The Shrine (2010)
Yazan: Murat Kızılca 06 Temmuz 2011
Kategori: Canavar-Yaratık filmleri, Doğaüstü Fenomen, Fantastik, Film İncelemeleri, Korku Filmleri
The Shrine 2010 yılı mahsulü Jon Knautz tarafından yönetilmiş olan Kanada yapımı bir film.
Film ile tanışmam kardeş site Korku Sitesi’nden Yasin Karakaya’nın internete yüklediği filmin afişi sayesinde gerçekleşti. Bazı afişler vardır, adama filmi izlettirir. Evet, benim The Shrine’ı izleme sebebim işte bu kadar sığ, ama açıkcası bu tercihimden dolayı hiç pişman değilim.
Film genç bir çocuğun ortaçağ rahiplerini andıran kıyafetler giyen bir grup tarafından kurban edildiği görüntüler ile açılır. Akabinde filmin kahramanları Carmen (Cindy Sampson) ve sevgilisi Marcus (Aaron Ashmore) ile tanışırız. Carmen işini herşeyin önünde tutmayı ilke edinmiş hırslı bir gazetecidir. Fotoğrafçılık yapan sevgilisi Marcus ise daha sakin, ilişki adamı diyebileceğim, uzlaşmacı kişiliği ile öne çıkan biridir. Carmen kafayı Polonya’da kaybolan turistlere takmıştır. Son 50 yılda Polonya’nın Kozki bölgesinde 5 turist kaybolmuştur. Müdürü bu haberle ilgilenmez ve kendisini Omaha’da ortadan kaybolan arılar ile ilgili haber yapması için görevlendirir. Carmen, yanına gazetede staj yapan asistanı Sara ve haberi fotoğraflaması için sevgilisi Marcus’u alarak gazeteden habersiz Polonya’ya gider.
Turistlerin kaybolmadan önce en son görüldükleri kasaba olan Alvania‘ya gelirler. Alvania, kasabaya gelen yabancılara karşı soğuk ve mesafeli davranan sakinleri ile pek misafirperver bir yer gibi gözükmemektedir. Kasabanın arka tarafındaki ormanlık alanda sadece belli bir bölgeyi etkisi altına alan sisle kaplı bir bölge dikkatlerini çeker. Sis hareketsiz bir şekilde hep aynı bölgede sabit durmaktadır. O tarafa gitmek istediklerinde kasabadan bir grup Carmen ve ekibine engel olmakla kalmaz, onları kasabadan kovar. Carmen’in olayın peşini bırakmaya niyeti yoktur. Arabayla kasabanın dışına çıkarlar ve yürüyerek ormanlık alana geri dönerler. Sara ve Carmen sırayla sislerle kaplı alana girer. Geri döndüklerinde her ikisi de pek normal görünmemektedir. Kasabalılar ekibi teker teker yakalar ve filmin başında gördüğümüz ayinin yapıldığı yere kapatır. Sara, Carmen ve Marcus için yolun sonu gelmiş gibi durmaktadır.
The Shrine, Kanadalı yönetmen Knautz’un Jack Brooks: Monster Slayer’dan (2007) sonra çektiği ikinci uzun metraj film. Knautz, ilk filminde sırtını komedi unsuruna biraz fazla dayayarak çektiği (ve benim bir türlü ısınamadığım) korku/komedi ismi verilen melez türdeki filminin ardından The Shrine’da sanki inadına komedi unsuruna hiç yüz vermemiş. İyi de yapmış.
Filmin bence en büyük eksisi dijital olarak çekilmesi. Birçok sahnede verilmek istenen etkinin yanına bile yaklaşılamasının başlıca sebebi olarak gün gibi ortada duruyor. Tabii bu teknik bir tercih ve eleştirmek ne kadar doğru olur bilemiyorum ama eminim ki benim gibi ‘eski kafalılar’ hala olabildiğince dijitalden uzak duran filmleri tercih ediyordur. Bunun yanında bazı sahnelerdeki filme yakışmayan, amatörce CGI kullanımı filme faydadan çok zarar veriyor. Misal ormanın içindeki sisli bölgeye biraz daha abansalar, filmin etkileyiciliği en az birkaç gömlek daha artacak.
Gelelim filmin artılarına. Filmin en çok takdir ettiğim yönü temposu. İlk bir saat boyunca oldukça ağır ilerleyen temposu, son yirmi dakikaya girildiğinde sabreden izleyiciyi ödüllendirmeyi biliyor. Bu yönüyle bana teknik açıdan olmasa bile Ti West şahikası The House of the Devil’i (2009) anımsattı. (Sabırlı izleyici her zaman kazanır.) Ayrıca cinayet sahnelerindeki efektlerden fazlasıyla memnun kaldım.
Senaryosuna bakıldığında aslında filmin ‘yeni’ olarak sunduğu hiçbir şey yok. İlk bakışta akla gelmesi çok zor olmayan bilindik birkaç filmden esinlenmelerle yazılmış bir senaryosu var gibi duruyor. Ancak finaline sakladığı başarılı sürpriz (twist) ile en azından adından bahsedilmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.
Sonsöz: The Shrine’ı sadece bir cümleyle tanımlayacak olsam, sanırım seçeceğim en uygun cümle “azı karar, çoğu zarar” olurdu. The Shrine, haddini bilen bir film. Yakın tarihli korku filmleri arasından tercih yapmakta zorlananlara gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
Öteki Sinema için yazan Murat Kızılca
























Ezgi Aksoy tarafından 06 Temmuz 2011 14:11 tarihinde
ben sevdim bu filmi. özellikle finali ben de başarılı buldum. son dönem korku sinemasında özellikle yaklaşmakta olan twist daha filmin ortalarında kendini belli etmeye başlıyor. ama shrine’nin süprizi kendini saklamayı iyi beceriyor bence.
m.volkangenc tarafından 11 Temmuz 2011 00:34 tarihinde
filmi az once bitirdim,kizlar sisin icindeyken fazlaca gerdim kendimi ,muratin belittigi gibi sisi biraz daha farkli sekilde kullansalardi daha iyi olurdu,