Robocop Çizeri Korkut Öztekin ile Söyleştik

robocop3

“Robocop’un beden dilini kurgulamak büyük bir keyif”

Steven Grant’in Frank Miller’ın Robocop 3 için yazdığı senaryodan uyarladığı ve memleketimizin usta çizerlerinden Korkut Öztekin’in çizdiği Boom Studios etiketli RoboCop: Last Stand, geçtiğimiz haftalarda çıkan 7. sayısıyla tamamlandı. Çizer Korkut Öztekin’le Boom Studios macerasını, fanı olduğu bir karakteri çizmenin güzelliklerini, yeni RoboCop filmini ve daha pek çok konuyu konuştuk. 

Röportaj: Can Yalçınkaya

Yerli çizgi roman severler sizi Deli Gücük albümlerinde çizdiğiniz öykülerden tanıyor. Geçen sene Amerikalı Boom Studios şirketi için çizgi romanlar çizmeye başladınız. Bize bu süreçten bahsedebilir misiniz? Önce Hellraiser’ın bir sayısını çizdiniz sanırım?

2009 senesinde Daphne Pleban, Deviant galerim üzerinden bana yaklaştı. Ancak o dönem askere gitme hazırlıkları içindeydim ve hiçbir şeyin kesinliği yoktu. Ben döndükten sonra bağlantımız kopmadı. Deli Gücük Zifirname için çizdiğim sayfaları bir sohbet esnasında onunla paylaştım. Sayfalar bir biçimde Clive Barker’in masasına ulaşmış. Kendisi, benimle çalışmak istediğini sürdürdüğü serinin asistan editörü aracılığı ile bildirdi. Böylece Hellraiser Dark Watch serisinin 5’inci sayısını resimlemiş oldum.

hellraiser_5_p04_by_draldede-d78hh8dRoboCop’ta çizerlik görevini üstlenmeniz nasıl oldu?

Dark Watch serisinin çizeri Tom Garcia rahatsızlanınca 4. Sayının son üç sayfasını çizdim. Ardından 5. Sayıya da devam ettim. İlk Amerikan çizgi romanımdı ve epey acemiceydi. Ancak editörler yine de çok beğendiler. Bu süreç sırasında sevgili editör dostum Alex Galer benimle temasa geçti ve RoboCop projesinden bahsetti. Juan Jose Ryp’in RoboCop 2 için yaptığı çalışmadan bir okuyucu olarak haberdardım ayrıca RoboCop vs. Terminator’u da okumuştum. Çok fazla düşünmeden kabul ettim. Projeye davet edilen bir çok çizerle beraber  deneme sayfalarımla görücüye çıktım. Bunun üzerinden bir süre geçtikten sonra benim çizgimin projenin ruhuna en uygun olan kalem seçildiğini söylediler ve seri için baş çizerlik pozisyonunu teklif ettiler.

RoboCop filmleriyle aranız nasıldı bundan önce?

RoboCop’un fanıyım, tıpkı seksenlerde çocuk olan ve Amerikan bilimkurgu filmlerini ve çizgi romanlarını takip eden herkes gibi. İlk iki filmi çok severim, üçüncüden nefret ederim. Aslında bu projeyi de bir anlamda bunun için kabul ettim diyebilirim. Acaba Frank Miller’in orjinal senaryosu nasıl? Bir okuyucu olarak sırf bunu öğrenmek için! Televizyon dizilerine de aşinayım, hele ki bu proje yüzünden hepsini yeni baştan gözden geçirdim ve hafızamı da tazeledim.

Genel olarak filmlerden ve dizilerden çizgi romanlara uyarlanan eserler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir fikir ürününün veya kavramın bir anlatım biçiminden diğerine uyarlanması konusunda negatif bir duruşum yok. Yaratıcılığı ve anlatım teknolojilerini zenginleştiren ve çeşitlendiren bir süreç bu. Bazı örnekler çok keyifli olabiliyor ama bazıları da epey sıkıcı… Püriten fanatik izleyici bir şeyi sevdi mi o şeye kutsal emanet gibi davranma eğilimindedir. Ben her alanda gelişimci ve ilerlemeci bir anlayış benimsediğimden türler arası geçişe ve uyarlamalara açığım. Beğendiklerim de oluyor beğenmediklerim de.

robo1

RoboCop: Last Stand, Frank Miller’ın RoboCop 3 için yazdığı senaryoya dayanıyor. Miller’ın 3. Film için yazdığı bu senaryoya yapılan değişikliklerden memnun olmadığını biliyoruz. Steven Grant’in Miller’ın senaryosundan uyarladığı Last Stand orjinal metne daha uygun bir iş oldu mu?

Miller Ustadan henüz bir itiraz gelmediğine göre… RoboCop 2 ve RoboCop 3 için yazılan senaryoları artık karşılaştırabilme şansınız var. Miller ikinci filmde teklif ettiği ancak hayata geçirilemeyen bazı sahneleri üçüncü filmin senaryosunda tekrar denemiş. O dönemde değişmeyen gayet tutarlı siyasi söylemleri var. Ancak bunlar seksenlerin sonunu yansıtan şeyler: Amerikalı genç iş adamlarının birbirlerine Sun Tsu’nun Savaş Sanatı’ndan alıntılar yaparak konuştukları, büyüyen Japon ekonomisinin eninde sonunda Hiroşima ve Nagasaki’nin intikamını alacağından korkulduğu; Kadınların kabarık saçlar ve yüksek topuklar, erkeklerinse vatkalı ceketler ve bol pantolonlar giydikleri bir dönem bu. RoboCop hiç bir zaman tutarlı bir bilim kurgu olmaya çalışmamıştır, ancak sıkı bir toplumsal taşlamadır bence. Bana göre bizim yaptığımız iş bütün zamanlara yönelik iyi bir eleştiri oldu. Üstelik şaşırtıcı biçimde şu an ülkemizde içine düştüğümüz olaylar silsilesi ile ciddi benzerlikler arz eden bir resim çiziyor.

Sizin bu süreçte Frank Miller’la iletişiminiz oldu mu? Biraz politik bir soru: Frank Miller muhafazakar görüşleriyle biliniyor. Occupy hareketi hakkındaki görüşleri ve Holy Terror çizgi romanı bazı çevrelerce ciddi biçimde eleştirilmişti. Sizin bu eleştirilere yaklaşımınız nedir?

3666292-02Özellikle RoboCop:Last Stand’i çizdikten sonra bana sorduğunuz bu soruyu bizzat kendisine sormak isterdim. Ancak sonuna şunu da eklerdim: “Ne değişti?” Ancak fırsatım olmadı henüz. Paylaşmama izin verirse eğer size de söylerim cevabını. Bence herkes istediği şeye inanmakta özgürdür. Ve özünde dürüst olan, insana değer veren, iyi niyetli olan herkesle, ideolojisi ne olursa olsun belli bir noktada uzlaşmak da mümkündür. Ancak şunu söyleyebilirim bence 1993’de Last Stand’i kaleme alan adamla Holy Terror’u çizen ya da Occupy’a o lafları sarf eden kişi aynı adam değil. Ben bunda 11 Eylül olaylarının ve Amerikan deniz aşırı operasyonlarının sebep olduğu sosyal, kültürel ve ekonomik geri dönüşlerin büyük etkisi olduğuna inanıyorum. Aynı sürece Art Spiegelman, Alan Moore ya da Grant Morrison farklı tepkiler verdiler.

Robocop serisindeki çizimleriniz çok iyi eleştiriler aldı. Geleceğin distopik Detroit’ini ve karakterlerini yaratma sürecinizden bahseder misiniz?

Pek bir şey yapmadım o dünyayı yaratırken çünkü ben dekordan çok karakterlerin beden dillerine, duygu durumlarına ve dramaya odaklandım. Herhangi bir yerdi Detroit: Perdeye çizilmiş kötü bulanık, karman çorman bir dekordu. Bu hikayede gerçek olan tek şey karakterlerdi. Özellikle RoboCop’un beden dilini kurgulamak benim için büyük bir keyif kaynağı oldu. O sebeple çizgilerim story board’a benzetildi. Bu bilinçli bir karardı. İlk başta bütün çizgi romanı Katsuşiro Otomo’nun Domu ve Akira mangalarında benimsediği bir üslupta çizmeyi hayal etmiştim. Saatlerce binalar, caddeler ve mezbele sokaklar üzerine çalışacaktım. Pencere pencere işleyecektim onları, Juan Jose Ryp ya da Geof Darrow’un yaptığı gibi… Ancak senaryo açıldıkça ve zaman kısıtlamaları yüzünden odağımı karakterlere çevirdim. Onlara özgün fiziksel vasıflar ve ifade dilleri yaratmaya çalıştım ki bu Amerikan çizgi romanında pek yapılan bir şey değil. Çizgimi birbirinden alakasız pek çok çizerin işlerine benzettiler, hepsi de benim için çok önemli ustalar olan sanatçılardı bunlar. Çok gurur verici bir durum bu. Ama nihai bir ortak noktanın bulunamaması okuyucular tarafından amaçladığım özgünlük ve zamansızlık durumuna erişebildiğimin göstergesi.

Siz ayrıca 9 Eylül Üniversitesi Grafik Tasarım bölümünde öğretim üyesisiniz. Akademik çalışmalarınız da çizgi romanlar üzerine. Bize bu çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Geçen sene Grafik Bölümü bünyesinde Grafik Resimleme ve Baskı Anasanat Dalı’nı açtık ve öğrenci almaya başladık. Bu illüstrasyon, baskı ve kitap sanatları üzerine akademik düzeyde lisans eğitimi veren Türkiye’deki ilk kurum olma özelliğini taşıyor. Çizgi roman tarihi, teorisi ve uygulama teknikleri üzerine derslerimiz var. Ayrıca yüksek lisans ve sanatta yeterlik düzeyinde de bu konuda dersler açtık. Çok ilerici ve sıra dışı düşünen bir kadroyuz ve bu alanda çalışma yapan cesur akademisyenlere kapımız sonuna kadar açık. Ben yüksek lisansımı grafik tasarım ve çizgi roman ilişkisi üzerine yaptım. Sanatta yeterliliğimde ise Japon çizgi roman tarzı Manga’yı bir kültürel direniş aracı olarak inceledim. Bu çalışmam Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Yayınları’ndan kitap olarak çıktı. Takip eden yıllarda bu eserin genişletilmiş ve düzeltilmiş nüshası İletişim Yayınları’ndan Manga: Bir Kültürel Direniş Aracı adıyla yayımlandı.

the_necromancer_by_draldede-d464k94

Aylık bir yayında çizer olarak çalışma temposuyla üniversitedeki iş temponuz arasındaki dengeyi kurmak zor oldu mu?

Çok zor! Yirmi sekiz günde yirmi iki sayfa çizmek zorundasınız. Benim için gündüz okul akşam çizgi roman vardı. Dokuz ay boyunca hemen her gece sabaha karşı saat dörtte yatıyordum, bir kaç saat geçtikten sonra da öğrencilerimle bir araya geliyordum. Çizgi roman tam zamanlı ciddi bir iştir, kesinlikle hobi değildir. Bunu öğrendim.

Yeni RoboCop filmini izlediniz mi? Görüşleriniz neler?

Farklı kaygıları olan, daha farklı şeylere temas eden bir hikaye. Bir taraftan çok cesur diğer taraftan orijinal RoboCop ile karşılaştırıldığında ise çok korkak. José Padilha’nın ona tanınan oyun alanında elinden geleni yaptığına inancım tam. Dizginler tamamen onun elinde olsaydı çok daha farklı bir şeyler koyardı eminim. Ben filmi keyifle izledim, piyasaya çıktığında satın alacağım ve arşivime koyacağım, ama Paul Verhoeven’in çelik canavarı değil bu tabii ki.

Robocop: Last Stand tamamlandığına göre sizin için sırada ne var?

Kendi projelerime odaklandığım ve dinlendiğim bir dönem var. Bu süreci bir kişisel gelişim projesinin son ayağı olarak değerlendiriyorum. Artık gözümü kırpmadan benzer projelere atlayabilirim ya da uzun zamandan beri rafta bekleyen yarım kalmış projelerimi tamamlamak için kolları sıvayabilirim. Ancak izninizle önce biraz dinleneceğim.

Size iyi dinlenmeler! Yeni projelerinizi merakla bekliyoruz. 

korkut_oztekin

Korkut Öztekin

Yazar hakkında: Can Yalçınkaya

Müzmin öğrenci, Punk Akademik. Avustralya'da yaşıyor ve Türk sineması ve popüler müziğinde melankoli üzerine çalışıyor. Çizgi romanlar, filmler, kitaplar, fanzinler ve saireyle haşır neşir olmayı, yazmayı ve çizmeyi seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir