Session 9 (2001)

session 9 poster.0İnternette “2000’lerin Gözardı Edilmiş En İyi Korku Filmleri” listelerini biraz karıştırırsanız Session 9’ın istisnasız hepsinde yer aldığını görürsünüz. Azımsanmayacak sayıdaki listede de birinci ya da ikinci sıradadır bu film. Nedir peki Session 9? Neden bu kadar beğenilmektedir? Eski bir tımarhanede geçen bir korku filmi seyirciye aşina olmadığı hangi hikayeyi sunabilir? Acaba tüm yorumların aksine içi boş bir balon mudur bahsettiğimiz?

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Filmi senelerdir erteleyip sonunda seyreden bir Session 9 meraklısı olarak söylüyorum, övgüler boşa değil. Session 9, 2000’lerin en iyi korku filmlerinden değilse bile (ki öyle de nitelendirilebilir, şaşırmam) en dikkat edilmesi gerekenlerinden imiş. Korku sineması seviyorum diyenin es geçmesi düşünülemez.

Hikayemiz 1985 yılında kapanan Danver Eyalet Hastanesi’nde geçmektedir. Kahramanımız Gordon, orta yaşlı bir asbest temizlikçisidir. Yeni baba olmuş ve ciddi ekonomik sarsıntılar geçirmekte olan Gordon için hastanenin temizlik işini almak hayati önem taşımaktadır. Yalvar yakar aldığı iş aslında üç haftadan fazla vakit alacak yoğunluktadır, ancak Gordon sıkı çalışıp işverene hastahaneyi bir haftada teslim etmeye söz verir. Yapılacak çok şey vardır, Gordon’un dört kişilik ekibi ise aslında bu iş için mükemmel seçim değildir. Takımın ikinci lideri Phil uyuşturucu bağımlısıdır ve sevgilisini ekipteki bir diğer temizlikçi olan Hank’a kaptırmıştır. Gordon’un yeğeni Jeff ise hevesli bir gençtir ama hastalık düzeyinde bir karanlık korkusuna sahiptir. Yapılan işin yoğunluğu, ekip içi çatışmalar ve  hastane hakkındaki ürkütücü dedikodularla birleşince çalışma koşulları iyice gerginlik verici bir hal almaya başlar. Gordon’un ailevi ilişkilerinin de kötüye gitmesi her şeyin tuz biberi olmaktadır.

Ve tüm bunlar gelişirken ekibin dördüncü üyesi Mike, şans eseri yıllar önce hastanede yatmış olan 444 numaralı hasta ile ilgili bir kutu keşfeder. Kutuda dokuz adet ses kaydı bulunmaktadır…

Session 9001

Yönetmen Brad Anderson 2004 yapımı Machinist ile ilgileri üzerine toplamış, en son olarak da Halle Berry’nin başrolünü üstlendiği The Call (2013) filmini çekmiş bir yönetmen (Önümüzdeki aylarda da Eliza Graves ile yeniden adından söz ettirecek). Bunun dışında dizi sevdalıları kendisini Fringe için çektiği bölümlerden hatırlıyor olabilirler. Şu aralar korku/gerilim sinemasında az çok bilinen Anderson için Session 9’ın bir kendini bulma filmi olduğunu da söyleyebiliriz. Zira bu filmden evvelki çalışmaları hep romantik komediler olmuş. Anderson’un gerilim yeteneğini seven biri olarak kendisinin çoğunlukla Machinist ile anılmasından rahatsızım. Session 9 üzerine çok daha fazla konuşulmayı hak eden bir yapım. Machinist kötü bir film miydi? Kesinlikle hayır, ancak filmin Fight Club’tan sonra pek popüler olmuş şizofreni temasına bir yenilik getirmediğini kabul etmek gerek. Session 9 da benzer sularda geziniyor ama Machinist’ten daha özgün bir akıntıya kapıldığını söyleyebiliriz.

Devasa bir hastahanedeki temizlik işçilerin arasında gelişen gerilimi tüm aşamalarıyla gözlemlemek ilk başta kulağa çok da özgün gelmeyebilir. Ancak işlenişteki kalite sanırım kimse tarafından gözardı edilmeyecektir. Filmin protagonisti Gordon’un ailesi ile yaşadığı sorunlardan sıyrılmak için kendini “her şeyi daha güzel kılacak olan” temizlik işine adaması ve bu sırada ekip arkadaşları (özellikle Phil) ile girdiği otorite savaşı filmi oldukça gerçekçi bir noktaya taşıyor. Bu çatışmanın üzerine eklenen hayalet hikayesindeki muğlaklık bu sebeple çok da sorun oluşturmuyor. Ben filmi farklı zayıflıklara sahip dört erkeğin kendilerini paranoyaya teslim etmeleri fikri üzerinden okumayı seçtim ve böyle bir okumayla Session 9 beklentilerimi karşılamayı başardı.

Session 9003

Buna rağmen Session 9’ın türünün en iyi örneklerinden olduğunu iddia etmek ne yazık ki mümkün değil. Hikayede bir kısım mantık hatası mevcut ve Mike karakterinin bulduğu teypleri inceleme motivasyonu çok da net bir şekilde sunulmuyor. Bu sebeple filmi seyreden pek çok hevesli seyircinin aradığını bulamaması çok doğal.

Gene de Session 9 tür sineması için önemli bir film. Anderson’ın bu ilk korku çalışması 2000’lerin başında varolmaya çabalayan (ancak çok genişleyemeyen) psikolojik korku janrının eli yüzü düzgün örneklerinden (İyi bir arkaplana ve karakter seçkisine sahip benzer bir diğer film olan Below’un da 2003’te vizyon yüzü görmesi şaşırtıcı değil, bu tarihlerde korku sineması gerçekten bu yola sapma çabası gösteriyormuş). 2000’lerde anaakım korku sineması, Testere ve türevi filmlerin önünü açtığı “gore” akıma ya da Japon sineması uyarlamalarına teslim olmasa bu tarz filmlere daha sık rastgelebilirdik. Session 9, paranormalin mevcut olduğu ancak ikinci planda kaldığı Shining ve benzeri gerilimlerden zevk alan seyircilerin hoşuna gidecek bir çalışma. Filmin sonlara doğru kendini “gore”laştırma çabası ise aslında gereksiz bir hareket, gene de affedilmeyecek bir şey değil.

Özetle iyi bir gerilim seyretmek isteyen ve “korku sineması takipçisiyim” diyen herkesin seyretmesi gereken bir film Session 9. Sınırlı bütçe ve küçük bir ekip ile korku filmi çekme hayaline sahip amatör yönetmenler bu filmden mühim dersler çıkarabilirler. Seyrini bu kadar sene geciktirdiğim için pişmanım. Siz hemen seyredin, aynı pişmanlığı yaşamayın.

Fragman – tıkla izle 

Session 9005

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir