde yapılabilirdi, dış politika ile iç politikanın ekonomik ve kültürel bağlarının vurgulanması açısından bu senaryo gayet uygundu.
    Ama her zamanki İran teknolojik üstünlükle işgal edilip halkın sıraya dizildiği, Amerikanın üstünlük propagandası yapılan bir sahneydi. Bunu görmemek için bayağı inkarçı olmak gerekiyor.

    İlk iki filmin ne oyunculuk, ne de senaryo bakımından yakınından bile geçmiyordu.
    Aklamayı demişsiniz ama gözümüze sokulan şeyleri de yok saymanın bir yararı yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: