Mutsuz Aşklar Cehennemi: Selvi Boylum Al Yazmalım

Selvi Boylum Al Yazmalım’da karakterlerin yaşadıkları iç çatışmalar ve yakıcı aşk öyküsü pek çok kişiyi etkiler ve duygulandırır. Film bu gücünü büyük oranda uyarlandığı Cengiz Aytmatov öyküsünden, oyuncularından ve seslendirmecilerinden alır. Cahit Berkay’ın ürettiği ve filmde sıkça kullanılan melodisi de bunda etkilidir. Atıf Yılmaz filmini Asya’nın İlyas’ı mı yoksa Cemşit’i mi seçeceğiyle ilgili iki seçenekli bir soru sorduracak şekilde kurmuştur. Öykü ve karakterlerin işlenişinde, yaşanan aşktan ve “bu mu yoksa şu mu”dan, “sevgi emek mi değil mi”den öte anlatımlar veya bunların düşündürmesi gerekenler fazla gün yüzüne çıkmaz. Ama acaba Selvi Boylum Al Yazmalım’da başka neler olup bitiyor.

AİLE BASKISI

Film bir baraj inşaatında başlıyor. Bu inşaat için köydeki evler boşaltılmaktadır. Ama Asya’nın annesi “Yıktırmayacağım evimi!” diyerek görevlileri kovar. Asya ise “Nasıl olsa sular altında kalacak” diye evin satılıp yıkılmasından yanadır. Asya evdeki baskıdan yılmıştır, hapishanesinden kurtulmak ister, sanki şehre taşınınca özgürleşeceğini düşünür. Ama anne taviz vermez ve “Şehri unut!” der. Asya şehri aklından çıkarmayacak “İstanbullu” lakaplı bir gençle kaçacaktır.

Aile baskısından ve aile evindeki durumundan kurtulmak için ilk yakınlık kurduğu kişiyle evlenenlerin sayısı astronomik boyutta. Fakat çoğu kişi bu şekilde ölçüp biçmeden ve bilinçsizce evlendiği için ne yazık ki bir hapishaneden diğerine adım atıyorlar. Asya için de bu pek farklı olmaz. Annesi yüzüne kara çalarak, kızına “it kopuğun bakmasını” engellemek için garip yöntemler uygulayıp “Evlen de ne bok yersen ye” der. Bu durumda Asya için kurtuluş evlenmek olmasın da ne olsun? Asya yüzündeki karaları nehirde temizler, kara eşarbını çıkarıp kırmızı eşarbını takar. O görülmek, beğenilmek ve “kurtarılmak” ister. Asya’nın çaresizliği onun kendi başına kurtulmasını değil birileri tarafından kurtarılmasını gerektirmektedir.

İÇLİ İÇ KONUŞMALAR

Asya ve İlyas ilk birbirlerini gördüklerinde iç konuşmalar devreye girer. İlyas etkilenmiş, “Vay anaaam ne güzel kız böyle” derken, Asya da ondan etkilenmiş “Yakışıklı çocuk, buralı değil heralde” diye içinden konuşur. Bunlar film boyunca sürer gider.

Selvi Boylum Al Yazmalım 02

Selvi Boylum Al Yazmalım’daki iç konuşmalar filmdeki en sevilen öğelerden biridir. Türk seyircisinin sözel anlatıma olan yatkınlığı ve konuşmalardaki şiirsellik bunda etkilidir. Bununla birlikte iç konuşmalar filme büyük oranda zarar da verirler. Çok büyük çoğunluğu, zaten gördüğümüz eylemi sözlü olarak tekrar etmekten ibarettir. Hatta film bu sahnelerin bazılarında nerdeyse görseller üzerine uygulanmış bir sesli kitaba dönüşür. Ama acaba Atıf Yılmaz bu iç konuşmaları yalnızca gerekli olan yerlerde kullansaydı ve anlatımı görsel olarak yapmayı başarmaya daha fazla yönelseydi ne olurdu? Filmin sinemasal değerinin daha fazla olacağı bir gerçektir ama filmin bugünkü kadar sevilmesi mümkün olur muydu bilinmez.

Selvi Boylum Al Yazmalım gerçekçi bir film olarak anılıyor ama iş seslendirmelere gelince hiç de öyle değildir. Karakterlerin tamamı İstanbul Türkçesiyle konuşurlar ve bazı sahnelerde şiirsel anlatımlara girişirler: “Sevgi neydi? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgarıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı…” Pekcan Koşar, Tijen Par, Kamran Usluer’in seslendirmeleri oyunculara çok yakışır ve onları sevip benimsememizde büyük rol oynarlar ama bu seçim filmin gerçekçiliğinden öte masallaşmasına hizmet eder. Yine de gerçekçi atmosfer içindeki şiirsellik filmin sevilmesinde büyük etken olmuştur.

BARAJCILAR YIKAMAZSA AŞK YIKAR

Asya da İlyas’tan etkilenmiştir ama aile baskısının sıcak nefesi hep ensesindedir. Durmadan “Anam duyarsa beni öldürür” diyerek içinden vesvese etmeye devam eder. Sahnenin devamında kamyonun Asya’yı takip ettiği, kovaladığı, etrafında dolaşarak onu yıldırdığı bir sahne vardır. Burada İlyas kamyon haline gelmiştir. Filmin devamında da göreceğimiz gibi İlyas ve kamyonu birbirlerinden bağımsız düşünülemez.

Tekrar buluşmak üzere sözleşirler ve içlerini kıpır kıpır eden aşkları doğmuş olur. (Asya eve girerken annesi dağ köyünden görücü geldiği haberini verir ama Asya bundan etkilenmişe benzemez. Sanki az önce aşık olduğu İlyas yerine başka biriyle evlenme ihtimali onu pek rahatsız etmemiş gibidir.) Asya evleneceği kişiyi annenin belirleyeceğini bilmektedir. Filmde bu konuşmayı küçük kardeşiyle yapar. Asya’nın onun oyuncak kamyonuna “aldırma gönül” ismini yazdığı görülür böylece aklının İlyas’ta olduğu da perçinlenir. Ama filmde kardeşin sırf bu bilgileri vermek için bulunuyor olması gereksizdir. İç konuşmaları bolca kullanmaktan çekinmeyen Atıf Yılmaz, kardeş karakteri yerine yine iç konuşmaları kullanabilirdi. İlyas gibi kamyonlara meraklı olan bu çocuğun öyküsü anlatılmadığı gibi filmde başka hiçbir işlevi de yoktur.

İlyas ertesi gün Asya’nın evine geldiğinde annesi onu evini yıkmaya gelen barajcılardan biri olduğunu zannederek kovalar. Ama İlyas yine de evi bir güzel “yıkacaktır”. Filmde hükümetin baraj yüzünden evleri yıkması anlatımıyla ilgili başka bir şey gösterilmez. İlyas baraj inşaatına kum taşıyarak evin yıkılmasına dolaylı olarak hizmet eden kiralanmış bir şofördür yalnızca. Bu anlamda politik anlatımlara girişilmez ve hükümet-halk çatışmasının devamı da gösterilmez.

ASYA’NIN AŞAĞILIK KOMPLEKSİ

Selvi Boylum Al Yazmalım aynı zamanda kadın karakterine sürekli kendini sorgulatır durur. İlyas için “Şehirli belli, şehirde kız çok, beni niye sevsin?” der. Şehre taşınmak istemesi, şehirli kadınlara özenmesi, kendini onlara göre değersiz görmesinden ileri gelir. “Acaba yanlış mı yaptım?”, “Cahillik mi ettim?”, “Ben kocamı hiç göğsünden öpmedim ki” diye iç konuşmalarla kendini yetersiz bulması ve başına gelenleri biraz da hak ettiğini düşünmesi bundandır. Düğündeki iç konuşmalarda “Ben bu oyunları nerden bilirim, beceremezsem kızar mı acep?” der. Bilgisizliğin, deneyimsizliğin, kapalı kapılar ardında sosyal becerilerden yoksun kalmanın ezikliği hep üzerindedir. Filmde bu sorgulamalar hiçbir sonuca bağlanmaz. Ama Asya’nın ezikliği, aldatılışını affetmesini kolaylaştırır. Asya evi terk ettikten sonra İlyas’ın hemen onu bulmasını bekler ama İlyas onu bulamaz… ya da belki de bulmak istemez. Çünkü Asya’nın kiminle nereye gittiği küçük bir kasabada kısa bir soruşturmayla bile kolayca bulunabilirdi. İlyas bir hafta bile geçmeden Dilek’le birlikte oralardan ayrılmıştır. Asya ise ona dönmeyi daha en başından kafasına koymuş, aldatılmasını dert etmez olmuştur.

Selvi Boylum Al Yazmalım lobi kartı 01

Asya kendine güvensizdir. Annesinin aşırı baskısı onun zaten erkeklerle iletişim kurmasını engellemiştir. Kendini tanımaz, başkalarını tanımaz. Cahildir Asya, bunun cezasını da çeker durur. Önünde yalnızca iki seçenek olduğunu düşünür, onun için başka bir seçenek akla bile gelmez. “Şehre gidip çalışacağım” dediği sahnede belki bunu başarsa, ilk başta çekeceği zorluğa rağmen kendi kararı ve kimseye minnet etmeden yapacakları onu özgür kılabilirdi. Eğer okumuş olsaydı, eğer aile ve toplumsal baskının tokatlarını ömrü boyunca yiyip durmamış olsaydı…

İlyas aşkı için güya zorluklara katlanmayı göze almıştır ve uzun yola verilmesine rağmen tekrar baraja dönmeye karar verir. Kapısını çalıp “Elinden tutuversem benimle gelir mi?” diye düşünürken Asya “Seninim işte, alıp götürsene beni” diyerek onu çekip kurtarmasını ister. Alınacak ve götürülecek biri olarak Asya, kendi hayatı üzerinde hiçbir söz hakkı olamayan, annesi tarafından tanımadığı birine verilen, sevdiği insanla bile doğru dürüst konuşamayıp onu alıp götürmesini bekleyen, tamamen edilgen biridir.

MASALIN SONU ÖYKÜNÜN BAŞI

İlyas onun elinden tutar ve alıp götürür sonunda. Neşe içinde birbirlerine gülüp kahkahalar atarak, dağa taşa, keçiye ağaçlara, dereye tepeye bağıra bağıra birlikteliklerini kutlarlar. İlyas elde avuçta bir şey olmadan Asya’ya bir söz vermiştir, Asya da ailesini, her şeyini terk edip İlyas’a güvenerek onun sözüne güvenmiştir. İki gönül bir olunca samanlık seyran olur sözündeki gibi kamyon ilk evleri olur. Klasik aşk filmlerinde öykü burada biter ve onlar ermiş muradına deriz. Ama Selvi Boylum Al Yazmalım, asıl bundan sonra başlar ve masallardaki aşkların devamını getirir. Karşılıklı sözlerle başlayan, iki tarafın sevgisiyle bir olunan aşkın aslında hiç de öyle olmadığı ortaya çıkacaktır.

Her şey yolunda gidiyor gözükürken bir gece İlyas yağmurlu havada yolda kalmış bir minibüsle karşılaşır. Cemşit ondan yardım ister. İlyas iç konuşmasında “Nerden bilirdim bu adamın hayatımı değiştireceğini?” der. Cemşit belki onun hayatını değiştirmiş gözükür ama aslında daha geç olmadan bir yanılgının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu yanılgı, İlyas’ın Asya’ya aşık olduğu yanılgısıdır.

İlyas yolda kalanlara yardım etmeye hiç hevesli değildir. Bir an önce evine varmayı ister, minibüstekilerin hayati tehlikede olmaları onu çok da ilgilendirmez, Cemşit’in ısrarlarına karşı koyamayınca onları kurtarmayı kabullenir. Yardım etmek zorunda kaldığı için Cemşit’e kızgındır, kapının dışında kalıp yolu gözleyen Cemşit’e kızgınlıkla “İçeri gir, gebereceksin orda” der. Ama minibüsü sağ salim getirmeyi başarınca yüzü güler, doğum yapan karısına gidemediği için duyduğu öfkeyi unutuverir.

İLYAS’IN BİRİCİK KAMYONU

İlyas başta şirkette çalışan ve şoförlerin güzergahlarını düzenleyen Dilek’le ilişki içindedir. Onu baraja gönderince kamyonunu çamurlu yollarda kullanmak zorunda kalacağı için isyan eder. Dilek, kamyon şirkete ait olmasına rağmen İlyas’ın kamyon sevgisine sitem eder: “Benden daha çok seviyorsun kamyonu, kıskanıyorum.” İlyas kamyonunu yalnızca Dilek’ten değil, herkesten çok sever. Onunla insanmış gibi “arkadaş” diye hitap ederek konuşur, “Mahsus yapıyor bu Dilek karısı, seni benden kıskanıyor, kendi ağzıyla söylemedi mi?”

Aşk Filmi

İlyas’ı kamyonu başka işler için kullanıp minibüsü kurtardı diye şoförlükten alırlar. “Al Yazmalım’ı mı aldılar elimden?!” İlyas’ın Al Yazmalısının Asya değil kamyonu olduğu bu sahneyle apaçık ortaya çıkar. Kendinin bile olmayan bir kamyonu, karısından ve çocuğundan daha çok sevdiğini ilan eder. İstifa edecek olur. Dilek “Karın ve çocukların var” diye onu uyarır. Bunu kendisi düşünmesi gerekirken bir başkasından duyması gerekir. O zaman bile aldırmayıp müdürle konuşmaya gider. Kamyonun elinden alınması gözünü öyle karatmıştır ki ailesinin geleceğini hiçe saymaya hazırdır. Sırf kendine bile ait olmayan kamyonu kullanmasına izin vermiyorlar diye hayata küsüp, olayla hiçbir ilgisi olmayan karısına yüz çevirip, bir ay boyunca yeni doğmuş çocuğunu bile hiç sevmeyip, eve hiç uğramadan başka bir kadınla birlikte olmaya başlamıştır.

Sonraki sahnelerden birinde İlyas kaza yapıp Cemşit tarafından bulunduğunda, gözünü açar açmaz ilk sözleri, asıl aşık olduğu isimdir: “Kamyon… Kamyona ne oldu?”

İLETİŞİMSİZLİK

Biricik kamyonu elinden alındıktan sonra eve sabaha karşı sarhoş halde gider. Asya iç konuşmalarıyla “Bir derdi mi vardı? İlk defa böyle bakıyordu bana. Paylaşmak isterdim, anlatmıyordu.” der. Bu iç konuşma aslında iki aşığın arasındaki sorunu hatta karakterlerin tümünün asıl sorununu gözler önüne sermektedir. Sıkıntılarını birbirlerine değil iç konuşmalarla kendi kendilerine anlatan iletişimsiz bireyler… Filmde iç konuşmalar işte bu andan itibaren anlam kazanmaya başlar. Eğer Atıf Yılmaz iç konuşmaları en baştan değil, bu sahneden itibaren başlatsaydı güzel bir anlatıma imza atmış olurdu. Çünkü başta konuşmalarına bile gerek kalmadan gözleriyle anlaşabildikleri sahneler görürüz, iç konuşmalar bu görüntüleri perçinler yalnızca ama filmin devamında artık duygu durumları değişmiş ve bu sessiz anlaşma yok olmuştur.

İlyas ise iç konuşmasında “Cahil bir köylü kızı, derdimi anlamaz diyordum” der. Asya’yı gerçek bir aşkla sevmediği bu cümlelerden kolayca anlaşılabilir. “Onlar olmasa istediğimi yapardım, onlar olmasa…” İlyas’a, güya çok sevdiği Asya ve yeni doğmuş oğlu Samet fazla gelmeye, yük olmaya başlamıştır. Demek ki İlyas kısa vadeli ilişkiler yaşayarak ve asıl olarak kamyonuyla uzun yollara giderek mutlu olabilecektir. Aile adamı olmaya ve bunun  getirdiği sorumluluklara hazır veya bunu isteyen biri değildir. İlyas ona yardımcı olmak için müdürüyle konuşmaya giden Asya’yı daha konuşmasına bile izin vermeden herkesin içinde sert şekilde tokatlayıp dudağını patlatır. Başkalarının söylediklerini, soruşturmadan hemen kabulleniverir ve Asya’sını acımadan döver. Ne aşk ne aşk…

İlyas’ın “içini dökebildiği, rahatça küfür edebildiği, yanında sızabildiği” kişi Dilek’tir. Öyleyse İlyas aslında Dilek’i daha çok sever. İnsan yanında rahat olamadığı, kendi gibi davranamadığı, sürekli bir baskı hissettiği birini gerçekten sevebilir mi? Böyle bir ilişki ancak bireylerin psikolojik olarak olgunlaşmamış olduğu, küçüklüklerindeki olay ve travmaların etkisiyle belli bir şablonu devam ettirdikleri sağlıksız ilişkilerde mümkün olabilir.

Asya ise bunlara rağmen bekler: “Babamızdı kocamızdı her şeyimizdi.” Asya yüz üstü bırakılmış olsa da çaresizdir. Başka çare düşünemeyecek şekilde, kocasıyla izni olmadan konuşamayacak, öyle yaparsam kızar mı diye korkacak şekilde yetiştirilmiştir. Ama neyse ki kocasının Dilek’le ilişkisini gözüyle görünce artık evde kalamayacak kadar da gururludur. Alır çocuğunu gider. İlyas onu bulamayınca, “Al yazmalım, Asya’m, senden başka kimseyi sevmedim ben” der. Film bize onun Asya’yı aslında sevdiğini belirtip bir hata yaptığını ve pişman olduğunu söylüyor ama bu sözler İlyas’ın kendine ve bize söylediği yalanlardır. İlyas pişmanlık yaşıyorsa kendini kandırmaktadır çünkü toplumsal yargılar, yaptığı şeyden sonra onun pişman olması gerektiğini söyler. İlyas kendi duygusal ihtiyaçlarını karşılayabildiği Dilek’le birlikte olarak aslında kendince en doğru şeyi yapmıştır, onun pişman olması gereken bunları Asya’yla hiç paylaşmamak ve onu aldatmaktır. İlyas yıllar sonra dönüp Asya’yı bulduğunda Asya’dan yalnızca af diler ve onu aldatmasının ve yüzüstü bırakmasının hesabını vermeyi hiç düşünmez bile. Asya yaşadıklarını unutuverecekmiş gibi, oğlunu kamyonuyla gezdirip bir kaç oyuncak almakla onların sevgi ve güvenini yeniden kazanacakmış gibi, sanki Asya yeniden -ve gerçek bir nikahla- evlenmemiş gibi her şeyi bırakıp onunla geliverecektir.

YEPYENİ BİR HAYAT

Asya evi terk ettikten sonra yol kenarında ne yapacağını bilmez halde bekler durur. Sürekli gelip geçen kamyonlara bakar. İçten içe İlyas’ın gelip onu almasını bekler. Ama İlyas gelmez. Cemşit onları evine aldıktan sonra çocuğun hastalığı nedeniyle bir hafta daha onun yanında kalmak zorunda olmasalar Asya çoktan dış dünyada bir başına çocuğuyla geçirdiği kısa süreden ürkmüş halde İlyas’a dönmeye hazırdır. Kadının donanımsızlığı, güvensizliği onu İlyas’a mecbur bırakır. Ama Cemşit gün geçtikçe ikinci bir seçenek olarak Asya’nın gözünde büyümeye başlar. Asya’yı beğenen, çocuğunu seven, kaybettiği ailesinin özlemini onlarla doldurmak isteyen Cemşit de içten içe onların kalmasını ister. Çocuğa ve Asya’ya hediyeler almaya başlar.

Cemşit’in çok önemli bir özelliği vardır: Güven. “İnsandı, sıcaktı, güven veriyordu.” Cemşit güven vermektedir ama Asya’yı kendine bağlamak için bu durumu aşırıya kaçırır. Daha salıncağa binemeyecek bir bebek için 4-5 yıl sonrasını düşünerek salıncak yapması, onları 4-5 yıl daha kendine bağlama girişimidir. Asya “Samet nasıl binsin buna?” derken Cemşit, “Büyüyünce binecek” der. Asya ve Samet’in onun yanında kalacağı kesinmiş gibi konuşur.

Asya ise Cemşit’i o kadar da sevmez. “Çekip gitsem diyordum bazen. Korkuyordum, yeni bir hayata başlamaktan korkuyordum.” “Nasıl giderim, bu kadar yıl emek verdi bize.” Oysa Asya yeni bir hayata başlayacak gücü bulsa ne kadar mutlu olacak, sevmediği biriyle olmak zorunda kalacağına ve ona minnet etmek zorunluluğunun baskısı altında yaşayacağına, kiminle olup olmayacağına, nerde çalışıp çalışmayacağına kendi özgürce karar verebilse nasıl da huzuru bulacak…

ASYA’NIN SEVGİDE ANLAM ARAYIŞI

Çocuk büyüyüp Cemşit’e bir gün baba deyince, Asya onunla evlenmeyi kabullenmek zorunda hisseder. Cemşit’ten başka baba figürü görmeyen, senelerdir onunla birlikte olan Samet’in ona baba demesine Asya neden şaşırmaktadır anlaşılmaz.

Asya oğluyla ilgilenen Cemşit’e bakıp “Mutluluk bu muydu? Mutluluk neydi ben bilmezdim.” der. İlyas’la yaşadıklarını mutluluk olarak algılamaz. “Bir zamanlar o vardı. Onu sevmiştim, sevgi o muydu, sevgi neydi?” Sonunda şu çıkarıma ulaşır: “Sevgi, sahip çıkan dost, sıcak insan eli, insan emeğiydi. Sevgi iyilikti, sevgi emekti.” Selvi Boylum Al Yazmalım posterAsya sevgiyle minnettarlığı karıştırmaktadır. Cemşit’i kabullenmek üzere kendini ikna etmeye çalışmaktadır. Boşunadır bu çabası.

Cemşit kaza yapan bir kamyona yardım etmeye gittiğinde karşısında İlyas’ı bulur ve eve getirir. Asya’yla iç parçalayıcı karşılaşmadan sonra ikisi de eski günleri hatırlarlar. Bu naif anılar eski güzel duyguları ateşler. Asya kimi sevdiğini anlamaya çalışırken yine kendini düşünmez, “Benim sevdiğim kim?” dedikten sonra “Samet’in babası kim, babalık hakkı kimin?” diye sorar. “Samet’im acı çekmesin.”

Çocuğu olduktan sonra kendi hayatını hiçe saymak ve kendini çocuğuna adama olgusu ülkemizde temel annelik davranışıdır. Bu durum yüceltilmekte ve bu yönüyle annelik kutsanmaktadır. Oysa sağlıklı bir çocuğun yetişmesi için annenin kendi hayatını hiçe sayması, çocuğuna kul köle olması değil, kendi hayatını taviz vermeden yaşaması gerekir. Çocuklar özgüvenli, kendilerine yetebilen ebeveynler görürlerse aynı şekilde yetişirler. Annenin gereğinden fazla fedakarlığıyla büyüyen çocuklar aslında gelecek yaşamlarında yanlış psikolojilere sahip oluyor, yanlış ilişkiler kuruyor, ilişkilerinde doğrunun sınırsız fedakarlık olduğuna inanıyor veya bu fedakarlığı bekliyorlar. Anne babalar aile içinde özgür, kendi ihtiyaçlarından vazgeçmemiş, başkalarınınkine de duyarlı bireyler olmalı ve çocuklarını da bu anlayışla yetiştirmelidirler.

Samet’in babası kimdir? Çocuk doğuranın değil büyütenindir diye haklı bir söz var. Bu durumda Samet’in babası onu büyüten, iyi zamanında kötü zamanında yanında olan, ona gerçek bir babalık yapan, yanındayken güvende hissettiği kişi olan Cemşit’tir. İlyas’ın ise bu çocuk üzerinde hiçbir babalık hakkı yoktur ve karakter yapısını, aslında yalnızca güzelliğine ve saflığına tutulup gerçekten sevmediği bir kadınla evlenebilmiş olmasını, ona şiddet uygulayıp aldatmasını, çocuğuyla hiç ilgilenmemesini düşündüğümüzde, Samet’in İlyas’ın baba olduğu bir ailede ne gibi travmalarla büyüyeceği apaçıktır.

ASYA’NIN SEÇİMİ

İlyas Samet’e bir oyuncak tüfek almıştır. Samet onunla oynarken Cemşit ve Asya’ya “Eller yukarı baba, eller yukarı anne!” diye emreder. Onlar da oyuna katılıp ellerini kaldırırlar. Samet anne ve babaya yaptırım uygulayandır. Samet ne derse o olur. O Cemşit’i seçti diye Asya da seçer. Samet baba olarak Cemşit’i seçmiştir ama bu Samet’in seçimi değildir. Yıllarca baba bildiği, onu sevgiyle yetiştirmiş birini sevmeyecek ve ona baba demeyecek de ne yapacak? Birden İlyas’a koşup, daha birkaç gündür tanıdığı adama mı baba diyecek? Asya dolaylı olarak Cemşit’i seçmiştir de kötü mü etmiştir? İlyas’ın Asya’nın ilk evini “yıktığı” gibi bu evi de yıkmasıyla her şey daha mı güzel olacaktır? İlyas bir daha onu aldatmayacak mıdır? İlyas kamyonunu ondan daha çok sevmekten vazgeçecek midir?

Bununla birlikte Asya’nın Cemşit’i seçmesi de yanlıştır. İdealde Asya, korkusunun üzerinden gelmesini bilmeli ve yeni bir hayata başlamayı göze almalıdır. Cemşit’i seçip onunla olduğu için hayatı boyunca pişmanlık yaşayacaktır. Filmin sonunda eskiyi hatırlaması, “Seninim işte alıp götürsene beni” diye bakması hala umutsuzca bir kurtaran beklediğini gösterir. Asya bir yandan sevginin emek ve dostluk olduğunu söylerken gözleri başka türlü söyler. Kendini borçlu hissetmenin verdiği kırılganlıkla Cemşit’e daha yakın hissediyormuş gibi düşünür.

İlyas belki hep perişan yaşayacak belki karşısına çıkacak başka bir Asya’yla kendini avutacaktır. Kamyonu yanında olduktan sonra ona vız gelir tırıs gider. Asya da yaşamını Samet’e adayarak kendini avutacak ve kendi acısını, kendi mutsuzluğunu unutmaya çalışarak avunup gidecektir. Cemşit ise karısının onu sevmediğini, İlyas’ı unutamadığını bilerek ve bunu sineye çekerek yaşamaya devam edecek, elindekiyle yetinecektir. Samet sıcak bir yuvada büyüyecektir belki ama o yuva o kadar da sıcak olmayacaktır. Asya’nın Cemşit’e sevgisinin zorlamalığını Samet illa ki duyumsayacaktır. Böylece bu öykü herkes için kötü biter.

Selvi Boylum Al Yazmalım sevgi emektir diyerek duyguları önemsizleştirip, ilişkilerde gösterilen çabanın değerine vurgu yapıyor. Bu çabalar tabi ki değerlidir ama sevgi emek değildir. Film kendi kendine gösterdiği şeyi görmezden gelir; Asya’nın yorgun, isteksiz, zorunlu halde Cemşit’le gitmesini görmemişiz gibi, Asya doğru olanı yaptı ya da keşke İlyas’la gitseydi dememizi ister. Kadının erkekten korkmayı öğrendiğine, toplum içine çıkarılmadığına, cahil bırakıldığına küçük vurgular yapar ama bu olguların Asya’nın başına gelen dertlerin temel sorumlusu olduğunu göstermez. Öyküyü, kadını hangi erkek kurtaracak, kadın hangisine giderse mutlu olacak döngüsüne sokar.

Kadının kurtuluşu yalnızca eğitimle ve kurtuluşunu kendi başaracak donanımın ve bilincin ona kazandırılmasıyla mümkün. Kadın için de erkek için de güvenin, canlılığın, neşenin yani asıl sevginin karşılıklı olduğu mutlu ilişkiler ancak bu şekilde kurulabilir.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kirisci

Yazar hakkında: Murat Kirisci

1979 yılında Aydın’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Radyo-TV Bölümünü birincilikle bitirdikten sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV bölümünden 2008 yılında mezun oldu. 2000 yılında ilk kısa filmi olan “Bebek”le Altın Portakal Jüri Ödülü ve Seyirci Ödüllerini kazandı. 2006’da ilk 3D animasyon filmi olan “Gazap”, IAF İstanbul Uluslararası Animasyon Festivali Jüri Ödülü ve Yıldız Kısa Film Festivali En İyi Animasyon Film ödüllerini aldı. Senaryo ve yönetmenlik çalışmalarının yanında 2013’ten beri Öteki Sinema’da sinema üzerine yazılar yazıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir