Seven Psychopaths (2012)

Seven Psychopats posterHollywood klişeleri özellikle aksiyon türünün olmazsa olmazlarından ve bu sebeple Hollywood’un kendini aşma çabaları son zamanlarda daha sık görülüyor, her ne kadar çoğunlukla başarı sağlanamasa da. No Country for Old Men’i (2007) bu konuda geleneği bozan yakın zaman örneklerinden biri olarak belirtebiliriz.

Öteki Sinema için yazan: Mustafa Yahşi

Gerilim yaratmak için müzik dayatmalarına karşı çıkan başarılı bir film olarak ve çoğu noktada alışılagelmişin dışına çıkarak kendi hikayesini anlatmayı başarıyordu. Seven Psychopats (2012) filmi ise klişeleri kendine konu edinip bunlardan sıyrılma ve yolunu çizme gayesi peşinde.

Martin McDonagh Six Shooter (2004) kısasıyla dikkatleri üzerine çekip, In Bruges (2008) ile ilk uzun metraj filmini yazıp, yönettikten sonra Seven Psychopats ile Hollywood’a adımını atmış bulunuyor. Filmin protagonisti (ana karakteri) Marty’nin yazar tıkanması sorununa yakalanması ve sonrasında gelişen ilginç süreci anlatan bir yapısı var. Marty’nin (Colin Farrell) bu problemine yardım için Billy’nin devreye girmesiyle bizlerde hikayenin gelişme kısmına girmiş bulunuyoruz.

McDonagh’ın adını da verdiği ilk filmde Bruges kent olarak filmin önemli parçalarından biri olarak aktarılmıştı ve bu formül gayet de işe yaramıştı. Tabi, akla kenti arka plan olarak kullanmayı çok seven Woody Allen geliyor ancak McDonagh’ın asıl derdi bu değil. Aynı zamanda senaryo yazarlığı görevini de üstlenen yönetmen, daha ziyade diyaloglarla ve farklı yazılmış metinlerle bir yere varma çabası içerisinde. In Bruges ile Seven Pyschopats’in bana kalırsa en büyük ortak yanları da bu.

*** Yazının ilerleyen kısımlarında filmin hikaye örgüsünü deşifre eden bilgiler bulunabilir. ***

Marty’nin yönetmenin kendinin bir nevi yansıması olduğunu referans alırsak filme dair daha temiz bir bakış açımız olacağı kanaatindeyim ki Marty dışında inanılırlığı olan bir karakter görmemiz zor yapımda. Sanki Marty kafasında hikayeyi yazıp şekillendiriyor ve sonradan hikayenin içerisinde de eklemeler ve kesmeler yapıyor. (rüya olarak aktarılan sahneler gibi) Film içerisindeki katillerin ve görünürdeki hikayenin aksine bir anlatış biçimine girme ve dolayısıyla klasik olana mesafeli bir tutumu var yönetmenin. (Bunu Marty üzerinden aktarıyor.) Tabi bir noktadan sonra klişe hikaye örgüsünden de sıyrılma yolunu tutuyor ve tamamıyla farklılaşma çabasına giriyor.

Seven Psychopats 1

Çöl sahnesi ya da yönetmenin hikaye içerisinde çaresizleştiği ana geldiğimizde yönetmenin filme dair anlatmaya çalıştığı birçok şey de net olarak beliriyor. Beklenen, olacağı düşünülenden farklı, eleştirel bir bakış. Bu sebeple bir yükseliş sekansı, sonrasında çözümlenme ve makul bir kapanış beklemek gibi bir yanılgıya düşmeyelim.

Doğal olarak bir soru beliriyor aklımızda, sıfırdan bir hikaye yaratmak mı yoksa diğer hikayeler üzerinden serpilme, ayrışma mı daha önemli? Çünkü burada önceki dönem filmlerine yapılan eleştiri o türe yatkınlığı olmayan biri için anlam ifade etmeyebilir, hatta absürt bile kaçabilir. Bu sebeple filme ısınmak ne denli kolay ise filme karşı sert bir tutum takınmak da o denli kolay. Farklı olmayı başarıyor film bu noktada hakkını yemeyelim ancak farklı olması kıvamı tutturduğu anlamına gelmiyor.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir yorum var

  1. in brugges kadar iyi olmasa da kendince iyi bir filmdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: