Hikayenin Sonu: Sinema Kulüpleri Sektörün Neresinde?

Nisan ayında başlangıcını yaptığımız ve sinema kulüpleri vesilesiyle öğrencilerin nabzını yokladığımız “Sinema Kulüpleri Sektörün Neresinde” isimli yazı dizisinin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bu süre zarfı içerisinde; Muğla, Akdeniz, Yıldız Teknik, Gaziantep, Ege, Okan ve Trakya Üniversitelerinin sinema toplulukları ile söyleşerek hem onların dertlerine kulak verdik; hem de kulüplerin sektörün neresinde konumlandığı sorusuna cevap bulmaya çalıştık. Dilerseniz, yaklaşık üç aya yayılan bu yazı dizisinden ne gibi çıkarımlar yaptık, hep birlikte göz atalım.

Öncelikle bu işe kalkışırken ki temennim, öğrencilik yıllarında kurulan hayalleri gün yüzüne çıkarmak ve onların gelecek planlarına nerede ket vurulduğunu irdelemekti. Çünkü sinema kulüpleri, sanılanın aksine çapı pek de dar olan oluşumlar değil. Gerek sektöre katkısı, gerekse üniversite öğrencilerine aşıladığı bilinçle, hakkında konuşulması elzem olan bir yapı. Gelgelelim ki bu yazı dizisiyle bir kez daha anlaşılıyor ki, tüm öğrenci kulüpleri gibi sinema kulüpleri de, üniversite gençlerini eğiten, entelektüel bilgi düzeyine katkıda bulunan ve daha da önemlisi sektöre kalifiye eleman yetiştiren yegâne oluşumlardan.

Tüm yazı dizisi boyunca, birtakım ortak soruları farklı kulüplere yönelttik. Bunlardan ilki, “Sinema Kulübü, üyelerine ne gibi artılar katmaktadır?” sorusuydu. Buradaki amaç, toplulukların hangi ortak noktada buluştuğunu bulabilmekti. Yazı dizisi sonrası çıkan sonuç ise, sinema kulüplerinin komplike bir oluşum olduğudur. Nasıl mı? En başta bu kulüpler, öğrencilerin sosyal hayatına pozitif etki etmektedir. Bir başka değişle, öğrenciliğin şanı olan eğlenceyi odak noktasına almaktadır. Malum, “Arkadaşlık başarıyı, başarı arkadaşlığı getirir” gibi bilinen bir söz vardır. Esasen bu söz, kulüplerin de can damarını oluşturmakta. Onlar birlikte eğlenirken, farkında olmadan da sinemaya daha sıkı sıkıya bağlanmaktadır. Çünkü onlar, aynı amaç uğruna bir araya gelmiş ve ortak bir noktada buluşan genç beyinlerdir. Bu da üniversite yıllarında doruk noktasına ulaşan sinema sevgisini ölümsüz hale getiren yegâne husus olarak öne çıkmaktadır.

Gelgelim toplulukların ikinci ortak noktasına. Sinema Toplulukları, diğer öğrenci kulüplerinin aksine kapalı bir kutu görüntüsü çizmez. Malum, bir sinema kulübünün yapabileceği en basit etkinlik herkesin de bildiği üzere film gösterimleri düzenlemektedir. Ancak burada seçilen filmlerin niteliği, etkinliğin basit gözüken yapısını yerle yeksan eder. Çünkü burada gösterimi yapılan filmler, esasen yozlaşan gişe sinemasına da bir alternatif oluşturmaktadır. Tarkovski’den, Angelopoulos’a oradan tüm dünya yönetmenlerine yayılan geniş seçki, üniversite öğrencilerinin sinemaya farklı perspektiften bakmasına vesile olur. Amme hizmeti olarak görülen bu durum, bilinçli bir sinema seyircisini yetişmesine de olanak sağlar. Sinema kulüplerinin sektöre en büyük katkısının da bu olduğunu açık bir şekilde dile getirebiliriz.

Bu noktada öne çıkan husus ise, tüm üniversite kulüplerinin bağlı bulunduğu kontrol mekanizması. Birçok okulda SKS(Spor, Kültür, Sağlık) adlı verilen bu mekanizmayı bir sansür kuruluna da benzetebiliriz. Yapılması planlanan etkinlikler için bin dereden su getiren bu mekanizma, çoğu zaman işlerin yavaşlamasına hatta durmasına neden olmaktadır. Gösterilecek herhangi bir filmin, yetkinliği tartışılacak kişiler tarafından denetlenmesi ve neticesinde reddedilmesi, sinema topluluklarını zedeleyen en önemli konu olarak belirmektedir.

Bu durumu yalnızca film gösterimleri ile sınırlandıramayız. Malum, sinema kulüplerinin bir diğer önemli işlevi de, imkânlar el verdiğince yaptığı çekimlerdir. Sinema okusun olsun ya da okumasın, birçok öğrencinin ekipmanları test etme fırsatına eriştiği kulüpler, ne yazık ki maddi destek sağlanmadığı müddetçe bir hiçten ibaret. Onlara desteği sağlayacak kurumun da yukarı da bahsi geçen SKS olduğunu varsaydığımızda, durumlarının vahim olduğu gerçeği ile apaçık bir şekilde yüzleşiyoruz. Nitekim yazı dizisi boyunca da sıkça dile getirilen bu şikâyet, kulüplerin kurdukları hayallerinin de bir çırpıda yıkılmasına neden olmaktadır. Yalnızca sinema kulüpleri değil, üniversite içerisinde faaliyet gösteren tüm öğrenci toplulukları imkân dâhilinde desteklenmelidir. Nitekim onlara köstek olmak yerine rahat bir hareket alanı açmak; genç beyinlerin özgür bir ortamda neler yapabileceğini görmemiz açısından fazlasıyla değerli.

Gelgelim ki yazı dizisinin çıkış noktasına. “Sinema Kulüpleri Sektörün Neresinde?”. Öğrencilik yıllarını sinema topluluğuna adamış biri olarak şunu üzülerek söyleyebilirim ki, beklentim ve karşılaştığım fazlasıyla hayal kırıklığından ibaret. Keza üniversite yıllarında kurulan onca hayalin, git gide sektörün katı duvarları altında ezildiği gerçeği ile yüzleşiyoruz. Evet, 20’li yaşların başı, hayallerin de zirve yaptığı bir dönem. Ancak bu, hiçbir bireyin gözünü kör etmesi için de bir bahane değil. Sektörün maddi olarak beklentiyi karşılamaması, yaptığı emek sömürüsü, çoğu hayalin kapitalist düzen altında uçup gitmesine neden oluyor.

Söyleşi yaptığımız kulüplerin cevaplarından yola çıkacak olursak, üretmek adına kafa patlatan birçok insanın, sektör içerisinde kaybolduğunu üzülerek belirtmeliyiz. Bu durumu yalnızca sinema kulüpleri ile sınırlandırmak elbette büyük bir hata olacaktır. Nitekim sinema sektörü, dışarından oldukça gösterişli gözüken ancak yakınlaştıkça korku filmini andıran bir haleti ruhiyeden ibaret. Bu durumu en güzel özetleyen tanımlardan biri ise, Trakya Üniversitesi Sinema Topluluğu ile yapılan söyleşiden geldi: “Türkiye genelinde bırakın sinema kulübünü, sinema bölümünden mezun olanların çoğu bile düğün hikâyesi çekiyor.”

Sinema kulüpleri, sektörün çitle çevrilmiş sınırları içerisine girmeye çalışırken, bir yandan da kendi içerisinde muazzam organizasyonlar düzenlemekle meşgul. Kısa film festivallerinden, gece gösterimlerine; açık hava sinemasından, atölye çalışmalarına kadar ucu sinemaya dokunan birçok etkinliği üniversitelerde görmek mümkün. Nitekim sinema kulüplerinin göze en hoş gelen duruşunun da bu olduğunu söyleyebiliriz. Sahi, binlerce kişiyle film izleyerek okulda sabahlamak yahut açık havada dev ekrana bakmak, tarifi mümkün duygular mı? Esasen “Sinema Kulüpleri Sektörün Neresinde” sorusunu sorarken atlamamamız gereken noktalardan birisi de burası. Nitekim ülkemiz her daim gençliğini yaşayamayanlardan çok çekmiş ve onların nefret söylemlerine maruz kalmıştır. Sinema kulüpleri ise, öğrenciliğin birinci vazifesi olan eğlenceyi, nitelikli ve ulaşılabilir kılarak doğacak bir boşluğun önüne geçmektedir. Sadece bu yüzden bile topluluklara çelme takmak yerine, el uzatmayı vazife edinmemiz gerekir.

Burada parantez açmamız gereken noktalardan biri de şehirler. Yazı dizisini tasarlarken, farklı şehirlerden ve başka kültürlerden gelen okulları temel almaya özen gösterdik. Böylelikle hangi bölgede, topluluklara katılımın ne denli yoğun olduğu sonucuna da ulaşabilecektik. Nitekim öyle de oldu. İstanbul, İzmir gibi kültürel etkinliklerin daha fazla olduğu şehirler, maalesef ki toplulukların geri planda kaldığı yerler. Hele hele Okan Üniversitesi gibi okulunuz, şehrin ücra bir köşesinde konumlanmışsa, burada topluluk faaliyeti yürütmek epey meşakkatli yolları da beraberinde getirebilir. Ne var ki; Muğla, Gaziantep gibi nispeten daha küçük şehirlerde ise topluluğa karşı güdülen bir aidiyet duygusuna rastlamak mümkün. Bu da etkinliklerin daha dolu dolu geçmesine vesile oluyor. Burada önemli konulardan biri de devamlılık. Nitekim Yıldız Teknik Üniversitesi gibi, usta-çırak ilişkisini önem veren ve sirkülasyonu başarıyla sürdüren bir yapı kurmak, büyük şehrin dezavantajını avantaja çevirme konusunda fazlasıyla işlevsel. Bu da hangi şehirde olursa olsun, yapının uzun yıllar boyunca varlığını sürdürmesine ve yeni gelen her bir üyenin de kulübe sıkı sıkıya sarılmasına olanak sağlamaktadır.

Nedir sinema topluluğu? Okul öğrencilerine film gösteren, kendi arasında eğlenen, filmler hakkında konuşan ve ellerinden kamerayı eksik etmeyen bir grup gencin buluştuğu bir ortam mı? Eğer böyle düşünüyorsanız bir noktada haklısınız. Ancak bu yazı dizisinden sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, sinema kulüpleri sanılanın aksine daha büyük bir potansiyeli bünyesinde barındırıyor. Onlar, bir yandan nitelikli seyirci yetiştirirken, bir yandan da sektörün katı duvarlarına rağmen üretmek için çaba sarf ediyorlar. Hem de çoğu zaman karşılarına dikilen, Frankenstein hüviyetindeki denetleyici kurumlara rağmen!

İyisiyle kötüsüyle bir yazı dizisinin sonuna geldik. Bu süre zarfı içerisinde destek olan her kulübe, bu kulüplerin neferlerine teşekkürü bir borç biliriz. İyi ki katıldılar, iyi ki kendilerini bize açtılar. Evet, yazı dizisine burada noktayı koyuyoruz. Ancak bu demek değil ki, onların yaptıkları etkinliklere sırt çevireceğiz. Aksine, bu dakikadan itibaren tüm sinema kulüplerinin yaptığı etkinlikleri daha yakından takip edeceğiz. Elimizden geldiğince onların sesi olmaya, şikâyetlerini duyurmaya ve yaptıkları güzel işleri paylaşmaya özen göstereceğiz. Takipte kalın…

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir