Sana Karamsarlık Çok Yakışıyor! Rogue One: A Star Wars Story

Rogue One: A Star Wars Story, Yıldız Savaşları serisinin sekizinci filmi. Önceki yedi filme baktığımızda seri ne kadar ciddileşip karamsarlaşırsa, filmlerin hem eleştirmenler, hem de seyirciler nezdinde o kadar beğenildiğini görüyoruz. İşte Empire Strikes Back (İmparator). Orijinal üçlemenin orta filmi, kıymeti sonradan anlaşılsa da pek çoklarına göre en iyi Yıldız Savaşları eseri. Revenge of the Sith. Anakin üçlemesinin izlenebilir tek filmi ve bana göre Empire’dan sonraki en iyi Yıldız Savaşları -ydı. Artık çok ciddi bir rakibi var.

Ölüm Yıldızı’nın planlarının çalınmasını anlatıyor Rogue One. “Yine mi Ölüm Yıldızı” diyorsanız, emin olun ben de aynı şeyi dedim. Koskoca evreni Skywalker ve Ölüm Yıldızı türevlerine sıkıştıran filmler, belki de en kısır Yıldız Savaşları ürünleri. Dahası, Rogue One, sonunu bildiğiniz bir hikâyeyi anlatıyor. Biliyorsunuz ki o planlar çalınacak. İşte bu noktada çok zekice bir hareketle kendine geniş bir hareket alanı açıyor film: Size sürekli “nasıl olacak, bu işin içinden nasıl çıkılacak” diye sorduruyor. Film boyunca yaratılan ikilemlerin, çatışmaların sonu gelmiyor.Bunların çözümü her zaman beklediğiniz kadar yaratıcı olmuyor. Film bazı klişelerden yakasını kurtaramadığı gibi, bazen sunulan ikilemden çıkış yolu bulunduktan sonra da sonucun değişmemesi hayal kırıklığı yaratıyor (sürprizbozan vermeden diyebileceğim tek şey Galen Erso).

Belki de Bourne serisi gibi bir referansı bulunan senarist Tony Gilroy’un etkisiyle sırtını aksiyondan çok gerilime dayıyor Rogue One. Hatta finaldeki büyük savaşta bile tehlikede olan karakterlerin yanına dönmek için can atıyorsunuz. Bunlar, savaş sahnelerinin yetersizliğinden kaynaklanmıyor. Abrams’ın adı Yıldız Savaşları olan serinin uzay savaşı içermeyen tek filminden sonra Rogue One’ı izlerken çölde vaha bulmuş gibi oluyorsunuz ve gerçekten heyecanlanıyorsunuz.

Tüm bunların yanında bir de eski filmlere göndermeler, hayranların gönlünü çalmak için yapılan hamleler var. Mesela Obi-Wan’ın Mos Eisley barında biçtiği idamlık suçlu ve adı Walrus Man olan yeşil arkadaşını görüyorsunuz. Bazı İmparatorluk askerlerinin üniformaları Dark Forces bilgisayar oyunu serisindeki Dark Trooper’ları andırıyor. Dördüncü filmde Ölüm Yıldızı’na saldıran Altın (Y-Wing)ve Kızıl (X-Wing) bölüklerin pilotları ve komutanları bir anda karşınıza çıkıveriyor veya tanıdık isimler duyabiliyorsunuz. Bu karakterler bilgisayarda, 1977’deki görüntüleriyle yaratılsa da hayatta olan tüm oyuncuların rollerine seslendirerek de olsa döndüğünü belirtelim.

Bunlar ufak tefek roller ama aynı şey filmin ana karakterleri için de yapılmış. Darth Vader hâlâ James Earl Jones tarafından seslendiriliyor. Mon Mothma’yı 12 yıl önce Revenge of the Sith’te de oynayan Genevieve O’Reilly rolüne geri dönüyor. Filmin en büyük sürprizi ise Tarkin. Ölüm Yıldızı’nın Revenge of the Sith’te Farscape’in yıldızı Wayne Pigram tarafından canlandırılan askeri valisi bu kez tamamen bilgisayarda yaratılmış. Kimin seslendirdiğine dair bir bilgi bulamadım ama yine Pigram veya karaktere animasyonlarda ses veren ve performansıyla övgü toplayan Stephen Stanton olabilir. CGI karakterler biraz yapay görünse de, film bu alanda amacına ulaşıyor.

Adını 2010’da çok cüzi bir bütçeyle çektiği Monsters’la duyuran, başarılı bir Godzilla uyarlaması çeken Gareth Edwards ise kurgu hızı konusunda kantarın topuzunu yer yer kaçırsa da, yine başarılı bir iş çıkarmış. Aynı şeyi oyuncular için de söylemek mümkün. Filmi Çin’e de pazarlayabilmek için kadroya dahil edilen Jiang Wen ve Donnie Yen rollerini bulmuşlar. Bir tek Diego Luna’dan emin değilim ama ona da kötü demek haksızlık olur. Son olarak bayrağı John Williams’tan devralan Michael Giacchino’nun da müzikler konusunda başarılı bir iş çıkardığını ekleyelim. Yine de gözleriniz muhteşem müzik eşliğinde filmin arka planını anlatan Star Wars usulü yazıları arayacak (ama bulamayacak.)

Akira Kurusowa’nın Gizli Kale’si, 1977 tarihli ilk Yıldız Savaşları filmi üzerinde önemli bir etkiye sahip. Rogue One ise bir başka Kurusowa filmini, Yedi Samuray’ı hatırlattı bana. Büyük ihtimalle rastlantı, ama bir Japon yönetmenin seçilmesi, bolca yapılan atom bombası göndermeleri açısından da isabet olmuş. Bir de büyük savaşı başa, büyük gerilimi sona yerleştiren, kahramanlarına sürekli kaybettiren en iyi Yıldız Savaşları filmi Empire Strikes Back’in havası var. Rogue One’ın yenilikçiliği ise kendini başka alanlarda gösteriyor.

Kahramanlarına kazanırken kaybettiren, esas oğlanla esas kızı öpüştürmeyen, karanlık bir Yıldız Savaşları filmi bu. Yan hikâye dediklerine de bakmayın, Yıldız Savaşları filmi olduğunu Güç Uyanıyor’dan çok daha fazla hissettiriyor. Kusursuz değil, ama 200 milyon dolarlık bir bütçe için olabildiğince iyi niyetle ve cesurca çekilmiş, bilimkurgu dünyasının en bilinen evrenlerinden birine hatırı sayılır bir katkı yapan bir film. İzlenmeli.

Loading...

Yazar hakkında: Kaan Zanbakcı

1976, İstanbul doğumlu. Sinema denen sanatın ne kadar büyülü bir şey olduğunu 1986’da, Şişli Site sinemasında izlediği Return of the Jedi ile farkına vardı. 10 yıldır çevirmenlik yapıyor. Önce Divxplanet bünyesinde, ardından Öteki Sinema’da film eleştirileri yazdı. Sender’in açtığı senaryo atölyelerine katıldı. Hayalî İcraat adında bir bilimkurgu/fantastik sinema sitesi hazırladı ancak o büyüklükte bir siteyi tek başına hazırlamanın zorlukları, hosting firmasının saçmalıklarıyla birleşince 6 yılda büyük mesafe kat eden, 800’ü aşkın makale içeren sitesini kapadı ve Öteki Sinema’ya geri döndü.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir