Serpil Altın: ‘Kısa film benim için bir tutku’

Kısa film yönetmeni, uzun metraj film yapımcısı Serpil Altın ile sektörü ve sektörün vaat ettiklerini, zorluklarını ve film yapabilme koşullarını konuştuk.

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Kısa filmle başlayan yolculuğun iki filmin yapımcılığıyla devam etti ve bildiğim kadarıyla bir uzun metraj film çekme fikri var… Yolculuğun ta başına dönersek bugüne kadar olan süreci kısaca anlatmanı istesek?

2002’de Anadolu Üni. İletişim Bil. Fak. Sinema TV Bölümü’nden mezun oldum. Mezun olur olmaz da İstanbul’a geldim. Sektöre ilk olarak dizilerde ve sinema filmlerinde 3. reji asistanlığı ile başladım. İki yıl içerisinde yardımcı yönetmen oldum. Sonra maddi ve manevi koşullar nedeniyle TV sektörüne girmek zorunda kaldım. 7 yıl CNBC-e’de çalıştım. TV’den sonra reklam ajanslarında reklam prodüktörlüğü dönemim başladı. Aklımdan sinema hiç çıkmamıştı. İstifa ettim ve yeniden sinema yapmak için biraz dinlenme dönemine geçtim. 6 ay yurtdışında yaşadım. Döndükten sonra bir proje yazıp Kültür Bakanlığı yapım destek fonuna başvuru yapmaya karar verdim. Bu proje de “Bayram Harçlığı” idi. Sonrası bu yolculuğa inancımla katlanarak büyüdü.

İlk kısa filmin “Bayram Harçlığı” idi. İlk film fikrinin nasıl çıktığını ve nasıl yol aldığını biraz da bu sektörde ilerleyen ve ilerlemek isteyen arkadaşlar için anlatır mısın?

“Bayram Harçlığı” filminin fikri yurtdışında yaşadığım dönemde çıktı. Yeni tanıştığım farklı ülkelerden insanlar Türkiye ve kültürümüz ile ilgili sorular soruyordu. Filmimin baş kahraman karakterinin çocuk karakter olması fikri hep vardı. Böylece kültürümüzü anlatan bir çocuk hikayesi düşünmeye başladım. Bizim ailede bayramlar çok önemlidir. Bir arada olmak, çocukları sevindirmek değerlidir. Tüm bu fikirler kalbimde harmanlandı. Senaryo olarak yazdım ve Kültür Bakanlığı kısa film yapım destek fonuna başvurdum ve kazandım. Aldığım destekle filmi gerçekleştirdim ve sinema yolculuğum da seneler sonra yeniden başlamış oldu.

Tabii iki de belgeselin var, belgeselle başlamış gibisin ama sonra kurmacaya mı geçtin ve bunda etken olan şey neydi?

Belgesel de içinde olmaktan ve üretmekten çok zevk aldığım bir tür. Kurmaca ise hayallerinle yaşadıklarını bir araya getirebildiğin bir tür. Sanırım en çok bu noktadaki etken hayallerimin de kurmacanın içinde yer alabiliyor olması oldu.

Son filmin Yüzme Öğreniyorum çok yeni, çiçeği burnunda bir kısa film. Uzun bir festival süreci olacak. Onun ortaya çıkma serüveni nedir, neden mültecilerle ilgili bir konu?

“Yüzme Öğreniyorum” bundan iki yıl önce “Kızkaçıran” filminin çekimleri sırasında ortaya çıktı. Çekim yaptığımız bir mekanın hemen hemen 800 metre ilerisinde mülteciler gece botlarla yola çıkmak için yerleşiyorlardı. Ben seti bırakıp onları uzaktan gözlemlemeye gittim. Çoluk, çocuk, yaşlı, genç pek çok insan vardı. Yanlarına gidip “Gitmeyin, Kalın!” demek istedim; ama öyle bir durum ki bu, ne git diyebiliyorsunuz o insanlara ne de kal. Burada gördüğüm resimler kalbime öyle bir acı verdi ki, bir şeyler yapmalıyım diye düşündüm. Sinema bu anlamda benim elimdeki en değerli enstrümandı ve bu sebeple bu konuyu bir kadın kahraman üzerinden anlatmaya karar verdim.

Aynı zamanda yapımcı olduğun için kısa filme bütçe bulmak zor olmamıştır diye düşünüyorum. Ya da yapımcılık sadece çekilecek film için para bulma işi midir, biraz işin detaylarından bahseder misin?

Daha önce iki sinema filminin yapımcılığını yapmış olmak bütçenin para kısmını kesinlikle çözmüyor. Aslında yanlış düşünülen bir fikri de böylece açıklamış olmak isterim. Yapımcı olmak demek zengin olmak ya da para içinde yüzen insan olmak demek değildir. Yapımcı olmak filmin yapımı sırasındaki bütün gereklilikleri yerine getirebilme becerisine sahip olmak demektir. Bu gereklilikler neler; doğru oyuncuların seçilmesi, doğru ekibin kurulması, mekanların seçilmesi, malzemenin temin edilmesi vs. Bunların ötesinde senin inandığın bir hikayeye inanan insanların bir araya gelmesini sağlamak. Daha önce iki filme yapımcı oluyor olmam da işte benim projeme inanan insanları bir araya getirebilmemi sağladı. Para kısmında ise, tabi ki kimi zaman borçlanıyorsunuz, kimi zaman da parası olan ve size güvenen insanları bulmaya çalışıyorsunuz. Projeniz sağlamsa ve sizin de ayaklarınız sağlam yere basıyorsa şansınız sizden yana oluyor ve bir şekilde projeyi gerçekleştiriyorsunuz diyebilirim.

Bu arada son birkaç yıldır mültecilerle ilgili filmler çekiliyor, bu konuda herkes sorunu bir yerlerinden yakalamaya çalışıyor. Senin filminin bu anlamda farkı nedir, ya da var mı? Mültecilerle ilgili bir sürü fotoğraf varken kafamızda sen bu sorunun neresinden bakmak istedin?

Ben filme denizin ardında kalanların gözünden bakmak istedim. Kapılarını açmayan ülkelerin kapılarını denizden zorlayan insanların mücadelesine kameramı yerleştirmek istedim. Denizin içindeki hayat mücadelesinin sebebi aslında kim diye sormak istedim. Bu anlamda denizin ortasında gerçekleştirilmiş, yapım aşamasının oldukça meşakkatli olduğu bir proje. Dünyada bu gözle mülteci sorununa bakmış olan kısa film sayısı yok denecek kadar az. Türkiye’de gözümüzün önünde yaşanan bu dramı görmezden gelmek bana göre dürüstçe değildi. Bu sebeple zor da olsa bu acıyı eğlenceli bir kavram gibi görünen yüzme öğrenmek eyleminden anlatmak istedim.

İlk izlenimler, fikirleri edinme imkanın oldu mu peki?

Yüzme Öğreniyorum 2016’da KısaKes Kısa Film Festivali Pitching Platformundan ödül alan bir proje. Bu ödül kapsamında ilk gösterimini de GÖÇ FİLMLERİ GÖÇ EDİYOR konseptiyle bu yılki (27 Eylül 2017’de) KısaKes Festivali’nde gerçekleştirdi. Gösterim sonrası yapılan söyleşide filmle ilgili ortak izlenim bu filmin o anda yaşanan duyguları fazlasıyla verdiği ve yüreklerinin sıkıldığı, boğuluyormuş gibi hissettikleri oldu. Bu cümleleri duyunca rahatladım; çünkü bir insanın acısını seyirciyi o insanın yerine koymuş gibi hissettirdiğinizde başarabiliyorsunuz. Bu insanların gidecek yerlerini seçebilme imkanları olsaydı zaten ilk istedikleri kendi ülkelerinde huzurla yaşamak olurdu.

Mesleğin profesyonel kanadına geçtin ama kısa film yolculuğu devam edecek gibi duruyor?

Kısa film uzun metrajdan çok daha zor bir alan bence ve her hikayenin de anlatılabileceği süre hikayenin içinde saklı. Bu sebeple kısa film benim için bir tutku. Kendini sürekli yenilemek ve yeniden düşünmek için, insanlara kısa zamanda fikrini vurucu bir dille anlatmak için en doğru anlatım yolu. İşte tam da bu sebeplerden kısa film asla bitmeyecek! Şu anda bile en az 5 tane kısa film fikri var aklımda.

İki tane komedi türünde filmin yapımcılığını üstlendin, senaryo aşamalarında yer aldın. O konudaki deneyimlerini bizlerle paylaşır mısın?

Komedi yapımcılığı bence sektördeki en zor alanlardan biri. Üstelik gişe hedefi koyuyor iseniz zorluğu iki katına çıkıyor. Rakipleriniz çok fazla. Yılda yüksek bütçeli on adet sinema projesi üreten yapımcı da sizinle aynı kulvarda, fenomen youtuber dediğimiz yeni mecraların meşhurları da. Pek çok parametre var. Senaryo aşamasından tutun da pazarlama aşamasına kadar olan süreçte sürekli engelleri atlamak zorundasınız. Bu deneyimler bana pek çok şey öğretti. Bu sebeple kendimi şanslı hissediyorum. Senaryo kısmına gelince, evet duramıyorum, illa yaratıcı sürecin bir yerinden olaya dahil olmak istiyorum. Böylece sinemamıza az nasip olan kadın gözünden hikaye yaratıcılığına da bir nebze dahil olmuş olabiliyorum.

Yönetmek istediğin uzun metrajlı filmden biraz bahsetsek, o ne aşamada, nasıl bir film olacak vs. gibi…

Yönetmek istediğim ilk uzun metrajlı projemin senaryosunun ilk draftı bitti. Şu an demlendirme aşamasındayım. Yurtdışından bir senaryo doktoru ile çalışıyorum. Ayrıca Türkiye’de de bir danışmanım var. Benim için çok değerli bir proje. Bu sebeple de ince eleyip sık dokuyorum. Acelem yok. Projem babamın rahatsızlık evresinde tanıştığım, görüşme yaptığım bakıcıların hikayelerini dinlediğimde ortaya çıkan bir proje. Gürcü bakıcı bir kadının 6 yıldır çocuğunu görmeden Türkiye’de çalışarak hayat kavgası vermesi üzerine çocuğunu görmek istemesi adına bir vicdan hikayesi. Bir kadın yönetmenin gözünden bir kadın hikayesi

Her sene 1 Film gibi bir projen var sanırım, onu biraz açabilir misin?

Sinema bana göre direnilmesi gereken sanatların başında gelen bir alan. Bir kez ürettiğiniz filmin maddi, manevi bir sonuca ulaşmadığını görmenizle yenilmiyor olmanız gerekiyor. Her sene en az bir film üreterek bir disiplin yaratmak gerekiyor. Üretim süreci aslında hedeflediğiniz başarı için pek çok tecrübe elde etmenizi sağlıyor. Bu sebeple direne direne her sene bir film.

Filmler çok fazla iş yapmamasına rağmen yine de hareketli bir sezondan geçiyoruz, filmler arka arkaya vizyona giriyor. Bu konuda yani her şeye rağmen film çekmek konusunda / duygusunda neler söylersin?

Film çekmek içinizdeki acıları, dertleri, güzellikleri, hayalleri, gözlemleri, insanlarla paylaşmak demek. Sanat olmasaydı hayat sadece kendi yalnızlığımızı tanıdığımız ve içimize kapandığımız saçma sapan bir yer olurdu. Film tüm sanatların içinde hepsinden birer parça kalbinize koyarak üretmenizi sağlıyor. Bu sebeple yenilgiye uğrasak da, üretmek isteyen güzel kalpleri bir araya getirip bir film çekmenin hazzını hiçbir şey veremez. Bu da yenilgi değil, başarıdır. Yani film çekmek başarıdır.

Son olarak söylemek istediklerin?

Daha çok sinema. En çok sinema. Filmleri sinemada izleyip, o büyülü ortamı kaybetmemiz dileklerimle… Yaşasın sinema.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu… Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan’da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, “sanat ve sevgilim İstanbul” programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir