Shotgun Stories (2007)

DİŞE DİŞ, KANA KAN!!!

Karşılık verme dürtüsü… Öyle sanıyorum ki, okul hayatımızda, hemcinslerimiz ile tutuştuğumuz kavgalardan başlayıp, atılan dost kazığına yapılacak misillemeye kadar uzayan geniş bir yelpazede kendine yer bulan bir dürtü bu! O kadar farklı kollardan hayatımıza sinmiş ki! İş hayatımızda, aşk hayatımızda, sosyal hayatımızdaki her beşeri çarpıklığın dirsek teması vardır bu dürtü ile!

Zor olan ise, yediğimiz tokada karşılık olarak diğer yanağımızı uzatma “azizliğinin” pratikte pek de işler bir tarafı olmamasıdır. Hepimiz didişmenin ne kadar kötü olduğunu bir masal gibi dinler, aynı şekilde başkalarına taşırız. Peki iş bu masalın kıssadan hisse tarafını uygulamaya geldiğinde neden aynı öz veriyi gösteremeyiz?

Bağımsız arenanın en dişli isimlerinden biri olan Jeff Nichols, ilk filmi Shotgun Stories’de, işte bu kabız sorunsalın temeline, çok da girdisi çıktısı olmayan bir yoldan ilerliyor. Üvey kardeşler arasındaki çocuksu sayılabilecek “hoşlaşmama” hissiyatının, nasıl katıksız bir nefrete dönüşebileceğinin de yol haritasını çiziyor. Hesapsız bir hareketin, önüne geleni kapıp götürdüğü, kontrolsüz bir nefret bu! Yıllarca annelerinin kışkırtması sayesinde babalarına tavır alan çocuklar ve parçalanmış ailenin bu ikiye bölünmüş fertleri arasındaki “garip” hesaplaşma. Kısaca nefretin, daha fazla nefreti; şiddetin daha fazla şiddeti beslediği bir mücadele. Kazanmanın ya da kaybetmenin hiçbir anlamının olmadığı…

Shotgun Stories, adından yola çıkılarak, kafamızda oluşturduğumuz ön görülerin tamamen dışında bir film. Elbette geçtiğimiz aylarda Take Shelter ile, durulmayan bir sinemasal canavar yaratmış olan Jeff Nichols’ın tarzına aşina olanlar için, ortada pek de şaşıracak bir durum yok ki, Take Shelter’ın başarısı; Shotgun Stories’in de yeniden dirilmesini sağlayacaktır kuşkusuz. Filmin adına gelecek olursak. Öyle birilerinin eline pompalı tüfek alıp damı bacayı dağıttığı bir film yok karşımızda. Bir tarafın temkinli hoş görüsünün diğer tarafça görmezden gelindiği. Bu etki tepki durumunun da çatışmaların eksik olmadığı bir kısır döngü yarattığı, bitmek bilmez bir kavga var ortada. Grubun içerisinde, kendi rolünü oynamaktan vaz geçmeyenin de, ara bulucu gibi görünmek isteyenin de, ardına bakmadan kaçanın da sağlam yumruklara maruz kaldığı bir kavga. Nefretle yoğrulanların, karar verme mekanizmalarını darmaduman eden bir kavga…

Son, Kid ve Boy ise, sanki bu çatışmanın marka değerlerini , isimlerinde bile taşıyor gibiler. Üç oğul, bütün hovardalıklarına rağmen, bir arada kalmayı ve hayatın çürük dallarına tutunmayı, zaman zaman düşmeyi, zaman zaman da kalkmayı öğrenmişler. Ne ailelerinden kopmak ne de Son’un sorunlu ilişkisi, onları tam anlamıyla dağıtmayı başarabilmiş.

Hayes kolonisinin bu kapışması , filmin dingin müzikal tercihleri, ya da zaman zaman pastele yaklaşan tonları ile, sanki her an barış çubuğu tüttüreceklerine inandırmayı bile başarıyor bizleri. Fakat atılan olumlu ya da olumsuz her adım, bir başka tehdite kapı açıyor ve her hamlede iki grup içerisinde birileri ciddi zararlar görmeye başlıyor. Önce bir hakaret, sonra keskin bir çakı… Daha ileride ise, patlayacağına inanarak kulakları tıkadığımız pompalı tüfek. Neyse ki, Shotgun Stories, karakterlerin nevrotikliğine ya da afişindeki kızıla bulanmış grafik tercihlere rağmen, meseleyi kurşunların havaya saçıldığı bir çete çatışmasından çok daha derin yerlere çekiyor ele aldığı meseleyi.

Nichols’ın ilk filmi, onun bir hikaye anlatıcısı olarak, dingin olduğu kadar seyircinin yumuşak karnına sağlam aparkatlar bindireceğini, buna da pek şaşırmamamız gerektiğini söylüyor biz izleyicilere. Michael Shannon, zaten pek de yabancı olmadığı bir tonda hayat vermiş Son Hayes’a… Sıkı bir yönetmen-oyuncu iş birliğinin temelleri de atılmış aynı zamanda. Take Shelter’dan sonra, gelecek Nichols projesi olan Mud’da da bu birliktelik devam edecek… Bağımsız sinema arenası, uzun soluklu sağlam bir paslaşmaya hazır olsun demek düşüyor bizlere…

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir