Roger Corman’dan Film Yapımıyla ilgili 10 Müthiş Ders!

Roger Corman, gerçek anlamda yüzlerce film yapmış ve onlarcasını da yönetmiş olan efsanevi sinemacı, Amerika’nın ilk bağımsız film yapımcısıdır. Filmlerinin çoğu, hala yeni film yapımcıları için kılavuz işlevi gören, “hızlı, ucuz ve karlı” model izlenerek yapılmış tür filmleridir. Corman esasen, bölgesel dağıtım araçlarının ve arabalı sinemaların Hollywood dışında yapılan filmler için gösterim olanağı sunduğu ilk bağımsız dönemde yaptığı filmleriyle tanınırlık kazansa da, hala yenilikler yapmaya ve para kazanmaya devam etmektedir. Kendisine ait Corman’s Drive In isimli VOD Youtube kanalında, ayda 3.99 Dolar ödeyerek geniş kütüphanesine ve Rock and Roll High School, Swamp Woman ve Strip Teaser gibi örnek filmlerine göz atabilirsiniz.

Sharktopus vs. Whalewolf isimli TV filmi geçen ay SyFy kanalında yayınlanan Corman, hala aktif bir şekilde film yapmanın dışında, yetenekleri keşfetme özelliğiyle de tanınır. Martin Scorsese, Ron Howard ve Francis Ford Coppola, Corman sinemasının en eski yönetmenleri arasında yer alır ve hepsi Corman Sinema Okulu’ndan bir şeyler kapmıştır.

Corman 22 Ağustos’ta,  1959 yapımı korku komedi filmi A Bucket of Blood‘ın gösterimiyle New York’ta bulunan Anthology Film Archives‘te boy gösterecek. 2013 yılında yapılmış ancak ilk olarak burada yayınlanacak olan aşağıdaki röportajda Corman, çeşitli deneyimlerini ve görüşlerini her türlü film çeken prodüktör ve yönetmenler için on derste özetlemiştir. 

Hikaye ve senaryo önemli. Hikayeye muazzam önem veriyorum. Her şey hikayeyle başlıyor ve bu hikaye alınıp bir senaryoya dönüştürülüyor. Ayrıca senaryoya da muazzam önem veriyorum. Kötü bir senaryodan iyi bir film yapıldığını hiç görmedim. Belki birisi bir yerlerde yapmıştır ama ben hiç görmedim. Senaryonuzu, çekmeye hazırım dediğiniz ana gelene kadar geliştirin. Zaman kısıtlamanız yoksa, örneğin filmle ilgili tarihler belirlenmediyse, senaryonuz hazır olana kadar bekleyin. Zaman verin. Oscar ödüllü bir senaryo yazarı olan William Goldman’in şu lafını eminim duymuşsunuzdur: “Hiç kimse hiçbir şey bilmez.” Bunu değiştirip söyle diyorum: “Hiç kimse her şeyi bilmez.” Ama bir senaryo kulağınıza iyi geldiğinde bunu bilirsiniz. Mevcut koşullar altında, yani verilen bütçeyle yapabileceğiniz en iyi filmi yapmaya çalışmalısınız. Sınırlarınızı tanımalısınız ve 200 milyon dolar ve benzeri bütçelere göre yazmamalısınız. Kendi bütçenize göre yazmalısınız ancak güzel doğal çekim yerleri bulduğunuzda da bundan faydalanmalısınız. 

Prodüksiyon öncesine zaman ayırın. Prodüksiyon öncesine gerekli olan zamanı ayırın, çünkü çekimden önce çözebileceğiniz sorunları çekim sırasında çözüyor olmak istemezsiniz. Örneğin, yeni yönetmenlerimizle çekimlerini önceden çizmek hakkında konuşuyorum. Martin Scorsese bu konuda ortaya çok iyi bir iş çıkarıyordu, gördüklerim arasında en iyisiydi. Güney’de Boxcar Bertha isminde bir film yapmıştım, ilginçti çünkü Martin daha önce yalnızca New York’ta bir yeraltı filmi yapmıştı. Ama her zaman söylüyorum, “İyi bir yönetmen, iyi bir yönetmendir.” Marty sahnelerinin her birini çizdi. Ben, kendim en iyi ihtimalle yüzde 80’ini çizerim. Ama Marty gerçekten hepsini yüzde 100 çizdi. Alanında tekti.

Prodüksiyon öncesinde çekim yapacağınız yerleri bulursunuz veya bir stüdyoda çekiyorsanız ve bir sanat yönetmeniniz varsa setleri oluşturursunuz. Tüm hazırlığı yaparsınız ve oyuncu kadrosuna zaman ayırırsınız. Aktörlerle yapabildiğiniz kadar prova yaparsınız. Her şeyi hazırlamak ve başlamak için elinizden gelen her şeyi yaparsınız, böylelikle çekime hazır bir şekilde başlarsınız ve enerjinizi iki hafta önce ofisinizde çözebileceğiniz sorunlara değil, film çekimine harcarsınız.

Değişiklikler için hazırlıklı olun. Artık bildiğiniz gibi, bir filmi asla tam olarak planladığınız gibi çekemeyeceksiniz. Bir çekimi tamamladınız, işe yaramadı ve değiştirmek zorundasınız veya setle ilgili daha iyi bir fikriniz var, o zaman şöyle dersiniz: “Yaptığım bütün planları unutacağım. Bunu yapacağım.” Diyelim dışarıda çekim yapıyorsunuz, güneş dağın arkasına geçti ve 10 dakika içinde üç çekim daha yapmanız gerekiyor. Bu üç çekimi bir hareketli çekime nasıl çevireceğinizi ve bunu 10 dakikada nasıl yapacağınızı düşünmeniz gerekiyor. Başka bir deyişle her zaman değişiklikler olacak, burada önemli olan nokta gerçekten hazırlıklıysanız bir set planı üzerinde değişiklik yapacaksınız. Sıfırdan başlamayacaksınız. 

Sette kendinize güvenin. Sete yürüyüp “Kamerayı nereye koyarım?” demeyin. Ekip her zaman, özellikle de filmin başında yönetmenin ne yaptığına bakar. Bir yönetmenle ne kadar uzun süre çalışacaklarına dair yargıda bulunurlar. Bütün yönetmenleri desteklerler, ancak bazıları için daha sıkı çalışırlar. Ron Howard’ın ilk filmi Grand Theft Auto’yu yönettiği zamanları hatırlıyorum. Ron sete geldi ve şöyle dedi: “Kamera buraya gidecek ve aktris şuradaki kapıdan girecek. Buradaki kameranın lensi 30mm. Aktrisle kayarak geri dönüyoruz, pan yapıyoruz. Oradaki koltuğa oturuyor ve telefonu eline alıyor. Telefonu aldığında keseceğiz ve daha yakın çekim yapacağız. Biraz kahve alacağım. Hazır olduğunda bana söyleyin.” Ekip hemen Ron’un ne yaptığını bildiğine karar verdi. Her zaman bu konuşmayı kendi kafasında prova ettiğini düşünmüşümdür. Ona önceden şöyle demiştim: “Gel ve çekmelerini söyle.” Tam olarak bunu yaptı. Notları vardı. Kamerada kullanmak istediği lensi biliyordu ve ekip onun ödevini yaptığını anlamıştı. Onu destekliyorlardı.

Başka bir yönetmen tam tersini yaptı. Normalde çekime gece başlamıyorduk ancak bazı nedenlerle bir gece sekansı çekecektik ve çekimler Doğu Los Angeles’ta iki bina arasındaki boş bir arsada yapılacaktı. Yönetmen geldi ve şöyle dedi: “Peki, şimdi bu aktörü ve arkasındaki binayı çekeceğiz.” Tüm ışıkları yaktılar, çekimi yaptılar. Sonra şöyle dedi: “Şimdi de ters taraftaki diğer aktörü ve şuradaki binayı çekeceğiz.” Hepsini söktüler ve tekrar yaktılar. Sonra şöyle dedi: “Peki, şimdi başladığımız binaya geri döneceğiz.” Işık teknisyeni arabasına bindi ve eve gitti. Şöyle dedi: “Bir iki güne başka bir iş bulurum. Bir salak için çalışmayacağım.”

Prodüktörler, prodüksiyon sırasında arkanıza yaslanın. Prodüktör ve yönetmen, prodüksiyon öncesinde birbirine çok yakın çalışmalıdır. Bir prodüktör olarak bir senaryo geliştirirken, genellikle ilk taslakta yönetmeni işe dahil etmiyorum, ancak senaryonun ikinci veya üçüncü taslağında yönetmeni de dahil etmeye çalışıyorum, böylece benimle ve yazarla birlikte katkıda bulunabiliyor ve senaryoya yönetmenin vizyonunu da biraz ekliyoruz. Bunun dışında, ben de bir yönetmen olduğum için, ilk günün sabahında, ilk çekimde yönetmen “Kes ve yayınla” diyebiliyorsa, işimin dörtte üçünün bittiğine inanıyorum. Bu noktada birçok prodüktöre kıyasla prodüksiyondan gerçekten uzaklaşıyorum. Bu noktada yönetmenin ve prodüksiyon direktörünün işleri yürütmesi gerektiğine inanıyorum. Günlük çalışmalara bakıyorum, ancak ilk günden sonra çok nadiren sete gidiyorum. Belki çok fazla deneyimim olduğu için ve bazı yönetmenler çok genç olduğu için, ekip bana sorular sormaya başlıyor ama bu yanlış. Yönetmene sormalılar. O yüzden yönetmenle telefonda konuşma ayarlıyorum ve günlük işlere bakıyorum. Ama ilk günden sonra setten uzak durmaya çalışıyorum. 

Yeni yetenekleri arayın ve onlara güvenin. Bence bir yönetmen ilk filminde, kariyerinin geri kalanında öğrenebileceğinden daha fazla şey öğreniyor. İlk kez film çeken yönetmen, benim eskiden asistanım olan ve daha sonra yönetmen yardımcılığına (second-unit director) yükselen ve yönetme yeteneği olduğunu hissettiğim Francis Coppola gibi biri olabilir. Martin Scorsese gibi biri de olabilir. Martin’in New York’ta yaptığı bu yeraltı filmini izlemiştim. Beğendim, onunla bir araya gelip konuştuk, film bilgisinden etkilenmiştim. Aynı şekilde bir Rus yönetmen vardı, Timur Bekmambetov. Moskova ile birkaç filmde ortaklaşa çalışıyorduk ve oraya Amerikalı bir yönetmen göndermiştik. Daha sonra parayı boşa harcıyormuşum gibi hissettim. Bir sürü iyi Rus yönetmen vardı, neden İngilizce konuşan bir Rus yönetmene filmi çektirmiyordum? Sonra İngilizce konuşan beş iyi Rus yönetmenin örnek çekimlerini istedim. İyilerdi ama az çok standartlardı. “Beş tane daha gönderin.” dedim ve Timur’u seçtim. Moskova’dan beni aradılar ve şöyle dediler: “10 yönetmenin işlerini gönderdik. Hiç film çekmeyip sadece reklam çeken tek yönetmeni seçtiniz.” Şöyle dedim: “Umrumda değil. Aradığım kıvılcım onda var.” Aktörlerle çalışma şekli ve özellikle kamera kullanımı, çekimlerini kadrajlama ve kurgulama şekli, hareket etmesi gerektiği zamanlarda kamerayı hareket ettirmesi ve sabit olması gerektiği zamanlarda kamerayı sabit tutması… Tüm teknik. Yepyeni bir stili vardı, bu nedenle Timur’u seçtim. Benim filmimi çektikten hemen sonra Night Watch isminde bir Rus filmi çekti, bu da Rusya tarihindeki en büyük hasılata sahip film oldu.

Yönetmenin hem yeteneğine hem stiline hem de duygusunun senaryolara uyup uymadığına bakarım. Daha önce Marty Scorsese’den bahsetmiştim, New York’taki yeraltı filmi elbette kırsal Güney’de bir aksiyon filmi çekebileceğinin göstergesi değildi. Onun duygusundan uzaktı, ama bunu zaten çok nadiren yapıyorum. Genellikle yönetmenin güçlü noktasını dikkate alıyorum. Ancak söylediğim gibi iyi bir yönetmen her şeyi yönetebilir.

Aktör ve yönetmenin birbirini anladığından emin olun. Çok nadiren yönetmen ve görüntü yönetmeni arasında sorunlar yaşandığını gördüm, ama yönetmen ve aktör arasında sorunlar yaşanıyor. Tamamen ortadan kalkacağını söylemiyorum, ama yönetmen ve aktör performansın basit ana hatlarını daha önceden tartışırlarsa sorunlar en aza iner. Benim çalışırken kullandığım Metod tekniğinde hep şu soru sorulur: Amaç ne? Stanislavski’nin dediği gibi, kırmızı ip ne?* Karakter ne istiyor? Aktörün motivasyonu ne? Yönetmen ve aktör çekimden önce bu genel ana hatlar üzerinde anlaşırsa tartışacak çok az şey kalır, bundan sonraki tartışmalar genellikle aktörlerin şuraya mı oturması veya burada ayakta mı durması şeklinde olur. Sahnenin yorumlanmasıyla ilgili tartışmalar çekimden önce çözülmelidir. 

Aktörlere soğuk okuma (cold reading) yaptırmayın. Genellikle aktör gelir, ona sayfaları verirsiniz ve “Bunu oku,” dersiniz. Senaryodan bir veya birkaç sahne seçerim ve genellikle bir senaryo kısa sahneler içerdiği için, bazen sahneyi yeniden yazdırırım ve senaryoda olduğundan daha uzun hale getiririm, böylece aktörün çalışacağı daha fazla malzeme olur, kompleks bir performans sergileyebilir, mod değişikliklerini vs. gösterebilir. Gelip okuyacak olan tüm aktörlere gelecekleri günden önceki gün e-posta ile bu sayfaları gönderirim, böylece senaryoyu çalışma şansına sahip olurlar. Gelip soğuk okuma yapmazlar, hazırlanmış olurlar. Daha sonra onlara doğaçlamalar yaptırırım. Doğaçlamalara çok inanıyorum, çünkü sette değişiklikler oluyor, uyum sağlayabilen ve bazen doğaçlama yapabilen bir aktörünüz olmalı. Doğaçlama yeteneği olan aktörleri seviyorum. 

Yönetmene iki kurgu yaptırın. Post prodüksiyon genellikle tüm prodüksiyon aşamaları arasında en pürüzsüz olanıdır, çünkü çekilen çekilmiştir. Bir açık hava sahnesini çekerken yağmur yağacak mı diye endişelenmezsiniz veya yönetmenle aktör arasındaki tartışma sizi kaygılandırmaz. Bir aktörün yemek cezası alıp almayacağı veya fazla mesai yapıp yapmayacağı gibi konularda endişelenmezsiniz. Filmi çekmişsinizdir. Yönetmen, editör ve prodüktör kalmıştır. Çalışması gerçekten zor bir şey olmadığı sürece editing odasına normalde girmem. İlk kurguyu yönetmene yaptırırım ve daha sonra yönetmen bunu prodüktöre gönderir. Genelde şöyle derim: “Çok yoğunum, ilk kurguya bakacak vaktim yok, ikinci kurguyu yap, ona bakacağım,” çünkü ben görmeden önce yönetmenin iki kurgu yapmasını seviyorum. Daha sonra ben ve şirketteki bazı insanlar yorum yapar. “Bu yorumların hiçbiri talimat değil,” derim. “Bunlar öneriler. Bunların hepsine bakmalısın, hepsinin üzerinde düşünmelisin ama sadece katıldıklarını kullan.” Çok sık değil ama bazen de şöyle derim: “Peki, sana zaman verdim ve öneriler sundum, ama şimdi bu kurguyu burada istiyorum.” Ama bu çok sık olmaz.

Filmlere her zaman ön gösterim yaptırdım. Ön gösterimleri desteklemeyen bazı prodüktörler ve yönetmenler tanıyorum, ama ben her zaman destekledim. Filmin seyirciler karşısında gösterilmesini istiyorum. Bazen bir film bizim istemediğimiz yerlerde kahkahalar alabiliyor. Bu filmi editing odasına geri götürebilme ihtimalimiz olsun istiyorum. Büyük bir kısmını yeniden çekmek için bütçemiz yok ama bir ön gösterim iyi gitmediyse editing’in bir kısmını değiştirebiliriz. Ama artık sinema salonlarında ön gösterimler yapmıyoruz çünkü düşük bütçeli filmler çok nadiren sinema salonlarında oynuyor. Söylediğim gibi diğer insanlar yorum yapmadan önce yönetmene iki kurgu yaptırıyorum. Daha sonra ben izliyorum. Ofisteki insanlar izliyor. Bir noktada gösterim yapıp bir dizi insanı davet ediyoruz ve yorumlarını alıyoruz. Film sürekli gelişiyor.

Film izleyerek öğrenin. En büyük tavsiye diğer filmleri, iyi filmleri izlemek ve bunları iki veya üç kere izlemek olacaktır, çünkü ilk kez izlediğinizde filmin eğlenceli yönüne kapılacaksınız. İkinci veya üçüncü kez izlediğinizde tekniğin farkına varmaya başlayacaksınız. Kameranın nasıl kullanıldığını, aktörlerin nasıl oynadığını, filmin nasıl kurgulandığını ayırt edeceksiniz. Ve sadece iyi filmleri izleyerek öğrenirsiniz. Kötü filmleri izleyerek de bir şeyler öğrenebilirsiniz ama o başka bir hikaye. 

*Kırmızı ip, Yunan mitolojisinde Kral Theseus’un labirentten çıkmak için takip ettiği, kılavuz olarak kullandığı ve ona baştan sona eşlik ederek onu çıkışa yönlendiren iptir. Burada, hikayenin anlamını veya duygusunu hikayenin sonuna taşımak için seçilen anlatım rotası anlamında kullanılır.

Yazar: Scott Macaulay

Çevirmen: Aylin Torun

Kaynak: http://filmmakermagazine.com/95125-10-lessons-on-filmmaking-from-roger-corman

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus’un David’i gibi… Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir