Sidney Fantastic Planet Bilim Kurgu ve Fantezi Film Festivali Günlüğü – 3
Yazan: Can Yalçınkaya 10 Aralık 2009
Kategori: Haber - Etkinlik
5 Kasım Perşembe günü, Fantastic Planet film festivalinde iki seansa gittim. Bunlardan ilki yedi kısa filmden mürekkep Shorts Program #4: Future Attacks, diğeri Kurando Mitsutake imzalı “sushi western” Samurai Avenger: The Blind Wolf idi.
Gösterimdeki ilk kısa film, festivaldeki görsel anlamda en etkileyici filmlerden biri olan (keza, en iyi görsel efektler ödülünü kazandı festivalde), Michael David Lynch imzalı Burden’dı (2009). Film, Calik adlı süper güçlü bir ‘izleyicinin’ dünyayı işgal eden dünya dışı varlıklara karşı savaşmaya başlamasını konu alıyor. Michael David Lynch – böyle ismi olanın film endüstrisinde sırtı yere gelmez! – filmini tanıtmak ve soruları cevaplamak için sahneye çıktı. Filmin bir ögrenci projesi olduğunu, 50.000 dolara patladığını ve uzun metrajlı bir film için sponsor bulmak amacıyla çekildiğini öğrendik. Film hakkındaki bilgilere http://www.burdenthemovie.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Burden’ın arkasından, yarı animasyon, yarı gerçek oyunculardan ve kuklalardan oluşan ve 1950’lerin Amerikan bilim kurgu filmlerinin parodisini yapan Spaceman on Earth’ü izledik (Shant Hamassian, 2009). Arkasından Ryan Nagata’nın yönettiği ve 1950’ler bilim kurgusuna benzer bir yaklaşımı olan Marooned? (2009) geldi. Siyah beyaz çekilen bu filmde, yabancı bir gezegende mahsur kalan iki uzay seyyahının başına gelenlere şahit oluyoruz, ve beklenmedik bir senaryo hamlesiyle, film dehşet dolu bir amnezi, cinayet ve ‘geek’lik öyküsüne dönüyor.
Amerikan yapımı ilk üç filmden sonra, doğuya doğru gidip, 26 dakikalık Tayvan yapımı Intoxicant’ı (John Hsu, 2008) seyrettik. Film bir internet forum ortamını, içinde gerçek insanların olduğu gerçek bir oda olarak tasarlamış. İnsanlar odanın içindeki ilan tahtalarına notlar asıyorlar ve etraftaki moderatörler onların hareketlerini ve notlarını kontrol ediyor. Bu mekan, bir hacker tarafından tehdit edilince, moderatörler forumu korumak için harekete geçiyor. Film, hakkıyla, en iyi kısa film ödülünü kazandı.
Simon Bovey imzalı, ve İngiliz yapımı The Un-Gone, ‘ışınlanma’ teknolojisinin geliştirildiği bir gelecekte geçiyordu. Fakat filmin kahramanı Julian Salinger’ın acı bir şekilde öğreneceği gibi, bu seyahat biçiminin arkasında karanlık bir sır yatıyordu. Akabinde, Avustralya yapımı, Oxygen’ı (David Norris, 2008) izledik. Dünyanın oksijen stoklarının kısıtlı olduğu ve insanların dışarıdaki zehirli havadan korunmak için sızıntı yapmayan evlerde yaşadığı distopik bir gelecekte geçen filmde, Xavier adlı bir işçinin hükümetin bir komplosunu keşfetmesi anlatılıyor. Başarılı bir set dizaynı ve kostüm çalışması olan film benim favorilerim arasındaydı. IMDB’de filmin tamamını izleyebilirsiniz.
Seansın son filmi Ispanya yapımı, The Attack of the Robots from Nebula-5’dı (Chema García Ibarra, 2008). Film özürlü bir gencin dirayetle ailesini Nebula-5’ten gelecek robotların saldırısına karşı uyarmaya çalışması hakkındaydı.
Kısa filmlerden sonra sıra Samurai Avenger: The Blind Wolf’a (2009) gelmişti. Festival programında filmin “steroid almış Kill Bill” olarak tanımlandığını gördükten ve fragmanı izledikten sonra filmi dört gözle bekliyordum. Son derece temel bir hikayesi olan bu intikam filminde, isimsiz bir Amerikalı Japon karakter, karısını (tecavüz ettikten sonra) ve kızını öldüren, kendisini de kör ettiren Nathan Flesher adlı bir adamı öldürmek üzere yola çıkıyor. Nathan Flesher hapisteyken, adsız adam (Kurando Mitsutake) samuraylığın inceliklerini hatmediyor ve körlüğüne rağmen bir kılıç ustası oluyor. Flesher’ın hapisten salınacağı gün onu karşılamak için harekete geçiyor, fakat yolda onu bekleyen yedi ölümcül fedai olduğunu öğreniyor. Yolda, kendisine “Drifter” diyen Amerikalı bir kılıç erbabıyla karşılaşıyor ve kendisini ona “Blind Wolf” olarak tanıtıyor. Böylece ikisi birlikte fedailere karşı savaşıp Nathan Flesher’a doğru ilerlemeye başlıyorlar.
Yazar/yönetmen/başrol oyuncusu Kurando Mitsutake filmi, ilhamını uzak doğu dövüş sanatlarından, spagetti western’lerden ve 70’lerin istismar filmlerinden alan bir sushi western olarak tanımlıyor. Filmin sonundaki soru-cevap bölümünde etkilendiği filmler arasından Lone Wolf and Cub ve Djanfo gibi filmeri saydı. Uzak Doğu filmi/Western karışımı olan, ve ‘restore edilmiş grindhouse filmi’ estetiğini benimseyen Samurai Avenger’ı rahatlıkla Quentin Tarantino’nun Kill Bill ve Death Proof gibi “saygı duruşu” filmleriyle kıyaslamak mümkün. Fakat, Mitsutake 2004’te, Samurai Avenger filmine kaynak teşkil eden Samurai Avenger Lone Wolf Blood – Episode 24 adlı bir film yaptığıni ve ‘restore edilmiş film’ görünümünü ve kurgusunu Death Proof’tan önce düşündüğünü söyledi. Orijinallik meselesi bir yana, Samurai Avenger, istismar filmi sevenlere 90 dakikalık bir aksiyon, komedi, gore fırtınası vaat eden bir yapım. Gerçeküstü şiddet sahneleri (samurai kılıcıyla sezaryen doğum!), litrelerce fışkıran/püsküren kan, zombiler, cadılar ve envayi çeşit samuray kılıç tekniğinin, sahneler arasında uzun uzun anlatıldığı, flashback’ler, bilerek yapılan kötü oyunculuk – ki çok iyi – ve klişe replikler filmi izlemeye değer kılıyor. Mitsutake ilham kaynakları arasında saymasa da, Blind Wolf’ün kostümü, çöl atmosferi ve geneline sinen sürreal hava filme bir El Topo tadı vermiş…
Bütçenin “yarım milyon doların bayağı bayağı bayağı altında” olduğunu öğrenmek şaşırtıcı oldu (Mitsutake, kontrat icabı bütçenin aslını açıklamaya yetkili değilmiş). Zira özel efektler bir hayli etkileyiciydi. Fakat öğrendik ki filmde çok sayıda gönüllü ve stajyer çalışmış; bu da durumu açıklıyor, sanırım. Film, festivalde en iyi film ve en iyi özel efektler ödüllerini kazandı. Ben de gösterim sonrası Kurando Mitsutake’yle ayaküstü sohbet edip resim çektirme fırsatı buldum. Ama fotoğrafı çeken arkadaş pek başarılı olamamış maalesef.
Günlük, kapanış gecesiyle sonlanacak… Çok yakında!



























Deniz akhan tarafından 10 Aralık 2009 17:30 tarihinde
“Simon Bovey imzalı, ve İngiliz yapımı The Un-Gone, ‘ışınlanma’ teknolojisinin geliştirildiği bir gelecekte geçiyordu. Fakat filmin kahramanı Julian Salinger’ın acı bir şekilde öğreneceği gibi, bu seyahat biçiminin arkasında karanlık bir sır yatıyordu.”
Masis, hatırladın mı bu hikâyeyi?
Masis Üşenmez tarafından 10 Aralık 2009 18:50 tarihinde
Beğenmediğin senaryom çalındı işte Deniz görüyor musun:)
Deniz akhan tarafından 12 Aralık 2009 18:38 tarihinde
öyle deme masis’im ya, kendimi kötü hissediyorum
hem belki öykü olarak değil, senaryo olarak yazman gerekiyordu, ne dersin?
Masis Üşenmez tarafından 14 Aralık 2009 13:42 tarihinde
“Ne diyem Mahmut mu diyem?” : )